Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / 82. TEMİZ BİR HAYAT
imanilmihali.com
Hz. Peygamber

82. TEMİZ BİR HAYAT

TEMİZ BİR HAYAT

Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), şans okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık vazgeçtiniz değil mi?.[16] Bir grup Müslüman Remle’de oturmuş şarap içiyorduk. Yanımızda büyük bir cam kavanoz dolusu şarap vardı. O zaman şarap içmek yasaklanmamıştı. Ben bir ara Resulüllah’ın yanına gidip oturdum. Resulüllah içkiyi yasaklayan ayeti okudu. Hemen kalkıp arkadaşlarımın yanına döndüm ve ‘Artık vazgeçtiniz değil mi?’ kısmına kadar ayeti okudum. Arkadaşlardan bazıları şarap dolu bardağı elinde tutuyordu; şarabın birazını içmiş, bir kısmı ise bardakta duruyordu. Bazısı ise bardak dudaklarında, içmeye devam ediyordu. Ben ayeti okuyunca hepsi birden ellerindeki bardakları bıraktılar ve ‘Vazgeçtik ey Rabbimiz dediler. (Bir Sahabe)

Zihniyetten düşünceye, inançtan tasavvura, kişilikten davranışa, savaştan ticare­te, aile yönetiminden toplum yönetimine, bireysel ilişkilerden toplumsal ilişkile­re kadar uzanan ve insana, insanın yaşadığı hayat tarzına ilişkin her şeyin dosdoğru, en güzel, en iyi olma biçiminin ismi olarak anlam kazanan İslâm, risâlet sürecinde tedrici bir süreçte inşa olundu. Çünkü düşünceleri, inançları, tasavvurları, kişilikleri, hayat tarzları yanlışlarla dolu ve tüm bu yanlışlara alışmış insanların, bütün bunları terk edip her şeyi ile farklı olan yeni bir inancın ve hayat tarzının bir anda mensubu olmaları çok zordur. İnsanlar ani değişimde sarsılırlar, bu değişimi gerçekleştirmekte zorlanırlar, yıkılırlar. Değişimin alıştırarak, sarsmadan, yıkmadan gerçekleşmesi gerekir. Risâlet sürecinde olan da budur. İlâhî irade bazı şeylerin değişimini biraz gerilere ertelemiştir. Ama hiçbir şeyi ihmal etmemiş, zamanı gelince değişmesi gerekeni değiştirip, o konuyu veya uygulamayı olması gereken niteliğe ve biçime kavuşturmuştur. Aynen hayat tarzının bir boyutunu oluşturmasına rağmen, düşünceden tasavvura, davranıştan inanca, kişilikten ahlâka, aileden topluma, ekonomiden siyasete varıncaya kadar her şeyi etkileyebilecek olan bazı kötü alışkanlıkların tedrici bir süreçle iptal edilmesinde olduğu gibi. Ör­neğin alkollü içeceklerle, kumarla ve falla ilgili düzenleme bu şekilde gerçekleşmiştir.

Hicretin dördüncü yılıydı; Nadirlerin kuşatıldığı ve Medine’yi terk etmeleri is­tendiği günlerdi (Eylül 625). Vahyolunan bir ayetle alkollü içeceklerin, kumarın ve falın zararına dikkat çekilip, bunların yasaklandığı bildirildi. Bu yasakla, Resulüllah’ın yanındaki her Müslüman’ı insanlık için örnek şahsiyet olacak şekilde yetiştiren ve onların teşkil ettiği toplumla insanlığın hayalindeki ideal toplumu tarihsel bir gerçekliğe dönüştüren Kur’an, bireysel ve toplumsal hayatı pisliklerin bir kısmından daha temizlemiş oldu. Tedricî değişim yöntemine göre şekillenen sürecin aşamaları şu şekilde gerçekleşti:

Alkollü içki kullanmak, kumar oynamak ve fal bakmak cahiliye dönemi Arap­ları arasında son derece yaygın davranışları teşkil ediyordu. Hurma koruğundan yaptıkları ‘büsf ile hurma kurusundan yaptıkları fatih”, hemen herkesin her zaman içtiği alkollü içeceklerdi. Eğlence, sevinç, keder, korku, bir kutlama, bir toplantı veya can sıkıntısı… hemen her şey içki içmek için bahaneydi, içkiyi her zaman içerlerdi ve çokça içerlerdi. İçkinin olmadığı bir toplantıya veya eğlenceye rastlamak mümkün değildi. İçkinin olduğu yerde de çoğunlukla kumar vardı. Dolayısıyla sarhoşluğun ve kumarın neden olduğu kavgalara, çatışmalara, kötülüklere hemen her zaman yaygın olarak rastlanırdı. Fal ise bir işe başlarken veya bir şeye karar verirken hemen her zaman başvurdukları bir araçtı. Hatta dinlerinin, şirklerinin bir unsuru haline gelmişti. Sahte tanrılarının esasen olmayan iradelerini falla belirlemeye çalışırlardı. Akıllanyla ve tecrübeleriyle değil, fal ile hareket ederler; hayatlarını büyük oranda falcıların sözlerine göre düzenlerlerdi.

Kur’an, Mekke döneminde, hayatın düzenlenmesini daha çok genel ilkeler çer­çevesinde ele almış, tüm insanların tereddütsüz bir şekilde kabul ettikleri genel ahlâk ilkelerini ve davranış kurallarını hatırlatmış, mevcut doğruları yanlışlardan ayıklamış veya eksik olanları tamamlamıştı. Bu süreçte içki, kumar ve fala dokunulmamıştı. Bu konudaki düzenleme için bireysel ve toplumsal bir temelin oluşması beklenmişti. Çünkü alkollü içkinin, kumarın ve falın yanlış ve kötü olduğunu, sağlam bir düşünce temeli oluşturmadan, bilinçli bireyler inşa etmeden kabul ettirmek zordu. Bu tür konularda sadece yasaklamak çözüm değildi. Zira içki, ku­mar ve fal birer alışkanlıktı. Bunlara boyun eğmeyecek doğru ve sağlam iradeye sahip bireyleri yetiştirmeden, bu ‘pisliklerin hayattan uzaklaştırılmaları beklenemezdi. Yoksa, değişik gerekçelerle tüketilmeye ve uygulanmaya devam edilirlerdi. Örneğin miktar ve sıklık konusu önemli bir meşrulaştırma nedeni olabilirdi. Günümüzde de sıklıkla rastlandığı veya duyulduğu üzere, insanlar içkinin az miktardaki tüketimini, kumarın küçük miktarlarla oynanmasını veya fala arasıra başvurulmasını yararlı veya eğlenceli bulabilirlerdi. Kabul etmek gerekir ki bu gerekçeler de tamamıyla yanlış değildir.

Ancak hep gizlenen, gösterilmeyen veya açığa çıkması istenmeyen şey; az miktarda içki alımım, küçük miktarda bedellerle kumar oynamayı veya arasıra fala bakmayı psikolojik veya biyolojik gerekçelerle yararlı bulanların, ‘az’ ile ‘çok’ arasındaki sınırı neyin belirleyeceğinin ölçüsünü gös-terememeleridir. Esasen böylesi bir ölçü olmadığı için de az içenler, az miktarla veya eğlence niyetiyle ara-sıra falla ilgilenenler, kolaylıkta çok içen, hüvük miktarla oynayan veya en önemli kararlarında fala başvuran olabilmektedirler İşte bu ve bildiğimiz veya bilmediğimiz daha başka nedenlerle Kur’an, söz konusu problemlerin çözümünü sonraya bıraktı. Bu ‘pisliklerin temizlenmesinde tedrici bir yöntem izleyerek, hayattan uzaklaştırılmalarını ancak hicretin 4. yılında gerçekleştirdi. Bu zamana kadar başta Resulüllah olmak üzere sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda Müslüman dışında hemen herkes içki de içti, kumar da oynadı. Geçen zaman içerisinde sadece falla ilgili bir özel durum gerçekleşmişti; fal daha çok inançla ilgili olduğu için zaman içinde kendiliğinden yok olmuştu. Esasen alkollü içkilere karşı olan ve hiçbir zaman bunlardan içmeyenler cahiliye döneminde de vardı. Bu da son derece normaldir. Zira hiçbir toplum, aklının yol gösterici ışığını kaybetmiş kişilerin toplamından oluşmaz.

Bir toplumda aklının yol gösterici ışığını kaybedenler ne kadar çok olursa olsun, muhakkak birileri hâlâ doğrunun, iyinin, güzelin ışığını görür ve ona göre davranır. Bu nedenle cahiliye dönemi Mekke’sinde Resulüllah’m dedesi Abdülmuttalib başta olmak üzere, Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Cüd’an, Dubay’a b. Rabia, Amr b. Abese, Kus b. Saide, Velid b. Muğire gibi Resulüllah’a göre bir önceki kuşaktan olan kimselerin yanı sıra, Resulüllah’ın neslinden başta risâlet öncesi hayatıyla Resulüllah’m bizzat kendisi başta olmak üzere, Ebû Bekir, Ömer b. Hattab, Abdurrahman b. Avf, Kays b. Asım, Osman b. Affan, Osman b. Maz’ûn, Şeybe b. Rabia gibi kimseler içki içmiyor ve içilmesini de doğru bulmuyorlardı.

Uzun yıllar boyu içki ve kumar konusunda kısıtlayıcı veya yasaklayıcı herhangi bir hüküm bildirilmemiş olmasına rağmen, bazı Müslümanlar özellikle içkinin insanın kişiliği üzerinde olumsuz etkilerini dikkate alarak; sarhoş olan birisinin düştüğü aşağılık hâl ve hareketleri görerek, alkollü içki kullanımının Müslüman’a yakışmadığını düşünüyor ve bu düşüncelerini açıkça ifade ediyorlardı.

Bu konuda ısrarcı olan ve sesini en çok yükselten ise Hz. Ömer’di. Medine’ye hicretten sonra can korkusundan kurtulup biraz rahat bir ortama kavuşan Müslümanlar arasında içki ve kumarın yaygınlaşması veya daha önce hayati problemler nede­niyle dikkat çekmediği için çok fazla gündeme gelmeyen fakat Medine’nin görece rahat ortamında dikkat çekmeye başlayan içki ve kumar Hz. Ömer’in yoğun bir şekilde dikkatini çeken konu oldu. Özellikle içki tüketiminin Müslümana yakış­madığına ilişkin görüşlerini sesli olarak dile getirmeye ve Resulü İlah’tan bu konuda bir düzenlemeye gitmesini istemeye başladı. Bu aşamada, hayat tarzının düzenlenmesinde tedriciliği ön plana çıkaran Kur’an, ilâhî yöntem gereği ilk olarak içkinin zararlı olduğunu ama aynı zamanda insanların faydalanacağı bazı özelliklere de sahip olduğunu bildirdi: ‘Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: ‘O ikisinde büyük günah vardır, insanlara bazı faydaları varsa da zararları faydalarından fazladır.[17] Bu, Mekke döneminde vahyolunan ‘Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden içki ve güzel rızık edinirsiniz [18] ayetindeki içkiye ilişkin nötr ifadenin kısmen negatifleştirilmesini ifade ediyordu. Mekke’de iken vahyolunan ayette içki ‘güzel rızıklann’ dışında ifade edilmiş, ama olumsuz bir sıfatla da anılmamıştı. Ancak Medine’de vahyolunan Bakara süresindeki söz konusu ayetle içki de bazı yararlar bulunmasına karşılık, zararı da bulunduğu ifa­de edilerek tedrici yöntem işletilmeye başlandı.

Ayette [19] zararının yanında dikkat çekilen ‘fayda’, alkol kullananların veya kumar oynayanların kendilerini savunurken ifade ettikleri en somut ve kısmen geçerliliği bulunan psikolojik olarak rahatlatıcı olmaları, dinlendirmeleri, eğlendirmeleri veya alkolün besleyiciliği gibi özelliklerdi. Ancak, Allah ayetiyle dikkat çekti ki, her ne kadar içki ve kumarda bazı faydalar varsa da zarar da vardır ve üstelik zarar daha fazladır. Dolayısıyla ve elbette ki az fayda karşılığında çok olan zarar tercih edilmemeli; çok zarar etmemek için az faydadan vazgeçilmelidir. Bu ayet vahyolununca bazı Müslümanlar ‘Her ne kadar faydası varsa da zararı daha fazla’ deyip içki ve kumardan vazgeçtiler. Ancak ortada bir yasaklama olmadığı için ‘az faydayı’ zihinlerinde büyütüp, ‘çok zararı’ görmeyenler hâlâ vardı ve bunlar içki içmeye ve kumar oynamaya devam ediyorlardı.

Bir müddet sonra yine bazı Müslümanlar içkiden ve kumardan şikayetlenme-ye başladılar. Özellikle içkiyle ilgili şikayetler çok güçlüydü. İçki meclislerindeki kavgalar veya sarhoşken namaz kılanların ayetleri tam karşıt manâya gelecek şekilde okuma yanlışları yapmaları şikayetlerin ağırlıklı konusunu oluşturuyordu. Bu konuda Ömer’in ismi yine ön plandaydı. O, içkinin yasaklanmasını arzulayan bir niyetle içki konusunda kesin bir hüküm vermesini istemek için Resulüllah’a başvurdu ve aynı zamanda da ‘Ya Rabbi! Bu konuda sıkıntımızı giderecek bir hüküm bildir” diye dua etmeye başladı. Bir müddet sonra tedriciliğin gerektirdiği bir başka ayet vahyoldu. Ayet şöyleydi: ‘Ey iman edenler! Sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. [20] Bu içkiyi yasaklamayan, fakat kullanım süresini azaltan bir ayetti. Bir Müslüman günde beş ayrı vakitte namaz kılmak zorunda olduğu ve sarhoşluk ise bir anda geçecek bir şey olmadığı için, bu ayetle alkollü içki kullanımını günün büyük bir bölümünde Müslümanlara dolaylı şekilde yasaklamış oluyordu. Fakat ortada hâlâ kesin bir yasak yoktu. Bu nedenle her ne kadar bu ayetin vahyolunmasmdan sonra içki içmeye devam eden Müslümanlardan bir kısmı bu durumlarım terk ettilerse de, diğer bir kısmı sarhoş olmaya­cak kadar az içmeye veya yatsı namazından sonra içmeye devam ettiler. O günün şartlarında Müslümanlar için içki yasak değildi, ama iki ayetin oluşturduğu tedrici süreçle artık beğenilmeyen, istenmeyen, içenlerinin hoş karşılanmadığı bir şeye de dönüşmüştü.

Müslümanlar arasında hâlâ sarhoşlara rastlanıyor olması, içki kokan nefeslle mescitte namaz kılanların bulunması, içki meclislerinde kavga edenlerin du-mlması, bazen az da olsa sarhoş olarak namaz kılmak için mescide gelenlerin gö­rülmesi başından beri içki tüketimi konusunda hep kesin çözüm beklentisinde olan Müslümanları yine harekete geçirdi. Aynı isteklerle Resulüllah’a başvurmaya bu probleme bir çözüm getirilmesi gerektiğini ifade etmeye başladılar. Süreç üçüncü aşamada kesin çözüme kavuşturuldu ve bu tedricilik içerisinde Müslümanlar arasında alkollü içki tüketimi ve kumar oynanması alışkanlığına son verildi. Sonuç hükmü bildiren ayet şöyleydi: ‘Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), şans oklan şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar ile aranıza, düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık vazgeçtiniz değil mi?.[21] Bu ayetleri ilk duyduğu zaman, çoktandır içki ve kumarın yasaklanma­sını arzulayan Hz. Ömer çok sevindi ve ‘Vaz geçtik ey Allahım.[22] dedi. Ömer çok sevinmişti, çünkü insanlığın model toplumundan içki, kumar ve fal ‘pislikleri’ te­mizlenmiş; toplum daha da ‘temiz’ hale gelmişti.

Üçüncü aşamada (Mekke dönemindeki içki konusunda vahyolunan nötr ifadeli ayet düşünüldüğünde dördüncü aşamada) gelen ayet [23] içki ve kumarı yasaklamakla kalmamış; en önemli zararlarına dikkat çekerek, bu yasağın nesnel gerekçesini de ifade etmişti. Ayrıca içki ve kumarı ‘pis’ olarak niteleyip, bu ‘pislikleri’ Müslümanların ilk andan itibaren uzak oldukları, Müslüman olmak için uzak durmak zorunda oldukları putlarla bir arada sayması son derece anlamlıydı. İçki ve kumar yasaklanmcaya kadar içki içmeye ve kumar oynamaya devam eden Müslümanlar söz konusu yasağa nasıl tepki verdiler? Bu konuda cevap olabilecek birçok bilgi mevcuttur. Bunlardan birisi ve belki de en önemlisi Enes b. Malik’in anlattıklarıdır. Enes, içkiyi yasaklayan ayeti duyduklarında Müslümanların neler yaptıklarını şahit olduğu bir olaydan hareketle şöyle anlatmıştır: ‘Bizler fadih denen içkiden içerdik. Evimde bir grup Müslümanla toplanmış fadih içiyorduk. O sırada birisi geldi ve ‘Size haber gelmedi mi?’ dedi. ‘Ne haberi?’ dedik, ‘İçki haram kılındı’ dedi. Bunun üzerine orada bulunanlardan birisi bana ‘Ey Enes! Haydi dök şu içki testilerini’ dedi. O gün orada bulunan Müslümanlar o adamın verdiği haber üzerine bir daha içki içmediler ve o haberi duydukları zaman doğruluğunu araştırma ihtiyacı da hissetmediler. [24] Bir başka sahabe ise şunları anlatmıştır: ‘Bir grup Müslü­man Remle’de oturmuş şarap içiyorduk. Yanımızda büyük bir cam kavanoz dolusu şa­rap vardı. O zaman şarap içmek yasaklanmamıştı. Ben bir ara Resulüllah’ın yanına gidip oturdum. Resulüllah içkiyi yasaklayan ayeti okudu. Hemen kalkıp arkadaşlarımın yanına döndüm ve ‘Artık vazgeçtiniz değil mi?’ kısmına kadar ayeti okudum. Arkadaşlardan bazıları şarap dolu bardağı elinde tutuyordu; şarabın birazını içmiş kısmı ise bardakta duruyordu. Bazısı ise bardak dudaklarında, içmeye devam ediyordu. Ben ayeti okuyunca hepsi birden ellerindeki bardakları bıraktılar ve ‘Vazgeçtik ey Rabbimiz!’ dediler. [25] İşte tedricilik budur. İnsanlar inanç ve düşünceleriyle, kişilik ve ahlâklarıyla yetiştirilince, yasaklanan şeylere itaati böyle içten, isteyerek ve zorlanmadan gerçekleştirirler. Yoksa vazgeçmemek için bahaneler arar ve eğer bulamazlarsa bahaneler uydururlar.

İçki yasaklanınca bütün Müslümanlar aynı davrandılar. Hiç kimse bu yasağa itiraz etmedi, hiç kimse yasağa uymayı bir süre ertelemeye kalkmadı. O gün Medine sokaklarından sel gibi içki aktı. [26] Herkes ‘biraz daha içeyim de sonra bırakırım’ gibi bildik yaygın gerekçelere sığınmadan bütün içki kaplarını sokağa boşalttı. Zira değişim, dışarıdan zorlamayla değil, kalplerde gerçekleşmişti. Kalplerde gerçekleşen değişimin önünde ise hiçbir şeyin duramayacağı açıktı.

İçkinin yasaklanmasıyla Resulüllah’ın çevresinde yaşanan bir tören ise bu ‘pislikten’ kurtuluşun resmi başlangıcı niteliğini kazandı. Abdullah b. Ömer anlatıyor: ‘Mescitte Resulüllah’la birlikte oturuyordum. Mescitte bulunanlara ‘Kimin evinde ve­ya başka bir yerde sahip olduğu içki varsa, bana söylesin’ dedi. Bazı kimseler kendilerinin bir miktar içkiye sahip olduklarını söylediler. Resulüllah bu kimselere içkilerini getirmelerini ve bir yerde toplamalarını söyledi. O Müslümanlar söylenenleri yapmak için mescitten çıktılar. Bir süre sonra ResulüUah’a haber göndererek söyleneni yaptıklarım bildirdiler. Resulüllah mescitten çıktı. Ben de yanında yürüyordum. Yolda Ebü Bekir ve Ömer’le karşılaştık. Onlar da bizimle birlikte içkilerin toplandığı ye­re doğru yürümeye başladılar. Biraz sonra içki tulumlarının toplandığı yere vardık. Müslümanlar toplanmış, Resulüllah bekliyorlardı. Resulüllah içki kaplarını göstererek ‘Bunların ne olduğunu biliyor musunuz?’ dedi. ‘İçkidir’ dediler. Resulüllah ‘Doğru söylüyorsunuz’ dedi ve sonra herkesin duyabileceği şekilde ‘Muhakkak ki Allah içkiye, onu yapana, onun yapıldığı yere, onu içene, onu içirene, taşıyana, satana, satın alana, onun kazancını yiyene lanet etti’ dedi. Sonra tulumları yırtmak için bıçak istedi ve bir içki tulumunu parçaladı. Sonra bıçağı bana verip devam etmemi istedi. Diğer Müslümanlar da bana katıldılar. Bütün içki tulumlarını parçalayıp, içlerindeki içkileri döktük. Bacılarının ‘Tulumları parçalamasaydık, onlar işimize yarardı’ dedikleri duyuldu. Resulûlîah ‘Doğru! İşinize yarardı. Ama ben bunu yüce Allah’ın içkiye olan lanetinden dolayı yaptım’ dedi. [27]

İçki, kumar ve falın yasaklanmasıyla Müslümanlar arasında bu üçüne bir daha rastlanmadı; fakat Yahudiler ve münafıklar, bir kez daha dinlerinin ve karakterle­rinin gereğini yapmaktan geri kalmadılar; Müslümanların zihnini karıştırmak için iyi bir fırsat yakaladıkları düşüncesiyle hemen harekete geçtiler. Müslümanlara ‘Midesinde içki varken ölen Müslümanların durumu ne olacak? Onlar Müslüman değiller miydi? [28] demeye başladılar. Anlaşıldığı kadarıyla bunda kısmen başarılı da oldular. Bazı Müslümanlar Resulüllah’a gelerek Bedir’de Uhud’da midelerinde içki ile şehit olan Müslümanların durumlarının ne olacağını, içki nedeniyle onların se­vaplarının azalıp azalmadığını, imanlarının lekelenip lekelenmediğini sormaya ladılar Resulüllah bu sorulara:

İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyla sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyla sakınıp iman ettikleri, sonra da sakınıp hakkıyla yaptıklarını ellerinden geldiğince güzel yapmaya çalıştıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. Allah iyi ve güzel davrananları sever .[29]

[16] Maide, 5: 90,91

[17] Bakara, 2:219 [18] Nahl, 16:67

[19] Bakara, 2:219

[20] Nisa, 4:43

[21] Maide, 5:90,91

[22] Ahmed Müsned 1/53; Hakim, Müstedrek, IV/143.

[23] Maide, 5:90,91 [24] Buhari, Tefsir-Maide 10, Esribe, 2, 3; Müslim, E.ribe 4; Muvatta, Eşrıbe 13

[25] Ahmed, Müsned 11/351.

[26] Müslim, Esribe, 3

[27] Ahmed, Müsned V316; Hakim, Müsteârck, IV/145

[28] Ahmed, Müsned, 11/352.

[29] Ma-ide, 5:93

Bu yazıyı okudunuz mu?

hayır ve şer

Dinen haddi aşmak nedir

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf 7/55) ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir