Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / 32 Farz ve iman
imanilmihali.com
ibadet

32 Farz ve iman

32 Farz ve iman bahsi sünnet ve vaciplerden çok daha yüksek değere sahip farzların iman ve ibadet alanındaki önemine vurgu yapmak gayelidir. Bu farzlar dikkate alındığında da ibadet, ahlak, amel ve niyetler imandan beslenmek, sadece Allah rızası için olmakla mükelleftir.

32 Farz ve iman

İslam alimlerince 32 farz olarak bilinen farzlar iman ve ibadeti kapsayan ana ilkelerdir. Bunlar kısaca;

İmanın Şartları:

1- Allah’ın birliğine, ilim ve kudretine inanmak
2- Meleklere inanmak
3- Kutsal kitaplara inanmak
4- Peygamberlere inanmak
5- Ahirete, hesap ve mizana inanmak
6- Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak

İslamın Şartları:

1- Kelime-i Şehadet getirmek
2- Namaz kılmak
3- Oruç tutmak
4- Zekat vermek
5- Hacca gitmek

Namazın Dışındaki Farzlar:

1- Hadesten tahâret
2- Necâsetten tahâret
3- Setr-i avret
4- İstikbâl-i kıble
5- Vakit
6- Niyet

Namazın İçindeki Farzlar:

1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kıraat
4- Rükû
5- Secde
6- Ka’de-i ahîre

Abdestin Fazları:

1- Yüzünü yıkamak
2- Ellerini dirsekleriyle beraber yıkamak
3- Başının dörtte birini meshetmek
4- Ayaklarını topuklarıyla beraber yıkamak

Guslün (Boy abdestinin) Fazları:

1- Ağzına su vermek
2- Burnuna su vermek
3- Bütün bedenini yıkamak

Teyemmümün Fazları:

1- Niyet etmek
2- İki elin içini temiz toprağa sürüp, yüzün tamamını mesh etmek. Tekrar elleri temiz toprağa vurup, önce sağ ve sonra sol kolu mesh etmek şeklindedir.

32 Farz ve iman bahsi ile kastımız İslam ve imanı, inanç ve ameli ortak paydada buluşturan ana ilkelere iman penceresinden bakmaktır. Burada en hayati konulardan bir tanesi, İslam’ın şartları arasında Kur’an okumanın olmayışıdır. Bu o denli hayati bir konudur ki kulu Allah korusun Kur’ansız bir İslam’a iter ki din ile emredilen tevhid, iman ve mana kaybolur.

Bunun vardığı nokta şudur ki iman etmek ile İslam’a girmek birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Bu vurgu izahlarda olmadığı gibi, iman olmadan diğer tüm ibadet ve gereklerin yerine getirilmesinin dahi bir anlam teşkil etmeyeceğinin vurgusu anılan manzumede yer almamaktadır.

İkinci husus tüm anılan farzlar içinde kulun niyetinin asıl olduğunun vurgulanmayışıdır ki niyet amelden her zaman önce gelir.

Bir diğer husus ise kulun gücü ve imkanı nispetinde olduğu ayetle buyrulan mesuliyet kavramıdır. yani engelli ile sağlam, ama ile gören, zenginle fakir, erkekle kadın, yaşlıyla genç aynı mesuliyete tabi değildir.

Dinen mükellef olma yaşının da bu farzlar içinde bahsolunmaması bir noksanlıktır. Ömürlerin sonunda birşeybilmez hale gelen yaşlıların halleri de aynı şekilde bahis konusu edilmemekle bir başka noksana imza atılmaktadır.

Zikir ve tefekkür konularının farzlar arasında yer almayışına sayısız bahaneler uydurulabilirse de düşünmek ulaşmanın ilk adımıdır ve derin düşünebilenler ancak mü’minlerdir.

Zekat yani infakın kırkta bir ile sınırlandırılmasını teşvik, Kur’an emri ve Peygamber sünneti dışına çıkmaktır ki ayetin emri ihtiyaçtan fazlasıdır. Bu gözden kaçan veya kaçırılan hakikat ümmetin en büyük ahir zaman sınavı olacağı Peygamberimizce ihbar edilen paraya düşkünlüğe yol açmakta ve insanlar zenginleşmekte sakınca görmemektedir. Oysa ayetin istikameti çalışmak, helal kazanmak, yardım etmek ve paylaşmaktan yani ümmetçe kalkınmaktan yanadır.

Tevhidi özendiren bu farzlar kullara şirk belasını ikaz ve ihbar etmemekle de noksandır. Çünkü ikilemler üzerine teşkil dünya sınavında güzeli tanımak ve hazzına varmak ancak çirkini de tanımakla mümkündür. Bunun gibi şirki yani şeytan dinini tanımadan tevhide yelken açılamaz.

Şeytanın, ahdi gereği (bakınız; İblisin ahdi) imansız kalplere düşman olacağı ve nüfus edeceğine dair anılan farzlar içinde bir işaret veya emare yoktur. Bu imanın muhafazası adına büyük bir noksandır.

Sünnetlerin dini terminolojideki tarifi yapılması halinde sevap kazandıran ama yapılmaması durumudna günah yazılmayan şeklindedir. Oysa farzlar yapılması Allah emri ve zorunlu olanlardır. Otuz iki farz ile vurgulananlar arasında bu vurgunun yer alması dinin selameti açısından gerekli olur kanısındayız.

Zaruret halinde imanın bile (kaldı ki yolculuk, savaş, hastalık gibi hallerde ibadetin ertelenmesi veya hiç yapılmaması mübahtır) reddi mümkünken, haram lokma yemenin hayati durumlarda müsaade edilebilir olması gibi istisnalar anılan farz izahları arasında yer almamaktadır.

Farzların kazasının nasıl ve ne şekilde yapılacağının izahı da anlaşılır ve yeterli değildir. Kazalarda sünnetlerin değil sadece farzların edasına ilişkin de bir izah bulunmamaktadır.

Salat kelimesinin terminolojik anlamının sadece namazla denkleştirilmesinin yeterince doğru olmadığı kanaati hakimdir. Oysa geniş manada salat, her türlü Allah’ı anma ve yönelme gayretinin adıdır ve Kur’an okumakta buna dahildir. Gece namazı bahsinde olduğu gibi salat sadece namaza endekslenir ise genel mana kaybolur.

Özetle, otuz iki farz olarak bahsolunan farzlar içinde iman ve alt başlıklarıyla itikadın tamamı ilk sırada olup diğer tüm ibadet, ahlak ve salih amel bahisleri peşi sıra gelir. Lakin tamamı için olmazsa olmaz husus iman etmek bahsidir ki imansız veya yanlışa iman tüm niyet ve amelleri boşa çıkarır.

İbadet, ahlak, amel ve niyetler imandan beslenmek, sadece Allah rızası için olmakla mükelleftir.

Farzların (iman hariç) tamamı ibadetle alakalıdır ve tamamının kazası vardır. Unutulmaması gereken konu dünya ve ahiret dengesinin iyi ayarlanması, itidalin bozulmamasıdır.

Kur’an, tüm tevhidi konular olduğu gibi iman ve ibadetin yani dinin temeli, olmazsa olmaz şartıdır. Bu nedenle Kur’an’ı anlayarak okumak bir farz olarak İslam’ın şartlarındandır ve ilk sıradadır ki akıl vahiyden bile önce gelir ki idrakten uzak kulların dini mesuliyeti yoktur. Demek ki vahiy demek olan Kur’an’ı anlayarak okumak diğer tüm ibadetlerden öncedir çünkü işin doğrusu, mana ve hikmeti Kur’an’dadır. İbadetin şekli Hz. Peygamberin (sav) öğretisi ile teşkillense de mana ve gereği, özü ve hikmeti Kur’an iledir. Bu nedenle tüm ibadet, ahlak ve amellerden önce imana sahip olmak, imanı tanımak için de Kur’an’ı anlayarak ana dilde okumak lazım gelir.

Mü’minler için yukarıda yazılı farzların değişmesini istemek şu zaman için mümkün değildir ama bu alimlere bir borçtur. O değişiklik ve ilaveler yapılana kadar da kulun görevi kendisince noksan veya farklı olan hususlarda bireysel tedbirler almaktır.

Maksat, malum ve standart farzları değiştirmek değil ama onları geliştirmek ve kuvvetlendirmektir. Çünkü en temel dini meselelrden bir olan 32 farz hususunda ortaya çıkacak noksanlıklar ileride çok daha büyük kusur ve günahlara yol açabilecektir.

Dahası kul, tevhid yolunda yürürken, şirk belasından nasıl kurtulacağını ve imanın nasıl bir koruyucu kalkan olduğunu mutlaka anlamalı ve çevresine de anlatmalıdır. Çünkü iblisin ahdi insanı aldatmak, Yüce Allah’ın ahdi, ancak imanlı kulların bundan korunacağı şeklindedir. O halde kul, imanı ve mahiyetini tanımakla mükelleftir.

Okumak anlamanın başıdır. Yaşanan İslam’ın, Kur’an İslam’ına ne kadar uygun olduğuna karar verecek olan kulun kendisidir. Kur’an İslam’ına dönmek veya beşeri İslam’a mahkum olarak yaşamaya devam etmek kulun kendi tercihidir ama vebal ve mesuliyet kaçınılmazdır.

Rabbim kullarını imanla ve ihsanla yaşatsın ve öldürsün. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir