imanilmihali.com
Adalet hikmeti

Adalet hikmeti

Adalet hikmeti

Yüce Allah’ın emir ve yasakları dinin kendisi, bütünü ve çerçevesidir. Adalet ise Allah’ın emirleri arasında ön sıralarda yer alan, kâinattaki eşitlik ve kardeşliğin asıl koruyucusu olan bir nimettir. Hak ve adil olan her şey dinen caiz ve öğüde mazhar, hakkaniyet ve adalete düşman her şey şeytanidir.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

“Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler…” (Hadid 57/25)

Adaletin neredeyse tüm ayetlerde hak (hakkaniyet) ile birlikte anılması ise dinen Hakk’ın adalete verdiği önemin bir göstergesidir.

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud 11/112)

Dünya sınavının ve fıtratın emrolunduğu gibi devamının temini, huzur ve esenliğin sağlanması için vazgeçilmez olan adalet kavramı imanın başlıca öğesidir ve adil olmayanlar için imandan bahsedilemez. Çünkü Yüce Allah adaletin ayakta tutulmasını kendisine itaat ile eş anlamda kullanmakta, söz ve fiillerde, şahitliklerde adil davranılmasını emretmektedir.

Bu adil davranma hali o denli yüce ve sarsılmaz olmalıdır ki kanlı düşmanlar, azılı hasımlar, nefret edilen kimseler için dahi olsa şahitliklerde adil olmak kaçınılmaz bir farzdır, Allah’tan sakınmakla eş anlamlıdır.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 5/8)

Kin ve husumetle adaletten sapmak nasıl kahredici ise kendimizi sıyırmak, adalet mekanizmalarını bir tehdit unsuru gibi güdümlü kullanmak, yakınları kayırmak, aynı ümmet veya dinden olanları suçlu olsalar dahi masum göstermeye çalışmak da aynı derecede kahredicidir. Zengin veya fakir, akraba veya değil, gayedaş veya hasım, dost veya düşman, dindaş veya değil tüm şehadetlerde adil olmak Allah emridir. Bunun aksine davrananlar ise Yüce Allah’ı değil nefsini ve şeytanı dinlemiş olurlar ki bu hesabı verilemez bir gaflettir.

Tume bin Ubeyrık olayı müslümanlara bu anlamda güzel bir örnektir.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 4/135)

Allah peygamberine dahi diğer din mensupları hatta küfür cephesi için dahi hüküm verirken adil olmayı emretmektedir ki bu adaletin herkes ve herşey için vazgeçilmez olduğunun kanıtıdır.

“ … Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Maide 5/42)

Hüküm verme ve yönetme durumundakilerin ise adalete dair veballeri çok daha yüksektir ki hükümlerin tamamı adil olmak zorunda, yöneticiler hakkaniyetli ve adil olmak zorundadır. Yüce Allah’ın her şeyi gördüğü ve duyduğu bilinciyle imanlı kalpler öğüt almayı sevenlerdir ve adil olma öğüdü erdirici, esenliğe çıkartıcı bir öğüttür.

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58)

İş hayatından sosyal yaşamın tüm safhalarına kadar her alanda adil olmak farzdır. Bize küçük gelen gıybetler, dedikodular, söz ve davranışlar dahi adil olmak ve hakka hizmet etmek durumundadır. Yakınlarımızı veya sevdiklerimizi korumak pahasına adaletten sapan söz ve davranışlar ise Rabbimize karşı gelmek, emirlerine uymamaktır. Fanatizm veya müptelalık olarak tanımlanabilecek bu acizlik halleri adalete verdikleri zarar nispetinde cezaya da müstahaktır.

Kendi zararımıza dahi olsa doğruyu söylemekten çekinmemek o an için bizi kayba uğratırsa da orta vadede büyük sevaplara müstehak bir güzelliktir. Nefsin terbiyesi de demek olan bu zararı kabullenme meziyeti imana doğru atılan büyük adımlardan birisidir.

“Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.  Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.  (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.” (En’am 6/152)

Adaleti tesisle görevli olanlara hür ve serbest bir ortam sağlamak, dinen vicdanlarıyla baş başa bırakmak, onlara baskı ve zorlama yapmamak, adaletin tesisi için kaçınılmazdır ve onları adalet aleyhine karara zorlamak onları öldürmekten beter etmektir ki adaleti tesisle görevli olanların o kişiden değil evvela Allah’tan korkarak zaten o adaletsizlik emrini dinlememesi lazım gelir.

Peygamberler adaleti emretmekle vahyolunduğuna göre adaleti öldürenlerin durumu Peygamberleri öldürenlerle aynıdır yahut cümleyi tersten okursak adalete tecavüz edenlerin hali peygamber öldürmekle eş anlamlıdır. Bu mecazi anlamda da maddi anlamda da olabilir ki aslen mecazi anlamı çok daha kuvvetlidir.

Bir adalet personeline aleyhte baskı ve zorlama yapmak adaleti saptırmakla kalmamak aynı zamanda dine ihanet etmek, Allah’ı küstürmek demektir. Bu baskıya boyun eğenlerin durumu ise Allah’tan değil o kişiden korktukları için zaten şirktir. Şirk ise afsızlığa mahkum tek suçtur.

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.” (Al-i İmran 3/21)

Adaletsizlik öyle bir beladır ki ümmet içinde ayrımcılığa yol açar ve en büyük zararı da iman kardeşliğine verir. Bu durumda ümmet parçalanır ve aynı Kitaba, aynı Allah ve Peygamber’e tabi oldukları halde birbirlerine adaletsizlik sonucu düşman kesilirler. Bu kutuplaşma ve ötekileşme sonucunda da iman kardeşleri birbiriyle kanlı bıçaklı olurken küfür cephesi zevkten kudurur.

Haklı ve adaletli olan tarafın galip gelmesi için emek sarf etmek doğru, arayı düzeltmek doğru, haksızı desteklemek ve rekabeti körüklemek (ayrıştırmayı sürdürmek) yanlıştır. Ara bulma işi de hakkaniyetle yapılmalı ve küslük adaletle giderilmelidir ki iman kardeşliği yeniden tesis edilebilsin.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat 49/9)

Özetle; Hz. Peygamberin görevlerinden birisi de insanlara arsında adaleti gerçekleştirmektir. Bunun açık manası ise şudur ki Kur’an’ın vahyi ile artık eski kitap ve hurafelerin hükmü kalmamış, Kur’an ayetleri kıyamete dek sürecek ilahi ve son dini tebliğ etmiştir. Peygamberin vazifesi bu son vahyi en ücralara dek ulaştırmak ve ahirette ulaştırdığına dair şahitler huzurunda haklı çıkarak dinden ve adaletten haberim yoktu diyenler için mazeretleri yok etmektir. Bu küfür cephesi içinde geçerlidir, adaleti tesise çalışanlara köstek olanlara da.

“(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” (Şura 42/15)

Kur’an, din dışındaki ümmetlere adaleti ve hakkaniyeti bunca titizlikle emrederken elbette din içindeki Müslümanlara çok daha fazlasını emretmekte ve can pahasına, yakınların aleyhine de olsa, menfaat kaybına sebep dahi olsa Allah adına şahitlik edilirken adaletin dimdik ayakta tutulmasını buyurmaktadır.

Adalet bunca önemli bir nimet iken bu hikmetin yeryüzüne egemen olmasına mani olmaya çalışanlar, taraflı yargı dileyenler, adaletle görevli personele aleyhte ve menfaatlerine uygun baskı ve zorlama yapanlar, hükümleri geçersiz kılıp gerçeği saptıranlar, masum canları hapseden veya öldürenler, tehdit veya şantaj ile adaletsizliği emredenler, hüküm, mevki ve makamlarını adaletsizlik uğruna kullananlar için adalete düşman olmak Allah’a düşman olmaktır.

Bu nedenle kullara düşen ne pahasına olursa olsun hak ve adaletten ayrılmamak, can pahasına ana baba aleyhine dahi olsa gerçeği konuşmaktan korkmamaktır. Çünkü ilahi adalet er geç tecelli edecek, adalet yerini bulacaktır. Ama o zaman adaleti saptıranların cezası çok daha ağır olacak, mazlumlar haklarını geri alırken, zulmedenler misliyle azaba çarptırılacaktır.

Unutulmamalıdır ki adalet herkese ve her zaman lazımdır.

Kâinatın nirengi noktası kader ölçü ve adaletten ibarettir. Adaletsizlikler ise kâinatı temelden sarsan batıllıklar ve haksızlıklardır ki hakların iadesi elbet sağlanacak ama vebal acılı olacaktır.

Adaletin kişisel veya grupsal menfaatler için, dünyevi çıkarlar uğruna zedelenmesi ise dünyevi kazançlar sağlasa da çok büyük ahiret kayıplarına sebeptir. Bu ise mantık ve akıl dışı bir gaflettir ki kalpleri mühürlü, akılları kapalı olanlardan başkası zaten bu şekilde davranamaz.

Rabbim kullarını adaletten ayırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese Dini literatürde “Darü’l-İslam”, İslam hukukunun ve dininin geçerli olduğu ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir