Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Alay edenler ve edilenler
imanilmihali.com
Alay edenler ve edilenler

Alay edenler ve edilenler

Alay edenler ve edilenler

Alay, inanmamak ve yalanlamaktan kaynaklanan bir aşağılama ve küçük düşürme eylemidir. Dinen ise bu daha ziyade kafir ve müşriklerin iman edenlerin, iman ettikleri şeyi yalanlamak ve bu imana has yapılan işleri aşağılamak manasınadır.

Alay yalanlamakla başlar ve kibirlenmekle devame derek nihayet aşağılamaya ve eziyete dönüşür.

Alay etmek inkarcıların ruh halidir ve onlar asla tatmadıkları iman lezzetine düşman olanlardır. Bu lezzete duydukları açlık ve hırsları ise onları kıskanmaya, aşağılamaya ve alaya zorlar ki iman edenlere bu sayede haksızlık ve zulüm ederler. Sahip oldukları servetler ve yanlış bilgiler onları kibre sevk eder ve bu kibir aşağılamayı beraberinde getirir. Şımararak büyüklenen bu kafirler için eziyet artık kaçınılmaz bir alışkanlıktır ve eziyet ettikleri de çoğu zaman imanlı kullardır.

“İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara 2/212)

Allah’ın ayetleri de, peygamber ve kitapları da, dini de, ahireti de haktır, gerçektir. İlahi nizamın evrelerine ve yaşamın hikmetine dair sunulan vahyi ayetlerin hak ve hakikat olduğuna şüphe yoktur. Yalnız bu iman edenler için geçerlidir ve iman etmeyenler, Allah’ı reddeden veya yanına berisine yedek ilahlar koyanlar için gerçek dinde buyrulan değil akılda canlanandır.

İnanmayanlar ve alay edenelr için korunması gereken ahlak, fazilet ve iman değil aksine evlatlar, servet ve makamlardır. İşte inanmayanların iman edenlerle karşı karşıya gelmesi de bu nedenledir. Çünkü kafir ve müşrikler sırf Allah emrettiği için mesela oruç tutmayı veya ayet buyurduğu için namaz kılmayı, imanın gereği olduğu için haksızlığa karşı durmayı anlayamazlar. Çünkü kalpleri ve gözleri mühürlüdür.

Anlayamadıkları bu hidayet ve hikmeti ise yalanlamaktan ve servetlerini muhafazaya çalışmaktan başka çareleri yoktur. Alay etmek ve aşağılamak hatta işkence ve zulüm etmek onlar için zor değildir çünkü çoğusu zengin ve nüfusludur. ALay edilenler ise daha ziyade paylaşmayı ve helal olanı esas aldığından yoksul, mahzun, muhtaç ve mağdurdur.

Yüce Allah, hak dinin sahibi ve hakikatin tek hakimi olarak dinle ve peygamberle alay edilmesini de, alay edilen yerde oturulmasını da yasak etmiştir. Keza alay edenlerle dost olmak yapılacak en büyük hatalardandır.

“Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 4/140)

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide 5/57)

Hz. Peygamber de, risaletine elçi olduğu Allah ayetleri gibi ve daha önceki peygamberler gibi alaya alınmıştır. Çünkü kafirler her toplumda vardır ve gayeleri tapageldikleri dine aykırı bu yeni dine hayat hakkı vermemek ve servet ve staülerini muhafaza etmektir.

“(Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.” (En’am 6/10)

“Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.” (Kehf 18/56)

Alay etmek kafir, müşrik ve münafıkların asli karakteridir ve asıl Allah onlarla alay eder. Dini ve hikmeti bilememek mazeret değildir. Aksine bir tebliğci ve davetçiye rağmen alaya devam etmek inkardan öte isyandır ve bedeli elbet olacaktır.

Bu alay sadece yalanlama ile asla kalmaz ve inanmamak bir hak iken inananlara zarar vermek özgürlük sınırlarını aşan bir kötülük ve zulümdür. Elbette küfür cephesi tek bir millettir. Hocaları, şeyhleri, mimar ve yol gösteren şeytanları vardır. Bu nedenledir ki küfür cephesi güçlüdür, organizedir, sistemli ve kararlıdır. Başkaca yol kalmayıncaya kadar da alay ve yalanları devam edecektir.

Bu alayı çoğu kez iman edenlerin yüzlerine de yapamaz ama kendi aralarında ve ortamda iman edenler yokken kahkahalarla eda ederler. Sokakta mü’minlerin yüzüne gülen, sözde samimi olarak selamlaşan bu münafıklar yalnız kaldıklarında mü’minleri hafife ve alaya alırlar.

“(Münafıklar) İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.” (Bakara 2/14,15)

Oysa alay edenlerin alay ettiği hakikat elbette anlaşılacak ve görülecek olandır. Lakin berzah ötesindeki bu anlayıştan sonra artık iman ve tevbe şansı kalmayacak ve vakit geç olacaktır. Alay edenlerin yalanladıkları şeyler ise bir bir ortaya çıkacak ve kafirler güruhunun pişmanlıkları her dem artarak devam edecektir.

Alay edenlerin hakikati gördükleri gün dudakları uçuklayacak, yalanladıkları şeyler karşılarına dikilip hakkı haykıracaktır. Ve o gün gülme sırası dünyada alay edilenere gelecektir.

“(Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” (Hud 11/38)
Ayetlerle ve iman edenlerle, Peygamberle alay etmenin cezası elbette büyüktür ve şefaat onlar için asla söz konusu değildir.

“İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.” (Kehf 18/106)

“Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur. Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.” (Casiye 45/34,35)

İlahi hakikat buyurur ki iman ve İslamla alay edenler cehennemliktir ve iman ettikleri için alaya alınanlar cennetlerden onlara bakacak, onlar ise alaya aldıkları mazlumları cehennemde görmeyince hatalarını elbet anlayacaktır.

Öyle ya hakikatin müjdeleri o hakikate gönül verenleredir.

“Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz? (Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?” Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.” (Sad 38/62-64)

Alaya alınmak pahasına, alay edenlerden olmamak, dine yalan ve alay karıştırmamak mü’minin şiarıdır. Kur’an bu anlamda mü’minin yaşam ve hidayet rehberidir. gerçek ve güzel olan O’nda, hak ve batıl sadece O’ndadır.

Mucize ve hikmetleriyle, endam ve nizamıyla, doğruluk ve sadeliğiyle Kur’an, anlaşılarak okunmayı bekleyen bir hidayet rehberidir. Gerçek ve gelecek O’ndadır. Ahiret yurdunda mahzun olmamak için bu dünyada ekilecek sayısız ekin vardır ve ahiret bu ekinlerin tarlasıdır.

İnkar yerine iman etmek, ahiret gerçek olmasa bile (haşa) kişiyi sadece iyi bir insan yapar. Ve ahiret gerçekse o kişi bahtiyar olur. Bunun tam aksi iman yerine inkar etmek ahiret olmasa bile (haşa) kişiyi sadece kötü yapar. O halde iyi olmak ve iyi yaşamak şart ve makul olandır.

“Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.”” (Zümer 39/55-59)

Ve Kur’an bir kez daha mü’minlere imanı ve hakikati hatırlatır. Der ki; kimse kimseyi, toplumlar diğerini, küçükler büyükleri, erkekler kadınları, beyazlar siyahları asla alaya almasın. Niyetleri, imanı ve kalpleri bilen Allah aynı zamanda takvaları da bilendir.

Alay etmek suretiyle bedenen, aklen, madden zayıf durumdakileri zayıf kabul etmek kalbin ve aklın işi değildir. Çünkü görünmedik bir meziyet veya kabiliyet o kişi(leri) Allah katında çok daha makbul yapabilir. O halde karalamak, aşağılamak, fasıklık etmek, zulmetmek ne kötüdür?

Tevbe kapısı her zaman açık, dua ve mağfiret her zaman makbuldür. Alay ve yalan yerine hakikate teslim ve hak peşinden koşulması gerekendir.

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat 49/11)

Son söz; alay edenler günah denizlerine dalarken, alay edilmek sabır ve sebatla birleştiği takdirde tevekkülü de beraberine aldığı takdirde ayrı bir sevap pınarıdır. Yani alaya alınmak hakkı yenmenin de adıdır ve Allah ev Kur’an hakkı yiyenler, toplumun tamamına eziyet edenler bu anlamda devasa haramlara imza atarlar ki bu afsızlıkalrını daha da kolaylaştırır.

Hatırlatma; şaka yapmak, alaya,gıybete, küçük görmeye ve yalana sebebiyet verebileceği için dinen çok caiz olmayan bir husustur.

Rabbim alay edenlere hakikati tez zamanda göstersin.

Rabbim alay edilenelre dayanma gücü versin.

Rabbim alay konularının ahirette alenen görüleceği günde bizleri bahtiyar kullarından eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir