imanilmihali.com
Ahlak erozyonu

Ahlak erozyonu

Ahlak erozyonu

İslam; iman, ibadet, kulluk bilinci, niyet, amel ve ahlaktır. Bunların tamamı dini teşkil eder ve birinin terki veya reddi kulu dinden çıkarır. Daha net ifadeyle iman yoksa, ibadet ve kulluk emrine direniliyorsa, niyetler ve kalpler temiz ve güzel değilse, ameller salih değil kötüyse, ahlak Kur’an ile emredilen mutlak ahlaka uygun değilse ve tüm dini teşkil ve gayretler bu ahlakı güzelleştiremiyorsa o din din değildir, o din erdirici değildir, o din noksandır.

Ahlak, dinin meyvesidir. Yani ahlaklı denilen kimsenin söz ve davranışları Kur’an’idir, güzeldir, olumlu neticeler verir, etrafına ve kendisine fayda sağlar. Lakin en mühim nokta bu ahlaki kabullerin toplum alışkanlıklarına değil Kur’an’a uygun olmasıdır.

Kur’an’ı anlayarak okumakla hayata bakışlar değişir, din erdirici olmaya başlarken basiretler artar ve kalbe danışılarak verilen doğru kararlarla huzur ve refah artar, mutlak ahlaka yakınlaşılır.

Kul, dua, ibadet, zikir, tevbe, mağfiret gibi din içindeki erdemlere yakınlaştıkça gerçeği görür hale gelir ve zamanla kalbi yumuşar ve etrafa daha sevgi dolu ve hoşgörülü bakmaya başlar, iyiliklere yönelir, kötülüklerden uzaklaşır ve topluma faydalı hale gelir.

Bunun tersi olursa da ahlak dini ve mutlak olmaktan çıkar, geçici, beşeri, kopya, sanal ve sahte olur. Genel kabul gören bu sahte ahlak toplumu ve ferdi yüceltemez, boşlukta bırakır, iç huzuru teminden de uzaktır.

Dikkat edilirse beşeri ve mutlak ahlaktan bahsedilirken güzel ve kötü ahlaktan değil, olan ve olması gereken ahlaktan bahsedilmektedir. Çünkü kötü ahlak diye tabir edilen şey nisbidir ve beşeri kabule aykırı olduğu için kötü ahlak diye tanımlanan bir şey dinen pekâlâ doğru ve uygun olabilir. Buna en güzel örnek helak edilen toplumların Peygamberlerini aşırı temiz ve doğru sözlü olmakla suçlamalarıdır.

Yani güzel ve kötü ahlak tanımlamalarının mesneti beşeri kabuller değil mutlak ahlak olmalıdır ve doğrusu da budur. Toplum mutlak ahlaka yöneldiği müddetçe ilerler, mutlu olur, refaha erer ve güçlü olur. Mutlak ahlaktan uzaklaşıldığı veya aksi yapıldığı müddetçe de toplum yozlaşır ve ahlak sükut eder.

Mutlak ahlak zordur, fedakârlık ister, çoğu şeytani ve şehveti meseleyi terk etmeye zorlar, haram ve günahı yasaklar, haksız kazançları, adaletsizlikleri men eder, kibre, büyüklenmeye, aşağılamaya kapılmadan kardeşçe yaşamayı ve temiz kalp ve güzelliğe hizmeti öngörür.

Din toplumda ne kadar kıymet görüyorsa ve toplum ne kadar Kur’an İslam’ına tabi ise o toplumun ahlakı da o denli yüce olur. Keza toplum Yüce Allah’a ne denli yakın ve sevgiliyse ahlak da o kadar güçlü, güzel ve erdirici olur.

Bu anlamda mutlak ahlak, kılınan namaz rekat sayılarından, tesettürden, şekli İslam’dan çok farklı bir kıymet olarak ortaya çıkar ve kalpleri fetheden, cennetleri müjdeleyen, hayatı güzelleştiren bir değer olur. O toplumun dini inanç ve akideleri de dinin meyvesi olan ahlaka bakılarak seviyelendirilir.

Yani din kalbi bir meseleyken ahlak görünen bir simgedir ve kul yahut toplumun ahlakı, din hakkında da gerçeğe çok yakın bir nispette fikir verir. İnşa edilen cami miktarına, cumalarda cami avlularına doluşan kalabalıklara bakılmaksızın ahlak, fikir ve kalplerdeki samimiyet, iyilik arzusu, dürüstlük, kardeşlik, paylaşma ve yardımlaşma, harama uzanmama meyili ve idrakidir.

Bu yüzyıl Türkiye’si ise maalesef mutlak ahlak anlamında sınıfta kalmıştır ve her geçen gün de ahlak erozyonu devam etmektedir. Bu kimsenin reddedemeyeceği bir gerçektir ve din adına yapılanların da ne kadar sahte ve yanlış olduğunun en büyük göstergesi de içine düşülen bu gaflet çukurudur.

Halkının tamamı Müslüman olduğu iddiasındaki bir ülkede, beş yaşında çocuklara topluca tecavüz ediliyorsa, hem de Kur’an kurslarındaki çocuklar tacize uğruyorsa, anneler eş ve çocuklarını evde beklerken korku içindeyse, parasızlık nedeniyle fuhuş artıyorsa, kumar türü şeytan işi pislikler tek umut ışığı haline geldiyse, gösterişli ibadethaneler ile şekli İslam destekleniyor ve fakat içi boşaltılıyorsa, riya, riba, zina ve bina çoğalıyorken iyiler azalıyorsa bir sorun vardır ve bu sorun ahlakın çökmesi yani dinin Kur’an’dan uzaklaşıyor olmasıdır.

Çetelere, hortumlara, sapıklıklara, eşcinselliklere, entrikalara, masum olmayan şehvete, çalışmadan kazanmaya, ehil ve layık olmadan mevkilere getirilmeye alıştırılan bir toplumun, fikirlerde inkılap yapması gayet zordur. Çünkü Kur’an’ın düşmanı olduğu tüm bu zulümleri ahlak diye kamuya dayatanların tesis etmeye çalıştığı ahlak mutlak değil beşeridir, yanlış ve sahtedir, mahvedicidir.

Dinini bilmeyen, Kur’an’a mesafeli, Kur’an’ı anlamadan okumaya şartlandırılmış bir toplumun zaten farklı davranması da beklenemez ancak bu cehalet ve gaflet sadece o kimseye değil toplumun tüm kesimlerine zarar vermekte, toplum kardeş ve birlik olamamakta ve uçuruma doğru hızla sürüklenmektedir.

Zaten din bilinmediği ve Kur’an’a yaslandırılmadığı içindir ki mutlak ahlak toplumda yer edememekte, ekranlarda oluşturulan zehirli algılarla beşeri ahlak dinin üzerine çıkartılmaya çalışılmaktadır.

Bir yandan mahrem yerlerini örtmek adına mecbur bırakılan hicap, örtü ve çarşaflar, bir yanda beş yaşında kız çocuğuna tecavüz eden zihniyetler arasına sıkışan toplum artık gerçeği görmeli ve mutlak ahlaka dönmeli, beşeri ahlaka zorlayanlar tanınmalı ve münafıklıkları anlaşılmalıdır.

Adım başına inşa edilen camiler mutlak ahlakı tesise yetmiyorsa, her biri Müslümanlık iddiasında olan toplumun sokaklarında fuhuş kol geziyorsa, zina suç olmaktan bile çıkarıldıysa, dinen mükellef olma yaşına dahi gelmemiş kız çocukları okullardan alınıp yaşlı şeyhlere karı yapılıyorsa … din bilinmiyor, sevilmiyor ve hatta o dine tabi olunmuyor demektir.

Ahlakın mayası durumundaki din anlaşılmadığı ve icapları yerine getirilmediği içindir ki meyve verememekte, erdirici olamamakta, huzur ve refahı getirememektedir.

Ahlak erozyonu artarak devam etmekte, yalan ve iftira, tehdit ve haksızlık, adaletsizlik ve zina, çeteleşme ve hortumlar, karaborsa ve ihale yolsuzlukları, tarikatlaşma ve hileler, kadın ve çocuklara şiddetler, sokak hayvanlarına işkence ve katliamlar, tabiata düşmanlıklar, hırsızlıklar, ehliyetsizlikler, hileler artık alışkanlık haline gelmektedir.

Unutulmasın ki Yüce Allah toplumları sınar, imtihan eder. Müslüman âleminin sınavı ise evvela iman, para ve mal iledir. Bunu bildiren hem Kur’an ve hem de Peygamberimizdir. Keza kadınlar, mallar, evlatlar ve makamlar insana süslü gösterilmiş, fani dünya süsleri şeytanların silahı kılınmıştır. Ve iman cennetlere girebilmenin tek yolu ve anahtarıdır.

Hakikat sadece Kur’an’da, din ve ahlak sadece Kur’an’dadır. Kur’an’a dayanmayan yobazlaşmış dinin kaçınılmaz meyvesi bu yozlaşmış ahlaktır. Bu yozlaşmış ahlak ise kalplerde olmayan imanın, dillerde kalan İslam’ın emaresidir ve kulu cennetlerden ilelebet mahrum edecek güçtedir.

Oynanan oyun fenadır, çetindir. Kesimler din adına hem de Allah ile kandırılarak, din siyasete alet edilerek, mevkiler dine düşman halde kullanılarak, liyakatsizler iş başına getirilerek, kalplere kelepçe takılıp vicdanlara yön verilerek, toplumlar kandırılarak, şiddetle susturularak önce ahlak ve sonra din ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Bu bahsedilen ahlak sadece dini bir mesele de değildir. Bu deformasyon aynı zamanda Türklük bilinci ve karakterinin de ortadan kaldırılması gayretidir ve siyonizm örtülü arabizm buna uygun ortam sağlamaktadır. Küreselleşme veya medeniyet adına atılan bu kopya adımlar hem İslam’ı hem de Türk’lüğü vurmakta, ancak toplum eylem ve sözlere aldanarak kalbe danışmaktan imtina etmektedir.

Oysa dinin özü imandır ve iman kalptedir. Cennete açılan tek kapı kalptir ve kalp en yetkili fetva organıdır. Kur’an ile huzura eren kalp hakikati görmeye muktedirdir ve fakat Kur’an’la dost olamayan kalpler imanı kaybetmeye, Allah rızasından mahrum olmaya ve dolayısıyla ahlaksız (daha doğrusu kötü ahlakla) yaşamaya mecbur ve mahkûmdur. Bunun sonu ise cehennem ateşleridir.

Toplum bir an önce Kur’an’a dönmeli, kendisine ahlak telkinin de bulunanların samimi duruşlarını sezinleyerek münafıkları (dincileri) ve dindarları (gerçek iman sahiplerini) ayırt etmeli, dinini kemale erdirmelidir. Görülecektir ki din tamam olunca ahlak kendiliğinden yücelecek, yobazlar, sahtekar din tacirleri anlaşılır olacak, hak ve adalet yerini bulacaktır. Belki bu sayede de uçurumun kıyısından dönmek mümkün olacaktır.

Ahlakın tanzimi için şart olan Kur’an’ı terk etmekte ısrarlı toplumların ise ahlaksızlıkları tıpkı helak edilen kavimler gibi ayyuka çıkacak, eşcinsellikler, tecavüzler, soygunlar, haksızlıklar .. yaşanmaya devam edecektir.

Özetle;

Ahlak beşeri veya alışılagelmiş örfi ahlak değil, Kur’an ile bildirilen İslam’dan kaynaklanan mutlak ahlaktır, olmalıdır. Kişi veya toplumun ahlakı dine ve Kur’an’a uygunluğu nispetindedir. Türklüe ve İslam’a dayanmayan ahlak mili, hakiki ve yeterli olmaktan uzaktır.

Din Kur’an’a yaslanmıyorsa erdirici olamaz ve bu durumda ahlak yeşeremez, yeşerse de hakiki ve güzel olmaz. Ahlaksız insan yoktur iyi veya kötü ahlaklı insan vardır ve kötü ahlak sahiplerinin akibeti cehennem çukurlarıdır. Çünkü bu kullar dini tanımayan veya inkâr-ihmal edenlerdir ki dini hafife almanın cezası büyüktür. Aldanmak ve bilmemek mazeret değildir.

Yöneticilerin görevi kopya medeniyetlerden ziyade milli ve Kur’ani ahlakı tanzime çalışmak, Türklük ve İslam’ı yüceltmek, ahlaksızlıklarla çetin derecede mücadele etmek, toplumu eğitmek, iyilik ve güzelliğin topluma egemen olmasına özen göstermektir.

Bu milli ve mutlak ahlak toplumun bekası için en vazgeçilmez olandır, dinin varlığına delildir, dindar diye geçinenlerin gerçek yüzlerini gösterendir.

Ve toplum bir an önce mutlak ahlaka, Kur’an’a, milli kimliğine dönmek zorunda olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir