Anasayfa / Global siyonizm / 21 nci yüzyıl ilahı: Bilim
imanilmihali.com

21 nci yüzyıl ilahı: Bilim

Sayısal ve sözeli onlarca yıl önce ayırt ettirenlerin gayesi matematik yani bilimle yani ispat edilebilir insanlık birikimiyle, vahye, kalbe, sağduyuya ve duyguya dayalı ilimleri, daha açık söylenirse ruh ve bedeni, akıl ve kalbi birbirinden kopartmak gayeliydi, toplumun ruhunu bedenden ayırma girişimiydi. Muvaffak oldular da. Toplumların komünist-şeriatçi şeklinde bölünmesi de aynı gayedendi.

Batı, din düşmanlığı yapmadan ilim üretemeyeceği gibi yanlış bir kabule giderken, buna en büyük etken maalesef dinin daha doğrusu kilise idi. Kilisenin bu hale gelmesi ise Yahudi siyonistlerin emeliydi, siyonist Yahudiliği o gaddar hale sokan da şeytancılıktı. Daha geriye gidilirse de iş İblise kadar dayanmaktaydı. Neticede bilimi yeni ilah, dini ise bilime engel gören batı, değişik tarikat ve uydurma inançlarla, hak inançları tahrifle maneviyatları çatı arasına attırıp aklı ve bilimi ilahlaştırdı. Gelinen noktada “bilim inkar edilemez” noktasına taşınan insanlık bilim adamlarının ve siyasetçilerin adeta din adamı yapıldığı bir vahiysiz dine mecbur edildi. Para, ibadet ve konfor putlarının dahi önüne geçen bu yeni put, temsil ettiği şeytan diniyle, asırlarca kötüye kullanılmış teknolojinin cazibesini de kullanarak, ilahlaştı ve insanlar ispat edebildikleri şeylere inanmaya mecbur edildi.

Sağlık endişeleri ve ölüm korkusuyla da bu yeni ilaha yöneliş hızlandı ve bugün tüm semavi din mensupları dahi ölmemek, uzun yaşamak, sağlıklı ve güçlü kalmak adına, maneviyatı terk edip bilim ilahına (ardında saklanan şeytana) biat etmeye başladı. Fıtratın tam tersine uzayan bu yolda insanlar şeytana hicret ettikçe de dünya üzerindeki merhamet şemsiyeleri teker teker kapandı ve şeytan zaferlerine her geçen gün yenilerini ekledi. Bilimin şeytanın aklının alamayacağı seviyelere ulaşması da gösterdi ki en büyük şeytan … zalim insanın doymak bilmez ve terbiye kabul etmeyen nefsidir.

Yatsı namazından yatıp, sabah namazında kalkmak, sosyal yaşamı düzenlemek, vücut anatomisine saygı duymak, namaz vakitlerindeki hikmete riayet etmek, uyku saatinde dışarıda olarak şeytanın kol gezdiği zaman ve mekanlarda yem olmamak adına mühimdir. Lakin bilimin bu izahı yapması asla mümkün değildir. Çünkü yapıldığı anda dini inkara son vermek gerekir. Tıpkı mevsiminde çıkan sebzelerle beslenmenin en doğal ilaç ve aşılama olduğu gerçeğini sakladığı gibi bilim bu ilahi yardıma da mani olmaktadır.

Şeytanların tüm sembol, gizem, putları hatta ilahlaştırdıkları güçleri hep insan aklı ürünü olduğundan, insanlık akıl kabiliyeti ile sınırlıdır. O tanrılar ısıtır, aydınlatır, yorulur, uyur, güreşir, kızar, üzülür vs. Gerçek olmadıkları için mesela kalbe doğamazlar, vahyi değillerdir. Dolayısıyla peygamberleri de sıradan insanlardır, din adamlarıdır. (Hahamlar, bilim adamları, azizler vs..)

Dinle siyaset, siyasetle yaşam içiçe olduğundan dini zehirleyenler yalnızca din adamları değil, onlardan da çok siyasetçilerdir. Çünkü din adamları örgütlü ve art niyetli olsalar da kısa menzillidir. Fakat siyasiler yalandan çekinmeme ve menfaat odaklı zaaflarıyla zaferler üretmek arzusuyla fitne yaymaktan, gerçekleri gizlemekten, şantaj yapmaktan çekinmezler. Bu suretle dini de siyasetlerine alet ederler. Bunun en çarpıcı örneği siyaset yahudiciliğin denen siyonizmdir.

Para ve ilahlaştırılmış obje ve kişiler, nefsin, şeytanın yareni ve imali putlar olarak tevhidin baş düşmanıdır. Bilimin son zamanlarda başa güreşmesi sağlık endişesiyle olduğu içindir ki bu putlar terk edilmiştir. Demek ki dünya insanlığı en moda ilah ve putlarından bile kolayca vazgeçebilmektedir. O halde vazgeçilmeyen, en dar anlarda bilhassa sığınılan Yüce Allah dışındaki tüm ilahlar batıldır, sahte ilahlara tabi olanlar tevhidin müjdelerinden yoksun kalacak olanlardır ve korkuyla bilimi ilahlaştıranlar bir an önce o bilimi verene yönelmelidir.

Küreselizm ise siyasi olmakla birlikte aslen bilimsel ve finansal tabanlıdır. Ardında bu nedenle din adamlarından da çok bilim insanları ve ultra zengin aileler vardır. Dine karşı olsalar da öğretilerinin tamamı şeytani yani masoniktir, dinleri kullanmadan ilerleyemeyeceklerini bilen küreselciler, ayrım anına kadar dine mesafeli duracak, sonra lağvedeceklerdir. ‘Bilimi inkar olmaz’ sloganıyla ilmi farzlaştıran bu işadamı ve politikacı kimlikleriyle dünya dinlerine, din adamlarından daha fazla etkilidirler. Din kılıklı, ayetsel konuşan, dilinden Allah adını düşürmeyen, dini eser ve fikir sahiplerinin tümünü bizden sanıp, Müslüman sıfatıyla anmak en büyük gaflettir.

Önerilen geleceğin satır aralarını iyi okumak lazımdır. Uyuşturucunun serbestlik drajesine yükseleceği, sınırsız alkol ve seksin kol gezeceği yarınlarda tüm ahlaki değerler karanlık ve bilinci yok eden şehvetlere dönüşecek, meşrulaşacak. İnsanların güvenilmezlikleriyle şahitlikten men edileceği, her şeyin uzaktan komuta edileceği, robotların sıfır tolerans ile merhametsizlikle kamuyu temsil edeceği koyu gri yarınlarda insanların sığınacağı duygusal limanların hiçbiri olmayacak! Hürriyetler, mülkiyetler sistem kuruculara teslim edilecek, mahremler ve vicdanlar da.

Küresel zihniyet dünya insanlığının sağlığını korumak derdine düşmüş, zorla aşılamaya-çiplemeye gayret ediyor. Peki neden aynı tayfa çağın hastalıkları için (kanser, tansiyon, kalp vs.) tedavi üretmeye yoğunlaşmıyor? Güvenlik için uydu-kamera görüntüleri neden yetmiyor da çipli yaşamı şart koşar? Temel maaşı sorunsuzca hem de çalışmadan vereceklerse neden aynı eller şimdi vermiyor veya Afrika açlarına yardım etmiyor? Yarınlarda tek bir kanun ve iki sınıf olacak. Üst sınıf ve kamuya mutlak itaat, üst ve alt sınıflar.

Mutlaka izlemenizi önereceğimiz bir film var; In Time (Zamana karşı). 2011 yapımı, yazanı ve yönetmeni Andrew Niccol olan bir bilim kurgu filmi. Filmde gelecekte insanların 25 yaşına dek sorunsuz yaşarken, bu yaştan sonra bedenleri aynı kalmak şartıyla, kendilerine verilen bir yıllık süreyi, çalışarak ve para yerine zaman kazanarak uzatmak, tüm alışverişlerini de zamanla (dakika vererek) ödemek durumunda olunan bir yaşam konu alınıyor. Dakikası bitenin anında öldüğü, dakikası çok olan zenginlerin ise asırlar boyu yaşadığı, yaşlanmanın olmadığı, üst elit tabakanın ayrı şehirlerde lüks içinde, fakir halkın tecrit edilmiş ve polisle baskılanmış ücra mahallerde rezalet içinde yaşadığı bu ortamda, deri altına (kollara) işlenmiş dijital zaman sayaçları ise küreselcilerin deri altı çiplerini hatırlatıyor! Ödemeler, kazançlar hep bu saate ayarlı. Küreselcilerin sonraki aşamalarda bu deri altı çiplerini, zaman ayarına veya hayatların sonlanmasına yönelik kullanılmayacağına emin miyiz?

Hep yakına bakan gözler bozulur. Çobanların gözü bu nedenle hiç bozulmaz. Bunun gibi görüş ve fikirde uzağa bakmak her daim iyidir, dimağlar hiç deforme olmaz. 5G’nin sonrası 6G ve devamıdır. İşte deri altı çipleri de aslen bu 6G içindir. İnsanın uzaktan komuta edilebilmesi maksatlıdır.

Modern dünyanın (YDD) seçkinleri elli bini geçmeyecektir. Galaksi İmparatorluk yönetim merkezi gibi küresel hanedanlık kuracak elitlerin, servet ve güç sahibi insanlara ve üretken bilim insanlarına ama daha çok madenlerde, yer altında, pis işlerde çalışacak sağlıklı ve kuvvetli köle işçilere ihtiyacı vardır. Onlar için düşünen değil kazandıran ve itaat eden insan modeline ihtiyaç vardır. Bu işçi arıların sayısı ise ancak … ihtiyaç kadardır. Dünyanın geri kalanı mı? Fazlasını beslemeye gerek kalmayacağından onların yaşamasına izin verilmeyecek, verilse de çöllerde mağaralarda vahşi bir hayata mahkum olacaklardır. Bu halde bile dünya nüfusu ancak beş yüz milyon olacaktır ki şu an durum bunun tam on altı katıdır!

İşletmeler lüzumu kadar işçi çalıştırır. Gereksiz mal, kişi, malzemeler bertaraf edilir, faydasız-verimsiz yöntemler terk edilir. Çünkü kimse fazladan boğaz beslemek istemez, lüzumsuz yatırım yapmaz, marjinal fayda görmüyorsa hafif zararı göze alıp yatırımını sonlandırır. Bunu global ölçeğe vurursak neden nüfusu 500 milyona indirmek istediklerini de anlarız. Tüketen, faydasız, kene insanlığın onlara külfeti çoktur. Bu nedenle yaşamasına gerek de yoktur. İşe yarayacaklar ve yaramayacaklara yani yaşayıp yaşamayacaklara kendileri karar verecekleri için soyundukları görev ‘yarı tanrı adamlık’tır. Oysa her insanın bir yaratılış gayesi ve hikmeti vardır. Küresel şeytanlar için önemsiz bu konu tüm insanlık projesinin ve dünya planının terki ve reddi anlamı taşıdığından bu yönüyle de kötüdür, din dışıdır. En temel hak olan yaşama hakkını gasp edecek şeytanlara, bu gücü vermek ise zulümdür.

Bazı şeylerin ispatı zor, görünmeyene, bilinmeyene mutlak itaat zordur. Çünkü akıl delil ister. Ama aynı akıl aksi ispat edilemeyene de tez sıfatı verir ve teori olarak kabul eder. Din-inanç-ahiret üçlemesinin reddine dair bir delil olmadığı için akıllar yaşam sonrası yaşamı en azından tez olarak kabul etmelidir. İblis ve tüm şeytancılar ilahi hesaptan çekindikleri ve kibirle büyüklendikleri için seri katiller gibi söylemeden, ipucu (işaret, sembol, delil) bırakmadan kötülük yaratamazlar. Bu aynı zamanda haklılıklarının göstergesi olacaktır, biz demiştik deme hakkına sahip olacaklardır. Küreselciler adım adım, demeçle, dergilerle, makalelerle, verdikleri ödüllerle, filmlerle, reklamlarla, bilimsel (!) buluşlarla maksatlarını yıllardır gözlerimizin içine sokuyor. Yarını tahayyül etmek için bunları derlemek, üst aklı anlamaya çalışmak ve bilim kurgu filmlerini izlemek kafidir.

Hiçbir şey olmamış veya olmayacakmış ya da bize dokunmayacakmış gibi yaşamak da mümkündür. Nasıl kural koyarlarsa aynısını uysallıkla tatbik etmek. Ama o zaman insan, insan olabilir mi? İnsan isyanı ve kabulüyle insandır. İsyan edemeyen insan ise köledir. Şefkat ve merhamet yaşamın sevgi kanadıdır, insanı mahlukattan ayıran kabiliyettir, tekamülün duygusal veri tabanıdır, ruhla alakalıdır, fıtridir. Bunu terk etmek robotlaşmak, yok olmaktır.

Böl-parçala-yönet (yok et) mantığı güden şeytan soyu nifakla, yutabileceği büyüklüğe indirerek toplumları birer birer kendisine benzetir ya da yok ederken dünya olan biteni izlemekte, sözde barışı korumak için teşkil edilen BM kuruluşlarının tümü (120 kuruluş, 100 bin çalışan) durumu kurtaramamaktadır. Bu atalet kötü sonu hazırlayandır. Direnen, uyandırmaya çalışanların toplumdan gördüğü karşılık ise ‘asilik’tir. Lakin unutmamak lazımdır ki iki tür isyan vardır; Hakk’a isyan ve Hakk için isyan! Zulme direniş ikincisidir, kutsaldır, olması gerekendir. İsyan etmeyen benlik ise yaşayan ölüdür. Tehlike uyuyarak korkmayı değil, kutsal isyanı gerektiriyorken statü ve huzur kaygısıyla sessiz kalıp sinenler, en az zulme destek evrenler kadar kirlidir ve veballeri de kaçınılmazdır.

Tahsil hayatlarını, tornalanmış insan üretme atölyelerine çeviren küreselcilerin eğitim üzerine oyunları yarım asırdan eskidir. Müfredat ve kaynakları tek elden üreten küreselizm dijitalleşme ile birlikte evde ekran başında uzaktan hale getirilecek, sadece izin verdiği bilgilerin öğrenilmesini sağlarken, ikinci anne-baba durumundaki öğretmenler ve eğitimdeki insan faktörü devre dışı bırakılacaktır. Uzaktan eğitimi bile robotların okuyacağı bu yeni düzende sınıfta kalmak olmayacak ama bilgi seviyesi ilkel insanlık seviyesine dek düşecektir. Gerçekler ve tarihler ise önce kitaplardan ve sonra hafızalardan silinecek, sadece yarınlar konuşuluyor olacaktır.

Hayvansal ve bitkisel proteinlerin terki ve alternatif beslenmelerin (güneş ışığı vb.) benimsetilmesi rıza ile olmayacaktır. O halde küreselcilerin zorlama tedbirler ile tarım ve hayvancılığa, besiciliğe toplu telefler şeklinde saldıracağı ve insanlığın yakın gelecekte gıda kaosu ile karşı karşıya kalacağı da muhakkaktır. Bu sayede korkutulan insanlık, çözüm önerilerine de (!) açık hale gelecektir.

Kaos yaratmanın zaruretine inananların kaşımayacağı hiçbir sosyal-kamusal-toplumsal hadise yoktur. Kaos yaratmak içinse savaşlardan da çok karmaşa, kıtlık, şiddet ve teröre ihtiyaç vardır. Suikastlar terör eylemleri; finansal krizler, siyasi komplolar, daha büyük ölçekli planlar, toplu göçler için kaçınılmazdır. Kadın, çocuk, mazlum ve hayvan koruma dernekleri dahi; şiddeti medyada popüler kılma, unutturmama, gerekirse o şiddeti bizzat uygulatma, varlığını güncel tutma, protestolar suretiyle şiddet algısı yaratma, olan şiddeti abartma, sonra acıtasyonla karışıklık yaratıp bünyesine yeni üyeler katmakla, çözüm olmaktan ziyade huzursuzluk yaratmakla kan bulur.

Çoğu masonik bu örgütlenmeler bu sayede toplumdan sempati de toplar. Bugün küresel diktanın aktörleri medyalarının gücüyle 45 dakika içinde mesela mavi gömlek giyenleri terörist ilan edebilecek, bunları etkisiz hale getirecek polis ve askerleri 30 dakika içinde harekete geçirecek güce sahiptir. Ekipleri, paraları, güçleri, haber ajansları hazırdır, potansiyelleri ve araçları yüksek kabiliyettedir.

Bir zamanlar uçaklardaki kara kutular arabalara da takılsın diye bir görüş vardı hatırlayın. Hatta şoför kurşun geçirmez cam arkasında olsun diye de. Maliyeti bahane edilerek kabul görmedi. Teknoloji belki de ilk kez faydalı bir işe yarayacakken neden kabul görmedi? Konu araba fiyatındaki 400 dolarlık fiyat artışı değildir elbet. Suikast ve sabotajlar ifşa olur, infazlardan sonra geride iz-delil kalır, eylemleri sekteye uğrar diyedir. Silah satışını kolaylaştıranlar ABD’de insan sayısından fazla silahı ülkeye özel hane koruması adıyla önümüzdeki dönemde yaşanacak ayaklanma için soktu. Ülkemizde de sivillere ait silahlara, teröristlerden ele geçen silahlara, zor alım silahlara, havaya uçan cephaneliklerdeki silahlara, av tüfeği diye satılan pompalılara özel dikkat!

Ruhsatlı ve ruhsatsız bugün ülkede emniyet güçleri hariç milyonlarca silah vardır. İşte tüm bu silahlar gelecek olan kaos çatışmalarını körüklemek, iç savaşa döndürmek için kullanılacaktır. Dünya savaşları, kaotik büyük devrimler nasıl küreselcilerin işiyse, dünyadaki her türlü terör de bunların işi, aracısı veya destekçisi, ilintili oldukları girişimlerdir. Çünkü kaos yoksa mevcut düzen yıkılamaz.

Köşeye sıkışan kedi misali şu an ulusalcılar ile küreselciler arasında devam eden savaşta kaybetmeye yakın olan tüm kozlarını (!) kullanmaktan çekinmeyecektir. Bu elektriksizlik, enerjisizlik, internet sabotajları, salgınlar veya nükleer saldırılar şeklinde bile olabilir. Dünya tüm bunlara ve daha kötülerine hazır ve razı olmalı beli bir zaman dünya ilkel çağları yaşamak zorunda kalacağına bile ihtimal vermelidir. Kaybetmeyi kabul etmeyecek bu taraflardan hangisi kazanırsa kazansın diğeri pes etmeyeceği için de oyunu terk edişleri kanlı ve ağır bedelli olacak, taraflar mücadelesi o günün ertesinde derhal ve yeniden başlayacaktır.

İblis güdümündeki insan şeytanlarınca sergilenen kurgusal dijitalizm çabaları nihayete eremese de şeytan pes edecek değildir. Köşesine de çekilmeyecektir. Aksine o durumu lehine çevirerek işe yeniden başlayacak, mağduru oynayacak, insanlığın neler kaçırdığını abartarak aksettirecek, hemen ertesi sabah yeni şeytanlıklara yönelecektir. Ve bu kez en son teşebbüsünden de dersler almış olarak! O halde insanlık asıl ders alması gerekendir. Mevcut sistemleri manipüle eden kamucular ile yeni sömürücü düzen dizayn etmek isteyen küreselcileri yaratan aynı insanlıktır, açlıkları, bencillikleridir. Bunlardan birisi tehdit olmaktan çıksa ve diğeri reformlarla ıslah edilse de zalim insan çok değil üç yıl içinde kendisine yeni ölüm çukurları kazacaktır. Yani insan tekamül sürecinde ciddi sıkıntılar yaratmakta, gerçeği görmekten uzak vaziyette hala beşeri ve fani şeylerle meşgul olmaktadır. Oysa alınması gereken bir numaralı ders, insanın ‘İNSAN’ olduğudur.

Küresel diktatörizmin en büyük yanlışı veya küstahlığı rızkı, medeti, şifayı vermek iddiasıdır. İnsanı sıfırlayan, azma ve sapmayı meşrulaştıran, nimeti küreselcilere bağlayan bu sistem Fatiha’ya külliyen isyandır, fıtrata savaş açmaktır. Bu nedenle akıl sahibi hiç kimsenin, dini ne olursa olsun buna tabi olması düşünülemez.

Maceraperest gençliğin deli-kanlı ve tecrübesiz haliyle, otomasyon, dijital yarınlar yahut kesintisiz gelir umuduyla küresel zihniyete kayması mümkündür. Kredi borcu veya sağlık sigortası için bu teslimiyetler kısa vadede gerçekten de işe yarayabilir. Ama sistemin tamamını tüm getirileriyle görmek lazımdır. Mutsuz ve umutsuz, posa-köle edilmiş, sanal dünya için vazgeçilen güzelliklerin her biri ileride pişmanlık konusu olacaktır. Yaşam acı ve tatlı bir arada olan hadiseler bütünüdür. Gelecek gençlerindir ama bu senaryoda yaşamasına müsaade edilen gençler dahi sistemin yardakçıları azınlık olacaktır. Dahası şu an bile insanlık mutlu zamanlarını yaşamaktayken, yarının soğuk ve hissiz hayatlarına razı olmak, uzun ve borçsuz yaşansa bile hiç mantıklı değildir.

Küreselcilerce çizilen tablonun fıtrat, iblisin ahdi ve ayetler ışığında izahı tamamen şeytani olduğu şeklindedir ve modern masonizmi işaret etmektedir. En başta fıtratın temel öğesi insanı üstün ve hükmeder pozisyondan alıp, köle ederek, bedeninden kopartıp robota naklederek, ruhuyla aklını kopartmaya çalışıp yapay-sanala mahkum ederek, sevgi ve merhameti oyun dışına çıkartarak, günah işlemeyi meşrulaştırarak hatta yasalaştırarak, teknoloji adına ecele müdahale ederek, rızkı veren makama servet sahiplerini koyarak vs… küreselizm baştan sona ilahi nizama aykırıdır, düşmanlıktır, isyandır.

Yarı tanrı adamların kontrolüne girmeyi peşinen kabul etmek demek olan küresel fanatizm tutkunları için gelecek dünyası bilgisayar oyunlarından ibaret bir kapalı devre hayat olmaya mahkumdur. Sevimsiz, heyecansız hatta sosyal-cinsel ilişkiden uzak bu hayatlarda cinsiyet, ırk ve doğuştan gelen hafıza ve kültürler bile olmayacağından o dönemin tutsakları mazisi olmayan, geleceği başkalarının elinde olan bir grup makine insandan ibaret olacaktır ki bu katlanılabilir bir durum değildir.

Gerçek ilahi küresellik ise, cennetlerde yaşanan hayat formudur. Eşitlik, hoşgörü, kardeşlik, mutlak adalet, aynı lisan, kötülüksüzlük, din ve ten ayrımının olmadığı, kin ve nefrete yer verilmeyen, kötü söz işitilmeyen bir yaşamdır. Dünya işte bu küreselliği konuşmalı, aynı din ve inanç altında, insan haklarını baz alarak, barışı yeğ tutan ve paylaşımı esas alan bir tek dünya vizyonu paylaşmalıdır. Lakin bu dünyada hak eden yükselmeli, güdümler kalkmalı, iradeler hür kılınmalıdır. Küresellik ancak o zaman söz konusu olabilir ve zaten tevhidin emeli de budur. Bu dünya nihayette zaten küresel olarak tevhide yönelecek, yaşam cennet yaşamına uygun hale zaten gelecektir. Allah doğruyu göstermiş, iblis saptırmaya, insan kanmamaya yemin etmiştir. O halde sapan ve aldananlar için bir bedel mutlaka olacaktır. Bu da cehennemdir. Bu dünyada çekilecek azaplar da cabasıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Onurlu yaşam, insan olabilmek

İnsan olmak, kurtulmayı düşünmek için kafidir. Hürriyetler, haklar, temel ihtiyaçlar noktasında her insan bir evrendir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 48 = 50