Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / AHİRETE NASIL İMAN EDİLİR?
imanilmihali.com
ahiret ve mizan

AHİRETE NASIL İMAN EDİLİR?

Ahirete iman etmek nedir, nasıldır

Ahiretin ne demek olduğunu aklı yerinde herkes bilir. Kıyametin de zamanı ve yeri bilinmese de mutlaka geleceği ve dünya yaşamının sona ereceği hepimizce malumdur. Yani zamanı bilinmeyen bir anda hemde sadece bir rüzgâr veya ses veya sallantı ile uğrunda savaşlar çıkarıp katliamlar yaptığımız dünya hayatı bir anda balon gibi sönecek ve bilemediğimiz bir zamanda baki yani sonsuz ahiret hayatı başlayacaktır. Kıyamet kopmasa da herkesin kendi kıyameti demek olan ecel er ya da geç bizi yakalayacak, kıyameti görmeye ömrümüz yetmese de kendi kıyametimiz olan ecel bize mutlaka nasip olacaktır.

Yine biliriz ki ahirette bu dünyada yaptığımız zerre kadar iyilik veya kötülüğün karşılığı mutlaka verilecektir. İman konusunun Allah’a imandan sonraki ana başlığı yaşama nedenimiz ve akıbetimizle alakalı olduğundan, Allah’ın sınırları ve sistemini kapsadığından işte bu ‘ahirete iman’dır.

Arabanızı oraya park ederseniz on dakika sonra polis gelir ve ceza yazar desek hemen arabanızı oradan alırsınız. Yarın müfettişler teftişe gelecek desek noksan işlerinizi o gece sabaha kadar tamamlar ve her yeri pırıl pırıl temizlersiniz. Ama kıyamet yakın ve mutlaktır denilince –ki Yüce Allah öyle emrediyor- genel bir kayıtsızlık maalesef pek ama pek yaygındır.

Dünya hayatına gömülmüş kafaların ahireti hesap ederek yaşaması elbet zordur. Onlar akideleri zayıf, minnet duyguları kör, sorumsuz ve nankör kullardır. Dünyanın ahiret tarlası olduğunu bilirler de bu dünyada azık hazırlamayı ihmal ederler.

Ahiret yurdu özlemi, sevgisi ve korkusuyla yaşayan mü’minler ise attığı her adımın, işlediği her amelin karşılığı olacağını bilir, dünya malına değer vermez, kendisini sonsuz hayata hazırlamaya adar. Ne bu dünyadan vazgeçer ne ahiretinden.

Kıyamet ve ahiret ile alakalı pekçok hadis ve fıkıh mevzusu vardır. Hepsinin ortak noktası şudur ki kıyamet çok uzak değildir ve oradaki mizan şefaate mazhar olunsa bile sonsuz elem vericidir.

Meleklere iman ediyorsak her hareketimizin kayda geçtiğini, Peygamberimize iman ediyorsak hadis ve sünnetlerde kıyametin kaçınılmaz olduğunun bildirildiğini, Kur’an’a ve Allah’a iman ediyorsak kutsal düzenin mahiyet ve sınırlarını, kadere iman ediyorsak kıyametin mutlaka yaşanacağını biliriz.

Sonuçta ahirete iman iman başlıklarının tümünün özeti ve belki de en kapsamlısıdır.

Biliriz de ahirete iman ediyoruz deyip iman etmeyiz.

Ahirete iman eden ile etmeyen arasındaki fark; kulun hal ve davranışlarındaki fren ve gaz mekanizması ile ilgilidir. Hayırlara hız veren, yasaklara fren yapıp tabi olmayan kul, içinde imanı, ahiret inancı olandır. Allah’ın sınırlarına riayet eden, helal-haram ayrımı yapan kul bahtiyar olacak kuldur.

Ahirete gönülden veya hiç iman etmeyen kul ise kuru bir saman parçası gibi rüzgarın savurduğu yöne doğru sürüklenir gider. Sonu yok olmak, bedbaht olmaktır. O, dünya mal ve heveslerine tabi olmuş, fani hayatı baki olana tercih etmiştir. Bu yüzden yasak, günah, hak, hukuk tanımaz ve frenleri boşalmış kamyon misali yokuş aşağı yokluğa doğru tam gaz gider.

İman edilen şey ilahidir, hakikattir, haktır. Ahiret mutlak yaşanacakken yapılması gereken süslü laflar veya şekli davranışlar değil yürekten inanmak ve imanı hayata rehber edinmektir.

Bu çok zor değildir. Sevgi, vicdan, merhamet, şefkat, acıma hissi, doğruluk, adalet gibi erdemler insanın mayasında zaten vardır. Bu sayede herkes yaşamayı sever. Çiçeği, arıyı, bulutu, yıldızları hayranlıkla izlemenin nedeni zaten budur. Ama aynı insanın içine fıtrattan sonra birileri kir, leke, hırs, illet, hazımsızlık, şehvet, haksızlık koyar. Bu birileri bazen en yakın arkadaş, bazen çevre, bazen şeytanlardır. Ve o kul sevgi güzellikleri üzerine kızgın yağlar döküp kirli, pasaklı ve bereketsiz ormanlara dönüşür. Etrafına güzellik değil bela saçar.

İnsan Kur’an, Allah, Peygamber ve İslam’dan uzaklaşırsa imanı zayıflar ve şeytana teslim olur. Çünkü şeytanı Yüce Allah iman etmeyenlere arkadaş kılmıştır.

Halbuki cennet sevgisi ne kadar yüce bir hedef ve cennet ne kadar büyük bir mükafattır.

Cehennem ne kadar acı ve cehennem azabı ne kadar şiddetlidir.

Zavallı bazı insanlar birazcık yanarız sonra cennete kuruluruz veya nasılsa birileri şefaat eder hayaliyle fütursuzca günah işlemeye devam ederler. Bilgisiz ve ilimsiz bu insanlar şefaate mazhar olsalar bile şefaat için beklenilen anda duyulan heyecan ve korkunun emsalsiz olduğunu düşünmezler mi? Azcık bile olsa cehenneme konuk olmak demeyi neden hafife alır insanlar? Cennet köşklerinde ferahlayıp esenlik ve selamete kavuşmak yerine cehennem hapsini tercih etmenin mantıklı bir açıklaması olabilir mi?

Diğer iman maddelerine katı bir şekilde iman eden bir kul ahirete, veya tam tersi ahirete iman eden bir kul diğer iman maddelerine iman etmeden yaşayabilir mi?

İmanın %99’u imansızlık değil midir?

Diyelim inandık, inanıyoruz ve akıbetimiz hakkında da tahmini bilgimiz var ve buna göre fütursuzca yaşıyoruz. Peki iman ettiğimiz halde imana göre yaşamamak nedir? Gerçekçi olup düşünmek gerekir. İmana göre yaşamıyorsak kalpten iman etmiş olur muyuz yoksa sadece lafta mı kalır imanımız? Peki iman dil ile ikrar kalp ile tasdik değil midir? Kalpten tasdik etmiyorsak iman etmiş olur muyuz? İman etmiyorsak cennetin bize haram olduğunu anlamıyor muyuz?

Allah kimseyi imansız bırakmasın.

Günah, hata insana mahsustur. Herkes istemeden de olsa günah işler. Ama mesele büyük günahlardan ve küçük günahların tekrarından kaçınmaktır. Günah işlemekten korkmamak ise rest çekmek ilahi düzene başkaldırmaktır ki isyandır.

İyilikler, namaz, infak gibi salih amel ve niyetler küçük günahları inşallah daha yaşarken siler süpürür. Güzellikler, dualar, tövbeler, temiz kalple yapılan istiğfarlar, samimi yakarışlar da inşallah büyük günhları temizler. Yani düzgün ve tevzu ile yaşadıkça korkulacak bir şey de yoktur. Çünkü din çok basittir. Hatta sevaplar çığ gibi büyür gider.

Mü’min şanslıdır çünkü acı ve yoklukta sabreder sevap kazanır, bollukta infak eder, etrafına salih amel saçar yine sevap kazanır. İbadet eder, güzel ahlaklı olur, tatlı söz söyler, sadaka verir, secde eder…hep sevap kazanır. Kötülüğe bulaşmaz. Bulaşsa da hemen bir iyilik yapmaya ve tevbe etmeye gayret eder.

Ama azmış ve sapmış olanlar ki Allah’a oğul, kız yakıştıranlar, müşrik, kafir ve münafıklar, ahirete iman etmeyenler…bu harikulade fırsattan yararlanmayı düşünmezler bile.

Onlar için – dille söyleseler bile – dünyadan sonra yaşam ve hesap yoktur. Varsa da birileri onları kurtaracaktır diye düşünürler.

Be hey zalimler! Yüce Allah’ın sevgi ve rahmetine bu kadar sığınıyorsanız neden daha nefes alırken kendinize bir nebze ders çıkarmıyor ve iyiliğe yönelmiyorsunuz?

Be hey zalimler Allah rıza göstermezse kim nasıl şefaat edebilir? En büyük şefaatçi Kur’an’ken, siz Kur’an’dan fersah fersah kaçarken nasıl şefaat umarsınız?

Okuduğunuz Fatiha’nın ne demek olduğunu bilmeden kendinizi Arapçaya gömerseniz ilahi hakikatlerden nasıl haberiniz olur ve kendinize nasıl çeki düzen verirsiniz?

Malları, paraları biriktirip, altınları boynunuza asarken fakir ve muhtaçları düşünmezseniz sizi ahirette kim, neden düşünsün?

Siz bu dünyada ahiret için azık hazırlamazsanız orada kim size azık verir? Bilmezmisiniz ki oarada herkes kendi günah ve sevabından sorumlu olacaktır?

Ahirete imanın en vahim konusunun helalleşmek yani mizan olduğunu bilirsiniz de hak yemekten ve zulmetmekten neden uzak durmazsınız?

Açalım biraz. Yüce Allah’ın huzuruna çıkmadan herkes hatta hayvanlar bile kendi arasında helalleşecektir. Zalimler ve hak yiyenler mazlumlara sevaplarından verecek, sevapları tükenirse onların günahlarını üzerlerine alacaktır. Bu halde yıllarca başınızı secdeden kaldırmamış da olsanız yüklerce günah ile cehennemi boylayacaksınız.

Mazlumlar ise yapamadıkları ibadetlerin sevaplarından fazlasını, dünyada çektikleri eziyetin karşılığını inşallah fazlasıyla alacak ve cennetlere kurulacaklar.

Amel defterinin irili ufaklı herşeyi noksansız yazdığını, Allah’ın size şah damarından yakın olduğunu inkar mı edersiniz? Nasıl hayasız, riya, gösteriş dolu sahte ibadetlerle kulları kandırırsınız? Kulları kandırsanız da Allah’ı kandırmayacağınızı bilmez misiniz?

Münafıkların cehennem çukurunda kafirlerden de aşağıda olacağını bilmez misiniz?

Adalet Allah’ın emriyken, nasıl çıkar uğruna yalan şahitlik edersiniz? Bunun sadece günah değil günahta aşırı gitmek olduğunu bilmez misiniz?

Sözün kısası, iman ediyorum diyorsanız ahirete de iman etmek, on göre yaşamak ve kendinize çeki düzen vermek zorundasınız. Yoksa sonunuz bedbaht, yolunuz karanlık olur. Oğlunuza, eşinize, ananıza bile yardım edemeyeceğiniz o günde şimdi sizi azdıranlar diyecekler ki “ben sizi zorlamadım siz bana tabi oldunuz, oysa ben Allah’tan korkarım.” Bunu görmez misiniz?

İman ediyorsanız…imanınıza göre yaşayın. Dil ile değil kalp ile tasdik edin ve ey zalimler Allah’tan korkun!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 + 5 =