Anasayfa / Global siyonizm / Akli ve kalbi uyanış
imanilmihali.com

Akli ve kalbi uyanış

“Cehalet ne güzel şey, her şeyi biliyorsun!” (Albert Einstein)

Dünyada olup bitenleri, şeytanın hamlelerini, küreselci siyonistlerin kabalacılık oyunlarını anlayabilmenin tek yolu aklı kullanabilmektir. Akıl ise şu ana kadar hep kandırılmış olduğumuzu söyler. Yaşam denen din’i, ahlak denen fazileti, idrak-beyan kabiliyetini, sakınma ve yönelmeleri de mümkün kılan da ancak akıldır. Akıl insan olmanın, mükellefiyetin, mahlukata üstün gelmenin şartıdır ve akıl sadece olup biteni değil, arkasındaki manayı ve öngörüyle ileriki hedefini de anlamak içindir. Akıl herkeste vardır, günlük işlerde devrededir. Lakin aklı işletmek evveli ve sonrayı tahayyül edip iradelere sağlıklı yön verebilmektir. Yüce Allah, Adem’i akılını işleten bir varlık olarak oluşturmuştur. Bu nedenle tüm meleklerden ve cinlerden, akılını işleten insanın önünde secde etmesi/üstünlüğünü kabul etmesi istenilmiştir. Bizlere çok doğal gelmekle birlikte aklı işletme özelliğine/kendi iradesine sahip varlıklar olarak var edilişimiz, kâinattaki yerimizin çok önemli ve değerli olduğunu göstermektedir.

Aklı işletmek Allah emridir, şeytanlardan korunmanın emin yoludur. Bilim ve aklın yücelmesi, dinin dip yapması değildir. Aksine bilim yükseldikçe insanlığın inançları kabarır, bilinmeyen ve görülemeyen ayetler görünür olur. Çünkü o bilimi veren Allah’tır. Şeytanlık ise bilim veya din arasında tercihe zorlamaktır. Tıpkı sağ-sol veya Türk ve İslam gibi….

Allah öğretilerinin adaletli oluşu, her insanın kendi kararına bırakılmış olmasıdır. Kendi kararını vermek ve buna göre yaşamak, ancak insanın kendisinin okuması ve kendi iradesi ile düşünmesiyle oluşabilir. İnsanların, kendilerine verilen ‘düşünme’ yeteneği ile oluşturacağı en kuvvetli silah, kuşkuya yer bırakmayan doğru bilgi üzerine kurulmuş ideolojidir. Sorgulamak, akılın sorumluluğudur. Yapılan hata ise, sorgulamanın bir yönde yapılıyor olmasıdır ve insanlık tarihinde en büyük bağnazlığı yapanlar hep ilim insanları arasından çıkmıştır. Kur’an da ‘oku’ sözüyle yol gösterilmiştir, ‘dinle’ ile değil.

Hürriyet ve fikirleri prangalamak isteyen global tanrı-adamların gayreti düşünmeyi, fark etmeyi engellemektir. Sürüleştirmek istedikleri toplumu itaat eder halde tutmaları ancak bu şekilde mümkündür. Oysa akıl doğruya kılavuzlayan, yanlışı fark ettirendir, olmalıdır. Servet insanı yoksulluktan kurtarır eşeklikten kurtaramaz. Eşeklikten kurtulmak için idrak, ilim ve irfana sahip olmak, en azından bunlarla dost olmak lazımdır. Karun, kişilik ve psikolojisi ile kapitalist kodamanların prototipi, ölümsüz örneğidir. İsrailoğulları ise bütün zamanlarda kapitalin ürettiği şerlerin ya bizzat öncüleri olacaklardır veya öncülerin yardakçıları. Uyanmak denince kast edilen bu yüzden kurtuluşun ilk adımı olan akıl ve kalp ile birlikte uyanmaktır.

Aklın uyanması kainat, beden ve Kur’an’daki ayetleri görerek, bu yaşamın boşuna yaratılmış olamayacak kadar güzel ve esaslı olduğunu anlamak, bir sınav olduğunu kabul ederek düşmanları ve düşmanlıkları tanıyarak ölüm uykusundan uyanmaktır. Akli uyanmaya en yüce delil Mustafa Kemal Atatürk destanıdır. Aklı kullanmak, aklın karşılığını vermek, vahyi hayata yansıtmak, bünyeye yerleştirmek demektir. Aklı kullanmak; ezilen Afrika topraklarından, kaderleri terör yapılan doğudan, sömürülen Arap aleminden, paylaştırılan Osmanlı’dan ders çıkarmaktır.

İnsanın iyiye ve güzele yönlendirilmesi çok basit bir işlemdir. Fakat insanın bunu kendi akılıyla kendisinin de istemesi ve bu yönde yaşaması şarttır. Çünkü insanın kendi akılıyla ikna olarak yaptıkları ve seçmiş olduğu yaşam biçimi kalıcıdır. İnsan, akılını işletebilen bir varlıktır. Bu nedenle iyiyi ve güzeli kendi akılıyla seçmesi kalıcı ve güvenilir olandır. Bundan sonraki yaşam boyutunda da içimizdeki aynı ruhla/aynı iradeyle yaşama devam edileceğine göre, insanın cennetin konuklarından olabilmesi için kendisinden beklenilen; içinden geçtiğimiz sınav sürecinde yolun doğrusunu, akılını işleterek kendi iradesiyle seçmesidir.

“Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı (ayet), hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.” (Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen, Cemal Kutay, Mustafa Kemal’in Ufuktaki Manevî Mirasçısı ile Sohbet, s.2-3;İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi, s. 13) Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Gafiller, ihanetler ne derecede olursa olsun aydınlanma başladığı vakit dereler de taşsa yollar kaybedilmeyecektir. Bunun için hem bu sayılanları yapmak ve hem de aklı ve bilimi hayata rehber etmek gereği vardır. Çünkü hayat akıp gitmekte, değişmekte ve hızla teknolojik üretimler yapmaktadır. Bunların takibi, idraki ithal edilmesi bile üretmekle, çalışmakla, kazanmakla mümkündür ki tüm bu sayılanlar için de bilim ve akıl gerekir.

Akıl aynı zamanda dinin de ilk olması gerekenidir ki akıl içsel peygamberdir. Vahyin anlaşılması için, şuura konabilmesi ve hayata yansıtılması için akıl elzemdir, zaten akıl yoksa mesuliyet de olmayacaktır.

Şeytan Allah ile aldatma oyununu amacına erdirmek için kitlenin raiyyeleşmesini (sürüleşmesini) bekler. Sürüleşmenin şartı ise aklı kullanmamak yani sorgulayıcı, araştırıcı, denetleyici tavırdan uzak durmaktır. Akıl işletilmeyince sürüleşme kaçınılmazdır, sürüleşmenin ardından şeytan kuşatması gelir. Bunun sonu şeytan pisliklerinin esiri olmaktır.

Bilim Rahman’ın ışığıdır. Allah’ın hayata egemen kılmak istediği temel değer bilimdir. Kur’an imana bile kir-kötülük bulaşabilir derken, ilme böyle bir olumsuzluk yakıştırmamıştır. Tüm başarısı aldatma eksenine oturan şeytanın, aldatmayı çember dışına iten bilimden nefret etmesi doğaldır. Yani bilime düşman olan tüm kutupların özünde şeytancılığın akisleri vardır. Bu bizi dinci tayfalara götürür ki akla ve bilime düşman en büyük şeytanlar dincilerdir.

Dincilerin ilim oyunu, zahir-batın diye ayırıp, zahir (dış, dışarıdan, aleni) ilmi değersiz gösterme iblisliğidir. Buna göre önemli olan batıni-ilhami (içsel, duyuşa dayalı) bilgidir, okulla, kitapla elde edilen bilgi ise yarar değil zarar verir. Tagut, söz ve kabullerini Kur’an vahyinin önüne geçiren sulta erbabıdır. Bunların din kisvesiyle din adına konuşması gerçeği değiştirmez. Tagut din içinden de olur, dışından da, yönetim erki de kullanır, ruhsal erki de… Emeviler ilk gruptu, bazı tarikat ve mezhep şefleri de hep ikincisini kullandılar.

“Ne kadar az bilirsen o kadar iyi uyursun” (Gorki)

Dinciliğin bir başka oyunu da şudur ki ‘bugünkü bilimler İslami değildir, İslamileştirilmelidir’ söylemidir. Bu din maskesi altında zehirli bir dinsizliktir, insanlık suçudur. Bilimin dini, vatanı, rengi, dili olmaz, doğrudan tanrısaldır. Bu bilimi ancak kullanırken İslamilikten söz edilebilir.

Ümniye, (çoğulu emani), aslı esası olmayan şey, yalan, sanı, ne dediğini anlamadan okumaktır. Emani dinen hurafe, uydurma, Kur’an’ı anlamadan okumaktır. Şeytanın insanı saptırışının esası da ümniyeye itmektir. Yani insanı anlamını bilmeden sırf üfürük olsun diye okumaya ve aslı esası olmayan şeylere inanıp bel bağlamaya iter. Dahası iblis, böyle yapacağını ahdinde bile bildirmiştir. (Nisa 4/119) Özetle ümniye üç başlıktır; anlamını bilmeden yani tedebbürsüz biçimde okumak, hurafelere bel bağlayıp sahte bir din geliştirmek, uydurmaları (hadis vs..) din yapmak.

Din bir amaç değil araçtır, erdirici kuvvet ve rahmettir. Bu nimeti şer maksatlarla kullanan çarpılır, salih maksatlarla yanaşan bahtiyar olur. Yobaz tayfanın menfaat basamağı olarak gördüğü dinin selameti, sadece bu ülke veya İslam alemi için değil, tüm cihanın şeytana karşı vermekte olduğu sınavda galip gelebilmek için de şarttır. Bu İslam’ın evrenselliğini tartışılır hale getirerek Arap örflerine ve o zamana mahkum etmek teşebbüsleri, ayetlerin hükmünü değiştirmiş olmakla şeytana hizmetten başka bir şey değildir.

Vahyin tamamlandığı bu çağda peygamber artık içsel peygamber olan akıldır. Bir taraftan vahyi anlayacak, diğer yandan olan bitene mantıklı tahlil yapabilecek akıl, kandırmacalardan, şeytanlardan kurtulmanın ve iyiye yürümenin tek aracıdır. İblis her dönemde mevcut halkları dine itaatsizliğe sürükleyerek kendisine tabi kılmaya çalışmış, zalim insan aldığı bu gazla zulüm üretip, servet ve toprak umuduyla, her defasında kendisinden güçsüzlerle savaşarak, kazanmak için tüm adiliklere müracaat ederek güç elde etmeye kalkmıştır. Yüce Allah ise her defasında mazlumun yanında yer alarak, İslam’ı mazlumların dini diye tarif ederek bu oyunları bozmuş, peygamberleri, mucize ve helakleri, doğal afet ve tufanları ile negatife gidişatı yeniden nötr’e döndürmüştür. Denilebilir ki gelen 124.000 peygamber 124.000 nötrleştirmedir, akıllara hızlı şarj için elektrik verilmesidir.

Şeytana karşı doğruyu bulmak, siyonizm ve küresellik bu topraklara girmeden evvelki yaşamı anlamak ve hayata geçirmekle mümkündür. Teknoloji ve medeniyet yalanlarının ardına saklanmadan yapılacak bir öz eleştiri ile hakikatler kolayca bulunacaktır. Bugün hiç bir ulus ve insan açlıktan ölmez ama kapitalist güçlerin zehirli oklarıyla karnı tok olsa bile açlıktan ölür. Velhasıl şeytan sadece Türklüğün veya İslam’ın değil tüm insanlığın ortak derdi ve düşmanıdır.

“Allah, aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar.” (Yunus 10/100)

Ortadoğu’da yaşananlar belli bir hesap ve heves iledir. Önce parasız ve muhtaç bırakacaksın, sonra yardım eli altında zehir servis edeceksin, onlar ölürken deneyler yapacaksın bu sayede de çifte kazanç sağlayacaksın. Maddi anlamda böyleyken ruhani manada da psikolojik ve sosyal etkileşimlerin ölçülmesinde de benzer yollar izlenmektedir. Mısır’da tahrim meydanında üç hafta boyunca günde yüz Amerikan doları alarak sözde Arap baharını başlatan halk ruhunu satmış olmakla bugün hala bitmeyen Ortadoğu cehenneminin fitilini de yakmış ve şeytana muazzam destek vermiş, ortam sağlamış, usul öğretmiştir.

11 nci yüzyılda Gazali (evvelden aklı savunurken sonraları akla düşman olmasıyla) sayesinde kenara konan akıl, her insana Yüce Allah tarafından bahşedilmiş idrak kabiliyeti, ayırt edebilme özelliği ve doğruyu seçebilme yetisidir. Dinen mükellef olmanın ilk şartı bu nedenle aklı baliğ olmak yani akıl yönünden engelli olmamaktır. Akıl insana temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve Allah’ı bulabilmesi için verilmiştir… şeytanlık yapsın diye değil! Dinin istediği akıl ise lüzumsuz işlerle uğraşan, şerre hizmet eden değil vahye ve esenliğe dayalı gayretle meşgul olan akıldır. Bu yüzden ayetlerde akıl kelimesi yerine aklı işletmek, aklı kullanmak ve selim akıl tabiri kullanılmaktadır.

Aklı işletmek evvela dini, imanı ve tek Malik olan Allah’ı bulabilmek, sonrasında O’nun emir ve yasaklarına uyup, karşı gelmekten sakınmanın gereğini anlamaktır. Aklın ve kalbin uyanmasında ilk etap kaçınılmaz olarak sorgulamaktır ki akıl komutandır. Yani inkar için de itaat ve itimat için de akıl devrede olmak zorundadır. Akli yeteneği olanların kullanmamasının ise mazereti yoktur ve hesaptan kurtulamayacaklardır. Bu yüzden bilmemek mazeret değildir, aldanmak da.

Yaşamın neden var edildiği, nasıl yaşanması gerektiğini buyuracak olan da akıldır ki iradeler aklın meyveleri ile ortaya konur ve mesuliyet bu iradeler üzerindendir. Akıl yoksa sevap veya günah kazanmak mümkün değildir. Demek ki akıl niyetlerden de öncedir ve niyetler amellerden yücedir. O halde hayatın görünen yüzü için akıl vazgeçilmez olandır ve aklı işletip anlamak, o akılla üretmek ve bilim üretir hale gelmek, insanca ve güzel yaşamak için olması gerekendir.

Kalbi uyanış için akli uyanış her zaman şart değildir ve bazen tam tersi de olabilir. Kul her hâlükârda durumu görerek, gidişatı ve hayatı anlayarak, kabiliyet ve imkanlarını güzel ve doğrudan yana kullanarak uyanmayı istemeli, buna hazır olmalı ve bir kez uyandıktan sonra gereğini yapmalıdır. Çünkü uyandıktan sonra bir kez daha uykuya dalanların bir sonraki uyanışı hiç olmayabilecektir.

Akıllar, ekranlarda dini programlar yapıp hala orucu bozan şeylerle zihinleri meşgul ettiren zibidilerin gayesini artık anlamalıdır. Madem ki inkarcı ve isyancılar her şeye akli delil aramaktadır, o halde on dört asırdır neden hala orucu bozan şeylerin öğrenilmemiş olduğunu da sorgulamalıdır. Kaldı ki sunucusunun milyon liralar aldığı bu programları en kutsal ayda din sömürüsü adına bilhassa planlayanların yaptığı din ile aldatmaktır.

Kur’an okuma yarışmalarının şekilselliği, huşusuzluğu, evlilik programlarının seviyesizliği devam ettikçe akıllar kenara konmaya devam edecek, kendini geliştiremeyen düzlemsel zeka sahipleri hiç bir şey öğrenemeyecektir. Fikirlere abdest aldırılmadıkça da zihnen cenabet gezenler topluma kahretmeye devam edecektir.

Kalbi uyanmak sabahsız akşamlarda sabahlayarak, nafile ve beyhude işler peşinde koşarak, aldanış ve yanılgılarla dolu boş ve manasız bir hayatın yalan olduğuna ikna olmak, kalbi dolduran tüm beşeri safsata, telaş, hırs ve şehvetlerin yanlışlığını, kalplere konuk edilen şeytanların dost değil düşman olduğunu, kalbin tek sahibinin ve sevgiye, güvene tek layık olanın Allah olduğunu, Allah rızasına ermek için O’nun uğrunda Cihad edilmesi gerektiğini anlamaktır. Kalbi uyanmak Hz. Süleyman’ın karıncayı anlamasını ve sesini duyabilmesini mümkün kılan Yüce Allah’ın ilim, kudret ve hikmetini anlayabilmektir.

Bu uyanışa en büyük delil Hz. Peygamberin cehalet ve küfre karşı verdiği mücadeledir. Kalbi uyanışa en büyük delil Hz. Peygamber ışığında aydınlanan cahiliye Arabistan’ının karanlıklardan çıkış destanıdır.

“De ki: “Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”(Kafirun 109/1-6)

Tüm meselelerin akıl yoluyla çözülemeyeceği muhakkaktır çünkü sevdiren, samimileştiren, cesaret veren, manevi güç katan, doğru yapmak adına canı feda etmeye sevk eden akıl değil kalptir. Kötülükten alıkoyan vicdan da kalbin eseridir. Asli fetva makamı daima kalptir ve Peygamberimizin deyişiyle her kul, müftüler fetva da verse kalbine danışmalıdır. Kalbe danışmak vicdana kulak vermek, gönle ve nefse çekidüzen vermek, sevgi ve muhabbeti öne sürmek, iş veya niyete ruh katmak, aklın emrettiği şeyleri kalp ile tartmak demektir. Kalbe danışmak hislere güvenmek, duyguları da dikkate almaktır.

Taraf olmak, düşünce ve inancını belli ederek, hak veya batıldan birisinden yana söz ve amel üretmek demektir. Hayatın tüm beşeri alanlarında olduğu gibi din ve iman bahsinde de sadece iki taraf vardır ve ilki tevhid yanı diğeri şer yani şeytan yanıdır. Kul taraf olmakla mükelleftir. Tarafsız olmak mümkün değildir. Ya Allah’tansınızdır, ya şeytandan!

Kral Nemrut Hz. İbrahim’i yakmak için dev bir ateş hazırlatmış. Bir karınca başının üstünde bir damla suyla telaş içinde son sürat ateşe doğru koşarken ateşten kaçan başka bir karınca, nereye gittiğini sormuş. Su damlasını taşıyan karınca ‘Duymadın mı? Kral Nemrut, Hz. İbrahim’i yakacakmış, oraya gidiyorum’ diye cevap vermiş. Diğer karınca gülmeye başlamış ve ‘Sen ateşi görmedin herhalde, neredeyse göğe değecek. O bir damla su, o ateşe ne yapar?’ deyince karınca cevap vermiş; ‘Olsun, hiç olmazsa tuttuğum taraf belli olur…’

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir