Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Ahir zamanda dini yaklaşımlar
imanilmihali.com
Ahir zamanı yaşarken

Ahir zamanda dini yaklaşımlar

Ahir zamanda dini yaklaşımlar ile kastımız iman cephesinin sağlamlığına olan ihtiyacı vurgulamaktır. O kadar ki bu zamanda altın kıymetindeki iman olmadan ahir zamanda ayakta kalmak ve ahirette müjdelenmek mümkün değildir.

Ahir zamanda din ne haldedir? Misyonerlik nedir? İslam’ın gelecek nesilleri nasıl kurtulacaktır? Bu yolda en büyük görev kimlere düşmektedir? Kalp ve akıl işbirliği nasıl sağlanmalıdır?

Ahir zaman

Kendimizce ahir zamanda olduğumuzu iddia etsek de doğrusunu Allah bilir diyerek konuya başlamak lazım gelir. Çünkü bu gaybi bir bilgidir ve cevabı sadece Yüce Allah’tadır. Ancak görülen odur ki hızlanan zamana, değişen ahlaki ilkelere, hırs ve kibirle öte yandan şefkat ve sevgiyle, eziyet ve şiddetle öte yandan acı ve endişeyle haykıran kalplere bakınca insanlık olarak kat ettiğimiz mesafenin sonuna gelmekte olduğumuzu anlamak pek zor değildir. Nisbi bir kavram olan zaman bize göre uzun olsa da mutlak zamanda zaten kısadır ve bu dünya sınavı bir şekilde sonlanacaktır.

Burada vurgulamak istediğimiz konu, yaşanan zamanda insanlığın dinle ilişkisini irdelemek ve ahir zamanın resmini çekebilmek umududur. Çünkü ikilemler ve ters kutuplar arasındaki insanlık acı çekmekte, ilahi din hak ettiği değerden her geçen gün uzaklaşmaktadır.

Batıl dinlerin bu anlamda kaygısı fazlaca yoktur. Çünkü onlar alışageldikleri batıliyet içerisinde zamanı yaşamak ve öteleri düşünmemek sevdasındadır. Ahiretin çok bir şey ifade etmediği bu kesim için zamanın hızlanması ve sonlanması da çok bir şey ifade etmemektedir.

Eski semavi dinler için durum biraz farklıdır ki onların çırpınışları devam etmekte, taraftar kaybetmeme korkusuyla dine sarılmalarına alternatif olarak, inandırıcılığını kaybetmiş ve sahte din adamları elinde yozlaşmış dinlerinin bekasını sağlama hevesi zirvelere çıkmıştır. Öyleki bu uğurda yine eski olan diğer dinlerle işbirliğine girmekte bile sakınca görmez ve adeta dinler arası diyaloglarla hayatta kalmayı isterler.

Sinema ve televizyonlarda bu çığlıkları her daim görmek mümkündür. Çünkü muhafazakar kesim denilen nispeten dine değer veren halk ile din adamları toplumu dine çekmeye gayret ederken, öte yandan genç nesilleri dinden her saniye uzaklaşmakta ve saçma ve sapık meyillere kaymaktadır. bedeni ve ruhu kirleten uyuşturucu, kumar, ilegal seks gibi ahlaksızlıkları bir türlü engelleyemeyen bu toplumların gençleri ve gelecekleri karanlıklara her gün daha fazla batmaktadır.

Buna rağmen direnen ve hayata tutunmaya çalışan bu din mensupları tüm emek ve güçlerini hiç olmazsa hak din mensubu olan İslam alemine karşı kendi yanında tutmaya gayret etmektedir. Lakin iş o kadar basit değildir ve ikna etmekten uzak halleriyle dinden uzaklaşan yeni nesili bir türlü hak yola sokamamaktadırlar. Bunun neticesi her yıl genç yaşta terör, alkol, uyuşturucuya kurban edilen milyonlar, sapık toplu katliamlar ve İslam’a geçen pek çok insandır.

Bu böyle olmak zorundadır ve olacaktır da. Çünkü akıl ve bilim aksine çalışsa da geri planda doğruyu ve güzeli bulmaya programlandığı için hataları kendisi ayıklamakta ve güzele meyletmektedir. Nitekim hristiyan ve yahudi gençliğin İslam’a kaymasındaki, bilim adamlarının hem de topluca İslam’a geçmesindeki gerekçe budur.

Daha şeffaf olan hristiyanlık dinindeki bu sapıklık ve İslam’a transfer olma hali hızlıyken yahudilerin tecrit edilmiş halleri ve baskılanmış akılları ile evrensel etkileşime engel olunan halleri nedeniyle kandırılmışlıkları devam etmektedir. Onlar isole edilmiş benikleriyle kendilerine öğretilen yanlışları “doğru olarak” kabule zorlanırken dünyada olup biten akım ve geçişleri de fark etmekten uzaktırlar. Lakin onların da akibeti kaçınılmaz olarak hak dini bulmak olacaktır ki bugün devam eden zulüm ve şiddetler bu geçişi geciktirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir.

Hak din İslam mensuplarının durumu daha farklıdır. Nispeten muhafazakar olan müslüman camianın inanç kapıları baskı ve şiddetle, savaş ve kanlarla zorlanırken, mal varlıkları zayıflatılmakta, zararlı alışkanlıklar plan dahilinde şırınga edilmekte, dine verilen değer düşürülmeye çalışılırken inançlar hobi seviyesine düşürülmeye gayret edilmektedir. Yozlaşan diğer semavi dinlerin tartışılmaz etkisiyle özellikle seks, alkol ve uyuşturucu ile kültür deformasyonu sayesinde bilinen tarih saptırılmakta, yalan belgelerle ilin yönlendirilmekte, nefsani heves ve şehvetler ilegal yollara çekilmeye çalışılmaktadır.

Dini akideden uzak, dine mesafeli, dini hobi sayan ailelerde yetişen, eğitim hayatında dine mesafeli kalan, laikliği dinsizlik – dinsizliği laiklik olarak öğrenen, paraya ve dünya mallarına tutsak, siyesete kurban, geleceği tasarlamaktan uzak gençlik bu tuzaklara ziyadesiyle düşmekte ve iman kalesi sarsılmaktadır.

Ahir zamanın İslam’ı, bu sarsıntılarla yıkılmayacak ve elbet muvaffak olacaktır lakin belli ki çok canlar yitirdiklerinin acısını ve ceremesini yaşamaya mecbur kalacaktır. Bu gençlerin halleri devam ettikçe de toplumun kurtuluş ve huzuru kolay olmayacaktır.

Din denilince kast edilen muhakkak ibadet değil iman bahsidir. Çünkü iman olduktan sonra ibadet, ahlak ve salih amel bir değer kazanır. İman yoksa bunların hepsi bir spordan ibarettir. İşte tüm dünyanın İslam’a saldırısının merkezinde de bu vardır. Yani iman bahsi hedeftedir ve iman ile ibadeti bir sanan, iman ile İslam arasındaki farkı anlamaktan aciz İslam alemi haklarını savunmaktan, bekasını sağlamaktan da bu yüzden uzaktır.

Sokaktaki herkes için Allah vardır, ahiret vardır, sorgu vardır. Ama buna göre yaşayan sayısı çok azdır. Bunun nedeni imanın zayıflığıdır ki cahiliye arap dünyasının hali de aynen budur. Hatta onlar İslam’la tanışmadıkları için mazur bile görülebilirler ama bugünün insanlığının suçu İslam’la tanışmasına rağmen bunlara meyletmesi sebebiyle çok daha büyüktür.

Ateist, feminist vs. geçinen sayısız insanın aklında maddecilik vardır ve doğaya yaratma gücü tanıyanların kandıranları maalesef yaratılışı tesadüfe bağlamak, uzaylılar var kabulünü savunmak, genlerle oynayarak, klonlayarak yaratılışla alay etmek hevesindekiler nedeniyledir. Yani teknoloji istenen istikamette ilerlememekte, şeytani amellere hizmet etmektedir.

Aklı ve bilimi savunmaktan ve kendisine pozitif – sözde – deliller bulmak zorunda olan batıl din savunucuları, hak din İslam’ın emir ve işaretlerini boşa çıkarmak heves ve arzusuyla ayetleri yalanlama yarışındadır.

Kur’an’dan uzak İslam alemi ise bu batıl sözde ilmi bilgileri okuyarak, kanarak aldanmakta ve din yerine taht’a aklı çıkardığını farz etmektedir. Bu gidiş yanlış ve tehlikeli olsa da akılları onlara yaratılan algı operasyonlarının da etkisiyle bunu emretmektedir. Yani iman kalkanı ile kendisini savunamayan kalpler yenik düşmekte ve kaybetmektedir.

Algı operasyonlarının tür ve nevileri farklı ve çoğusu bilim tabanlı olduğu için tembel İslam alemi, çoktan uzaklaştırıldığı ve hurafelere mahkum edildiği için bunlarla bilim kılıcıyla savaşamamakta, kanmasa da yenememektedir. Yeni nesil ise süregelen bu mücadede sözde güçlünün ve makbulün yanında yer almak hevesiyle bilimi savunmakta, dini ötelemektedir.

Eğitim sistemi asla bu savaşa kazanmaya yeterli değildir ve asla da olamayacaktır. Çünkü sınırlı ders saatleri, seçilmiş ve azaltılmış konular, hedefe imanı değil de ibadeti koyan yanlışlıklar sebebiyle iman asla tnıtılamayacak, kullar ibadete mahkum edilecektir.

Dahası tevhidi öğretmeye gayretli nice masum yaklaşımlar bile (şayet hurafe, rivayet ve uydurma hadislerden arınabilirlerse) şirk bahsine girmeyecekelri için (bu bir emevi zihniyetidir) asla hakikat tamam olmayacaktır.

O halde çözüm zamanı bol, tesirsiz, evvel olan, ömür boyu yakın planda olan ailelere düşmekte ve aileler evlatlarına dini ve milli eğitim vermek mecburiyetindedir. Yani ahir zamanın kurtuluşu aile terbiyesinde ve eğitimindedir.

Bunun ilk şartı da önce ailenin kendisini kurtarması, bir yanda yanlış öğretilen İslam’ın doğrusunu öğrenmekte ve bir yandan da dine sokulmaya çalışılan yaban otlarını temizlemektedir.

Kıyamet ne zamandır bilemeyiz ama unutulmamalıdır ki herkesin eceli kendi kıyametidir. Vakit kıymetlidir.

Kendi mensuplarını dinde tutmaya çalışan ve yalanlarına inandırmaya çalışan İslam dışı din odakları öte yandan hak ve güzel din İslam’ı kötü göstermeye çalışmakta ve İslam mensuplarını ahlaksız işlerle kandırarak dinin kıvamını bozmaya, güzel bir örnek olan halini yok etmeye çalışmaktadırlar. Bunun her iki hamlesinin adı da misyonerliktir ve misyonerler bugün İslam ülkelerinde kol gezmektedir.

Batı dünyevi hırs ve emelleri ön plana çıkaran yanlış temelli yaklaşımları ile dine hak ettiği kıymeti vermekten uzaktır ve sorumluluktan kaçarak, hakikati değiştirerek, dini yalan ve hurafelere mahkum ederek sosyalleştirme gayretiyle can çekişmektedir.

Doğu, ilimdeki geriliği ve baskı altına alınan zihinleri ile kopyalamaktan ve batıya özenmekten kurtulamamakta, ama bu kopyalamada kendi dininin de dışına çıkmaktadır.

Yahudiler bu nedenle kendilerini ve nesillerini izole etmek gayretindedir. O duvarlar dışarıdan tehlike gelmesin diye değil asıl içtekiler dış dünya ile tanışmasın diyedir. Ama unuttukları şudur ki o tecrit edilen yeni nesilleri dışarıdan olmasa bile içerden yani kalp ve akıllarından elbet birgün firar edecek ve kurtuluşu, doğruyu bulacaktır.

Müslüman aileler bu hakikatleri bilmek ve evlatlarına da anlatmakla mükelleftir.

Batıdaki gibi sapık şehvet ve arzularla yol alan, çalışmadan kazanmayı özendiren, yayılmacı ve sömürücü zihniyetleri yasalaştıran, hak yerine gücü koyan, adaleti bir kız ismiyle eşitleyen yaşamlar hak din karşısında kaybetmeye mahkumdur. Lakin bu galibiyet sadece kendisine inanan ve emek sarf edenler içindir. Mesele nüfus cüzdanlarında İslam yazması değil, İslam’ın bekası için emek sarf etmektedir ve bu cihad sadece silahla değil aynı zamanda ve daha çok akıl, ilim ve azimle yapılandır.

Aileler ve öğretmenler gelecek nesilleri bu ışık altında geleceğe hazırlamakla mükelleftir.

Kimse dinsiz olamaz çünkü din hayatın kendisi, ilkesi ve gayesidir. Her yaratılan Yaratıcısı’na bağlı bir yaşama sahiptir ve dinsizlik yok, inançsızlık vardır. Yanlış din akıl ve kalpten geri dönmesi gerekendir, batıldır. islamiyet dışındakilerin özeti de budur.

Lakin İslam’a tabi olmak kurtuluşun garantisi değil sadece başlangıç umududur. İslam sözde değil kalptedir. İbadet, ahlak ve amelde değil önce imandadır. Huşu ile Allah’a yönelebilen kalpler muzaffer olacak olanlardır. Riya ve gösteriş ise kaybettirmekten başka bir şey kazandırmaz.

Batının yanlış ve taraflı algılarını esas ve doğru lanse eden maddeci medeniyetler hak’ka hizmetten uzak şeytani kurumlardır. Bu yüzden insanlığa refah ve huzur getirmekle sorumlu teknoloji nedense her geçen gün medeniyete ve akaide zarar vermektedir.

İş o hale gelmiştir ki insanlık dünyanın yuvarlaklığı, uzaylıların varlığı, gel-git olayı gibi pek çok meselede farklı hipotezleri en baştan inkar eder hale gelmiştir. Gerçeği ve ilmi arayış bir zul olmuş, okullarda öğretilenler (Kur’an hilafına da olsa) tartışılmaz hale gelmiştir. İşte misyoner algı bu denli güçlü ve etkilidir.

Sahip olduğu akıl ve bilimi doğuya borçlu olan batı, aynı silahla bugün doğuyu vururken, aşkı akılla ispata çalışan eski dönem müslümanları gitmiş, aşkı akılla vurmaya çalışan batı etkisindeki yeni dönem müslümanları gelmiştir.

İslam’ı yozlaştıranların tamamını cahil adletmekte doğru değildir. Çünkü içlerinde pek çok akıllı ve tecrübeli hakikatten haberi olan satılmışlar da vardır. O halde bunlar kandırılmış değil taraf değiştirmiş olanlardır ve asıl zararı da bunlar vermektedir. Yobaz ve münafık kırıntısı bu zalimlerin verdiği zarar belki hepsinden fazladır.

Küfür ve şirk arasındaki fark ta işte budur. Yani bilmemek mazur görülebilir ve her zaman öğrenme ihtimali vardır. Ama bildiği halde inkar veya tereddütlü hale getirme gayreti kasıtlıdır, düşmancadır, şeytanidir. Şirk te zaten inkar değil gerçeği saptırmadır.

Ahir zamanın meselesi de bu yüzden inkar değildir. İnkar eder görülenler bile şirk mensuplarının oyunlarına, algılarına mahkum olan akılsızlardır ve sözde yeni dünya düzeni gibi süslü aldatmacalarla hayatı kahretmeye gönüllü olanlardır.

Şirk ise affedilmeyecek tek suçtur.

O halde çözüm aklı, kalbi iman istikametinde muhafaza etmekte, önce kendisini ve sonra mahiyetindekileri Türk ve İslam çemberinde toplamakta, azim ve iradeyle bu öğretileri hayat boyu devam ettirirken iman dairesinden asla çıkmamaktadır. Bu dairenin adı ise Kur’an’dır ki akla tabi olduğunu iddia edenler okumaya bu yüzden karşı, okutmaya bu yüzden karşıdır.

İsterler ki kimse okumasın, okusa da anlamasın ki hakikatler anlaşılmasın. Ama suç ortadadır ve okutmayandan da çok vebal okumayanadır. Çünkü hesap sorucu olarak nefislerin yeteceği o günde kimse kimsenin günahını çekemeyecek ve kimseye günahından sorulmayacaktır. Herşey, her zaman kayıt altındadır ve hesapla mizan elbet yaşanacaktır.

Yol yakınken doğru yola yönelmek mü’minin şiarıdır.

Ahir zaman ve gelecek mü’minin borcu ve namusudur. Kayıtsızlık, görmemezlik, duymamazlık mazeret değil kabahattir. Kanmak ve aldanmak cahillerin işidir. Doğru olan batının yanlış algılarına, din dışı ve din içi kandırıcı ve azdırıcıların oyunlarına iman ile cevap vermek, iman kalkanı ile şeytanın şerrinden Allah’a sığınmaktır.

Rabbim imanlı kullarını bağışlasın.

Rabbim insanlığa doğru ve güzeli nasip etsin.

Rabbim evlatlarımızı kendi yolundan ayırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir