Anasayfa / Global siyonizm / Ahlak erozyonları
imanilmihali.com
Ahlak erozyonu

Ahlak erozyonları

İnsanlığın döktüğü kanlı gözyaşları, bedenlerindeki acıdan değil, kalplerindeki hançer yaralarındandır. Çünkü insanlık farkında olmasa da maruz kaldığı şiddet ve zulüm bedenlerinden ziyade ruhunu, namusunu öldürmekte, ahlakını yerle bir etmektedir. Yıkık binaların, sanayilerin, kaybedilen paraların yakın zamanda telafisi mümkünken, kan ağlayan ama kanadığının farkında olmayan kalplerin onarımı güçtür,09 zaman ister, acı verir.

İslam âlemi asırlardır Sırat-ı Müstakim’in cennet ve cehennem arasında bir köprü olduğu yalanlarıyla uyutuldu. Oysa Sırat-ı Müstakim, ahiret yurdunda değil bu dünyadadır. Doğru ve gerçek yoldur, mutlak ahlak ve Kur’an yoludur, Yüce Allah’ın da üzerinde olduğu hak istikamettir, yaşarken takip edilmesi gereken faziletli ve imanlı yaşamı tasvir eder. Yine İslam alemi küresel siyonistlerin sadece parayla ilgilendiği yalanıyla avutuldu. Oysa şeytanın ilk hedefi maneviyat yani inanç ve ahlak boyutuydu. Günümüz İslam alemi belki kayıplarını kısa sürede telafi edecektir ama yerlerde sürünen ahlakını ayağa kaldırmak için çok uzun zamana ihtiyacı vardır.

Doğru yolda olmak; hem dürüst ve namuslu olmayı, ahde vefayı, iyilik ve yardımlaşmayı, ezilenleri müdafaayı, zulme karşı gelmeyi, fıtri misaka sadakatle bağlı kılmayı, hem de yalan ve iftiradan, fitne ve fesattan kaçınmayı, hile ve tuzaklar kurmamayı, aldanmamayı ve aldatmamayı, şeytanla işbirliği yapmamayı, şeytan işi pisliklerden uzak durmayı… Allah’ın sınırlarına riayet etmeyi gerekli kılar. Tek gerçek ve hak yol budur. Diğer tüm yollar batıldır, haksızdır, yanlış ve çirkindir. Ahlak ile kast olunan da bu hallerdir. Ahlak, kaal (söz) meclisi değil, hal (davranış) meclisidir, dinin meyvesidir, lafla değil amelle ispat olunur. Helak edilen toplumların Peygamberlerini aşırı temiz ve doğru sözlü olmakla suçlamaları gösterir ki zayıf ahlaklı oluşları toplumların helak sebeplerindendir. Ahlak, beşeri veya alışılagelmiş örfi ahlak değil, Kur’an ile bildirilen mutlak ahlaktır, olmalıdır. Şeytanların muradı gönle hoş gelen, toplumca kabul gören huyların ahlak sayılmasıdır. Oysa ahlakın mayası dindir, dine ve inanca dayanmayan ahlaklar doğruyu yakalamada muvaffak olamazlar. Kur’an ahlakı değişken değildir. Coğrafya, zaman ve ırklardan etkilenmez. Bir babanın evladına vereceği en büyük miras olan terbiye, haya, utanma duygusu gibi faziletler Kur’an ahlakının değişmez ilkeleridir. Şeytanın ahlakı ise sınırsız ve sorumsuz bir yaşamı tarif eder.

Keza Türklüğe ve İslam’a dayanmayan ahlak mili, hakiki ve muteber olmaktan uzaktır. Bu yüzyıl Türkiye’si maalesef manevi değerlerini terk ettiği için mutlak ahlaktan olduğu gibi milli ahlaktan da uzaklaşmıştır. 1992 yılından itibaren Rus kızların (!) istilasına uğratılan ülkemizde, Karadeniz kıyılarından başlayıp Antalya’ya ve oradan tüm ülkeye yayılan fuhuş turizmi sayesinde başlarda her yıl yirmi milyar dolar, yakın zamanlarda ise çok daha fazlası yurt dışına kaçarken ahlaklar sükut etmiş, cepler boşalmış, namus kavramı cılızlaşmış, aileler dağılmıştır. Bir yandan mahrem yerlerini örtmek adına mecbur bırakılan hicap, örtü ve çarşaflar, bir yanda beş yaşında kız çocuğuna tecavüz eden zihniyetler, öte yanda metreslere tutulan dubleks villalar arasına sıkışan toplum, artık gerçeği görmeli ve mutlak ahlaka dönmeli, beşeri ahlaka zorlayanların münafıklıkları anlaşılmalıdır.

Yöneticilerin görevi kopya değerlerden ziyade milli ve Kur’ani ahlakı tanzime çalışmak, Türklük ve İslam’ı yüceltmek, ahlaksızlıklarla çetin derecede mücadele etmek, toplumu eğitmek, iyilik ve güzelliğin topluma egemen olmasına çalışmaktır. Kur’an’ın ortak insanlık değerleri diye tanımladığı maruf ilkesi, medeniyetlerin insan hakları diye yayınladığı bildiriden asırlar önce ayetlerle emredilmiş prensiplerdir. Lakin İslam âlemi bunları okumaktan ve tercüme etmekten uzak olduğu için bünyesine yansıtamamış, batının kaleme aldığı ilkelere görgü adına tabi olmayı seçmiştir.

Toplumsal ahlak konusunda Osmanlı çeşmeleri güzel bir örnek olduğu için hatırlamakta ve halimizle mukayese etmekte fayda vardır. Osmanlının deforme olmadığı zamanlarda bilhassa ramazan aylarında insanlar zekatlarının bir kısmını hayır çeşmelerine bırakır, muhtaçlar oradan alır ve alan veren birbirini hiç tanımazdı. Bu sayede riya ve gösteriş de engellenir, niyet sadece Allah rızasına özgülenirdi. Hiçbir muhtaç da ihtiyacından fazlasını almaz, sonraki mazluma kalsın isterdi. Şimdi bu yıla geliyor ve aynı örneği İstanbul Yeni Cami önünde tasavvur ediyoruz… Sonuç?

Kötü ahlakı yeryüzüne ve yaşama yaygınlaştırmak isteyenler ise şeytanın evlatlarıdır. Hayasızlığın kalplere yerleşmesini murad edenler imana düşmanlarıdır. Küfür cephesinin ahlakı kötülükleri mazur gösteren, zulüm ve haksızlık üzerine kurulu şeytan ahlakıdır. Şeytani akıl hayata, fitne ve fesat penceresinden bakmak gafletidir. Tuzak kurarak haram bile olsa elde etmek gayeli bu aklın kalp ile olan bağı nefsin vahşi dürtülerinden ibarettir.

Peki o zaman para için fuhuş yapan üniversiteli kızlar, otel inşası, arsa açmak, 5G sistemlerinin zararlı etkilerini artırmak için ormanları yakanlar bu ahlakın neresindedir?

Çelik kapıyı, yüksek duvarları, kamera sistemlerini, bahçe duvarları üzerine dikenli çit ve teller bize kim koydurttu, ne zaman? Bahçedeki elma ağacından koparmasınlar diye salyaları akan köpekleri o bahçeye bize kim zincirletti? Alarm sistemlerini neden kurduk? Hani biz Müslüman toplumduk? Özel hanelerin dokunulmazlığı nerde kaldı? Ya göz hakkı ile bir elma koparmak isteyen insanları o ağaca yaklaştırmamak nereden çıktı? Lüks ve şatafatlı evlerde sefa sürerken yoldan geçenlerden bir elmayı kıskanacak kadar ne ara cimrileştik, gösterişe ve servetle övünmeye daldık? Başkasının gıpta ettiği lüks mala sahip olmanın (şaşalı villalar vs..) haramlığını ne zaman unuttuk? İnfak etmemiz gereken o paraları lüks villalara yatırır sefa sürerken yetim, muhtaç ve mazlumları neden yok saydık da ellerimizi onlara uzatmadık?

Ahilik kültürü ile övünen ülke, ahiliğin ustalıkla beraber ticaret ahlakı demek olduğunu bilmez mi? Müşteriyi, alacaklısını, komşusunu aldatan, borcuna sadık olmayan bu ahlaktan nasiplenmiş olabilir mi? Tefecilik en büyük günahlardan iken haksız kazanç sağlayanlar adam sayılabilir mi? Fabrika bacaları kin kusarken, arsenikle altın arayanlar tabiatı zehirlerken, dereler kimyasal atıklarla kullanılamaz hale gelirken, ormanlar, vadiler kururken, zeytin ağaçları kesilirken, nükleer ve tıbbi atıklar doğaya saçılırken, denizler plastik atıklarla dolarken … halka, hakka, Hakk’a tecavüz edildiği hiç mi akla gelmez?

Vaktiyle çok değil yirmi sene önce kedi öldüren yedi cami yapsa kurtulamaz, köpekler şeytan diye avluya bile sokulmazdı. Aradan yirmi sene geçti, kedi nankör, köpek insanın en sadık dostu oldu. Nasıl, ne ara? Kim yaptı? Kim bize zinayı ve fuhuşu zamparalıktan saydırdı? Raconu, hadsiz, haksız, Hakk’sız züppelere, sarhoş saldırganlara haddini bildirmek olan kabadayılığı, mafyalık etmek, derebeylik, uyuşturucu yada kadın ticareti yapmak olarak bize kim öğretti?

Otobüste yaşlılara yer verenlerle, emekli teyzelerin bankamatik kartını çalanlar arasında fark olmayacak mı sanıyoruz? Çöpten namusuyla şişe, karton toplayıp rızkını arayanla, haram servetlerle fabrika kuranlardan hangisinin cennetlere gideceğini sanıyoruz?

Şeytan, ahlaksızlık denizlerine daldırmakla kanımızı da, ruhumuzu da emiyor. Biliyor ama paranın sıcak yüzüne dayanamayıp cehennem ateşlerine rağmen bu hayatı güzel yaşamak istiyoruz ve sanıyoruz ki birileri bizi ahiret hesabından kurtaracak! Yanılıyoruz. İslam kısası, el kesme cezasını, sürgünü, şahitlikten men etmeyi, devlet işlerinden mahrumiyeti, uslanmayanı dövmeyi bizler ve imansızlıklarımız yüzünden getirdi. Yasalara sığınmak bizi ilahi adaletten kurtaracak mı sanmaktayız?

Durup ellerimize bakalım ve kendimize seslice şu soruyu soralım; bu eller, bu ses kimin? Cevabı bulduğumuzda hayatı da, sınavı da anlayacağız. Sonra göğe bakalım. Bu çatıyı direksiz olarak kim yükseltti de koydu oraya? O bulutları, yıldızları, güneşi havada tutan güç ne? Cevabı bulunca Allah’ın ilim ve kudretini anlayacağız. Nihayet yaşanan zulüm ve pisliklere bakalım. Şunu soralım; bunca kötülük neden, nasıl var? Cevabı bulduğumuzda şeytanı ve yeminini de bulacağız. İnşallah o zaman bu ahlaksızlıklardan da Kur’an’a dönmek mümkün olur!

Eşcinsellik kavramı ve ahlaki yozlaşma

“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz.” (Neml 27/55)

Kur’an ehli için yukarıdaki ayetlerin Hz. Lut (as) ve kavmi hakkında olduğu malumdur. Yine malumdur ki Lut kavminin helakı bu nedenledir. Bu da demektir ki ne tür olursa olsun eşcinsellik ve sapıklık helak olma sebebidir. Ekranlarda her dizi ve yarışmada en az bir örneğine rastlanabilecek eşcinsellik (Livata) kavramının (sevicilik, sübyancılık, lezbiyenlik, oğlancılık, hatta akrabayla-hayvanlarla ilişki vs. dahil) hak olmadığı, hem kadın ve hem de erkek için bu işin aynı cinsle yapılmasının tıpkı karşıt cinsle yapılan zina ve fuhuş gibi haram olduğu açıktır.

Salih nesiller yetiştirmek gayesiyle ve eşler arası sevgilerin güçlendirilmesi için beşeri hikmet olarak bahşedilmiş o organların ve o işin maksadı dışında kullanılması büyük günahtır. Lakin toplumun zinanın yasal olarak suç kavramından çıkarılmasına duyarsızlığı ve eşcinsellere kader kurbanı veya moda diye bakması gafletiyledir ki toplum ahlakı her geçen gün bozulmaktadır. Badelenmek gibi şeytani sübyancılıkları ibadetten saymak ise Allah’ın lanetine mazhar olmaktır.

Lut kavminin helakına neden olan bu tür ahlaksızlıkların Kur’an’daki tarifi; ne yaptığını bilmemek, edepsizlik ve haddi aşmak şeklindedir. Bunların Yüce Allah’a isyan ve haksızlık olduğu ise aşikardır. Emevi, Abbasi, Osmanlı saraylarında sıkça görülen oğlancılık, sübyancılık ve köçeklik gibi ahlaksızlıklar yüzünden ve elbette şeytanların süslü göstermesinden dolayıdır ki bugün psikolojik vaka durumuna gelmiş toplum bu ahlaksızlıkları kabullenmiş haldedir. Mü’minler aklını başına almalı, İslam’ı yaşarken işe imandan başlamalı, Allah’tan başkasından çekinmeden bu illetleri ve ahlaksızlıkları topluma bela edenleri yargılamalıdır. İblis erkek ve kadın alakasını saptırırken masum değildir, yaratılanı değiştirmek andının gereğini yapmaktadır. O halde buna tevessül edenler bir daha düşünmelidir.

Badeli şeyhin sır odaları

Başlıktan da anlaşıldığı üzere din içindeki en iğrenç istismarlar yazık ki çocuklara ve din adına ve dini eğitim veya hizmet veren yerlerde hem de ibadet olsun diye veya sapkınlıkla işlenmektedir. Eşini ve çocuğunu (kız veya erkek) şeyhe, şıha ibadet veçhiyle teslim eden (!) sözde Müslümanlar için, eş ve çocuklarına yapılanlar (!) bereket ve sevaptır.

Sorgulamayan, gerçeği aramayan, okumak yerine söyleneni doğru kabul eden gaflet ve cehalet denizlerindeki nasipsizlerce işlenen bu katliamlar, cismani ve manevi şeytan tohumlarını ekmeye meyilli sapık yobazları memnun ederken, o eş ve çocukların tüm hayatını zindana çevirmektedir. Babalarının mevki ve makam beklentileri uğruna hayatlarını kararttığı bu eş ve çocukların ıslahı ise kolay değildir. Toplumun kalpten yaralı bu kesimlerinin topluma verdiği ve vereceği zarar da büyüktür. Bu toplumsal bir meseledir ve bize emanet olan evlatlara layık görülen bu namert muamele iblise şapka çıkartacak cinstendir, kız ve erkek çocuklarını diri diri toprağa gömmekten de beter bir illettir.

Şeytanlar genç ve çocukların hem zihinlerine hem de bedenlerine (!) şeytan tohumlarını ekmek hevesindedirler ki o çocuklar onların iğrenç ağlarından kurtulamasınlar, hayat boyu ikinci sınıf seks kölesi ve şeytan yamağı olarak kalsınlar. Böylece de ileriki zamanlarda kendi ailelerini de kendileri gibi bir hayata mahkûm etsinler, kimseyle sosyal ilişki kuramasın ve katilinin eteğine yapışık ‘celladına mecbur vaziyette’ yaşasınlar.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir