Anasayfa / DAHA FAZLA / Güncel / İslam’ın yarını
imanilmihali.com
İslam’ın yarını

İslam’ın yarını

İslam’ın yarını

Akıl almaz haller içinde ahir zamanı yaşayan İslam coğrafyasının lokomotifi birkaç ülke var. Hepsi kardeş olabilmekten öte, Müslüman olmayan birilerinin himayesinde ve onlar olmadan masaya oturamaz halde. En derin Şia mezhepleri bile hala halife etkisi ve beklentisi altında ki tamamının arkasında makama ulaşmak ve makamı yani sistemi korumak endişesi hakim.

Yakın zamanlarda yaşanan Arap baharı ve Suriye harekatı bunun en güzel göstergesi ve olacaklar sadece bununla da sınırlı değil. Ama tüm İslam camiası bilerek veya bilmeyerek kurgusu Müslüman olmayanlarca yapılmakta olan oyuna taraf halde ve vazifesini aldığı havuçlar nispetinde gayet te güzel yapıyor.

Gerçek düşmanı, olup biteni anlamayacak kadar aptal değiller elbet. O halde yaşadıklarımız ve bizlere yaşatılanlar cehaletten öte gafleti de aşan bir ihanet değil de nedir?

Şeytan yere indiğinde kendisine uyanlarda vardı ve insanlar gibi bir ümmet oldular. Çoğaldılar, azdılar, peygamber katledip Hakk’a karşı isyan ettiler, helak edildiler, tepelerine dağlar kaldırılıp ölüm korkusuyla ahidler verdiler ama vazgeçmediler ve haddi aşmışlıkları ile hayatı bu dünyadan ibaret yaşamaya devam ettiler. Görünen veya görünmeyen alemde insan ve cinlerden ordular ile gece gündüz devam eden gayretler sonuç verdi ve kanmaya hazır, tembel, korkak ve Kur’an’dan habersiz insanlık şeytana çoğunlukla teslim oldu.

Paragrafın gelişinden de anlaşıldığı gibi bu şeytan, dağlarda yetişen nadide bir zehirli mantar filan değildir bilakis herkesin yanı başında, evinde, işinde, ekranında, kitabında, filminde, cep telefonunda sürekli insanlarla beraber olan bir varlıktır ve gayesi azdırmak, isyan ettirmek ve kandırmaktır.

Yine anlaşıldığı üzere bu müessesenin insanlık temsilcisi durumundaki veya bizatihi ta kendisi Yahudi zihniyeti ve daha doğrusu siyon mantığıdır ki zavallı toplumların pek çoğu hava ve akıl gibi bu mantığın var olduğunu bilir, reddedemez ve onunla yaşamaktan başka bir alternatif yok sanır. Garibanlar silsilesi, İslam Peygamberine yol ve bel evladı olamadığı için bu mezalimlere katlanır, yenilmez sanır ve dünyayı onların yönetmesine izin vererek bir yerde onlara tabi olur. O kadar ki onlardan konuşmaya bile korkar ve hatta onlardan beklenti içine girer ve hatta aksini söyleyen kamil insanların sözlerini komplo olarak değerlendirir.

Allah tüm insanlar, toplumlar ve dinler arası hükmünü ahiret yurdunda elbette tam bir adaletle verecektir. Ama son zaman gayretleri o kadar akıl almaz hale gelmiştir ki sanılır ki Yüce Allah 21 nci yüzyıl ve sonrası için üç din yarattı ve insanları da bunlardan birisini seçmekte özgür bıraktı. Sokaklar, kitap rafları hep bu tercihe uygun halde ve dahası diyanet bile diğer dinleri incitmemek adına onları semavi dinler olarak saymaya ve itibarlarını muhafazaya çalışırken Allah’ı gücendirdiğinin, Peygamberin kemiklerini sızlattığının farkında bile değil.

İslam kendisine gelip İslam’ı son değil “TEK” din olarak görmedikçe ayağa kalkamaz.

Mikrop yuvası, yaban otu, kandırılmış kalemler, manevi mikroplar, mankurtlar, dolma kalemler dediğimiz aydınların ve alimlerin şeytana şapka çıkartan gayretleriyle tüm insanlık yani Ademoğulları dini emir ve yasaklar bütününden bir sosyal hobiye çevirme çabasındalar.

Uzatmayalım bu yazdıklarımızın tam olarak anlaşılabilmesi için kalp ve akıllardaki mühürler öncelikle kalkmalıdır ki bunun da ilk adımı muhakkak Kur’an ile emredileni bilmektir. İnsanlık Kur’ansal hakikatler yerine ilahi mucizeler peşinde koşan zavallı bir cehaletle boğuştuğu içindir ki asla bu yazılanları layıkıyla anlayabilecek halde değildir.

Nasıl mı inceleyelim? Düşünün ki Ebu Sufyan ve ailesi, soyu akrabası olan Hz. Muhammed (sav)’e karşı geliyor ve hatta savaşıyor ve sonraki zamanlarda bile münafıklık ve hatta ihanet ediyor. Zamanın en değerli ve zenginleri iman etmekten kaçınıyor. O ana kadar civarlarda yaşayan Yahudi ve Hristiyanların sözde ehli kitap alimleri tarafından yuvarlana gelen hurafe ve tahrif edilmiş ayetlerle kendi müşrik putperestliklerini harmanlarken 23 senede ağır ağır indirilmekte olan ayetlere itibar etmiyor.

O zamanın korkusu, sistemin muhafazası, makamların bekası, düzenin zenginlerden yana olan ağırlığının değişmemesi üzerine kurulu. Öyle ya köle ile eşit olmak, zekat verip infak edip paylaşmak, namaz kılmak, doğru olmak, Allah uğruna savaşıp tatlı candan olmak işlerine gelmiyor. Bunun yerine kolaya kaçıp yalanlamayı ve diğer dinleri bu arada putları öne çıkarmaya çalışıyorlar. Bu arada cehaletleri artmakla devam ediyor ki Allah kelimesi ağızlarından düşmezken sayısız şefaatçi arayışı ile şirke boğazına kadar batıyorlar. Ama hakkını vermek lazım ki ve zamane Müslümanlarından bir gömlek üstün olduklarını da hatırlatarak ifade etmek gerekir ki o en koyu cehalet yıllarında bile tevhidden ayrılmayan, Hz. İbrahim (as) izinden gidenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar fazla. Dahası en müşrik Arap bile zamane kafirlerinden farklı olarak Allah’ı biliyor ve inkar etmiyor. Yaptığı o mukaddes Allah’ın yanına birilerini koymak ve ilahi kudret ve iradeyi paylaştırmak. Yani şirk.

Gelelim bu zamana insanlar Allah’ın yanına birilerini koymakta ısrar ederken öte yandan inkar ve isyan dalmış haldeler. Yani cahiliye Arabı müşrik iken bu zaman sahtekarları kafir ve müşrik karışımı lanetlenmiş halde. Bu bahsin sayısız örnekleri site yazılarımızda ziyadesiyle olduğu için burada uzatmıyor ve konuya dönüyoruz.

O zamanlar risâletin Mekke bölümünde münafıklıktan ziyade kafirlik ve inkar söz konusu ki Medine’ye hicretle birlikte hem para ve hem de Yahudilerle tanışan İslam aslen münafıklıkla da orada tanışıyor. Bu sorgulanması gereken çok önemli bir meseledir ve günümüzün sorunları da işte o zamanlardan kaynaklanmaktadır.

Para arttıkça, ganimetler büyüdükçe, savaşlardan elde edilen gelirler arttıkça iman etmeyenlerin kardan pay almak gayesiyle inanmadığı halde inanıyor gözükmesi, bu sayede savaşlara katılıp ganimetten hisse alması münafıklığın maddi ve parasal ayağını teşkil ediyor.

Öte yandan inanç boyutu var ki emniyetlerini garantilemek ihtiyacındaki Yahudiler ve kafirler öncelikli olmak üzere pek çokları namaz kılmaya, vergi vermemek için kelime-i şehadet getirmeye başlıyor ve has iman kardeşliği içine aslında bu kardeşliğe layık olmayan binlercesi dahil oluyor. İş o hale varıyor ki zamane tefsirlerini kaleme alan alimlerin bir kısmı bile yazdıklarını daha önceden dinlemiş oldukları Yahudi ve Hristiyan efsane, rivayet ve masallarına dayandırmaya kadar işi ileri götürüyor. Yine yazık ki özellikle üçüncü halife Osman (ra) zamanından itibaren Peygamber ehli beytine eziyet ve saldırılar, ensara ve kutsal şehir Medine’ye haksız ve adaletsiz tecavüzler yaşanıyor. Bu konuları merak edenler İslam tarihini çok iyi incelemelidir.

Şimdi başa dönüp şunu yeniden hatırlamakta fayda vardır; Yeryüzünde yaşam başladığında Hz. Adem (as) ve ümmeti ile İblis ve ümmeti vardır. Bir yanda tevhid ve takva uğruna cennetlere varis olma hakkıyla ödüllendirilmiş insanlık ve öte yandan cehennemle lanetlenmiş şeytanlar. Şeytanın Allah’tan niyaz ettiği süre, belirli süreye kadar yani kıyamete veya öncesine kadar uzun bir süre. İyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, Hak ve batıl savaşı işte cennette başlayıp yerde devam ediyor ve yaratılanlar için hep iki seçenek ortada duruyor.

Hakk’a inanmak ve selamet ama bu aslen ahiretteki müjdeleri kapsıyor ve Şeytana inanmak ve dünyada mevki ve makam sahip olup fütursuzca yaşamak ki ahiretten nasip yok.

Şeytan insanları kandırmaya, süslü göstermeye, Hak’tan saptırmaya ta o zamanlar başlıyor ve daha işin farkında olamayan insan kanıyor. Öyle kanıyor ki Nuh (as) zamanına gelindiğinde kâfirler güruhu ortalığı sarıyor ve sonrası malum tufan ve insanlığın ikinci dönemi başlıyor. Doğrusunu Allah bilir ama şeytana tabi ve kanmış haldeki insanlar o tufanda helak oluyor ve yeni dönem tıpkı Adem (as) ve eşinin cennetten yere ilk indikleri günkü haline dönüyor.

Şeytan kandırmaca ve aldatmacalarına devamla insanlığı yine karanlıklara sürüklerken silahları putlar, nimetler, paralar, kadınlar, makamlar, hırs ve kibirler oluyor. İnsan ise kanıyor. Hz. İbrahim (as)’ın babası bile puta tapmasa da aya yıldıza tapanlardan. Nuh (as) ve Lut (as)’ın eşleri bile kafirler zümresinde.

Musa (as)’ın Allah’ın verdiği mucizelerine rağmen yaşadıkları malum. İsa (as) ise kısacık hayatı mucizelerle dolu olduğu halde en yakınlarındaki havarilerin ispiyonu ile nihayete eriyor ve Hristiyanlık gelişemeden veya olması gerektiği gibi tamamlanamadan son buluyor.

Sonra insanlık İslam ile tanışıyor ve Peygamberimizin bildirdiği gibi zaman insanın yaratıldığı ilk günkü gibi olmaya başlıyor yani insanlık yeni bir döneme giriyor ve eski günahlar İslam’a girenler için affolunup insanlık için belki de son umut sahneye konuyor.

Uzatmamak adına şeytanın bu esnada neler yaptığına bakalım. Önce Adem (as) ve eşini kandırıp cennetten çıkarmakla, sonraları Peygamber evlatlarını (Habil ve Kabil) birbirine düşürüp katil etmekle, insanları cinlere-putlara-yıldızlara tapar hale getirmekle, savaşlar çıkartıp, para ile insanları esir almakla, devletleri çok uluslu anlaşmalarla boğmakla, semayı ve atomu inceleyip ilahi sırlara ulaşmak arzusuyla, sihir ve büyü ile hayaller peşinde koşmakla, iman edenleri kandırmak ve Allah yolundan çevirmeye çalışmakla meşgul.

Başarılı mı? Günümüz dünyasına bakılırsa bir hayli başarılı olduğunu söylemek mümkün. Kananlar, kendisine cennet vaadedilen insanlar, kullanılan şeytana uyan zavallı cahiller ve kazanan şeytan. Şeytan’ın dünyada kazanıyor ve pekçok insanı kandırıyor olması tabiki onun zaferi değildir ve mükafatı da yoktur aslen.

Tam tersine azdırdığı her kul cehennemdeki azabını artıracaktır ama insan hiç düşünmez ki İlahi mecliste, Yüce Allah’ı bizzat görüp konuştuğu halde kötülüğü seçen ve ahireti yakınen bildiği halde azaptan korkmayan bu şeytan nasıl olur da tevbe etmek yerine hala günahlara koşar durur?

Cevabı işte iblisin ahdinde gizlidir ve Kur’an’dan habersiz Müslüman güruhu bu ahdi bilmediğinden ve iblis kıssasını belki hiç okumadığından tarihin her devresinde tuzaklara düşmüş ve düşmektedir.

Hatırlayacak olursak İblis makamdan ve cennetten kovulduğunda Yüce Allah’tan süre istemiş ve almıştır. Lanetlenmesine sebepinsana olan nefreti, kibri ve hırsı ile de ahdetmiş ve insanlığı Allah yolundan çevirmeye yemin etmiştir.

Lanetlenerek ebedi cehennem azabına mahkum edilen şeytanın bu düşünceden maksadı topraktan yaratılan insandan kendisi ateşten yaratıldığı için üstün olduğunu düşündüğünden cennet ve yere kendisi ve soyu değil de insanın varis olmasını çekememesidir ki onu kibir ve yanılgıya düşüren de bu cehaletidir. Çünkü iblis insana bahşedilen akıl, ruh ve şuuru anlayamamış, madde olmaktan öte gidememiş ve meseleye sadece ateş ve toprak olarak yanaşmıştır. İnsandan çok önce yaratıldığı ve belki faydalı hizmetler yapageldiği için de hep bir beklenti içinde olmuş ama Allah’ın dilediğini yapar olduğunu unutarak isyan etmiştir. Nihayetinde gayesi ve maksadı;

“İnsanların has imanlı Allah kulları hariç olmak üzere tamamına yakınını Allah yolundan çevirmek, insanın Allah’ın sevgi ve güvenine layık olmadığını ispatlamak, mümkünse tüm insanlığı kendisine köle etmek, daha daha mümkünse tümünü katlederek öldürmek ve böylece hem Allah’a insana duyduğu güvenin boş olduğunu ispatlamak hem de aslen cennetlere layık insan kalmadığından kendisinin ve soyunun afla cehennemden kurtarılması ve cennetlere varis kılınması temennisi içinde olmasıdır.”

Kısaca iblisin gayesi insanı saptırmak, kandırmak ve lanetlenmesine sebep olmak ve mümkünse tümünü helak etmektir.

Yüce Allah ise yeryüzüne iyilik ve sevgi egemen olsun, kulları kendisine ibadet etsin, iman etsin, kardeşçe ve eşit ve özgür olarak yaşasın ve kendi hür iradeleri ile aklın ve kalbin hakkını vererek kendisinden başkasına secde ve niyaz etmesinler dileğindedir. Çünkü O, rahmet ve merhameti bol ama öte yandan azabı ve celali yüksek olandır. Yani en sevilecek ve en korkulacak olan O’dur. Diğer tüm yaratılmışlar, O’ndan sonradır ve O’nun emir ve müsaadesiyle iş yaparlar.

O halde şöyle denebilir ki şeytanın yaptığı tüm şeytanlıklar bile Rabbimizin bilgisi ve müsaadesi iledir ki Allah iblise verdiği ahdin de diğer tüm ahidlerin de sonsuza dek arkasındadır. Hatırlanacak olursa Allah ahdinde imanlı kullarım müstesna şartını koşmuş ve kananları iblisle beraber ebedi cehennem ateşine mahkum edeceğini bildirmiştir. Demek ki iman şeytandan kurtulmanın ilk adımıdır ki sayısız ayet şeytanın imanlı kullara dokunamadığının ve şeytanların imansızlara arkadaş edildiğini bildirir. Yine Yüce Allah iblise kananların yani Hak yerine batılı seçenlerin ebedi yurdunun cehennem olacağını ifade etmiştir.

Zamanımıza kadar yaşanan bu zulüm, savaş, kıtlık, acı ve gözyaşının, riya ve gösterişin, kibir ve hırsın, ahlaksızlık ve adiliğin, kötülük ve ayıp hallerin yol göstericisi bu nedenle hep şeytandır ve bunları yapanlar şeytana tabi olanlardır. Bu arada çok önemli bir nokta da şudur ki şeytan asla zorlamaz, kuvvet kullanmaz ve sadece süslü gösterir. Bunun anlamı şudur;

Ayetin ifade ettiği gibi şeytan yarın huzurdan önce kendisine kanan ve ahirette medet umanlara; “sizi ben zorlamadım, süslü gösterdim, söz verdim ama şimdi caydım. Ben Allah’tan korkarım” diyecektir. Saadetsizliğin boyutunu ve hüsranı görebiliyor musunuz?

70 veya 80 yıllık dünya hayatının en canlı süresinin 50 yıl olduğunu kabul edersek toplam yarım asırlık bir zevk-ü sefa uğruna sonsuz ahiret yurdunu feda edenlerin şeytandan alacağı cevap budur ve azap ebedi olacaktır. Herşeyi akılla sorgulamakta olanlar sorulmalıdır ki bu muhasebe yapıldığında insan ne yapmalıdır sorusunun cevabı muhakkak adam gibi yaşamaktır.

O halde muhasebe neden tersine işlemektedir? Basit. Çünkü şeytan Allah ile aldatmakta, affedilirsiniz diye kandırmakta, din ve ahireti hafife almakta, Allah’ın azabını unutturarak afyon misali insanları sadece cennet masalları ile aldatmaktadır. Şeytan, Allah yok demez, ahiret yok demez, cehennem bakidir demez…. Yani şeytan müşrik değil kafirdir. Ama Allah’ın yanına berisine eş ve ortaklar atayanlar o şeytan ve soyundan medet ve şefaat umanlar müşriktir. Müşriklerin yeri de cehennem de münafıklarla beraber en derinlerdir. Yani trajikomik vaziyette belki şeytan kafirlerle birlikte üst cehennemlerde yanarken müşrik ve münafık insan en derinlerde yanacaktır.

Firavun zihniyetli kanmış insanlar, büyücü ve sihirbaz mantıklı alimler, zulme boyun eğen insanlar oldukça şeytan kazanmaya devam edecektir. Çünkü hak yolcuları şeytanlıktan ve hileden anlamaz. Oysa fısıldayan şeytan ortaklarına hep tuzak emreder, üç kağıt açtırır, kandırır, gereksiz yere cesaret ve ümit verir. Bu yüzden sayısız şeytanlıklar yaşanırken mü’minin tek sığınağı Kur’an’dır ki iman sahibi olunabilsin, din anlaşılabilsin, şeytana yem olunmasın.

İman bu nedenle yolun başı, dinin ilki, kul olmanın vazgeçilmezidir.

Sözün burasında kalbi yarıp içine bakmak mümkün olmadığını hatırlatarak namazı, tesettürü, camiye gitmeyi cennet için yeter sayanlara da iki çift söz etmek gerekir. Dahası İslam’ı yaban otlarından temizlemek için emek ve gözyaşı dökenlere küfürler savuranlara “Allah iflah etsin” demek gerekir.

Bir televizyon aldığınızda, yeni bir kanun çıktığında ilk ve en önemli yaptığınız şey onu okumak ve anlamak iken dini yaşamak için okumaya ihtiyaç duymamaktan daha aptalca bir şey olabilir mi?

Trafik cezasından ve vergi cezasından bucak bucak kaçarken ahiret cezasından kaçmamaktan daha salak bir şey olabilir mi?

Kur’an gözler önündeyken onu okuyup, imanı arttırmak yerine okumamak, hurafe ve örflere, yalan ve yanlışlara göre dini şekillendirmek ve böylece şeytana karşı en büyük zırh olan imandan mahrum olmaktan daha enayice bir şey olabilir mi?

Allah’ın halis Müslümanlar ve mü’minlerden başkasından razı olmayacağı bilindiği halde ve şefaat sadece bunlara has olduğu halde aracılar, şefaatçiler edinmekten daha budalaca bir şey olabilir mi?

Hesap ve akıl ortadadır.

Şeytan şeytanlığını, mü’min mü’minliğini yapacaktır ki hak yerini bulsun. Yüce Allah’ın adaleti sadece yapılanları değil niyetleri de kapsar. O’nun adaletinde zerre kadar şey unutulmaz, hak yenmez. O’nun adaleti tam ve zamanındadır. Bu yüzden ve Kur’an göz önündeyken yapılacak şey ayetleri anlamaya çalışmak ve adam gibi yaşamaya gayret etmektir. Dünyada yaşamadığımız, dünyadan geçtiğimiz unutulmadan, uykuda olduğumuz ve ölünce uyanacağımız hafızalardan silinmeden, yeryüzünün miras değil sınav alanı olduğunu hatırlayarak iman etmek, iman dilemek nefisleri temizlemesi için Allah’a yalvarmak en doğru şeydir.

Şeytan köşelerde, insan ve cin askerleri ile tepinip dursa da iman zırhı kulu koruyacak ve saadete erdirecektir. Bu uğurda can bile verilse mükafatı büyüktür. O halde Allah’ın öfkesine muhatap olanların firavundan ziyade firavuna tabi olan hal olduğu unutulmadan dinsiz, imansız, şeytani ve batıl olana savaş aşmak iman gereğidir.

Açılırsa mükafatlar, açılamaz ise azaplar söz konusudur. Akıllıyım geçinen insanın vermesi gereken karar ve seçmesi gereken de budur. Dünya hayatında üç beş gün sefa sürmek ama ahirette acılara gark olmak veya dünyada sessiz, tevazu ve ahlakla yaşayıp mükafatı cennetlerle almak.

İslam’ın yarını işte yukarıda bahsedilen hususların muhatabı insanlığın hamlelerine ve uyanmasına bağlıdır ki en güzel uyanma Hak olan Kur’an’la uyanmaktır. Ama Kur’an’ı Arapçadan ibaret sanan biçare toplumların uyanması mümkün olmadığından cennetlere ulaşması da muhtemel ve hak değildir. Zaten bu yüzden herbiri bir köşede kendisine musallat şeytanlarla boğuşmaktadır.

İslam’ın yarını dünde yaşananlara, dündeki hatalara ve dünden ders alıp almamaya bağlıdır.

Rabbim akıllara hiza, kalplere ışık, bedenlere sağlık ve vicdanlara selamet versin.
Rabbim şeytana tabi kulları hak yoluna döndürsün.
Rabbim halis kullarını iman zırhıyla korusun, yüreklerini ferahlatsın.
Rabbim kafir, müşrik, mürai ve zalimlerim tümünü helak eylesin.
Amin!

NOT; Allah dilediği takdirde zalim ve kafirleri anında yok eder ama o diler ki sınav gereği süre verdiği bu belalara karşı insanoğlu kendisi hür iradesiyle ve Allah sevgisi-korkusu ile mücadele etsin. Allah’a emanet olun.

NOT; İslam’ın geleceği yazıp internette aratırsanız hala sayısız harita aile karşılaşırsınız. Bu şu demektir; İslam’ın kalpte yeşerdiğini unutan insanlık hala toprak elde etmeyi cihad saymaktadır. Ne komik ve acı değil mi?

İslam’ın yarını

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti Zina ve eşcinsellik Kur’an’ın en büyük günahlar arasında saydığı rezilliklerdir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir