Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Aklı işletmek nasıl olur
imanilmihali.com
Aklı işletmek nasıl olur

Aklı işletmek nasıl olur

Aklı işletmek nasıl olur

Akıl, her insana Yüce Allah tarafından bahşedilmiş idrak kabiliyeti, ayırt edebilme özelliği ve doğruyu seçebilme yetisidir. Dinen mükellef olmanın ilk şartı bu nedenle aklı baliğ olmak yani akıl yönünden rahatsız veya engelli olmamaktır.

Akıl insana temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve Allah’ı bulabilmesi için verilmiştir.

Dinin istediği akıl ise lüzumsuz işlerle uğraşan, şerre hizmet eden değil vahye ve sesnliğe dayalı gayretle meşgul olan akıldır. Bu yüzden ayetlerde akıl kelimesi nadiren geçerken aklı işletmek, aklı kullanmak ve selim akıl sıkça kullanılmaktadır. Keza akılsız değil aklını kullanamayan tarifi aklı hayra kullanmayanlar için kullanılmaktadır.

Aklı işletmek evvela dini, imanı ve tek Malik olan Allah’ı bulabilmek, sonrasında O’nun emir ve yasaklarına uyup, karşı gelmekten sakınmanın gereğini anlamaktır.

“Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.” (Ankebut 29/63)

“ .. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara 2/197)

“(Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 5/100)

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Al-i İmran 3/190)

Aklın hayra ve güzele hizmette kullanılması Allah emridir ki aklı işletmekle asıl kast edilen budur. Yani batıl ve yanlıştan, hak ve doğruya yönelişin gereğini ve icrasını sağlamak. Aksi takdirde azap fenadır ve bahşedilen akıl nimetine aykırı davrananlar cezaya müstehaktır.

“Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” (Yunus 10/100)

İman, akıl yoluyla girilecek saadet kapısının yine akıl yoluyla bulunacak çözümüdür ve bu noktada akıl ve kalp işbirliği içindedir. İmandan yoksun kafirler ise din adına hissedilenleri, yapılan ve söylenenleri akılsızlık olarak niteleyenler ve fakat asıl akılsız olanlardır.

“Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.” (Bakara 2/13)

Özetlersek aklı işletmek düşünüp akıl etmek ve doğruyu bulmaktır ki ayet de bunu buyurmaktadır.

“O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.” (Mü’min 40/67)

Aklın doğruyu bulabilmesi vahiy olmadan mümkün değildir. Yani mutlak doğru sadece vahiy yoluyla bildirilir ki vahiy olmadan doğru mutlak değil geçici ve değişkendir. Oysa gerçek değişmeden duran, ilk an ve son anda hala muteber olan ve Allah katında da kabul görendir. Tüm bu doğrular ise Kur’an’dadır ve aklı işletmekte en büyük referans bu nedenle Kur’an’dır, Kur’an’ı anlayarak okumak ve hazmetmektir. Çünkü anlamak, anlayarak kazanılan şeyi sahiplenmektir.

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

“Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi.” (Talak 65/10)

Dinde zorlama olmadığı için aklı hayra kullanmak da sonuçlarına katlanmak şartıyla keyfidir ve fakat öğüt mahiyetindeki Kur’an’ı reddetmek en baştan kaybetmektir.

“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

Aklı kullanmak o denli mühim bir meseledir ki okumayı ve idraki gerekli kılar. Yani okunan şeyden mesela bir şey anlamamak aklı kullanmak değil aksine kullanmamaktır. Nitekim Kur’an’ın lisanı, indirildiği zaman ve coğrafyadaki insanların hakim dili olan Arapçadır ve insanlar okusun, anlasın diyedir. Yoksa arapça kutsal dil filan değildir. Kur’an mesela İbranice indirilseydi halk anlamayacak ve bahanesi olacaktı. Keza daha evvelki kitapların arapça değil de başka lisanlarda olması arapçanın değil, mesajın kutsallığının en büyük delilidir.

Bu neden mühimdir çünkü aklı kullanmayı kesinlikle yasaklayan yobaz zihniyet (din sektörü ile birlikte) dizginleri şeytanların elinde olarak sürekli anlamadan okumayı özendirir ve bu sayede şeytanlıkları anlaşılmasın ister. Lakin bu vaziyette onlar aklını şerre kullanmış, anlamadan okuyanlar ise Kur’an hilafına aklı kullanmamış olur. Allah ise aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar.

“Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 12/1,2)

Aklı kullanmak, dünya denen sınavı anlamanın ve baki hayat için çalışmanın gereğini idrak etmektir. Bu dünyada süs ve geçimlik olarak verilenlere aşırı düşkünlük ise tüm kötülüklerin başı olduğu gibi aynı zamanda aklın hakkını vermemektir.

“(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Kasas 28/60)

Kişiler gibi toplumlarda aklı kullanmak mecburiyetindedir ve bu sayede beden ve kainattaki ayetlerde görünür olur. Toplumların aklı kullanan olabilmesi ise her bir ferdin aklını kullanabiliyor olmasına bağlıdır.

“Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.” (Casiye 45/5)

Aklın ve dinin gerekelri tümcesi ayetlerde sık kullanılan ifadelerdendir ve hakkında sayfalar dolusu yorum yapılabilecek bu konu özetle vahiy ve aklı buluşturmanın tarifidir. Bu da demektir ki akıl ve vahiy birleştirilmeden ne din tam ve anlaşılır olur ve ne de hakikat bilindik olur.

Aklın yoruma ve tercihe dayalı olması ise (din değişmezdir) zamana, örfe, kamu çıkarlarına, insan haklarına, olayın şekline göre değişen hüküm demektir ve bu da Allah’ın hükmün gerçek sahibi olarak insana da hüküm yetkisi vermiş olması anlamına gelir. Lakin bu hüküm dinin gerçeklerine ve mutlak gerçeğe uygun olmalıdır.

“… Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.” (Bakara 2/178)

“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak …” (Bakara 2/232)

“Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.” (Bakara 2/236)

“.. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin…” (Nisa 4/6)

Aklı kullanmak sadece hayra hizmet değildir elbet ve dinin tamamı gibi aynı zamanda kötülükten uzaklaştırma ve kötülükle mücadeleyi de içerir. Burada akla atıf yapılmış olması ise dinen zaten günah olan bir konunun beşeri uzantılarının da aklın gereği olarak öldürmemesi gerektiğine delildir ve toplumsal huzur, maruf ve ahlak gereği zaten akıl meseleleri meşru zeminde tartışmayı emreder.

“ .. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (En’am 6/151)

Toplumların ileri gelenleri, sözü dinlenenleri akıl sahipleridir, aklı kullananlardır ve onlara verilmiş bir görev de müdahale etmek, ikaz etmek, öğüt vermektir. Toplumsal huzur bu sayede yerleşik ve kalıcı olabilir. Akıl sahipleri bu görevi yerine getirmezse de vebale ortak olur.

“Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! ..” (Hud 11/116)

“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.” (Nahl 16/12)

Aklını işleteyenlere gelince;

Aklını kullanamayanlara Kur’an ile verilen örneklerin ilki ehli kitaptır ki, Kur’an’a en baştan direnen bu kesim münafıklıkları ve isyanları nedeniyle ‘akılları ermez’ bir topluluk olarak isimlendirilmiştir.

“Onlar (Kitap ehli, Yahudiler) müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59/14)

Yine aklı kullanamayanalrın bir diğer vasfı, şeytana dost ve asker olmaları, içten bir şekilde sadece Allah’a yönelememeleridir. Yani küfür ve şirk akılı kullanamayanların işidir. Aklını kullanmayan ve aklını şerre hizmet için kullananların bu nedenle akibeti en basitinden müjdelerden mahrum kalmaktır.

“Tâğût’tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele! Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Zümer 39/17,18)

Aklını iman istikametinde kullanamayanların tarifi ve şerefi yeryüzündeki mahlukların en aşağılığı olmaktır. Bunların ayetle bildirilen suçu ise gerçeği görememek, Kur’an ve Peygambere rağmen, mucizelere ve kainattaki ayetlere rağmen hakikati yakalayamamaktır.

“Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfal 8/22)

Lakin dünya hayatının her ameli bir karşılığa müstehaktır ve güzellikler müjdelerle, kötülük ve cehaletler azapla muhakkak karşılık bulacak ve zerrece haksızlık yapılmayacaktır. Bu noktada asla zulüm etmeyen Allah sadece hakkın karşılığını verecek olandır.

“Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (Mülk 67/10)

Yazık ki yine ayetin işaretiyle insanların çoğu söz dinlemeyecek, Kur’an’ı hayata rehber etmeyecek ve aklı kullanamayacaktır. Bu nedenledir ki cehennem ağzına dek dolacak cennetler tehna kalacaktır. Bu nedenledir ki iblis insanlar hakkındaki zannında haklı çıkacaktır. Bu yüzdendir ki insanların çoğu imanlarına şirk bulaştırmadan iman etmeyecektir.

Aklı kulanamayanlar bu nedenle hayvanlardan farksızdır ve bilakis hayvanlar tesbihatları ile onlardan çok daha insandır. Yolca şaşkın diye nitelenen bu akılsızlar güruhu; doğru yolu bulmaktan uzak, müjdelere götüren Sırat-ı Mutakimden uzak, taguta götüren yollara meyilli, Kur’an ahlakından haberiszlerdir ve akibetleri karanlıktır.

“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. (Furkan 25/43,44)

O halde aklı kullanmak, aklı hayra kullanmak, aklı kötülüğe bulaştırmamak ve kötülükle mücadele için aklı rehber edinmek, akıl ile Allah’ı, dini ve imanı bulabilmek fıtrata uygun olandır. Aklı kullanmamak diye bir şey aslen yok ama aklı şerre kulanmak, gerçeği reddetmek vardır ki bunların akibeti fena, durumları rezildir. Hayvanlardan da aşağılık ve beter olan bu kesim şeytana uşaklık etmeye mahkum, beyinsizler sürüsüdür.

Allah, Kur’an’ı, Kur’an aklı, akıl din ile vahyi buluşturmayı emreder ki akıl batıni peygamberdir. Zahiri peygamber dahi ancak akıl yoluyla bilinebilir, din ve iman ancak akıl varsa anlaşılır. O halde akıl ilk sıradadır ve hiçbir peygamber ve kitap olmasa da akıl Allah’ı bulmak için kalple birlikte yeterli olandır.

Sadece insana verilen akıl (bildiğimiz kadarıyla) büyük bir nimettir ve insan ve toplumlar bu nimetin karşıığını vermekle mükelleftir.

Rabbim bizleri aklını hayra kullanan imanlı kullarından eylesin.

Rabbim aklını şeytanlara teslim etmiş, rızkı ve medeti şeytanlardan bekleyen gafillerden eylemesin.

Rabbim, cennetleri ancak aklını iman yolunda kullananlara nasip eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 1 = 2