imanilmihali.com
Akıl ve Aşk

Akıl ve Aşk

Akıl ve Aşk

Kullara bahşedilen aklın vazifesi olanı görmek, yorumlamak, kabul veya reddetmek, bir şekilde reaksiyon göstermek ve ikna olmaktır. Akıl görünen alemi sentezleyerek sonuç üretmekten, sebepleri yorumlamaktan öte gidemez ve tüm kabiliyeti dokunduğu, gördüğü, duyduğu, ispat edebildiği kadardır.

Aklın ürettiği tüm koca yığınların adı da ilimdir ve ilim insanoğlunun ortak mirası olmakla birlikte hep yarımdır. Çünkü içerisinde hisler, idrakler ve ilhamlara yer yoktur.Bu nedenle akıl ile üretilen ilim tam ve noksansız bile olsa yarımdır ve huzur ve esenliğe giden yol sadece akıl yakıtı ile mesafe alamaz.

Görünmeyen, söylenen, hissedilen aleme ait hissiyat ve maneviyatın tamamı ise aşkın işi ve eseridir ki Yüce Allah güzel, yarattıkları güzel, ezel ve akibet hep güzeldir. Bizlerin çirkin gördüğü herşey bile bir oluş veya yaratılış değil tersine bir bakış, bir sonuç veya iyi ve güzelin devamıdır ki aslen kötülükler de güzeldir. Çünkü kötülük dediğimiz sonuç olmasa iyi olmanın ne demek olduğu bilinemez ve iyiler seçilemezdi.

Yüce Allah’ın sadece güzelleri yaratması, kötü ve çirkini yaratan bir başka ilah var demek asla değildir. Aksine mutlak olan güzelin insanlarca kirletilmesinin, kötüye kullanılmasının, unutulmasının adı o kötü sonucu yaratmak değil aksine iyiyi kirletmektir. Ama o kötü dediğimiz şey aslında iyinin tahrif edilmiş, kirletilmiş halidir ki bu çirkinlik Yaratan’ın değil biz beşerlerinin marifetidir.

Kainatta ihsanın, güzelliğin egemen olması, iyi ve güzel olmayı, güzel düşünmeyi, güzel olana ulaşmayı gerekli kılar ki Hz. Muhammed (sav)’e bile kadınlar, güzel kokular ve namaz güzel ve süslü gösterilmiştir. (Diğer insanlık içinse hatırlanacağı gibi mal, evlat ve kadınlar süslü gösterilenlerdir.)

Güzele dayalı bu fıtrat, güzelliğin devamını da gerekli kılar ve ahiret yurdunda bu yüzden çirkinlik adına olan tek şey cehennemdir ki onun da güzelliğe hizmeti düşünülürse onun da güzel ve gerekli olduğu sonucu anlaşılacaktır. Keza iblis ve soyunun yapageldikleri tüm çirkinlikler yaratılışın çirkinliği değil, güzel yaratılanın batıl olarak sapması, değiştirilmesi, aldatılması ilkesine dayanır ki bunlar ayrı birer yaratılış olmadığından İblis bir ilah değildir ve sadece bir kuldur. Kötüdür, güçlüdür, süre tanınmış ve müsadelidir ama sonuçta yaratılmıştır. Onun sergilediği tüm gayrette bu yüzden güzele dayalıdır ve nihai aşamada güzelliğin galip gelmesi için gerekli olandır.

Konuyu dağıtmamak adına denebilir ki tüm bu güzelliklerin en güzeli doğal olarak Yüce Allah’tır. En güzel isim ve sıfatlar bu yüzden O’nundur. O’nun Peygamberleri de güzeldir, ihsanlıdır, kamil ve seçkindir. Kur’an güzel, din güzel, yaratılış ve ahiret, dünya ve yaşam hep güzeldir.

Kul bu güzelliği gören ve buna sevgiyle bağlanabilendir. Bu sevginin ilahi boyuttaki adı aşktır ve aşk, aklın aksine görünen aleme değil ama görünmeyen aleme ve tüm alemlerin Rabbine aşık olmanın adıdır. Tasavvufun aşk ile kast ettiği de bu ilahi arayış ve özlemin adıdır.

Kulları sevmenin gereği, hadislerde belirtildiği üzere imanın gereğidir ki aşk bunun bir adım ilerisidir. Tamamen tesadüfi, akla sığmayan, beden ve kalpte tarifsiz hisler uyandıran, feryat ve gözyaşı ile sonsuz bir heyecan yaratabilen aşk ruhun en büyük gıdalarındandır ve kullara karşı duyulan sevgi, karşı cinsten sadece birine duyulan aşkın varacağı bir üst nokta ilahi aşkı o sevgide bulabilmek noktasıdır. Bu yüzden Yüce Allah zulme uğrayanın feryadı hariç kötü sözün söylenmesini bile istemez. 

Bu yüzden beşeri aşkı bilmeyenler ilahi aşk ve özlemle tanışamazlar.

Bu ilahi aşkın araçlarından olan bedeni aşkın müsaade edilen şekli izdivaç, yasak şekli fuhuştur. Evliliğin farz değil ama bir sünnet olarak bilinmesi, evliliğin gereksizliği manasına değil, durumu uygun olmayanların bir müddet daha bekar kalmasını tavsiye içindir. Çünkü aşkı tanımayan, aşkını meşru ortamda yaşayamayanların ilahi aşkın hazzına doğru yola çıkabilmesi bile mümkün değildir.

Bu yüzden zina en büyük günahlardandır ve karşısındakini aldatmak ve hakkına tecavüz etmek sonuçları yanında, saf aşkı zedelemesi, ilahi aşka giden yolu tıkaması ve İslami felsefeye aykırı olması sebebiyle de çok kötü yaşam şeklidir.

Oysa beşeri aşkın hazzına varan kul bir müddet sonra o aşk içinde ilahi aşkın kırıntılarını bulacak, o beşeri aşktan aldığı şefkat, doyum, özlem, anlayış, hoşgörü gibi sayısız güzelliklerin (cinsi hazlar dahil) çok daha fazlasını özler hale gelecek ve bu hazzı yaratan Yüce Allah’a daha sıkı bağlanacaktır.

Yuva kurmanın, aile olmanın, meşru aşk yaşamanın tadı ve manası burada yatmakta ve aşkla tanışan kullar elbet bir zaman sonra ilahi aşka yönelmektedir.

Leyla ile Mecnun destanında olduğu gibi Mecnun nasıl bir süre sonra Leyla’yı bile tanımaz hale geliyor ve Aşk’ın gerçek sahibini (Yaratan’ı) aramak yoluna düşüyorsa aşkın dalına konan gönüller içinde durum aynıdır.

İlahi aşkın özlemi ile yananlar için ise tüm dünya sevgi ve servetleri, olan bitenler sadece bir hayalden ve seyirlikten ibarettir. O gönül sadece ilahi aşkı arar ve aşk için yaşar.

Bunu çok gönül hissedemez ve yanmaya razı kalplerin sayısı gayet azdır lakin yanabilen yürekler her iki cihanda da inşallah bahtiyar olacaklardır.

Aşka ve evliliğe gerekli saygı göstermeyen, reddeden, aşk ve evliliği cinsi münasebet vesilesi olarak gören, sevgiye yakışmayan hal ve hareketler sergileyenlerin ise noksan olan muhabbetleri onlara bir şey kazandırmayacak ve onlar aşksız yaşayıp, aşkın gerçek sahibine de her zaman uzak kalacaklardır.

Gerçek aşk gönle girince kul aklın göremediği öteye geçecek, sebep ve sonucu birlikte görür hale gelecek, tevhidin ilk ve son, yaşam ve ölüm, ön ve arka olduğunu anlayacak, tamamını tek Yaratan’ın Yüce Allah olduğunu idrak edecektir ki buna dünya ve ahiret hayatı da dahildir.

Bezm-i Elest (Allah’tan ayrıldığımız an ve alem), asli vatanımızdır. İşte aşkın gayesi bu huzur, temizlik ve ortama kavuşabilmek, öze geri dönmek, Yaratan ile tek olabilmektir.

Fıtri Misak, bezm-i elest günü Rabbimize verdiğimiz “O’ndan başka ilah tanımayacağımıza” yemindir. O an ve ortam, gerçeğin mutlak olanı, yaşamın nihai hedefi, sınavın doğru cevabıdır ve tüm din bu temizlik ve güzellik ve dönüş yolculuğu üzerine kuruludur. Tüm dinlerin çağrısı bu yüzden tevhid ve imandır ki saf sevgiye layık olabilenler gerçek mü’minler (Aşıklar) olacak, diğer tüm sevgiden yoksun kalpler en azından bir müddet o aşkı elde etme eğitiminden geçecek, sonra arınacaktır.

Güzelliğin sahibine duyulan bu aşk, ilahidir, emirdir, herkese nasip olmayandır ama mutlak doğru olandır. Istıfa yoluyla seçilen tüm kullar süzgeçten geçe geçe İslam ümmetini yaratmış, bu ümmet içinden insanların en güzeli Hz. Muhammed (sav) çıkmıştır. İlk insandan bu yana süren bu seçim iledir ki o en güzel insandan sonra başka güzel (Peygamber) gelmeyecektir ki bu nedenle İslam’da en son ve tekamül etmiş dindir. Keza Yüce Allah sözlerin en güzelini (Kur’an’ı) tamamlamış, himayesine almış olduğundan başkaca kitap ta göndermeyecektir.

Bu mutlak güzel insana bahşedilen en güzel Kitap (Kur’an)’ın adı olan İslam bu yüzden en güzel ve tek dindir. Dünya dinleri elbet bu güzelliğe aşık olacak yani İslamlaşacaktır.Halen güzeli kirletme, yanlış ve çirkin gösterme çabaları sadece şeytanların hamlesi ve hilesidir ama tüm hristiyan ve yahudi kaynaklarının tüm amansız çabalarına ve zulümlerine karşı İslam her geçen gün daha da güçlenmektedir ki birgün herkes Müslüman yani Allah’a teslim olmuş kul olacaktır.

Çünkü zalimlerin tüm acı ve işkenceleri, mazlumları feryada ve feryad hissiyata, hissiyat ilahi aşka davetiyedir. Mazlumlar bu yüzden çoğunlukla İslam’a tabidir ve servet sahibi olanların tamamının aşktan ziyade hevesleri dünya güzellikleri olduğundan dinleri başkadır.

Parayı ilahlaştırmakta gayet hünerli olan iblis ve soyu, ilahi aşka giden tüm yolların üzerine oturmayı ilk gaye edinse de gönül ferman dinlemez ve gerçek aşkı elbet bulur. Bugün dünya İslam’ı kaka gösterme gayretinin batıllığını idrak etmeye başlamıştır ki batılı din adamı ve alimlerinin de ortak kanaati, dünya huzur ve barışının sadece İslam şemsiyesi altında gerçekleşebileceğine dairdir. Çünkü İslam güzel, İslam’ın oluşturmak istediği dünya ve yaşam güzeldir. Çirkinlik ise dinin emri değil, dini yaşayamayanların sanal dünyasıdır. Bu alışkanlığın acı faturasını mazlumlar ve fakirler ödese de dinin gayesi işte bu horlanan ve ezilenleri, ezenlerin üzerine çıkarmak, gerçek aşkı ilhamlamak ve ahirette cennetleri bu dünyada ezilenlere nasip etmektir.

Bu acı verenle cihad etmemek anlamında değildir elbet ve bilakis kendisine acı verenle, hakkını yiyenle, şiddet sergileyenle mücadele etmek yani cihad Allah emridir ve cihad sadece silahla yapılan bir şey değildir.

Ama aşk, dünyanın geçici güzelliğine aldanmamanın, ahiretin daha güzel ve çirkinsiz olacağına inanmanın, Yaratan’ın en güzel olduğunu kabulün adıdır ki cennete girebilecek imanlı kalplere Rabbin en büyük müjdesi inşallah kendi güzel cemalini göstermek olacaktır. Varoluş ve Yaratılışta bundan güzel bir cemal olmayacağı için de o cemali görebilmek, öncesinde Allah rızasına mazhar olabilmek, daha öncesinde de aşk ile yanıp Allah’ın sınırlarına sadık kalarak yaşayabilmek yaşam felsefesi olmalıdır ki felsefe aslen aklın işidir.

Akıl ve aşk yani görünen aleme ve görünmeyen aleme duyulan sadakat ve sevgi bu nedenle kesişmek ve aynı felsefeye hizmet etmek durumundadır ki bu birlikteliğin adı ilimdir. İlim akıl kadar aşkla da beslenmelidir ki nihai hedefe yaklaşabilsin ve daha doğru sonuçlar verebilsin.

Çünkü aşksız ilim, temelsiz binadır, çökmeye mahkumdur. İlimsiz aşk bilip yaymamaktır. Cehalet ve yobazlıktır. Ama ilimli, akıllı, aşklı yaşam olması gerekendir, doğru yoldur. Bu kalbi dinlemeyi, aklı kullanmayı, doğruyu ve sebepleri aramayı gerekli kılar ve serseri ilişkileri düzene sokarak doğru hedefe yönelinmesine vesile olur.

İlim dünyası, ilimde ilerledikçe ilahi aşkla daha fazla yanıp tutuşacak ve elbet bir gün aşkın akla galibiyetini kabul edecektir. Çünkü akıl sorgulamasını kendisine öğretilenler üzerinden yaparken, aşk bildiği ve hissettiği yüce kudret ve ilmin ışığında yanar, kül olur.

Rabbim bizleri sevgisiz, aşksız bırakmasın.

Rabbim bizleri kendi aşkıyla yanan kullarından eylesin.

Rabbim aklı aşka galip getirmeye çalışan gafillere akıl ve fikir versin.

Rabbim dünya güzellikleri ile avunan zavallılara gerçek aşkı tanıtsın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Herkesin imtihanı farklıdır

Herkesin imtihanı farklıdır

Herkesin imtihanı farklıdır Dünya yaşamının rastgele, tesadüfi, fizik olayları neticesi ortaya çıktığı iddiasındaki küfür cephesi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir