Anasayfa / Global siyonizm / 5G ve corona
imanilmihali.com

5G ve corona

İnsanlık mobil haberleşme teknolojisinin ilki olan 1G ile 1984 yılında tanıştı. Bundan 35 yıl sonra da 5nci nesile erişti. Gerçekliği tartışmalı corona ile aynı zamana denk gelen 5G ile dünya kesinlikle eskisi gibi olmayacak. Onu farklı kılan şey sadece ulaştığı veri hızı değil. Asıl farklılık kullandığı frekans büyüklüğü, onlarca kat artan baz istasyonu yoğunluğu ve yol açtığı radyasyon. İddiaya göre nesnelerin interneti (IoT) sayesinde sürücüsüz arabalar ve daha hızlı video akışı olacak. Oysa 5G ile yeryüzündeki mikrodalga ve milimetre dalga radyasyonu çok büyük ölçüde artacak. Üstelik hiçbir tedbir alınmadan. Tedbir de yok zaten.

Kanuna göre bir şeyin üreticisi onun zararsız olduğunu ispatla mükelleftir. Ayrıca o şeyin kullanımına izin veren devletler de zararsızlığı ispata mecburdur. (Mecelle 77 nci madde) 5G’cilerin topluma ‘Zararlı olduğunu ispat edin’ demesi yanlıştır.

5G kendisinden evvelki G’lerden farklı olarak daha önce kalabalıkları kontrol için kullanılan yüksek dalga frekansları kullanacak. Bu kısa mesafeli milimetrik dalgalar duvarları kolayca geçemiyor. Bu nedenle 5G servisi için milyonlarca “küçük hücreli” anten kurulacak. Bu yüzden GSM operatörleri her eve konulan kablosuz modemler gibi neredeyse her elektrik/lamba direğine her köşeye, her binaya ve hatta binaların pek çok katına, okullara, işyerlerine radyasyon yayan kablosuz küçük hücreli tehlikeli antenleri koyacak. Başka bir deyişle hayat alanlarımızı istila edecekler. Bu da insan ve canlılar ile çevrenin radyasyon yağmuruna tutulmasına sebep olacak. Günümüzde pek çok kimyevi madde, ilaç ve aşılar muhtemelen kurşunlu benzin ve DDT’den çok daha tehlikeli. İnsanlar bu ürünlerden kaçınabilir ama 5G’den kaçış yok. 5G kullanan bir cihaz almasanız bile siz uyurken 5G şebekesi sizi yatak odanızda istila etmeyi sürdürecek, anne karnındaki bebeğin yüksek radyasyona maruz kalmasına sebep olacak.

Zaten bir süre sonra 3G gibi 4G servisleri de kapanacak. İş 5G ile de bitmeyecek. Çoğu servis 6G ve 7G üzerine çalıştıklarını duyurdu bile. Onlar 5G’ye rahmet okutacak. Kısaca bu “G”ler; ateş, radyasyon, kanser, kısırlık, kalp krizi, engelli doğum sarmalını daha da büyütecek. 5G durdurulamazsa 6G, 7G ile insanlık kendi kıyametini hazırlayacak. 5G’yi özendirmek için de askeri gerekler, sağlık ihtiyaçları öne sürüp, hızlı internet vaatlerini kullanacaklar.

Pubmed’de yer alan çalışmalara göre fare, tavşan ve az sayıda insan üzerinde 5G (60 Ghz) araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu deneylerde bakteri, mantar ve diğer canlı maddeler kullanılmıştır. Çalışmalarda % 80 maruziyete dair reaksiyonlar tespit edilmiştir. 30 Ghz’de bakteri ve mantarlar üzerinde yapılan bir çalışma hücre büyümesinde bir artışa sebep olduğunu göstermiştir. Daha vahimi 42.25 Ghz insan deneyinde insan sperm ölüşlerinde artış izlenmiş, gün boyu 60 Ghz’e maruz kalan farelerde kanser kaynaklı hücre gelişimi tespit edilmiş.

Bırakın 5G’nin zararını zaten elektrikli her aletin oluşturduğu EMF yani elektro manyetik alan hakkında ciddi endişeler var. Hepsinin ortak kanaati EMF’nin ruhani bunalım, genetik hasarlar, zararlı serbest radikallerde artış, hafıza kaybı, kanser, nörolojik bozukluklar, öğrenme güçlüğü, kısırlık ve daha nicesi. Sadece insanlar değil çevrede etkileniyor.

40 ülkeden 344 akademisyenin mevcut risklere ilaveten bir de 5G’nin dahil olması durumunda doğacak rahatsızlıkları bildiren raporu korkunç. Uluslararası kanser Araştırma ajansı (IARC) 2011 yılında 30 Khz – 300 Ghz frekanslı EMF’lerin insan için kanserojen olduğu kanısına varmıştı. Daha sonra cep telefonu ve beyin kanseri ilişkisini araştıran bilim adamları RF-EMF radyasyonunun insanlar için kanserojen olduğunu kesin olarak duyurdular. Ayrıca baş ağrıları, uyku sorunları, yorgunluk, grip sanılan semptomlar, ruhi bunalım, enerji eksikliğine yol açtığını tespit ettiler. Hatta havadaki oksijeni azalttığını iddia ettiler.

Mevcut cep telefonlarında SAR değerleri yani yaydığı radyasyon ve yol açtığı vücut ısısı 0,2’lerden 1,5’lere yükseldi. Bu durum 5G’lerde 2’yi ve 3’ü çok geçecek. Buna bir de baz istasyonlarının ve diğer cihazların tahribatını eklediğinizde insanların vücut ısıları 2-4 (W/kg) derece artacak. Bu ise pek çok hücrenin ve erkeklik spermlerinin ölmesine yol açacak. Grip veya soğuk algınlığı hali ömür boyu sürecek, gelişim bozuklukları ardı ardına gelecek.

5G virüsleri taşır mı sorusunun kesin cevabı henüz yok ama kainattaki her şeyin bir enerji ve frekansı var olduğuna göre virüslerde benzer frekansa sahip oldukları sürece pekala çeşitli vericilerle taşınabilir.

Türkiye için şimdilik tehdit yok ama olmayacak demek değil. (500 baz istasyonu (Ulak) kullanıma hazırdır.) Bir GSM şirketi 2019’da bir hastanede 5G ile deneme yaptı. Başka örnekler var mıdır, ne durumdadır resmi açıklama olmadığı için bilinmez ama GSM şirketleri bu sistemi kullanmak için lisans almak zorunda. Bu süreç henüz başlamadı. 2021’den önce de beklenmiyor. Lakin durum değişebilir. Toplum ciddi reaksiyon gösterirse bu tarih ileri atabilir. Atmalıdır da. Bu tercih tüm dünyada seçim sonuçlarını etkileyecek kadar mühimdir. Ama bürokratlar, bilim çevreleri, operatörler ve pazarlama oyunları basiret bağlanmasına sebep olabilir. Bunun için de herkesin tetikte olması ve tepki vermesi gerekir. Çünkü tehlike uzak olmadığı gibi geçmişte değildir.

2020 yılı için 5G teknolojisi corona virüsü ile tıbben olmasa da proje bazında doğrudan bağlantılı görünmektedir. İddia odur ki corona bahanesiyle halklar evlere kapatılacak, geri planda birileri bu kimsesiz ortamda kitle kontrol hatta imha sistem ve silahlarını monte edecek, özgürlük kısıtlamalarının provasını yapacaktır.

2015 yılında Kazakistan’da Sayga Antiloplarının neredeyse dörtte biri 3 gün içinde öldü. (En az 60 bin hayvan) sebebi açıklanmadı. (Bu ölümlerin 135 milyar dolarlık üs şehri inşası ile alakası var mıdır bilinmez) California, Yunanistan, Kaz dağları, Avustralya (4 ay söndürülemedi), Amazon ormanları yangınları ile dünya ormanlarının üçte biri yakın zaman içinde yandı, kül oldu.

1898 yılında radyo resmen doğmuştu. 1915 ve 1923 yılları arasında yüksek frekans radyo dalgaları yoğun şekilde test edildi. Hemen akabinde İspanyol gribi tüm dünyaya yayıldı ve 50 milyon can aldı. Radar ve uydu fırlatma teknolojilerinin yoğunlaştığı yıllarda 1968 de çıkan Hong Kong gribi (H3N3) dünya çapında yaklaşık 1 milyon cana mal oldu.

5G, HAARP projesiyle entegreli gizli bir silah türüdür. Kilometrelerce uzaktan yangın çıkarma, iklim değiştirme, uçak düşürme, elektronik sisteme sahip araç kazaları yaratma özellikleri mevcuttur. 5G sadece yeni nesil WİFİ değildir. Önce böceklerde denenmiş çok fonksiyonlu korkunç bir elektro manyetik silahtır. Afrika’yı basan çekirge sürüleri tamamen 5G denemesidir. Bu teknoloji 4G teknolojisinden 1000 kat hızlıdır. Baz istasyonları ise 150 metrede bir güçlendirici antenle (yayınlar uydudan yapılacak) desteklenmek zorundadır.

Corona virüsünün ilk görüldüğü yer olan Wuhan şehri, 5G (Beşinci Jenerasyon) denenmesi için seçilen test şehriydi. Şehir 18-27 Ekim 2019 tarihleri arasında Dünya Askeri Oyunları’na ev sahipliği yaptı. Etkinlikte de 5G’yi ilk defa kullandı. O insanlarda habersiz kobaylar oldular. Aynı gün 18 Ekim’de Salgın Hastalıklar Simülasyonu – Olay 201 (Event 201) “Küresel bir Salgın” simülasyonu yapıldı. Simülasyonda kullanılan virüsün adı “Corona” idi.

Bill Gates’in Event 201 salgın simülasyonunda dikkat çeken bir konu da şuydu; “Komplo teorisyenlerini susturma ve herkesin merkez medyanın söylemlerine inandırılması.” Senaryoda FBI bunu kendisine emir telakki ediyor ve corona hakkında farklı düşünenlerin peşine düşüyordu!

5G’nin zararlarını tam olarak kitlesel olabilmesi için ne yazık ki sık ormanların ortadan kaldırılması veya seyrekleştirilmesi gerekiyordu. Avustralya’da görgü tanıkları birden fazla yerde aynı anda başlayan yangınların lazer ışınıyla gökten tutuşturulduğunu söylerken bunu ifade etmişti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 5G baz istasyonu olan ULAK, halen 500 yerde aktif olarak hazır. Corona’nın en çok etkili olduğu ülke olan İtalya’da bu baz istasyon sayısı bizimle mukayese edilemeyecek kadar fazla. Sistem yaratanlar uzaya 10.000 uydu fırlatmaya devam ediyor. (Yakın zamanlarda artan UFO ihbarlarının bir sebebi de budur.) Ülkelerin cadde ve sokakları radyoaktif baz istasyonları ile dolacak. Evlerdeki wifi cihazları bomba olacak. Çünkü yaratacakları dijital dünyaları için hızlı internete ve bunun içinde müdahale edilemeyecek aktarım sistemlerine ihtiyaçları var. 5G yüksek frekans ve yüksek bant genişliği kullanıyor. 6 ila 300 Ghz frekans aralığında çalışabiliyor. 5G’nin elektro manyetik etkilerinin test edilmesini isteyen 240 kişilik bilim kuruluna (EMF) göre bu sistemle insan ve hayvan sağlığı tehlikeye girecek.

Çin Mobil Araştırma Enstitüsü (CMRI) yeni nesil 5G kablosuz telefon teknolojisini başarıyla tamamladı. Yakın zamanda devreye sokacak. Lakin ABD ve İngiltere gibi ülkelerde 5G’nin sağlığa zararlı etkileri sürekli gündeme getiriliyor ve mesela İngiltere de inşa edilen baz istasyonları yakılıyor. (İngiltere gizlice imzaladığı 5G ve Huawei anlaşmasından halk baskısı ile çekildi.)

Son zamanlarda sayısız bilimsel yayınında; ‘EMF’nin (Elektro Manyetik Akımlar) canlı organizmaları, çoğu uluslararası ve ulusal yönergelerin çok altındaki seviyelerde, etkilediğini göstermiştir’ deniliyor. Yani saklanan gerçek şu ki EMF düşük miktarlarda dahi organizmalarımızı tarumar ediyor. Bu etkiler arasında kanser, stres, mide bulantısı, üreme sistem deformasyonları, öğrenme ve hafıza açıkları, nörolojik bozukluklar, işlev yitirme ve ölüm yer alıyor. Bunlar bilinenler. Aynı zarar hayvan ve bitkilerde de mevcuttur.

Daha bitmedi. Çinlilere (Wuhan’da ve 60Ghz 5G kullanan yerlerin tamamında) geçen sonbaharda zorunlu aşılar yapılmıştır. Aşılar maalesef uzaktan 5G dalgaları ile aktivite edilebilen ve komuta edilebilir RNA dizilimi içeriyordu. Corona’dan iyileşenler dahi bir süre sonra yeniden uzaktan kontrol edilen enzimlerle yeniden hastalanıyor veya ölüyordu. Cruise gemisi özel olarak 60 Ghz 5G ile donatılmıştı ve test alanı olarak kullanıldı. Yani sistem lokal olarak denendi bile.

Dünyanın % 80’i, 20 yıldır Chemtrails ile spreyleniyor. % 96 nüfusun akciğerlerine moleküller yerleştirilmiş vaziyette. Artık ihtiyaç duydukları şey geniş ormansız alanlar ve sık aralıklarla döşenecek baz istasyonlarıdır. Zorunlu aşı uygulamalarının bir adım önündeki bu durum bağışıklık sistemimizi komple çökertmeye bir hayli yaklaşmıştır. 5G ile ciğerlerdeki bu moleküller devreye girecek, zorunlu çip uygulamasına insanlar gönüllü olacak, küresellik sonrası verilecek hızlı ve bedava internet yalanıyla kandırılan kitleler dijital kölelik düzenine kendiliğinden geçecek.

5G ile yaşanan ölümlerin, teknolojinin zarar görmemesi için bir virüse mal edilmesi gerekiyordu. Oysa ölümler virüsten değil 5G’den kaynaklanmaktadır. 5G oksijen molekülündeki elektronların hareketlenmesine sebep oluyor ve hemoglobinin oksijen molekülüne tutunmasını engelliyor. Corona ile ciğerlerde oluşan zarın ana sebebi de virüsün mutasyona uğraması ve vücutların aşırı bağışıklık tepkisi vermesi. (Yani boğulmaya sebep veriyor.) Mutasyon sebebi ise 5G. İster sonuç ister silah olsun virüsle 5G işbirliği kaçınılmaz. Ayrıca elektroportasyon yaparak hücreyi koruyan hücre zarlarının açılmasına sebep oluyor. Böylece normalde vücudun kendini koruyabildiği çok sıradan soğuk algınlığı virüsleri hücreye zarar verebiliyor. Başka bir deyişle 5G vücudun koruyucu kalkanı olan bağışıklığı tamamen ortadan kaldırıyor.

5G, 4G’den çok daha güçlü ve 5G ile yayılan yoğun mikrodalgaları yüksek teknoloji ile belli noktalara lazer gibi yönlendirebiliyorlar. Mesela belli bir telefon numarasına özel ve yoğun mikrodalga gönderme (Suikast), bir stadyum dolusu insanı 10 saniyede öldürmek gücüne sahipler. 5G kablosuz radyasyona maruz kalmayı zorunlu olarak artırıyor. Baz istasyonları ise 10-12 eve bir düşecek şekilde yerleştirilecek, yani radyasyondan kaçış yok. 5G sistemi mağazalara, otomobillere, makinelere yerleştirilecek ve entegrasyon sağlanacak. Gözetim kameralarında, otobüslerde bile kullanılacak. Aşırı telefon ve internet kullanan yerlerde bu maruz kalma çok daha şiddetli olacak. Halen hastalığın (sözde corona) Afrika gibi telefon ve internetten uzak yerlerde az sayıda görülmesine de bu sebeptir.
EMF kaynaklı hastalıklar yeni de değildir. Özellikle Avrupa’da insanların bu akımlardan kaynaklanan hastalıklara çoktandır yakalandığı bilinmektedir. Ancak 5G ile çağ atlamak niyetindeki ülkeler bu gidişle çok daha fazla hastalıkla boğuşacaktır. Bilim adamları 13 Eylül 2017’den itibaren insanlığı uyarıyor. İngiltere Kanser Araştırma Merkezi (CRUK) 90’lı yıllardan itibaren 2016 yılına dek cep kullanımının % 500 arttığını, buna bağlı olarak beyin tümörü vakalarının % 34 arttığını tespit etti.

Nisan 2018 yılında Çin’in Hubei eyaletinin resmi sitesinde Wuhan şehrinin 5G konuşlandırmasında pilot bölge olacağı duyuruldu. Onaylı plana göre 2019 yılı içinde 3.000 makro baz istasyonu ve 27.000 mikro baz istasyonu inşa edildi ve ardından düğmeye basıldı.

5G ile yayılacak elektromanyetik radyasyona vücudumuz alışkın değildir. Yaşlıları daha çok etkilemekte, genetiğe dahi zarar vermektedir. (Tıp ilmi ise ölümlere vücudun verdiği aşırı bağışıklık tepkisinin sebep olduğunu söylüyor) Bu da gelecek nesiller tehdit altında demektir. 5G mikrodalganın ne yapabileceğini şöyle izah etmek mümkündür; 95 Ghz’de çalışan ve milimetre dalgaları kullanan bir isyan silahı ile 2 saniyelik odaklanma ile cildiniz 60 dereceye kadar ısınacaktır. Şimdi bu mobil cihazın devasa bir istasyon olduğunu ve koskoca şehre maksimum kapasite ile sadece 1 dakika odaklandığını düşünün.

Corona’nın sıcaklıkla alakası neredeyse yoktur. İspanyol gribi içinde öyle denmişti ama en çok ölümler yazın oldu. Ne kadar çok ve sık baz istasyonu varsa yapıtaşlarımız o kadar çok mutasyona uğrayacak ve bağışıklık sistemlerimiz çökecek, hastalıklar tetiklenip ölümler artacaktır. Küreselciler dünyayı bir mikrodalga fırına çevirmeye çalışıyor, düğmeye basmalarını engellemenin tek yolu ise farkındalık ve reddediş. Lakin bu o kadar da kolay değil.

Proje sahipleri aleyhine girişimler de yok değil. ABD’de başını J.F.Kennedy’nin yeğeni avukat Robert F. Kennedy’nin çektiği insan hakları savunucuları, Bill Gates vakfını ‘ corona virüsünü bahane ederek dünya nüfusunu azaltmaya çalışmak iddiasıyla soruşturma açılabilmesi için imza kampanyası başlattı. (Ayrıca yakın zaman içinde Dünya Sağlık Örgütü, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Bill&Melinda Gates vakfı bir tür hack saldırısına uğradı. Amerikan sivil toplum örgütü (SITE) saldırıyı neo-nazi gruplarınca yapıldığını iddia etti.)

Corona Virüsü

İnsanlık tarih boyu sayısız salgınlar atlattı. Ocak 1918- Aralık 1920 yılları arasında, I. Dünya savaşı sırasında ABD’de çıkıp Amerikan askerleriyle Avrupa’ya taşınarak tüm dünyaya yayılan ve İspanya’da duyulduğu için bu ismi alan İspanyol Gribi (Nezlesi) diye bilinen, H1N1 virüsü kaynaklı salgında 18 ay içinde 25 milyon insan öldü. İnsanlık tarihinin ilk ve en büyük salgını buydu.

Küreselci Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, Çin’in Wuhan şehrindeki “Huanan” isimli bir et ürünleri pazarından kaynaklandığı düşünülen Covid-19 virüsüne ilk defa 27 Aralık 2019 tarihinde rast gelinmişti. (Lakin sanıyoruz ki virüsün çok yakında Fransa’da üretildiği ve patentinin de Fransa’ya ait olduğu anlaşılacaktır.) Bu Pazar yeri Çin Wuhan Viroloji Enstitüsüne sadece 200 metre mesafedeydi. (Tahminler o yöndeki bu virüs bilerek değil ama kaza ile kaçtı ve pazara bu şekilde yayıldı. Yine de araştırmaların neticesini beklemek lazım. Olay bu şekilde gerçekleşmiş bile olsa o enstitü ile Pazar yerinin bu kadar yakın olması da sakıncalıdır.) Konunun ciddiyeti elbette bununla sınırlı değildi. Dünya geneline yayılan salgın hastalık henüz tedavisi bulunamayan bir virüse denk gelmekteydi, borsadan turizme, spor müsabakalarından yurt dışı toplantılara kadar pek çok alanı etkilemişti, ülkeleri karantina tedbirleri almaya, uçak seferlerini iptal etmeye, okullarda derslere ara vermeye mecbur bırakmıştı. Meselenin bir başka yönü de küreselci politikaların bu virüs ve sonuçları ile yüksek seviyede prim yapmasıydı. Bu ise şüpheli listesinde Rockefeller ailesini en üste taşımaktaydı.

Ülkeler ABD’yi virüsü üretip küresel rakipleri Çin’e bulaştırmakla, Çin, ABD’yi üretip ülkesine taşımakla, ABD Dünya Sağlık Örgütünü tedbir almamakla suçladı. Çin hastalığın bir yarasadan bulaştığını ve kasıtsız yayıldığını, duyuru ve tedbirde gecikmediğini bildirdi. Bazı ülkeler tedbirleri başta cılız aldı ve ceremesini fazlasıyla ödedi. Corona ile 5G sıkça irtibatlandırıldı, küreselciler hedef yapıldı. Lakin hala virüsün nerede nasıl çıktığı ispat edilemedi. Çünkü dünya canını kurtarmak derdinde.

Varsayımlar arasında bunun küresel bir biyolojik saldırı olması ihtimali öncelikliydi ayrıca hastalığın ABD ve Çin arasında imzalanan ticaret anlaşmasının hemen ardından baş göstermesi ise dikkat çekiciydi. Yani küresel üst akıl kendi projeleri dışındaki devletler arası anlaşmalara onay vermeyeceğini gösteriyordu.

Ezoterik yorumcular ise corona’yı dünya nüfusunu azaltma projesi öncesindeki salgının başlangıcı olarak görür ve ritüellere dayandırır. Buna göre salgın Çin’de başlatılacak, Kırım üzerinden İtalya’ya taşınacaktır. Şu an medyada Kırım adını duymak olası değildir ama ritüel sahipleri bu sırrı içlerinde daha fazla saklı tutmayı sevmediklerinden yakın zamanda bir şekilde açıklayacaklardır. Acı olan bunun aslında bir tatbikat olması ve ikinci darbenin endişe artırıcı, üçüncü dalganın ise öldürücü olacağı kanısıdır. (İspanyol gribinde de üç dalga görülür. İlk dalga merak ve araştırma safhasıdır. İkinci dalga acaba ölür müyüz korkusunun egemen olacağı safhadır ve nihayet üçüncü dalga öldürme – ölme safhasıdır.) Güney Kore’de 222 corona virüs hastasının iyileştikten sonra yeniden enfekte olmadıkları halde virüse yakalanması bilim adamlarınca virüsün yeniden (ikinci dalga) aktif hale geldiği şeklinde yorumlanıyor.

Coronayı imal edip dünyaya salan da bu yorumculara göre 51 trilyon dolara hitap eden üst akıl emrindeki derin ABD’dir. (Rockefeller’in emrinde olan Derin Amerika’nın karargahı ise malum Pentagondur. Beş köşeli Davud yıldızı yerleşkelerindeki saklı manada budur)

Burada hemen bir parantez açalım. Virüsü kimin çıkardığı sorusunun cevabı muhtemelen neden çıkarıldığı sorusunda gizlidir. Söylentilere göre Rothschild’ın küresel ve finansal hamle için düğmeye bastığı, yahut küreselcilerin güçlenişinden rahatsız olan ulusçuların zaman kazanmak ve küreselcileri kötü göstermek için yaydığı yer almaktadır. Bunun çözüm noktası da virüsün ABD’de mi, yoksa Çin’de mi üretildiğinin anlaşılmasına bağlı olacaktır. Yani ABD, Çin’i sabote etmek için yaymış veya Çin küresel plana uygun olarak kendisi salıvermiştir. Gerçek yakında ortaya çıkacaktır ama neticede sayısız insan hayatını kaybedecektir. Gerçeğin anlaşılmasından sonra da dünya yeni kutuplara sahne olacak, internet dahi çift başlı olacaktır. Yani dünya eskisi gibi asla olmayacaktır. Rockefeller ile Rothschild bu hal tarzlarında karşı karşıya görünmektedir.

Bunun nedeni Rockefeller her ne kadar küreselci olsa da ABD yönetimiyle yakın işbirliği içindedir ve Pentagon’un projelerinden de nemalanmaktadır, yatırımlarının çoğu da ABD’dedir. Yani bütün olarak korunmuş ABD Rockefeller ailesinin daha çok işine gelmektedir. Ancak ikilem ve şaibe yaratan şudur ki sağlık ve ilaç sanayi Bill Gates ile birlikte tamamen Rockefeller elindedir, medya da, Dünya Sağlık örgütü de. Bu virüsün sağlık konu alanına girmesi ise Rockefeller’ı yani derin Amerika’yı bir numaralı şüpheli durumuna getirmektedir. Gates gayet aktifken, Rockefeller bu süreçte geride durmaktadır. Ya Rockefeller ailesi çift oynamakta veya ABD’yi içten vurmak için rol kesmektedir. Çünkü on sene önceki düşünceleri ile şu anki davranışları tamamen terstir.

Kadercilik anlayışı (Takdir-i İlahi) Katolik ve Evanjeliklerde kaçınılmaz olarak vardır. (İslam coğrafyaları gibi) Bu sebepledir ki korunmak yerine dua etmeyi seçenler, çoğu yaşlı olmak üzere bu hastalığa artan hızla yakalanmıştır. Huzurevlerinde ölenlerin çoğu bu durumdadır. İtalya’da ölü sayısının artmasına da sebep buydu. (Bir diğer sebep ise küreselcilerin 1945 sonrası düzeni resetlemek istekleriydi. Çünkü hem dini kontrol merkezlerinden Katolik dünyasının halifelik makamı (Vatikan) oradaydı, hem de NATO’ya bağlı küresel Gladyo’nun ana üssü oradaydı. İtalya’nın işte bu geleneksel imajı şu sıralar yerle bir ediliyor. Son etken ise küresel planlarda yer alan İpek Yolu projesinin son noktası olmaları, ABD’nin 5G için uyarılmış ama dinlemeyerek parasını hem de peşin olarak göndermiş olmalarıydı.) ABD’de ise o yayılma yeni yeni başlamıştı. Şayet umulduğu gibi yayılırsa evanjeliklerin ve banliyölerde sağlıksız ve zor şartlarda yaşayanların (göçmenler, zenciler, evsizler vs.) yakalanması durumunda ABD’de rakamlar milyona dek çıkacaktı. Bu da bir başka konuya dikkat çekmekteydi ki artık devleti yöneten Amerikalılar ile Küresel güçlerin de arası açılmıştı!

Yine trajikomik bir mesele de taharetlenme ve el yıkama alışkanlığı konusuydu. Müslüman ülkeler dışındakiler suyla taharetlenmeyi asla kabul etmezler. El yıkama alışkanlıkları da tarif yerindeyse peçeteyle kurulamak şeklindedir. Corona virüsü ise bir kez daha göstermiştir ki hijyenin doğrusu Türk ve İslam alemince asırlardır uygulanan sistemdir. Şimdilerde batının bu sisteme geçişi ise acı bir ders olarak tarihe geçecektir. Batı veba belasına da bu sebeple yakalanmış ama ders almamıştı. Yine kolonyaya alkollü diye el bile sürmeyen dinciler şimdilerde corona tehdidiyle çantalarında kolonya taşımakta, kolonya ile adeta abdest almaktalar… Hatta diyanet kolonyanın haram olmadığına dair fetva bile vermiştir…

Aynı diyanet zekatın bağış yoluyla verilebileceğine dahi hükmedebilmiştir. Öte yandan salgınların ibadethanelerden çıkartılması dinin yok edilmesi gereken hedefler arasında olduğunun işaretiydi.

Genel kanı odur ki bu bir biyolojik saldırıdır. Saldırı olmasa da saldırı hazırlığıdır. Lakin bize verdiği bir başka ders vardır. Demek ki tüm insanlık elektro mikroskopla dahi çok zor görülebilen bir tek hücreyle başa çıkamayacak kadar acizdir ve demek ki Yüce Allah dilese tüm insanlığı bir tek hücre ile hem de iki gün içinde yok edecek kadar ilim ve kudret sahibidir. Yine bir başka ders şeytancı küresel zihniyetin, biyolojik terör ile nasıl kanlı eylemlere imza atabileceğinin görülmüş olmasıdır.

Fransa’da Corona’nın evanjelik kilisesinden yayıldığı ortaya çıkmıştır! (Buna benzer şekilde Güney Kore, ABD, Tayvan gibi pek çok ülkede virüsler hep ibadethanelerden çıkmıştır.) Mulhouse’daki kilisede yapılan ayinlere katılan en az bin kişide virüs tespit edilmiştir. Bu kişilerin virüsü Paris, Orleans, Besançon, Belfort, Dijon, Macon, Agen, Briançon kentlerine götürdüğü iddia edilmektedir.

Tüm bunlar ise göstermektedir ki klasik savaşlar dönemi artık kapanmaktadır. Artık yeni nesil savaşlar; biyolojik, tektonik silahlarla yapılacak demektir. Şeytani akıl, silahsız kıyamet planı oluşturacak bu silahlar üzerinde harıl harıl çalışmaktadır. Bir avuç küresel seçkin maalesef hırs ve sapık anlayışları doğrultusunda tüm dünyayı resmen felakete sürüklemektedir. Çare; % 100 yerli olmak üzere, savunma sanayi, ilaç, yazılım ve gıda güvenliğidir. Bu arada aşağıda özetlenen dudak uçuklatacak bir senaryo vardır ki yaşananların on yıl öncesinden ihbarı gibidir. Rockefeller ailesinin Mayıs 2010 tarihli “Scenarios for the future technology and international development (Gelecek teknoloji ve uluslararası gelişme senaryoları)” adlı raporu 2020 dünyasının Corona gerçeği ile de yakından alakalı ciddi tehditler içermektedir.

Bu rapor, ailenin kendisine ait vakıf (The Rockefeller Foundation and Global Business Network) tarafından yayınlanmıştır. Raporda gelecek 15-20 yılda teknolojinin getireceği düzenler ve dört ana senaryo oluşturularak etkileri incelenmiştir. Rapor önceden belirlenebilir durumlar ve belirsizlikler diye iki kategoriye sahiptir. Tüm senaryolar Çin, Hindistan ve diğer ulusların yükselerek çok kutuplu bir küresel sistemin ortaya çıkmasıyla başlamaktadır. (Çin zaten yeni vizyonunu ‘Yeni İpek Yolu’ ile ortaya koyarak alternatif düzen seçeneğini sunmuştur.) Yani planın bir ucu açıktır, kestirilememektedir.

Bu dört senaryo şunlardır; Clever together (Birlikte akıllanma), Hack attack (Hile saldırıları), Smart Scramble (Zeki karıştırma) ve Lock step (Kilit adımı). İsimlere çok da takılmamak lazımdır. Bu senaryolardan ilki olan Clever together, koordineli ve başarılı bir dünyayı, küresel sorunların elbirliğiyle çözülmesini, güçlü ittifaklar kurulmasını ve temiz bir dünyayı tahmin etmektedir. Yani işlerin nispeten yolunda gittiği işbirliği senaryosudur. İkinci senaryo olan Hack attack, teknolojinin kontrolsüzleşmesi üzerine kuruludur. Üçüncü senaryo olan Smart scramble ise merkezi otoritelerin zayıflatıldığı, bireylerin ve yerel toplulukların ön plana çıkarak sorunları çözmeye çalıştığı senaryodur.

Dördüncü ve son senaryo ise Lock step’tir. Dikkate şayandır. Bu son senaryo baştan sona hükümet kontrolü öngören otoriter bir düzeni öngörmektedir. Buna göre salgın bir hastalık epidemi şiddetinde dünya insanlığının % 20’ne bulaşacak, 7 ayda 8 milyon insan ölecektir. Salgın ekonomi üzerinde öldürücü etki yapacaktır. Virüs tesadüf eseri olsa gerek(!) Asya’da yayılacak, uçuşlar duracak, uluslararası ticaret durma noktasına gelecek, turizm zayıflayacak, dükkan ve ofisler boş kalacaktır. Ülke girişlerinde vücut ısısının kontrolü için önlemler alınacağı bile 54 sayfalık raporda yazılıdır. Aynı zamanda Çin’in vatandaşlarını korumak için aşırı önlemler alacağı da belirtilen rapora göre insanlar salgından korunmak için hükümetlere sınırsız yetki vermeye başlayacak, yaşanan kriz sonucunda toplumlar kendi egemenliklerinden vazgeçerek ve güvenlik karşılığında kontrollü bir dünyaya geçiş yapacaktır. Demokratik, özgürlükçü ve hoşgörülü ülkeler birer birer gözetim ve sıkı kontrol eşliğinde otoriterleşecektir. Bu süreçte disiplin faktörü toplumu kontrol etmek için ideal bir kavram olarak yerleşecek (Polis devlet), yeni düzende teknolojik gelişmeler hükümet kontrolüne girecek, gelişmeler yavaşlayacak, yenilikler hükümetlerce devreye sokulacaktır. Pandemi korkusu gıda kontrolünü ön plana çıkartacak, sağlık taramaları ön koşul haline gelecektir. Teknoloji kullanımları ise kısıtlanacak, dijital dünya doğacaktır.

Plan; tüm dünyada küçük, orta ve hatta büyük işletmelerin salgın, sokağa çıkma yasağı ve seyahat kısıtlamaları nedeniyle batırılması. Sonra ekonomik donma (Ice 9, Global seçkinlerin gizli gelecek mali kriz planı.) süreci yaşanacak. Sadece Rothschild emrindeki küreselci şirketler ayakta kalacak. Ardından gelsin açlık oyunları, onların kuralları, onların besinleri/çipleri… (ABD’li küresel e-ticaret devi Amazon, corona salgınıyla çevrimiçi alışverişe artan talebi karşılayabilmek için geçen ay dünya genelinde 350 milyon dolarlık yatırım yapma ve 100 bin personel alacağını açıklamasının ardından, 13 Nisan 2020’de 75 bin kişinin daha istihdam edileceğini duyurdu.)

Amerikan halkının % 30’u virüsün (Covid-19) laboratuvar ortamında geliştirildiğine inanıyor. Ülkemizde de durum yaklaşık olarak aynı. Görüldüğü üzere iblisin tahribatı dinden sağlığa, barıştan eğitime, küresellikten adalete kadar her alana virüs gibi yayılmıştır ve dünya insanlığı tıpkı CORONA gibi sinsi ve öldürücü bu iblis zehrine karşı henüz bir aşı geliştirememiştir. Bill Gates BBC’ye verdiği demeçte şöyle diyordu: ‘Dünya normale dönmeden önce 7 milyar insanın aşı olması gerekiyor.’ Aynı Gates, ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) güneş ışığıyla virüsü yok edebiliriz düşüncesindeyken, güneşi karartma derdinde. (Sokağa çıkma yasağını anımsayın) Bakanlık yapılan deneyler neticesinde corona virüsünün yüksek sıcaklığa dayanamadığı ve güneşle ölebileceğini açıkladı. Bu da bizleri zorunlu olarak ilahi nimet olarak bahşedilen Kur’an ve iman aşılarına mecbur eder. Nihayet tüm bu zulümleri üreten iblisin kendisi değil insandır…

Konuyu masonik şeytanlara bağlayıp Corona’ya farklı bir bakış açısı ile bakalım. Çünkü tüm bu ülkelerde virüs dini ibadethanelerden yayılmıştır ve Avrupa özelinde ise çıkış yerleri siyonist temelli evanjelik kiliselerdir. Bu intikam duygusunda da gaye dinden ve ibadethanelerden uzaklaştırma yani… küresel dünyada dine yer olmadığının ilanıdır. Bu küreselciler için de siyonistler için de aynıdır.

Salgının en şiddetli olduğu yerler, siyonist Yahudilerin maziden kaynaklanan intikamlarının ve şu anki senaryolarının gerektirdiği düşman ülkelerdir. Yahudilere işkence ve katliamlar yapmış Roma imparatorluğunun, engizisyon papalığının mirasçısı İtalya; bitirilecek Katolik Hristiyanlığın kalesi Vatikan’ın ev sahibidir. Roma imparatorluğun yaptığı zulümlerin faturasını ödemektedir. Temiz eller operasyonu ile P2 mason locasını dağıtan ülkenin mağduriyeti bu yüzden olabilir mi? Fransa, evanjeliklerin kökü olan tapınakçıları kovan, mason Jacques de Molay’ı asan Krallığın ve kilisenin ülkesidir. 1789 devrimiyle de hıncını alamayan tapınakçıların (Jakobenler’in ) hedef ülkesidir. İspanya, 1490’lı yıllarda Müslüman ve Yahudileri kovan, asan, işkence eden, öldüren Hristiyan Avrupa ülkesidir. (Accı ama komiktir ki bir yıl öncesine kadar İspanya’da tonlarcasıyla domates festivalleri yapılıyordu. Bu sene corona yüzünden sadece 6 tane tek domates alma hakları var.)

Tüm bu gelişmeler ise göstermiştir ki bilim gerçek yol göstericidir, sağlık önemlidir, milli ve yerli üretim kaçınılmazdır, ihtiyata her alanda gerek vardır, bilime, sağlığa, eğitime, yerli üretim ve yazılıma yatırım yapmak esastır. Bu virüs ilk değil, son değildir. Savaş maddesi olsun veya olmasın ülkeler her yıl benzer felaketlerle karşılaşacaktır. (Küresel ısınma biraz daha böyle giderse insanlık buzullar altındaki bakterilerle tanışacak ve bağışık olmadıkları için çokça maalesef ölecektir.) O halde tedbirli olmak ve ihtiyaç olduğunda müdahale edebilmek önemlidir. Şimdiden hazırlık yapmak lazımdır. Yeterli imkan ve nitelikli personel vardır. Sorun meseleleri ciddiye almamakta, bilimi önemsememekte veya üşengeç davranmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu hain şeytani planların daima ön saflarında olmuştur. Tamamı küreselci Yahudilerin elinde olan bu örgüt, sağlık ve ilaç sistemlerini tek başında elinde bulundurarak halk kitlelerini ölüme mahkum eder. Patent oyunlarıyla, zararlı ilaçları piyasaya sürmekle, faydalı olanları engellemekle, sağlık endüstrisinin devasa bütçesini elinde tutmakla, tedavileri geciktirmekle, kan ve organ bağışlarına, doku ve gen araştırmalarına tek başına otorite olmakla bu örgüt dünya insanlığını sessiz kıyamete hazırlamakla meşguldür.

En son Corona örneğinden konuşursak, örgüt bugüne değin dört şeyden bahsetmiştir; sigara içmeyin, sarımsağın faydası yoktur, virüs hava yoluyla bulaşmaz (maskeye gerek yoktur) ve aşı için en az 18 ay lazımdır.

Alkol ve uyuşturucu ile değil de sigarayla yaklaşık iki senedir mücadeleyi öngören örgütün, corona vakalarında sigara içenlerin virüse karşı avantajlı (!) olacağına dair bilgisi olmalıdır! Keza sarımsak faydalı olmalıdır ki örgüt yararsız olduğunu dillendirmektedir. Keza tüm dünyanın aşı ve ilaç temennisi zirve yapmışken tedaviyi 1,5 yıl sonrasına atıyor olması küresel moralsizliği teşvikten başka bir anlama gelmez. Nasıl? Bizler sağlıkçı değiliz lakin örgütün sabıkalı olması bizi bunu düşünmeye sevk etmektedir ki domuz gribinde, kuş gribinde bu kadar ses çıkarmayan örgüt şimdilerde çözüm üretmek yerine küresel Pandemi naraları atmakta, bunu yaparken de epidemi ilanı için lazım olan yakalanma oranını (!) beklemeden deklare yapabilmektedir. Küreselcilerin kışkırtma maşası olduğu anlaşılan örgüt bu nedenle insanlığın umudu olmaktan da uzaktır. Maskesiz dolaşın demesi ise insanı düşmanı oluşunun ve yalancılığının resmidir. (Neyse ki sonra geri adım atmıştır.)

İkinci dünya savaşından sonra kurulan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) (İngilizce WHO) aslında Küresel Sağlık Bakanlığıdır. Küreselleşmeye vaktiyle karşı olan Çin, DSÖ kuruluşuna yön değiştirerek öncülük etmiştir, finansman Rockefeller Vakfına aittir. Örgütün yasasını ve finansmanını sağlayan da bu vakıftır. Mayıs 2000 itibarıyla DSÖ’ne 191 ülke üyedir. Kuruluşun giderleri ülkeler değil vakıflar ve ilaç firmalarınca karşılanır. Başkan dahil tüm personeli atayan ve maaşlarını ödeyen de bu firma ve vakıflardır.

DSÖ 2009 yılında domuz gribi veya H1N1 virüsünü küresel salgın ilan etti. Oysa domuz gribi küresel (Pandemi) değildi. Hastalıktan bir hafta önce örgüt “Pandemi” tanımını değiştirdi. Küresel ölüm oranları da nedense hiç açıklanmadı. Ancak aşısı hemen üretildi. DSÖ’nün domuz gribini küresel salgın olarak ilan etmesini sağlayan “Big Pharma” adlı küresel büyük ilaç firmalarıydı. Bu firmaların başında da GlaxoSmith Kline ve Novartis geliyordu. Bu küresel ilaç firmaları domuz gribinden milyarlarca dolar kar ettiler.

DSÖ’nün bilimsel danışma grubu (SAGE) ilaç firmaları ve vakıflardan büyük yardım alıyor. Bunların en önemlileri Bill Gates vakfı, Rockefeller vakfı, Merck & Co. (MSD), Gavi, Aşı İttifakı (Gates tarafından finanse ediliyor), BMGF, Pfizer, Novavax, GSK, Novartis, Gilea. DSÖ’ye yıllık milyonlarca dolar ödeyen özel bağışçıların başlıcaları da; Gilead, Bayer AG (Şu an Covid aşısı üretiyor).

ABD Başkanı Trump, küreselcilerle işbirliğinde olduğunu iddia ettiği DSÖ’ne sağladıkları maddi yardımı keseceklerini duyurunca İngiltere Başbakanlık sözcüsü ‘küresel birliğin önemine’ vurgu yaparak İngiltere’nin örgüte finans desteğini sürdüreceğini bildirdi. Bu ani beyan küreselci Rothschild’lerin ABD’nin demeci ile bir hayli telaşlanmış olduklarını gösteriyor, aynı zamanda DSÖ’ne moral ve teminat veriyordu. Tabi DSÖ’nün hangi safta olduğunu da.

DSÖ’nün başındaki adam Etiyopya’lı politikacı Dr. Tedros Adhanom’dır. Tıp değil felsefe doktorudur. WHO başına getirilen tıp doktoru olmayan ilk kişidir. 2017 yılında göreve getirilmiştir. Adhanom, Etiyopya sağlık bakanı iken Bill Gates ile tanışmış, önce Gates bağlantılı HIV / AIDS, TB ve sıtma küresel Fonu’nun yönetim kurulu başkanı olmuş, sonra DSÖ başına getirilmiştir. Onu getiren Melinda Bill Gates Vakfıdır. Bu vakıf 2019 yılında Küresel salgın deneyi yapmış, sonra aynı tarihte Çin’de Corona ortaya çıkmıştır. Tedros Adhanom Çin devlet başkanıyla görüşüp ‘salgın’ı birlikte ilan etmiştir.

Bir hatırlatma da Kenya örneği olmalı. DSÖ ve UNICEF 2013/2014 yılında Kenya’da 1,3 milyon kız çocuğuna ve doğurgan yaşta kadına sözde tetanos aşısı yaptı. Sonradan anlaşıldı ki aşının içinde Beta HCG vardı. Yani aşı olanlar hamile kalmasın diye müdahale edilmişti.

Bu esnada ilk corona virüs diktatörlüğü de Macaristan’da ilan edilmiştir. Meclis iptal edilmiş, ülkeyi salgın geçene dek Orban’ın kararnamelerle idare etmesi kararlaştırılmıştır. Bu süreçte, seçim yapılmayacak, dedikodu ve yalan haberler 5 yıl, karantinayı ihlal edenler 8 yıl hapis istemiyle yargılanacaktır. Macaristan’ı Polonya takip etti. Bu aslında AB anayasasının dışında iş yapmak demekti ve ortaklığa zarar veriyordu.

IMF’nin salgın nedeniyle verebileceğini duyurduğu yardımlara şu ana kadar müracaat eden 116 ülkeden ilk etapta uygun görülen 40 ülke vardır ve bu ülkelerin tamamı Afrika ülkesidir. Buraya kadar her şey normaldir. Anormal olan IMF’nin şart olarak koştuğu şu üç maddedir; köylere elektrik bağlanması, tüm çocuklara zorunlu aşı, her aileden iki kişiye çip takılması! Nasıl? Bu üç koşul küreselcilerin yakın vade planları hakkında bir şeyler hatırlatıyor mu? Şunu ihtimal listesinden sakın çıkarmayın; oynanan senaryonun rekabet eder görünen iki kutbun ortak planı olma veya çok yakında işbirliği etme ihtimali daima vardır.

Burada konunun alakasına binaen bir anekdottan bahsetmek gerekir; İngiliz hükümeti Hindistan yönetimini elinde tuttuğu dönemde kobra yılanlarına karşı savaş başlatır. Ne var ki İngilizler yılanlara aşina değildir ve müdahale ettikçe daha fazla zayiat verir. Bu nedenle kendileri yerine Hintlileri kullanarak sorunu çözmeye ve yılan başı getirene ödül vermeye karar verirler. Başlarda gerçekten de kobraların sayısı azalır. Ancak bir süre sonra Hintliler para getiren bu işten daha fazla kazanmak için kobra çiftlikleri kurarlar. Hem bu sayede dağ, tepe yılan peşinde de koşmalarına gerek kalmayacaktır. Çok da para kazanırlar. İngilizler durumu fark edince hem daha fazla kobra üretilmesin hem de zekaları ile alay edilmesin diye kobra başına para verme işine son verirler. Hintliler de kobraların para etmediğini görünce, besleyerek kaynak ve vakit harcamaktan vazgeçip çiftliklerdeki kobraları tabiata salarlar. Doğal ortamlarında da çoğalmaya devam eden kobraların sayısı iyiden iyiye artar. Böylece ilk baştakinden çok daha fazla yılan ortalığı sarmış olur. İngilizlerin kontrol mantığı da ters tepmiş olur. O günden beri bu tip kontrol altına alınması hedeflenirken, beklenmeyen etkiler nedeniyle kontrolden çıkan, ters tepen durumlara ‘Kobra etkisi’ denir. Ne dersiniz? Corona kontrolden çıkmış olabilir mi?

Ya virüsten önce denize açılan ve kıyı ile temas etmeyen ABD Theodore Roosevelt uçak gemisindeki Corona kapmış 100 asker sizce nasıl hastalandı? Atlantik okyanusunda üç aydır seyretmekte olan ve dış dünya ile irtibatı olmayan Fransız uçak gemisi Charles De Gaulle’ün 1767 mürettebatından üçte ikisinin test sonuçları nasıl pozitif çıkmıştır?(Fransa inandırıcı olmasa da 11-13 Mart arası ikmal için yanaştıkları kıyıdan bulaştığını açıklamaktadır)

Dünya sağlıkçıları, Corona aşısı ve ilacıyla uğraşıyor. Ama tam bir küresel sağlık sistemi yaklaşımıyla kimse halk sağlığından, tabiatı temizlemekten, biyolojik üretimlere yasak getirmekten, salgın kaynaklarını kurutmaktan, sağlık taraması yapmaktan, biyolojik terör yasasından söz etmiyor. Atatürk Türkiye’sinin salgınlarla mücadelesindeki dev başarısını anlayabiliyor muyuz? (Tüm ülkelerde görüldüğü üzere on binlerce virüsün üretildiği onlarca viroloji enstitüleri var. Neden? Niçin? Uzaylı saldırısı veya doğal bakteri bulaşımı olursa korunmak için mi? Yoksa savaş maddesi kullanmak için mi?) Dahası tedaviler ateş pahası ve özel sağlık sigortası bulunmayan yoksullar sağlık desteği almaktan uzak.

Küreselcilerin mecbur bıraktığı dijital sağlık sisteminin çerçevesini, Corona’nın sadece bir prova olduğunu anlayabiliyor muyuz? Peki ABD’de misalen yıllık geliri 40-50 bin dolar olan çalışanların corona cenaze masrafının 10-30 bin dolara mal olmasını, ya da insanların yakınlarını dini icabetlere göre gömmesine izin verilmemesini? Küreselcilerin mali ve dini tuzaklarını görebiliyor muyuz? (Sağlık globalizmi yazımıza bakınız.)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

43 − 36 =