Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / 73. BAYRAM GÜNLERİ
imanilmihali.com
Hz. Peygamber

73. BAYRAM GÜNLERİ

BAYRAM GÜNLERİ

Her kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakı­nırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir.[211] Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük azilet budur. [212]

Müslümanlar Bedir zaferiyle sevindiler. Son derece büyük bir coşku ve sevince sa­hip oldular. Bu ise her bakımdan anlaşılır bir şeydi. Çünkü, Bedir’de en acımasız düşmanlarını yenmişler; düşmanlarının en zorba liderlerini öldürmüşler; tüm Araplar katında zavallı, zayıf bir kitle olarak görülmekten kurtulmuşlar; Medine’deki münafıkların ve Yahudilerin aşağılayıcı, alaycı tutum ve tavırlarını sona erdirmişler; yoksulluklarının sona erdiren ganimetler ve fidyeler elde etmişlerdi. Müslümanlar, farz kılman ve ilk kez tutulmaya başlanan ramazan orucunun ilk günlerinde (8 Ramazan) Bedir’e gitmişler, yolculukları sırasında da oruca ara vermişlerdi. Ancak Medine’ye döndükleri zaman (23 Ramazan) henüz ramazan ayı bitmediği için oruçlarına devam ettiler. Ayrıca, Resulüllah, ramazan ayının bitimine iki gün kala (25 Mart 624) ‘Onları, aç dolaşmaktan uzak tutunuz [213] diyerek ramazanın bitimine kadarki süre içerisinde yoksullara yardım edilmesini istedi. Böylelikle fıtır sadakası olarak bilinen ekonomik ibadet, hicretin ikinci yılında ilk kez o sene tutulmaya başlanan ramazan orucu ve yine ilk kez o sene kutlanacak olan ramazan bayramı ile birlikte Müslümanların uygulamaya başladıkları bir ibadet oldu.

Toplumca kutlanan veya anılan haftalık, aylık veya yıllık özel günleri ifade eden bayramlara hemen her toplumda rastlanır. Cahiliye devri Araplarınm da her yıl tekrarlanan bazı toplantı ve kutlama törenleri vardı. Ancak bunlar tüm Araplarca kabul edilen ve gerekleri yerine getirilen toplantı ve törenler değildi. Söz konusu toplantıların ve törenlerin hem sayısı ve hem de niteliği kabilelere göre degişiyordu. Zira bayram olarak nitelenebilecek olan bu toplantı ve kutlamalar genellikle tapılan putlarla ilgiliydi. Her kabile, her yıl belirli bir günde kendi putunun etrafında toplanır ve ayin boyutu da olan bir kutlama, eğlence toplantısı yapardı. Söz konusu kutlama ve eğlenceler tapılan putlarla ilgili olduğu için, her kabilenin bayramı diğer kabilelerden farklı zamanlardaydı ve her kabilenin bayramı sadece kendilerinin katılımıyla sınırlıydı. Çünkü neredeyse her kabilenin putu farklıydı. Hiç kimse tapmadığı, başka bir kabilenin putu ile ilgili törene, kutlamaya, eğlenceye katılmak istemezdi. Ayrıca, kurulan pazar ve panayırlar da bayram toplantılarını hatırlatır nitelikteydi. Pazar ve panayır günlerinde müzik, içki ve kadınların yer aldığı eğlence toplantıları düzenlenirdi. Daha çok bir karnavalı hatır­latan bu eğlencelerde herkes coşar, oynar, sarhoş olur, kadınlarla oynaşıp eğlenirdi.

Zilkade ayında Ukâz ve Mecenne’de kurulan panayırlar ile bunları takiben kurulan Zülmecâz panayırları genel katılımlı karnaval nitelikli bayramların en önemlilerini oluşturuyordu. Bir de, Mekke çevresindeki kabilelerin katılımıyla yılda bir kez kutlanan Zât’ü Envât toplantısı vardı. Bu toplantı da bayram coşku­su içerisinde gerçekleştirilirdi. Zât’ü Envât, Mekke’nin 17 km dışında, Hudeybiye’de bulunan büyük, yaşlı bir ağaçtı. Müşrik Araplar ona saygı duyarlardı. Onu önemli bir put kabul ederlerdi. Kılıçlarını onun dallarına asarak, etrafında tavaf eder, uğruna kurbanlar keser, tören yaparlardı. Tüm bunların yanı sıra, esasen Cahiliye Arapları için en geniş katılımlı toplantı ve dolayısıyla bayram hac töreniydi. Yılda bir kez düzenlenen hac töreni büyük bir coşkuyla gerçekleştirilir, yarımadanın her tarafından gelen Araplar birbirleriyle görüşürler, putlarına taparlar, Kabe’yi tavaf ederler, eğlenceler düzenlerler, sohbetler ederler ve sonra herkes memleketine dönerdi.

Cahiliye Arapları kutladıkları bayramlara büyük bir sevinç ve coşkuyla katılırlardı. O gün en yeni ve güzel elbiselerini giyerler, at veya deve yarışları tertip ederler, genellikle köle veya cariyelerin çaldığı bendir (bir tür def) eşliğinde şarkı söyleyip, dans ederlerdi. Çocuklar ise kovalamaca, çizgi, ceviz, aşık, cülâhik (misket) oynayarak eğlenirlerdi. Yetişkin erkekler ise bazı düşük ahlâklı kadınların ve ca­riyelerin de katıldığı içkili eğlenceler tertip ederlerdi.

Resulüllah Medine’ye hicret ettiği zaman, Medine’deki Arap topluluğunun yılın iki ayrı zamanında kutlanan iki ayrı bayrama sahip olduğunu gördü. Nevruz ve Mihricân isimli bu bayramlardan baharın başlangıcı kabul edilen Nevruz 22 Mart günü kutlanırken, sonbaharın başlangıcı kabul edilen Mihricân ise gece ve gündüzün eşitlendiği günlerde kutlanıyordu. İkisi de Mecusilerden alınmıştı. Medineli Arapların kendilerine ait özel bayramları yoktu. Yahudiler ise kendi dinlerinin ve tarihlerinin hatıralarına sahip birçok bayrama sahiptiler. Bunlardan bir kısmına Medineli Arapların katıldığı da olurdu; Yevmü’s Seb (yedinci gün) bayramı bunlardan birisiydi.

Müslümanlar şirk temelli olduğu için risâletin Mekke döneminde Mekkelile-rin toplantı ve törenlerinin hiç birisine katılmadılar. Mekkelilerin bir tür bayram sayılabilecek geleneksel toplantı ve törenlerine katılmaktan özenle kaçındılar. Bundan sadece panayır veya hac törenleri istisnaydı. Bunlara da ya ticarî faaliyet­te bulunmak veya İslâm davetini gerçekleştirmek için veyahut tevhidi esaslar dahilinde Kabe’yi tavaf ederek Allah’a ibadetlerinden birisini gerçekleştirmek için katıldılar. Dolayısıyla, Medine’ye hicret edinceye kadar Müslümanların kendilerine ait toplumsal bir etkinlikleri olmadı. Zira Mekke’de can güvenlikleri yoktu. Mekke’deki olumsuz şartlarda toplumsal bir etkinlik tertip etmeleri çok zordu. Ancak Medine böyle değildi. Resulüllah toplumsal dayanışmayı kuvvetlendirmede, toplumsal bir bilinç oluşturmada bayramların önemini biliyordu. Bunu hem Mekke’de ve hem de Medine’de görmüştü. Müslümanlar arasında gerçekleşecek bir toplumsal etkinlik olmasını sağlamanın yanı sıra, Medineli Müslümanları Mecusilerden aldıkları bayramlardan uzaklaştırmak amacıyla, Müslümanlar için Allah’ın iki ayrı bayram tahsis ettiğini bildirdi. Bunu ‘Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, kurban ve fıtır (Ramazan) bayramlanyla değiştirmiştir.[214] diyerek müjdeledi. Bunlardan birisi yeni farz kılınmış olan ramazan orucunun bitimini takiben kutlanacak olan ramazan veya o gün yaygın kullanılan ismiyle Fıtır bayramı, diğeri ise Kurban bayramı’ydı.

Bu bayramlardan ilki, Bedir’i takip eden günlerde, içinde bulunulan ramazan ayının bitimiyle kutlandı. Bayram, namaz ile başladı. Musalla ismi verilen ve Medine’nin kıyısındaki geniş bir alanda tüm yetişkin erkekler, kadınlar ve genç kızlar [215] toplandılar. Hep birlikte Resulüllah’ın imamlığında ilk kez bayram namazı kıldılar. Sonra herkes kendince bir eğlence veya faaliyet tertip etti. Kadınlar ver erkekler kendi aralarında şiirler okudular, şarkılar söylediler. Genç erkekler mızrak-kalkan oyunları düzenlediler. Benzeri faaliyetler sonraki bayramlarda da de­vam ettirildi. Bu bayramlardan birisinde mızrak-kalkan oyunu sergileyen bir grup Habeşliyi Resulüllah eşi Aişe ile birlikte izledi. Hz. Ömer kadınların bu eğlencelere seyirci olarak bile katılmalarını hoş karşılamadığını belli edince, Resulüllah müdahale ederek, Ömer’in görüşünü doğru bulmadığı bildirdi. Ayrıca bir başka bayramda eşi Aişe’nin izleyici olarak katılacağı müzikli bir eğlenceye izin verdi. Bu eğlencede bir grup cariye defleri eşliğinde şarkılar söylediler. Resulüllah veya başka bir erkek bu eğlenceye katılmadı. Ancak, Resulüllah bir diğer zamanda Buâs savaşlarına ait ezgiler söyleyen iki kız çocuğunu dinledi. Hz. Ebû Bekir çocuklara müdahale etmek isteyince ‘Her toplumun bayramı vardır; bu da bizim bayramı [216]diyerek bu müdahaleyi engelledi ve çocukları dinlemeye devam etti.

[211] Nür sûresi, 24:52

[212] Fâtır sûresi, 35:32

[213] îbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 1/248.

[214] Ebû Davud, Salât 245; Mesaî,’ Salâtü’l îdeyn 1; Ahmed, Müsned IÎI/103 178 235 250 .

[215] iırmızî, Cum’a 36

[216] Buharı, îdeyn 3; Müslim, Salâtü’l îdeyn 16

Bu yazıyı okudunuz mu?

hayır ve şer

Dinen haddi aşmak nedir

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf 7/55) ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir