Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / 60 yaşından sonra kimsenin mazereti yoktur
imanilmihali.com
60 yaşından sonra kimsenin mazereti yoktur

60 yaşından sonra kimsenin mazereti yoktur

60 yaşından sonra kimsenin mazereti yoktur

Peygamberimizin bir hadisinde işaret buyurduğu bu husus bazı beyanlarda kırk yaş olarak da geçer lakin çoğunluğa göre altmış yaş kabul edilmiştir. Hepimizce malum bu mesele ise maalesef çoğu zaman unutulmakta ve gençliğin verdiği telaş ve hesapsızlıklar yaş ilerledikçe dizginleneceğine aynı pervasızlıkla devam etmektedir.

Takdir edilmelidir ki peygamberimizin bu sözü boşuna değildir ve kendisine hitap edilenlerde ahir zamanın tüm ileri yaş Müslümanlarıdır. Peki denilmek istenen nedir o halde? Allah’ın izniyle, doğrusunu sadece Allah bilir diyerek, aklımız erdiği kadarıyla izaha çalışalım.

Allah hayatı ve eceli sınav olsun diye yaratandır. Öyle bir sınav ki soru kimin daha iyi ve güzel ameller yaratacağı, kimin iman ve tevekkülde şaşmayacağı sınavıdır. Dünya hayatı ise boş bir eğlenceden başka bir şey değildir. Asıl ve sonsuz hayat ahiret yurdundakidir ve burada yaşadıklarımız oradaki hayatımızın nasıl olacağına verdiğimiz kararlardan ibarettir. Yani dünya ahiretin tarlasıdır.

Her sınavda olduğu gibi dünya sınavında da zor ve kolay sorular, caydırıcılar, kandırıcılar, kötü örnekler, zaaflar elbette olacaktır ki bedenlerin dinamizmi, ele geçen mevki ve sermayeler, bereket veya yokluk halleri hep bu sınavın ara durumlarıdır. Kimse ama hiç kimse kazandıklarının kendi bileğinin hakkı olduğunu iddia edemez ve Allah’ın izni ve ruhsatı olmadan bir yaprak dahi yere düşemez.

Öte yandan insan günah işlemek ve akabinde derhal tevbe edip dua ve niyaz ile af dilemek borcundadır. Çünkü kimse günahsız yani melek değildir. Hz. Peygamber bile günahsız değildir. (Lakin Yüce Allah O’na bizlerden çok daha fazla rahmet göstermiş ve inşallah iki cihanda da günahsızlığına imkan tanımıştır diye inanırız.)

Günahlarımız ergenliğe erene değin yoktur çünkü aklımız doğru yargıları oluşturmaktan uzaktır ve fakat ergenlikten sonra (onbeş yaşından itibaren) herkes her yaptığı veya yapmadığı şeyden ferdi olarak mesuldür. Yani dinin sevap ve günahları ergenlikle ferdiyet kazanır ve yaşam her adımda iyi veya kötü bir şeyler yaparak, söyleyerek veya düşünerek geçer. Ameller kadar ve belki amellerden çok daha mühimi niyetler olduğu için de düşündüklerimiz ve kast ettiklerimizde bir değer taşır.

Kader meselesi bizleri çokça aşan bir konudur ve aslolan insan olmanın evrensel üstünlük ve mesuliyetini taşıyarak, bahşedilen akıl ve kalp gücünü faydalı işlerde kullanıp, İslam’ın ve güzelliğin cihana yaygınlaşmasına katkı sağlamak, adeta dünyayı cennete çevirmektir. Başka bir deyişle insanlarda oluşması gereken iman ve ahlak, cennet ahlakı olmalıdır ki bunun adı Yüce Allah’ın da üzerinde olduğu Kur’an ahlakı veya Sırat-ı Mustakim’dir.

İnsan genç yaşlarda bedensel ve mantıki şehvetlerin esiri olmak zaafına kolayca düştüğünden, çirkin arzular dahil, hatta hak yemek ve liyakatsiz iken talip olmak gibi pek çok hırsa yenilir ve açlıkları asla bitmez. (Açlıklarına gem vurabilenler çok azdır.) Tagutların ve insan şeytanlarının kandırmaca ve kışkırtmacaları ise nihayetsizdir ve özellikle gençler kanmakta pek korumasızdırlar. Kadınlar, para, dünya süslerinin sınav için yaratıldığını unutan, unutmasa da güzelliklerine aldanan özellikle gençler şeytanlara teslim olmaya, bir zaman için bile olsa şirke batmaya ve şeytanlaşmaya adeta mahkumdur.

Çünkü gençlik ile verilmiş olan delikanlılık hırs, sürat, güç ve kontrolsüzlük güdüsü kulu günaha ve harama her zamankinden çok daha kolay ve hızlı sevk eder ki kontrol mekanizmaları devreye çok zaman sonra girer.

Sokaklardaki inançsız, çaresiz, boşuna yaşam süren kulların durumu maalesef budur. Islah olmaları Allah dilemedikçe zor olan bu insanlara yardım eli uzatanlar da gayet azdır ve bu eller uzandığında o elleri tutmak isteyen yanılmışların sayısı da yine çok azdır.

Kısaca, bedensel güdüler, alkol, karanlık şehvetler, uyuşturucular, mevkiler, makamlar, paralar, dünya süsleri, özellikle kadınlar gençler için çok fena tuzaklardır ve sonra tevbe edersin diyen şeytani telkinlerin de dürtmesiyle pek çokları bu cehennem tuzaklarına aldanıverirler.

Orta yaşlardan itibaren ise kullar heveslerine dizgin vurmayı öğrenir, yaşadığı acı tecrübelerden dersler çıkarır ve boş arzulardan sıyrılarak hayatın manasına temas etmeye başlar ve tevazu ile tevekkülü daha sık yaşamayı öğrenir.

Durgunluk çağı denen bu anlarda da kulun şeytani tuzaklara düşmesi hala muhtemeldir çünkü ne bedensel ihtiyaçlar (!) sonlanmıştır ve ne de mevki ve makam hırsı ve ne de para tutkusu.

Altmış yaş ise artık olgunluktan da çıkıp yaşlanma evresidir ki her kul bir zaman sonra zihni kabiliyetini artık kaybetmeye ve çocuklaşmaya başlayacağı bir yaşa girecektir. Yani sözgelimi 60 – 70 yaş arası süreç herkes için son şans vesilesidir.

Dünyanın vereceği çoğu zevki tatmış, bir miktar para elde etmiş, görmüş geçirmiş, pek çok yer dolaşmış, dini ve dinin yeryüzündeki örneklerini görmüş, pek çok kitap okumuş, sayısız sohbetle bir şeyler öğrenmiş, damarlarındaki deli kanlar artık durgunlaşmış bu yaş grubu için şeytani caydırıcılar artık çok etkili halden de çıkmıştır.

Şeytanlar bu gurup insanları artık kadınla, alkol veya kumarla, karanlık ve mis kokulu günahlarla, sorumsuz haksızlıklarla, liyakatsiz makamlarla aldatamaz, satın alamaz. Almamalıdır da!

Hayatın son merhalesine gelmiş bu yaş gurubu için hayat gerçek manasına neredeyse ermiştir artık. Dünyanın sahte yüzünden dinin hakikatlerine, Kur’an’a ve ahiret yurdundaki yaşama çevrilmiş hayatlar çok daha dürüst, tevazulu ve ölçülüdür.

Artık bilmemek lüksü de kalmamıştır. Çünkü işin doğrusu okunmuş, duyulmuş, yaşanmıştır.

Bu yaşa eren kulların artık yapması gereken akıllarını başa alıp, daha ne kadar gün yaşayacaklarını bilmedikleri bu hayatta faydalı ve güzel işler yapmaya çalışmak ve eskiden beri yapageldikleri pis şeyleri terk ederek, tevbe ile af dilemek, noksan iman ve ibadet meseleleri ile meşgul olurken kendisine bağlı evlat, akraba ve mahiyete de doğrusunu anlatmaktır.

Bu yaş grubuna nail olabilenler artık kanmak bir yana kananları da kurtarmak meselesi ile meşgul olmalı, Kur’an hükümlerini hayata egemen kılmaya çalışmalı, şeytanları yaşamlarından uzaklaştırmakla kalmayıp onlarla Allah emri gereği savaşmalıdır.

Bu yaşa erenler, sakin, sabırlı ve sevgi dolu bir vaziyette aldatan şeytanları dahi Allah yoluna davet etmeli, çocuk, akraba ve yakınlarına da Allah yolunu, iman yolunu tavsiye etmeli, nasihat etmekten bıkmamalıdır.

Tüm bunların ilk adımı da doğal olarak kulun önce kendisine çeki düzen vermesidir ki kul dileyince inşallah Allah o kula yardım edecek ve destek verecektir.

Peygamberimizin hadisine dönersek mazeret bahsi çok mühimdir ki bu yaştan sonra artık kimse mazeret aramak yanlışına düşmemelidir. Kendisi öyle sansa da artık mazereti yoktur ve yaptığı her kötü davranış sarf ettiği kötü söz misliyle cezalandırılmaya, afsızlığa artık mahkûmdur, layıktır.

O halde, ahiret yaşamının hesabının müstakil olduğu da hatırlanırsa her kul kendi başını kurtarmaya bakacak, sadece kendisine iyilik yapmayla yetinmeden önce Allah’a ve sonra etrafına da iyilikler yaymaya çalışacaktır.

Bu yaştan sonra hala kanan, aldanan ve şeytanların oyununa gelenler ise kusura bakmasın cehenneme ateş olmaya müstahak kalacaklardır. Çünkü Allah’ın Kur’an ve hayat nimetinden zerrece nasiplenmemiş bu zavallılar için artık ne şefaat ve ne de rahmet (doğrusunu Allah bilir) söz konusu değildir. Çünkü onlar adeta rest çeker haldedirler ve dini inkarla eş anlamdaki bu halleri cezaya da fazlasıyla müstahaktır.

Netice olarak ileri yaşlara dek yaşanan hayatlar, Kur’an, başa gelenler kulu ergenleştirmiş, hayattan yeterince zevk almasına imkân tanımış ve doğru ile yanlışı fazlasıyla öğretmiştir.

Bedenlerin yaşlanıp yorulması gibi maneviyatlar da yaşlanmış iken bunun aksine davranıp soytarı ipsizler yahut ölümsüzlük iddiasındakiler gibi fütursuzca yaşamaya devam etmek dine de imana da aykırıdır. Bu aykırılık ise ciddi bir tehlikedir ve anlayabilen için ahiret yurdundaki büyük kayıplar demektir.

Hayatın ve ecelin yaratılmasındaki hikmet ne ise gençlik ve yaşlılık hallerindeki hikmet de odur. Akıllar ve kalpler bu idrakte birleşmeli, hayat koşturmacasından artık gözler ileri yaşlarla birlikte ahiret yurdu arayışlarına çevrilmelidir.

Deyim yerindeyse bir ayağı çukurda olanlar için artık zaman faydasız ve zararlı işlerde koşmak değil, faydalı, sevgi dolu, güzel, dine ve imana hizmet eden, Allah’ı sevindirecek davranışlar sergilemek zamanıdır.

Bunu yapabilenler için inşallah kalan ömürler de ahiret hesapları da kolay ve güzel olacaktır.

Bunu yapamayanlar içinse karanlık bir ecel ve karanlık ahiret sorguları adeta alınyazısı olacaktır.

Demek ki kul orta yaşlardan sonra artık hırs ve şehvetlerini dizginlemeli, şeytanın silahları olan yalan, kibir, haram, çirkin ve pis işlerden sıyrılmalı, bedenini ve ruhunu sattığı paradan artık vazgeçmeli, dünyayı servet biriktirme değil sevap biriktirme mekanı olarak görmeli, şeytanları değil iman sahiplerini dost edinmeli, münafıklara aldanmadan, dini kulaktan dolma değil sadece Kur’an’dan öğrenmeye başlamalı ve imanın ne demek olduğunu artık anlamalıdır.

Artk zaman günah işlemek zamanı değil arınmak için tevbeye, imana ve Kur’an’a sarılmak zamanıdır.

Ve yine Allah’ın verdiği bir vazife olarak yakın çevredeki evlat, akraba ve gençlere de doğruluk ve dürüstlüğü aşılamak, tembihlemek, nasihat etmek zamanıdır. 

Yoksa ahiret hesabı zor, cehennem azap dolu olacaktır.

Rabbim ileri yaştaki tüm kullarını sahte Müslümanlardan korusun.

Rabbim tüm yaşlılarımızı hidayete ve Kur’an İslam’ına erdirsin.

Rabbim yaşlı anne ve babalarımızı dine yalan söyletenlerden uzak eylesin.

Rabbim hepimize iman ve İslam dolu yarınlar nasip etsin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Cumartesi halkı

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi Kur’an’da “Cumartesi Halkı” veya “Cumartesi Balıkçıları” tabiriyle anılan, lanetlenmiş ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir