Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Ahlak söz değil amel ister
imanilmihali.com
ahlak söz değil amel ister

Ahlak söz değil amel ister

Ahlak söz değil amel ister

Ahlak söz (kaal) değil hal meclisidir

İslam ahlakı, Kur’an’ın mutlak ahlakıdır ve Yüce Allah’ın kendisi de, Hz. Peygamber de bu ahlak üzerinedir ve bu ahlakın adı Sırat-ı Mustakim yani doğru yoldur. Yine Kur’an mü’minlerin de bu ahlak üzere olmasını ister.

Kur’an’ın öngördüğü ahlak, imandan feyz alan, salih amel ve ibadet ile perçinleşen, samimi ve kalıcı ahlaktır ki tevazuyu, güzelliği, doğruluğu ve şefkati ifade eder, çirkinliği, kötülüğü, günahı ve haramı da yasak eder.

Kur’an ahlakında hem niyet ve hem de amelde doğruluk ve basiret vardır ki sadece dilde kalan ahlak eğer kalp ile beslenmiyorsa bir şey ifade etmediği gibi, dille ifade edildiği halde hayatta uygulaması sergilenmiyorsayine bir şey ifade etmez.

Çünkü Kur’an vaad değil gerçektir ve ahlakında vaadde kalmasını değil gerçekleşmesini ister. İster ki toplumu bu güzel ahlak nur gibi aydınlatsın, karanlıklar dağılsın ve örnek olunsun. Kur’an ahlakı bu nedenle doğrulukla yürümek ve faydalı iş ve değerler üretmektir ki bu manada lafa değil harekete bakılır.

Kur’an ahlakına uygun olarak yapılacak işlerin alenen yapılması örneklik adına uygunken, iyiliklerin mümkünse gizli yapılması özendirildiyse bu riya ve gösterişten sakınmak gayesiyledir. Yoksa salih amelin gösterilerek yapılmasında (eğer içine riya karışmıyorsa) sakınca yoktur.

Öte yandan kul eğer ahlaklı olduğu iddiasında ise bunu amelleriyle de ispat etmekle mükelleftir ki niyeti de has olmalıdır. Toplumun diğer fertleri ancak o kişinin amellerine bakarak ahlaka kefil olurlar ve sözde kalan ahlak bir zaman sonra inandırıcılığını zaten yitirir.

Kaldı ki sözde kalan ahlakın değeri yoktur ve amele dönmeyen, başkalarına fayda sağlamayan ahlak güdüktür, zayıftır. Bilakis ahlak güçlü ve etrafa da faydalı olmalıdır ki İslam’ın esenlik hedefi gerçekleşebilsin.

Bir mecliste şayet ahlaklılar, namussuzlar kadar cesur olamazsa nasıl namussuzların istediği olursa, bir toplumda da ahlak sükut ederse ahlaksızlar cirit atar ve İslam bunu istemez. İslam ister ki ahlaklılar en az kafir ve müşrikler kadar cesur olsunlar, hak yolunda korkmadan konuşsunlar ve adaleti savunsunlar.

Suskun ahlak sahibine bile fayda sağlamaz ki o kişinin haklarını dahi korumaktan acizdir.

Sözde kalan amele dönüşemeyen ahlak teoriktir, izafidir, şaibelidir. Oysa amele dönen ahlak gerçektir, ispatlıdır, kudret ve hüccetten ilham alır, ispatlıdır.

Genel kabul gören bu söz şunu gerektirir ki kişi ahlakını iman temeline oturtmak, ibadet ve salih amelle beslemek ve ispat etmek durumundadır. Tabi ki bunların tamamının mutlakiyeti Kur’an ahlakına uygunluk şartıyladır. Yoksa örflere, kabullere, zamana, alışkanlıklara göre tanzim edilmiş sıradan bir ahlakın kıymeti ancak o toplumun alkışlayacağı kadardır. Oysa mutlak ahlak yani Kur’an ahlakına uygun söz ve fiillerin mükafatını veren Yüce Allah’tır.

Kur’an ahlakının yaşayan örneği durumundaki Peygamberimizin hayatı bu anlamda hepimize örnektir lakin burada da örflerden kaynaklanan alışkanlıklar ile dinen emredilen doğruluk ve güzellikleri birbirine karıştırmamak lazım gelir.

Dahası ahlak sadece iyilik yapmak değil aynı zamanda kötülük yapmamak ve kötülükle mücadele etmektir ki ahlak sahibi sadece kendisine iyilik yapıyor, etrafa yapmıyorsa, kötülükten kaçınıyor ama kötülükle mücadele etmiyorsa ahlakı yarımdır.

Ahlak sahibinin ahlakı gerçek ise bunu Allah yolunda mücadele demek olan cihatla süslemeli, şeytanlara ve zulme feryat etmelidir. En büyük düşman olan nefsine karşı da aynı usul izlenmelidir.

İyilikler gibi güzel ahlak da yakın çemberden başlayarak dışa doğru genişler ve imkan nispetinde cihan ayayılır. Kimseye gücünden fazlasını yüklemeyen Allah, elbet imkanları ve kabiliyetleri bilendir. Bu nedenle Peygamberimizin buyurduğu gibi bir kul bir hurma tanesi kadar bile olsa iyilik yapmalıdır.

Keza infak konusunda da aynı şey geçerlidir ve infaka gücü yetmeyenler için bir tebessüm veya bir yetimin başını okşamak dahi kafidir.

O halde güç nispetinde, elle, dille hiç olmazsa kalp ile kötülük ve zulümle mücadele ahlakın gereğidir ve sadece iyi olmak ahlaklı olmaya yetmez.

Bu cihad ise kılıçla veya fikirle yapılabilir ve ilim, bilgi, eser, keşif üretmek hep bu cihadın kapsamı içindedir. Yani mücadele sadece savaş demek değildir.

Ayrıca ahlakın göstergesi temiz kıyafet, tesettür veya sakal da değildir ki ahlakın konuşlanacağı şefkat yuvası kalptir. O kalbi yarıp içine bakmak da mümkün olmadığı için ahlaklı olma iddiasındakilerin o kalptekileri dışarı çıkarması lazım gelir ki bu söz ve amellerdir.

Söz amel değerinde olmadığı içinse delilden değildir ve lakin ter döküp emek sarf etmek ahlaktan sayılır.

Yalan ve riya, ahlak konusunun sözde kalması bahsinde çok kıymetli bir etkendir ki en zalimler bile ahlaklı olduğu veya doğru söylediği iddiasında olabilir. Lakin miras ve verasette olduğu gibi İslam çoğu zaman şahitler ister ve dilde kalan sözler muteber sayılabilse de delil olmadığından amelle desteklenmesi gerekir.

Yalana müracat etmek olası ve kolayken, kanmamak ve aldanmamak için o söze itimat etmek ama teyidini aramak lazım gelir ki her sakallıyı müslüman zannetmek nedeniyle İslam alemi belini bir türlü düzeltememektedir.

Bunun gibi aldanmak tek başına düşük/zayıf ahlak seviyesinin göstergesidir, bilgisizliktir, kontrolsüzlüktür. Aldatmak ne denli kötüyse aldanmak da o denli kötüdür. Çünkü o kötülük itibar buldukça güçlenecek, uzak diyarlara uzanacak, daha fazla can yakacaktır.

Demek ki aldanmamak için acele etmemek, iyi zan beslerken aşırı gitmemek, kötü zandan kaçınırken kanmamak, o kişinin söylediğine itiraz etmezken teyid aramak lazım gelir.

Yalan iblisin en kudretli silahıdır ve ahlaklı olmak iddiasındaki ahlaksızlar için bu gayet kolaydır. Nihayetinde kanan ahlaklılar zarar edecek, ziyan sadece kişiyle sınırlı kalmayacak, topluma yayılacak ve hatta gelecek nesilleri de etkileyecektir. Bu durumda kananların da vebali az olmayacaktır.

Nihayet münafıkların en başta gelen karakteri yalan olduğundan ve ağızları çok iyi laf yaptığından münafıkların oyununa gelmemek, münafıklaşmamak, onlara alet olmamak için beklemek, emin olmak ve ispat aramak lazımdır.

Emin olma hali imanın tanımında da vardır ki bu çift yönlüdür. Yani hem güvenilen kimse olmak hem de sadece Allah’a ve sonsuz güven duymak. İşte bu güvenilir olmak halini sağlayacak olan ahlaktır ve kanmamak için bu ahlaka delil aramak gayet caizdir, hatta delil aramamak suçtur.

Haya imandandır ve ahlak zaafiyeti olanların aynı zamanda iman zaafiyeti de mümkün olduğundan hayasız hareketlerde bulunanların sözlerine itibar etmemek, hareketlerine bakarak temkinli yaklaşmak lazım gelir. Çünkü işler kişinin aynasıdır lafa bakılmaz. Kişi, kötülüklere imza atarken iyi olma iddiasındaysa ya yanlış biliyor ya kandırmaya çalışıyordur.

Sırat-ı Mustakim üzere olmak, doğrulukta sebat etmektir ki bu yolda sözle yürümek mümkün değildir. Çünkü sözler yeterli olsaydı Hz. Peygamber en başta bir ağaç gölgesinde oturur ve örnek olmaya çalışmadan nasihat etmek ve vaaz vermekle yetinirdi.

Sözde kalan ahlak zayıftır ve bir zaman sonra eskimeye, güçsüzleşmeye başlar ve nihayet kaybolur. Bu nedenle de ahlakı amellerle sürekli beslemek lazım gelir.

Son söz, ahlak kalpte yeşeren bir kuştur ve beslenmez veya ihmal edilirse ya yuvadan uçar gider yahut ölür. Buna sebep olmamak için ahlakı amelle taçlandırmak, sözde bırakmamak, her söze de kanmamak lazım gelir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir