Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Ahir zamanın noksanı iman
imanilmihali.com
Ahir zamanın noksanı: iman

Ahir zamanın noksanı iman

Ahir zamanın noksanı iman çoğunluğunun iman etmeyeceği ayetle buyrulan insanlığın en büyük kaybı ve gafletidir. Şeytana ve nefse tabi olacak insanlık ahir zamanda kaybedenlerle dolu bir dünyanın kirli izlerini taşıyacak ve kazananlar ancak iman edenler olacaktır.

Ahir zamanın noksanı iman

Zaman hızlanmakta. Sokaklar kimliksiz, niyetsiz, imansız, korkusuz, akılsız insan sürüleri ile dolu. Tıpkı ruhsuz, şuursuz ve akılsız gibiler kıymetli mevkilerde. Herkes suskun, kimseler hak peşinde değil, hiç kimse Allah adına şahitlik edemiyor. Korkular ve korkusuzluklar diz boyu. Ahir zaman içinde evvel zamandan daha kötü bir şeyler var.

Sokaklardaki, ekranlardaki ruhsuz varlıkların ortak paydası kibir ve güç saydıkları paraları. Aldatanlar dahi aldandıklarının farkında olmadan yaşıyorlar ve hakikatin gölgesi her geçen gün daha da küçülüyor.

Böyle gitmeyeceği muhakkaktır lakin kul insanlardan beklenen oturup beklemek değildir. Niyaz ve tevbeler, yakarış ve secdeler, mağfiret ve istiğfarlar inşallah Allah katında karşılık bulacaktır fakat kul olan insanın yapması gereken elbet bir adım ötesidir.

Bu bir adım atıldığında hakikat gün gibi belirecek, zalimlikler yokluğa doğru itilecek ve kafirler güruhu geri adım atacaktır her geçen gün.

Bu bir adım öncelikle taraf olmak, doğru tarafta olmaktır ki ispatı gerekir. Yani dille tutulan taraf, taraf olmadığı gibi kulu daha derin ateşlere atan riya, yalan ve münafıklıktır ki söylenmemesi daha hayırlıdır.

Taraf olmak hak yolunda batıla ve iblise savaş açmak, Kur’an İslam’ını yeryüzüne egemen kılmak gayreti, dileği, temennisi, mücadelesidir. Taraf olmak Hz. İbrahim’i yakmak için Nemrut’un yaktığı ateşi söndürmek için ağzında bir damla su ile yangını söndürmeye giden karıncanın yaptığıdır. Söndüremeyeceğini bile bile tarafını belli etmek budur.

İkincisi bu doğru tarafı iman ile donatmak, güçlendirmek ve Allah’tan başkasından korkmamaktır. Korkulacak şeylerin en kötüsünün Allah’ın rızasını kaybetmek olduğunun bilinciyle acıdan, eziyetten, yokluktan, işkencelerden, imansızlıklardan korkmamaktır. Dayanma gücü, sabretme gücü, mücadele gücü Yüce Rabbimize ait iman, tevhid, takvadır. Bunları kalbinde yaşatarak mücadele edenin Allah her zaman yardımcısı olmuştur ve olacaktır İnşallah.

Üçüncüsü yılmamak, karamsar olmamak, teslim olmamak, caymamak ve vazgeçmemektir. Kötülüğün egemenliği diye bir şey yoktur. Ülkeler küfür üzere yürüyebilir lakin zulüm üzerine yürüyemez. Nitekim kafir pek çok memleket bugün ayakta ve yaşamaktadır. Lakin zulmün egemenliğinde ki hiçbir yönetim uzun süreli olmaz. Çünkü şirk, inkar, batıl ve Hak’sız olan bu yönetim ve kadrolar, bu cihadsever taraftarlar hakikati yıkamaz ve yenemezler. Nihayetinde Allah’ın vaadi haktır ve gerçektir. O şöyle der ki; “Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır”.

Dördüncüsü imanı dil ile değil kalp ve el ile de desteklemek, her şey ve oluşta, her türlü kötülük ve şerre karşı şeytandan da Allah’a sığınmaktır. Malikimiz, Vekilimiz, Sahibimiz Allah bize yeter ve yetecektir de.

Nihayet beşinci olarak gözlerin, kalplerin dünyevi zevk ve ihtiraslardan, fani güç ve korkulardan temizlenmesidir ki nefisleri temizleyen Allah, imanı veren Allah, rızkı, nimeti, bereketi dilediğine az dilediğine çok ama mutlaka veren sadece Allah’tır. O, tuzak kuranların en çetini, ilmi ve kudreti Yüce olandır.

O halde iman nedir ?

Mü’min sahte Müslümanlardan, kafirler güruhundan imanı, Allah’a bağlı olduğu sadeceler sistemiyle ayrılandır. Başkaca ilah, Rab, put, şefaatçi edinmeyen mü’min tek Yaratan’ı Allah bilen, sadece O’na kulluk etmeye gayret edendir. Çünkü diğer tüm yollar tıkalı, kapalı, köhne ve batıldır.

İman gözleri açan, hakikati derinlerde de olsa görünür kılandır. İman sayesindedir ki imansızlar kara alınlarıyla anlaşılır olur, yalan sözler pis kokulu kelimelere döner, Kur’an’a üstün gelmeye çalışan eller tutmaz, dokunamaz olur. Allah’ın ilmi, kudreti, ayetleri iman sayesinde anlaşılır hale gelir ve ahir zamanın şeytan bozmaları ile mücadelede iman bayraktarlık eder.

Şeytan tayfasının yobaz sahtekârlarının dinci kılıklı soytarıları ve Allah’a iftira atan kimliksiz iftiracılar hak ettikleri akıbete elbet ulaşacaktır. O zamana kadar yapılması gereken dik durmak, sağlam durmak, imanı güçlendirmesi için Rabbimize dua etmek, teslim olmamak, yılmamaktır.

Kötü, zalim, iblis, şeytan, müşrik, kafir, mürai, münafık kim olursa olsun Rabbin nuru karşısında eriyecek, karanlıklarda kaybolacak ve layığını elbet bulacaktır ve bu ahiret âlemine has bir şey de değildir. Çünkü Yüce Allah azap ve vebali dilerse fani dilerse baki dünyada verendir. Onlara zaman ve fırsat tanımasının gayesi kanaatimizce azgınlıklarının daha da çok artması ve onlara uyacakların belirlenmesi içindir.

En büyük şefaatçi Kur’an gözlerin önünde, kalplerin içindedir. O’nda tüm hakikat ve nurlar mevcuttur. Okumak isteyene okunur hale gelen Kur’an, gerçeği arayana gerçek, şifa arayana şifa, nur isteyene nur oluverir. Kur’an akıllara ve kalplere rehber, yaşama rahmet, azmışa tembihtir. O, mü’mine müjde, Allah rızasına davet, yaşama en büyük berekettir.

Kur’an anlaşılır dille, sakin ve huşu ile okunduğunda okuyana hikmeti, hidayeti gösteren Allah kelamı, Allah yoludur. Kul sağa veya sola değil, teröre, azmaya değil, güç ve dünyalıklara değil dosdoğru yol olan Allah yoluna erişmeye gayret edendir.

Oruç tutmak aç komşuları hatırlamak ve yardım etmek değildir. Oruç tutmak; rızkı, nimeti, suyu bahşeden Rabbimiz Allah’ın bunları vermeseydi halimiz ne olurdu diye kendisini daha iyi anlamamız için bir vesile ve aslen hediyedir. Oruç, rızkı, nimeti, gücü başkalarından bekleyen haysiyet noksanlarının Rabbin lütfu olmadığında çaresiz kalacaklarının ispatıdır.

Allah oruç ile yasaklandıklarımızın ve çok daha fazlasının bahşedenidir ve demiştir ki “Ben’den başka taptıklarınız bunları değil hiçbir şeyi veremez. Sadece bana kulluk edin, iman edin, secde edin. Nimetim olmasa, rahmetim olmasa, sabrım olmasa, tövbelerinizi kabul etmesem, dualarınıza cevap vermesem haliniz nice olur?”

Çanakkale’yi meleklere havale edip Atatürk’ü yok sayanlar, Çanakkale’yi din savaşı ilan edip başkomutanı dinsiz ilan edenler, Çanakkale’de iman ile şirk savaşı yaşandığını ballandırarak anlatan ama dahi büyük asker Atatürk’ü bu iman ordusunun başkomutanlığında saymayanlar…

Hutbe ve vaazlarda Atatürk’ün adını anmaya cüret ve cesaret edemeyenler… Siz ne orucu, ne tevhidi, ne imanı anlamamışsınız. Siz Atatürk’ü tanıyamamışsınız. Siz Allah’ın Türk milletine bahşettiği lütuf ve görevi fark edememişsiniz. Siz dini yanlış anlamışsınız. Siz iman ve takva dersinde kaytarmışsınız.

Bu küçücük iki örnek hakikatin sadece zerresidir. Tüm kainatı kapsayan hakikat ise Allah dilemedikçe herkese görünür olmaz.

Ahir zamanın noksanı iman; işte bu bilinçsizlik, bu Kur’an’sızlık, bu vefasızlık, bu şeytancılık ve riyadır.

İman; Hak’ka, doğruya, merhamete ait her şeye inanmaktır. Hak’ka hizmet edenleri reddetmek imansızlıktır. Hakikati değiştirmeye çalışmak imansızlıktır. İman gözden uzak yerlerde dinin kuyusunu kazmaya çalışanlarla mücadele etmek, dindar kıyafetli dinsizleri ifşa etmektir. İman sadece Allah’a kulluk etme bilincidir.

İman; ahir zamanın noksanı olduğu içindir ki sokaklar kan gölü, kalpler kapkara, gözler nemlidir. Ancak hakikat gün gibi parlak, Allah her şeye şahit olandır. Vebal ve azap eksilmeyecek, şefaat sadece Allah’ın razı olduklarına değecektir. Türklüğe, İslam’a, Hak ve Hakikate savaş açarak mü’min değil Müslüman bile olamazsınız. Olsanız olsanız şeytanın güdümündeki kafirler ve dinsizler ordusu olursunuz.

Burada kurtarılacak olan yaşamdaki güzellik ve refah değildir. Kurtarılacak olan ahiret yurdundaki akıbetimizdir.

Bin yıl daha yaşasanız, kapınızın önünde yetmiş tane cadillac araba olsa, altınızda onlarca jetiniz olsa ne yazar? Bir yediğinizi bir kere daha yemeseniz, bir eliniz yağda diğeri balda olsa ne fark eder?

İman işte bu faniyi küçültme, bakiyi yüceltme anlayışıdır ki Allah bu yüzden imanı herkese nasip etmez. Onlar bu dünyada gülüp eğlenecek, öbür cihanda acılarla kıvranacak olanlardır.

Ahir zamanın noksanı iman kalplerde olması gereken, Yüce Allah’tan istenmesi ve ecele kadar muhafaza edilmesi gerekendir.

İmansıza altınlarda, silahlarda, makamlarda kar etmeyecek ve imana erişemeyecektir. İmansızların attığı ok hakikate ve mü’minlere değmeyecek, iftira ve çirkinlikleri iman edenlere dokunamayacaktır.

Kurtulmak ve temizlenmek isteyenin yolu Allah yoludur. Kur’an ve Peygambere itaat eden kullar önce kurtulmak ve sonra esenliğe kavuşmak için buna mecburdur.

Yoksa kurtuluş zalim şeytanların dediği gibi Türk’lüğü ve İslam’ı yok etmekte değildir. İslam kıyamete kadar sürecek tevhid dini, Türk’ler de Allah’ın yeryüzündeki ordularıdır. Bu ikisine savaş açan Hak’ka ve Hakikate savaş açmıştır ki elbet bir gün herkes Türk ve Müslüman olmayı dileyecektir.

Ahir zamanın noksanı : iman

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kaderin Türk Milletine yüklediği ilahi görev

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet Kader, kâinattaki ahenk ve ölçü, olan ve olacak her şey, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir