Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / Ahlak susarsa, iman ve ibadette susar!
imanilmihali.com
fani dünya baki dünya

Ahlak susarsa, iman ve ibadette susar!

Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz. (Zümer 39/31)

Ahlak susarsa, iman ve ibadette susar!

AHLAK SUSARSA, İMAN VE İBADETTE SUSAR!

Ahlak toplumsal yaşamın vazgeçilmezi, adaletin temel dayanağı ve imanın göstergesidir. Ahlak doğru ve dürüst olma, güvenilir ve adil olmanın sembolü, huzur ve refahın teminatı, Müslüman olmanın yani imanın ilk şartıdır.

Ahlak toplumu ayakta tutan temel değerlerin bileşkesi, insanca yaşamanın ve hakkın koruyucusu, cennetin iman ve ibadetle birlikte üç anahtarından biridir. Doğru yaşamak, doğru yapmak ve doğruyu desteklemek olan ahlak kavramı içinde; hak ve adalet, güven ve sadakat, sabır ve saadet gizlidir.

Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.”(Nisa 4/58)

Bir toplumun ahlak göstergesi kendisini oluşturan insanların ahlak derecesiyle ölçülür. Duyarlılık ve hakkaniyet dediğimiz bu gösterge ile ahlaklı insanlardan meydana gelen bir toplumun kötü ahlaklı olması mümkün değildir. Tam tersi kötü ahlaklı insanlar ne kadar eğitimli, varlıklı olursa olsun ahlaklı bir toplum yaratmazlar.

Kısaca; toplumun ahlak göstergesi bireylerin, bireylerin ahlak göstergesi toplumun aynasıdır.

“Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.”(Enbiya 21/74)

“Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.”(Mü’minun 23/106)

“Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.”(Zuhruf 43/54)

Ahlak olmadan bu dünya karanlıklara, savaş ve hastalıklara, yokluk ve perişanlıklara mahkûmdur. Çünkü ahlak adaletin ve hakkaniyetin ta kendisidir. Eşitlik, hak, hürriyet ve adalet olmazsa temel insan haklarının hiçbiri olmaz ve yaşam birkaç kudret sahibinin elinde virane olur gider. Mutsuz azınlığın içler acısı durumuna rağmen o bir kesim sağlıklı, mutlu sırça köşklerde, halk çöplüklerde yaşar.

“İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.”(İbrahim 14/21)

Ahlak eşitliğin ve hak edenin haklı olmasına dayanan bir sistem yaratır. Ahlaksızlık ise haksızın haklıya galip gelmesidir ki bu sadece suç değil aynı zamanda büyük günahlardandır.

Bu vahim tablo toplumun her kesiminde kendisini gösterir. Eğitimden, iş dünyasına, mahkemelerden futbola kadar her yerde ahlaksızlık salgın bir hastalık gibi toplumu sarar, yok eder.

Bozulan toplumlarda ahlaki değerler önce mevki ve makam sevdalarıyla, sonra parasal değerlerle yer değiştirir, nihayetinde ise bu yanına yaklaşılamaz güçten kaynaklanan hırs ve şehvet öyle bir hal alır ki ahlak dine karşı gelir ve kazanır. O andan itibaren ise ahlaksızların (Kendi işlerine nasıl gelirse) söyledikleri din olur. O mazlum ve fakir halk artık bu yeni dine tabi olur.

Ahlakını inatla korumaya çalışanlar ezilir, büzülür, köşesine çekilir. Ahlakı bozan ve bozanlara çanak tutanlar ise kendi yarattıkları suni dünyada refah ve huzura ererken mazlumları düşünmez bile. Dünya mezbelelik bir çöplük olurken onlar cenneti andıran bahçeli saraylarda yaşarlar. Toplumun çok azı mutlu, kalanı mutsuz olur. Oysa dünya bir avuç insan için değil tüm insanlar içindir.

Ahlak sadece sosyal yaşamın bir gereği değildir. Aynı zamanda dinin gereği, Müslüman olmanın şartı, mü’min olmanın vazgeçilmezidir. Ahlak iman ile birlikte ibadetin öz kardeşidir.

Dinin ve özellikle İslam’ın gayesi; bir imtihan olan bu fani dünyada ahlaklı yaşamanın test edilmesi, ibadetli, ahlaklı ve imanlı olanların cennet ile mükâfatlandırılması, ahlaksızların cehennemin dibini boylaması içindir. Kader denen döngüde, yaşadığımız her saniye yaptığımız her şey bu sınavın bir sorusu iken ahlak iman ve ibadetin en büyük göstergesidir aynı zamanda.

Ahlaksız birinin imanlı ve ibadetli olması asla mümkün değildir.

Samimiyetle iman eden bir kimse Allah’ın varlığına ve ahirete inanmakla zaten bir sorgu ve mizana inanıyor demektir. Peygamberlere, kutsal kitaplara, meleklere ve kadere inanan kimse de bu hakikat sonucu ceza veya ödüle nasıl ulaşılacağını biliyor demektir.

İmanlıyım, ibadetliyim dediği halde ahlaksızlıklarda yüzen birisi iman etmediği halde yalan söylüyor, maun suresi Müslümanlığı ile gösteriş yaparak diğerlerini kandırıyor demektir. Velhasıl ahlak sosyal yaşamın da, dinin de temel maddesi ve yapıtaşıdır.

“Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!”(Secde 32/12)

Allah’ın varlığı, yüceliği, ahiretin ve kıyametin gerçek olduğu bu kadar açıkken ahlak nasıl ve neden zayıflar işte sorulması gereken budur.

Bizi ahlaksızlığa iten bizden başkası değildir. Yani nefsimiz ve şeytan sadece bize telkin eder ve bizde ona uyarız. Kanarız tatlı yalanlara ve onun peşine takılır, dünyayı egemen kılıp cennetten vazgeçerek ahlaksızlık sularına yelken açar gideriz.

Bir başkası bizi ahlaksız olmaya zorlayamaz. Küçük yaşta öksüz de kalsak, tecavüze de uğrasak, hakkımız yense mallarımız elimizden de alınsa bu bizi ahlaksız yapmaz. Ahlaksız yapan bu badirelerden sonra nefsimize ve şeytana uyup isyan edişimiz, hırs, kin ve nefret duygusu ile imandan intikama geçişimizdir.

Şeytan süslü gösterir, kandırır çünkü ahdi böyledir. Allah’ın doğru yoluna oturur ve bizleri yanlışlara yönlendirir. Fakat imanı sağlam olanlar ona kanmaz çünkü onun iman edenlere karşı gücü zayıftır.

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder.”(Nur 24/21)

“Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”(A’raf 7/14-18)

Nefsimiz ise bizi sürekli kolaya, harama ve haksıza sevk eder. Ne zaman ki bu yola bir kez gireriz, sonra hep aynısını, hep daha kolayını ve hep daha fazlasını isteriz. Haksız olup olmadığına bakmadan.

“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.”(Yusuf 12/53)

Dolayısıyla kandıran kim olursa olsun zorlama yoktur. Çünkü zorlama olursa suç yapana değil zorlayana aittir. Nasıl ki birini uçurumdan atarsanız o intihar etmiş sayılmazsa ve siz adam öldürmüş olursanız ahlaksızlığa dalmanız da öyledir.

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/256)

Doğaldır ki ahlakını zayıflatan insanlar veya hepten zayıf ahlaklılar imanı en zayıf olanlardır. Bunların imanları gibi ibadetleri de zayıftır. Çünkü Allah’a hesap vereceğini bilen, alnını günde beş kez secdeye koyan bir insan ahlaksızlığa değil günaha bile dalmaz.

Ahlaklı olmak; iyi bir insan olmak, yardımsever ve merhametli olmak, fazlasına bakmadan kanaat getirmek, komşusu açken uyumamaktır. Ahlaksız olmak; komşusunun mahremine uzanmaya çalışmak, cana ve mala tecavüz etmek, hak yemek, hakkı olmayana ulaşmak demektir.

Ahirette hesap vereceğini, hesap ve tartıdan önce tüm mahlûkatla helalleşeceğini bilen biri bu fani dünya süs olan eğlenceler için baki ahiret mücevherlerinden feragat eder mi?

“İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.”(Nur 24/39)

Demek ki insan ahlak dışı yollara sapıyorsa, ne maksatla olursa olsun hak yiyor, yalan söylüyor, kendisi veya yardakçıları için haksız kazanım sağlıyorsa ahlaksızdır, cennette gözü yoktur, cehenneme razıdır. Allah’ta ona istediğini tam olarak istediği şekliyle verir.

Birey; sadece kendi adına günaha saptığı için değil fakat aynı zamanda topluma da ahlaksızlık zehrini bulaştırdığı, dini bozduğu için suçlanacaktır. Dahası açılan ahlaksızlık çığırına ortak olan, yol açan, çanak tutan, yardım eden herkes o çığır kapanana kadar herkesçe işlenecek tüm günahların da vebalini taşıyacaktır. Günahların en büyüğü ise; o kimsenin ahlaksızlığı yaşam standardı haline getirmesiyle Allah’a karşı işlediği isyanın cezası olacaktır ki bu altından kalkılamaz bir ağır yüktür.

“Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!” “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”(Nuh 71/26,27)

Cenab-ı Hak Kur’an ve O’nun sevgili Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) hadislerde adalet ve ahlakı, doğruluk ve dürüstlüğü savunmayı, bu uğurda gerekirse ölmeyi emrederken, aksine bir yaşamı seçenler bu sayede ne kazanç sağlarlarsa sağlasınlar o kazanç ahirette boyunlarına ateşten halka olarak geçecek ve mü’minlerin nurundan nasiplenemeyeceklerdir. Çünkü her insan doğduğunda fıtrata uygun tertemiz ve ahlaklıdır. Bozulmalar sonra ve şer’lerden kazanılır.

“Bu Kur’an, insanlar için kalp gözleri (konumundaki bir nur), kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.”(Casiye 45/20)

Malikimiz Allah Peygamberimizi överken onun ahlaklı olmasını ön plana çıkarmıştır.

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”(Kalem 68/4)

Ahlaksızlığın tüm sonuçları hak yemeye vardığından ve hak yemek bir mü’minin yapacağı en son şey olduğundan bu tutumlardan vazgeçilmedikçe ne tövbeler işe yarayacak ve Peygamber efendimiz (s.a.v) onlara şefaat edecektir.

Yüce Allah doğrusunu bilir fakat ahireti zikir ve tefekkür yoluyla tahayyül eden bir kimsenin haram ve günaha bulaşması –kasıtsız ve ihmal durumu hariç- hele ahlaksızlıkta aşırı giderek bunu karakter haline getirmesi mümkün değildir.

İnsanların hakkını kendi rızaları olmadan ne maksatla olursa olsun yemek haramdır. Bu din adına olsa bile. Çünkü dinde zorlama yoktur. Kur’an-ı Kerim bile baştan sona bir öğüt ve yol gösterici rehberdir. Tebliğ Peygamberimize, hesap sormak Allah’a düşerken bir kul din adına bile olsa insanları istemediği şeye zorlayamaz.

Her şeye Muktedir olan Allah dileseydi hidayeti herkese nasip ederdi ama öyle yapmayarak imanlı ve imansız olanları görmek istemiş, imtihan alanı dünyada tam fırsat eşitliği sağlamıştır.

Ahlaklı yaşamak fazilettir. Hele ahlaksızlığın kol gezdiği yerde ahlak çiçeğini yaşatmaya çalışmak faziletlerin en yücesidir. Allah; ahlak ile iman ve ibadeti bir arada tutanların yardımcısıdır. İnşallah cennete varis olacak kullarda bunlardır.

Sonuç olarak; imansızlığın göstergesi, ibadetteki samimiyetsizliğin açık delili olan ahlaksızlık Müslüman’ın diyene yakışmaz ve cezası büyüktür. Hem ferde hem o topluma zararı fazladır ve Yüce Allah’ın yeryüzünde hayata imkân tanıması hikmetine isyan etmektir.

Tövbe kapısı hep açıktır. Vakit bitmeden, imkân varken, daha nefes alıyorken dünya süsü para, mevki ve çıkarlar için ahlaksızlık yapmaya tövbe etmek gerekir. Mü’min sabır ve namazla bu kötü günleri elbet atlatır ama ahlaksız hak yiyiciler kafirlerin cenneti olan bu dünyada zevk ve sefa içinde bir yere kadar yaşar. Sonrasında bu dünyada da ahirette de ezeli cehenneme mazhar olurlar.

“Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.”(Kasas 28/67)

Doğru olan Allah yolu, Hak yolu, Kur’an ve Peygamberimiz yoludur. Bunların tamamı ise ahlakı emreder. Bunun dışında ahlaksızlığı ve onun parantezi içinde adaletsizliği, namussuzluğu, fuhuşu, hırsızlığı, zulmetmeyi yaşam tarzı edinenler Yüce Allah’ın ve Peygamberimizin buyruklarına karşı geliyor demektir ki gerisi zaten boştur!

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl 16/90)

Sonsöz; iman, ibadet ve ahlak dinin üç ayağıdır ki biri olmazsa kul dik duramaz ve yerlerde sürünür!

İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler.(Sebe 34/31)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti Konuya evvela algının ‘birey veya toplum üzerinde yaratılmak istenen ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir