Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Aklı işletmemek
imanilmihali.com
Aklı işletmemek

Aklı işletmemek

Aklı işletmemek

Akıl, Yüce Allah’ın insana bahşettiği en büyük kıymetlerdendir ve ancak akıl iledir ki insan evrendeki çoğu varlıktan üstündür, emanet sahibidir, sınava tabidir, cennete varistir. Bu yüzden aklı baliğ olmayanlar için dinen mükellefiyet yoktur. Cümleyi tersten okursak;  aklı olan herkes (kullansa da, kullanmasa da) imtihana tabidir.

Akıl, Allah’ı anlamak, tanımak ve bulmak için, imanı keşfetmek, kalbi hissetmek, dini idrak edebilmek ve söz ve amelde isabet kaydedebilmek için şarttır. Çünkü akıl, anlamanın vazgeçilmezidir ve bahşedilmiş lütuf olması yanı sıra mesuliyettir.

“ … Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara 2/197)

“Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi.” (Talak 65/10)

“Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah,  azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” (Yunus 10/100)

(Diyanet Başkanlığından meali alınan bu son ayetin asıl meali, Allah’ın akıllarını kullanmayanlar üzerine pislik atacağı şeklindedir.)

Yüce Allah bahşettiği aklı sadece güdüsel anlamda temel ihtiyaçların karşılanmasında değil, idrak anlamında tevhid, tefekkür ve tevekkül anlamında kullanılması istemiş, bunları ayetlerle emretmiş, hayata ve dine dair her şeyde aklın kullanılmasını farz kılmıştır.

Kur’an, aklı başında olan, aklını kullanmak isteyen ve aklını kullananların tek müracat noktasıdır ve bu bir rica değil emirdir. Keza akıl sahipleri ancak bu sayede sadece iyi olmak ve kötülükten sakınmakla değil, aynı zamanda iyiliği yaymak ve kötülüğe mani olmak noktasında da mesuliyet sahibidir.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın.  Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.  İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (En’am 6/151)

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

 “Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (Hud 11/116)

Lakin insanların çoğu akıllarını temel güdülere, haram ve günaha, heves ve şehvetlere, yanlış ve pis işlere kullanmak, beşeriyata gömülü kalıp maneviyatı ötelemek, nefsini tatmin etmek için kullanır ki imandan nasipsiz bu toplumların zaten akıbetleri de karanlıktır. İşte gerçeği görmeyi reddeden veya bunu akıl edemeyenlerin Kur’an’daki tarifi ‘yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü’ şeklindedir. Bunlar sağır ve dilsiz olarak tanımlanmıştır ve bu ne fenadır?

“Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfal 8/22)

Aklı kullanmamak veya yanlış işlere kullanmak ise münafıklık huyudur ve bu akılsızlar sözde huzur ve güven adına, menfaatleri-nefisleri için çalışırken, Allah adına yalan söylerler, dinden çıkar sağlarlar, riya ve gösterişle rol keserler, bozgunculuk ederler, iman sahiplerini ve aklını kullananları AKILSIZLAR olarak çağırırlar.

“Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.  İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.” (Bakara 2/10-13)

Oysa, çoğunluk aklı kenara koysa veya şeytanlara teslim etse de iman sahipleri daima hak, hukuk, adalet ve imandan yanadır. Allah’a karşı gelmekten, sınırlarına riayetsizlik etmekten korkan bu iman sahipleri azınlık olsalar da gerçek kurtuluşa erecek olanlardır.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 5/100)

Dünya hayatının süslü eğlencelerine kanan, menfaat uğruna akıbetlerini körelten, ahiretten vazgeçen bu zalimler için aklı şer işler için kullanmak dünyevi çıkarlar sağlasa da ahiret yurdu onlar için kabustan da beter olacaktır. İman sahipleri içinse aklı kullanarak Allah’ı ve İman’ı bulmak asıl kurtuluş, gaye ve duadır.

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am 6/32)

Aklı kenara koyup işletmeyenler veya şer işlere kullananlar için ayetin ifadesi cehennem ateşleridir ve lakin o geç pişmanlık fayda etmeyecektir. Keza, akıl sahiplerinin nasihat ve tembihlerine kulak tıkayan bu akılsızlar, adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu savunmakla, gerçeği anlamamakta direnmekle alevli ateşlere müstehak olmalarını kendileri kader kılmıştır.

“Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (Mülk 67/10)

Oysa Kur’an gözler önündedir ve tevbe kapıları daima açıktır. Kur’an, akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar, düşünsünler, yanlış yapmasınlar, yanlış yaparlarsa dönsünler, güzel işlere odaklansınlar, kardeşlik, huzur ve barışa katkı sağlasınlar diye bahşedilmiş bir yaşam rehberidir. Sıradan bir din kitabı veya ahirete dair bir masal olmayan Kur’an, gerçektir, ezeli ve ebedidir, tamdır, sondur, bakidir, en büyük şefaatçidir ve Kur’an, aklı kullanmayı emreder.

Allah kelamı Kur’an, bu dünyanın kaidesi, ahiret hesabının nirengisidir ve O’nun buyruklarını inkar etmek zaten aklı kullanmamaktır.

Dinen aklı olmayanların, kaba tabirle akılsızların mükellefiyeti yoktur ama aklı olup ta kullanmayanların vebali misliyledir. Çünkü bahşedilen aklı yok saymak veya kötülük için kullanmak evvela Yüce Allah’a haksızlıktır, Kur’an’ı inkardır.

“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

Yazık ki insanların çoğu, Kur’an’a rağmen, nefsini ilah edinmekte, şeytanlara kul, köle veya asker olmakta, aklı salih amel ve niyetlerden ziyade şeytanlık, hile, tuzak, fitne, fesat, adaletsizlik için kullanmaktadır. Bu hal ise kısa vadede beşeri galibiyetler sağlasa da artarak devam eden mesuliyet ve vebali omuzlara yükler ve verilen zarar çapında azap da büyük olur. Çünkü bunlar artık laf dinlemez haldedir ve Peygamber’in de, Kur’an’ın da izahı tebliğ ve davetten ibarettir, zorlama değildir.

Ayet çetin ve kesin bir şekilde aklını kullanmayan bu insanları hayvanlar olarak tarif ediyorsa, bunlar insan dahi değildir ve bahşedilen akıl nimetine sadakatsizlikleri elbette cezasız kalmayacaktır. Bunlar için Peygamber, vekil de değildir!

“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil  olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.” (Furkan 25/43,44)

“Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim).” Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?” (Yunus 10/41,42)

Netice olarak; akıl dini mükellefiyettir. Bunun anlamı aklı olan herkesin Kur’an’a tabi olduğudur ve Kur’an aklı hayırlı işlerde kullanmayı, Allah’ı ve imanı bulmada kullanmayı emreder.

Aklı kenara koyup şeytanların emriyle veya nefsin güdüleriyle hareket edenler ise sağır, dilsiz hayvanlardır ve azapları fenadır.

Tevbe kapıları daima açıktır ve adaletsizlik, hukuksuzluk, haksızlık içeren şeytanlıklardan çekinmek, doğru yola dönmek, aklı hayırlarda kullanmak her daim mümkündür.

O halde mü’mine düşen, aklı tevhid, tefekkür, tevekkül istikametinde kullanıp, fıtratı anlamaya çalışmak, dünya imtihanını idrak etmek ve kendine çeki düzen vermektir.

Yapanlar cennetlere misafir olurken, yapmayanlar için cehennem yeterince büyüktür.

Şimdi durup düşünün ve yanlışlarınızı, kaprislerinizi, nefsi ve şehveti güdülerinizi masaya yatırıp tekrar gözden geçirin. Aklı kullanmamanın vebali, akılsızlığınızla verdiğiniz zararın çapı ve süresi kadardır. Ne kadar çabuk hakka dönerseniz o denli affa yaklaşırsınız ve Rabbimizin rahmeti en günahkar akılsızları affedecek kadar Yücedir.

Lakin … hala adaletsizlik, hukuksuzluk, insansızlık, haksızlık, bozgun, kavga, hırs, yalan ve iftira hevesindeyseniz … unutmayın; Allah aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir