Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Aldanan Müslümanlar
imanilmihali.com
Aldanan Müslümanlar

Aldanan Müslümanlar

Aldanan Müslümanlar

Yüce Allah (c.c), Adem (a.s.)’ı yarattıktan sonra, meleklere Adem (a.s.)’a secde etmelerini emretti. Sadece İblis secde edenlerden olmadı. Allah (c.c.) cin taifesinden olan İblise şöyle buyurdu;

“Sana emrettiğimde, seni secde etmekten engelleyen neydi?”

Rabbimiz bu soruyu neden sordu? Elbette ki bu soruyu yöneltmesi, kendi zatı İçin değildi!. İblis’in neden secde etmediğini, onu secde etmekten engelleyen şeyin ne olduğunu Rabbimiz elbette ki biliyordu. İblise yöneltilen bu soru, biz yaratılmışların meseleye vakıf olması için sorulan bir soruydu. Sorudan anlamamız gereken ilk husus; secde etmeyen İblis’in, bu isyanı nedensiz değildi. Âdem (a.s.)’a secde etmeyen İblis’i, secde etmekten engelleyen bir neden vardı. Şanı yüce Rabbimiz, İblise yönelttiği soru ile bu isyanın bir nedene bağlı olduğuna işaret etmiş ve bizlerin bu nedeni bilmesini murad etmişti. Nitekim İblis’in bu soruya verdiği cevapla, Âdem (a.s.)’a secde etmeme nedenini anlıyoruz.

“Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

Burada bir isyan olayına tanık oluyoruz. Allah’ın nimetleri ile nimetlenen İblis’in, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığını, kovulduğunu görüyoruz. Bu olay, İslam dairesinde bulunan, İslam nimetleriyle nimetlenen Müslümanların dehşetle ve ibretle izlemeleri gereken bir olaydır.

Nedir, İblis’in azmasına sebep olan şey? Nedir, onu Allah’ın rahmetinden uzaklaştıran tavır?

İblis’in bir bilgisi ve bilgisinden kaynaklanan gururu vardı. Bu bilgisine göre ateş, yaratılış, bakımından topraktan üstündü. İşte bu bilgisi Allah’ın hükmü ve emri ile çatıştığı zaman; İblis, Allah’ın hükmünü değil, kendi bilgisini tercih etmişti. Allah’ın hükmü, İblis’in bilgisi ile çatışmıştı. İblis’i isyana götüren sebep, Allah’ın hükmüne rağmen kendi bilgisini tercih etmesiydi.

Cahili kültür ve eğitime göre kendilerini bilgili sanan ve bu bilgi anlayışının kuşattığı konularda Kuran ve Sünnete yönelme ihtiyacı duymayan gafil Müslümanların, bu hususta çok dikkatli olmaları gerekir. Çünkü bu önemli yönelişteki gaflet, bu gaflete düşen Müslümanları İslam’ın nimetlerinden uzaklaştırabilecek tehlikeli bir gaflettir.

Kur’an-ı Kerim, insanların bilgi, kültür ve tecrübelerinden kaynaklanan beşeri bir yolu tasdik etmek için değil, bizzat tasdik olunması için indirilen Rabbani bir yoldur.

Dolayısıyla dinde, bilgi, kültür ve tecrübelerine dayanarak ortaya bir yol ve bir metot koyan kim olursa olsun, Kur’an’ın bütününe yönelmeli ve Kur’an-ı Kerim’in bütünlüğünde beyan edilen Rabbani yol ile kendi yolları çatışıyor ise, tereddüt etmeden ve tevile gitmeden Rabbimizin gösterdiği yolu tercih ve tasdik etmelidirler. Bilgiler vahiyden kaynaklanmalı ve vahiyle sınanmalı, bilgiyle vahyin çatıştığı noktada gerçek bilgi olarak vahiy alınmalıdır. Bu olaydan örnek alacağımız ilk tavır budur. Çünkü İblis’in sapma nedeni bundan kaynaklanıyordu.

Ayet-i kerimede de beyan edildiği gibi İblis, Allah’ın varlığını inkâr etmemişti. “Beni ateşten yarattın” derken, kendisini yaratanın Allah (c.c.) olduğunu biliyor ve bu gerçeği ikrar ediyordu. Verdiği cevaptan da anlaşılacağı gibi İblis secde etmekten değil, Adem (a.s.)’a secde etmekten içtinap etmişti. Secde etmekten içtinap etseydi, “Ben secde edicilerden değilim..” diyebilirdi. Şayet orada Allah’a secde edilmesi emredilseydi, İblis elbette ki secde edenlerden olacaktı. Allah’a secde edecek olan İblis, Adem (a.s.)’a secde etmekten içtinap etmişti. Bir yaratığın diğer bir yaratığa secde etmemesi görünürde basit bir olaydır. Meselenin dehşetli olan yönü, bir yaratığın Yaratıcının hükmüne karşı çıkmasıdır. Adem (a.s.)’a secde edilmesini emreden Rabbimiz, Adem (a.s.)’a değil, bir karıncaya secde edilmesini de emredebil irdi. Emredilen hüküm ne olursa olsun, Allah’ın hükmüdür. Karıncayı küçük görerek, Allah’ın hükmüne rağmen karıncaya secde etmemek; karıncayı değil. Allah ‘in hükmünü küçük görmektir. Nitekim Adem (a.s.)a secde etmeyen İblis, Adem (a.s.)’a değil, Allah’a isyan etmiş oluyordu.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Allah’ın varlığını inkâr etmeyen, Yaratıcı olarak Allah’ı İkrar eden ve Allah ‘a secde edebilecek olan İblis, Allah’ın bir hükmüne karşı çıkarak küfre düşmüştür.

Meselenin bu boyutunu, günümüze getirecek olursak; Allah’ın varlığına inanmalarına ve camilerde Allah’a secde etmelerine rağmen, fiil ve inançlarıyla Allah’ın birçok hükmünü tevil ve tahrif ederek inkâra sapanlar, İblis’in yolundadır. Camilerde Allah’a, sokaklarda putlara, yaşantılarında tağuta yönelen bu insanlar, Müslüman oldukları kuruntusuyla kendilerini aldatan insanlardır.

Tekrar kıssaya dönecek olursak, bilgisinden kaynaklanan bir gurur ve tavır ile Allah’ın hükmüne itaat etmeyen İblis’in, içine düştüğü ikinci hata daha büyüktür. İblis, Allah’ın rahmetinden kovulduğu zaman nasıl bir duruma düştüğünü anladı. Ancak bu duruma düşmesinde suçlu olarak kendi nefsini değil, Âdem (a.s.)’ı görmüştü. Kendisini suçlu görmediği için Allah’a tevbe etmemiş. Âdem (a.s.)’a düşman olmuştu.

Âdem (a.s.)’a bir eş olarak Havva validemizi yaratan Allah (c.c). her ikisini cennete yerleştirmişti. Burada nefislerinin arzuladığı her şey vardı. Âdem (a.s.) ve Havva validemiz, bu cennet bahçesinde yaşıyorlar, cennet nimetleriyle nimetleniyorlardı. Rableri kendilerine sadece bir ağacın meyvesini yasaklamıştı. Onlar bu ağacın neden yasaklandığını bilmiyorlar ancak cennette ebedi kalmak istiyorlardı. İşte şeytan onlara bu noktadan yaklaştı ve şöyle dedi..

“Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, sadece, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” Ve: “Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin etti.

Bu aldatma ile aldanan Hz. Âdem ve Havva, yasaklanmış olan meyveyi tatmışlar ve ayıp yerleri kendilerine açılmıştı. Bunun üzerine Rableri kendilerine şöyle hitap etti;

“Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytanın da sizin gerçekten apaçık düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?”

Burada önemle dikkat etmemiz gereken bir husus vardır. Rableri kendilerine seslenince Adem (a.s.) ve Havva validemiz; “Ya Rabbi şeytan bize geldi, şunları söyledi ve Senin adına da yemin etti” diyerek şeytanı suçlayıp kendi nefislerini temize çıkarmaya çalışmamışlardır. Çünkü böyle bir mazeretle, kendi nefislerini temize çıkaramazlardı. Çünkü düşmanın düşmanlık yapacağı aşikârdı ve şanı yüce Rabbimiz her ikisine de “Şeytanın onlar için apaçık bir düşman olduğunu” önceden bildirmişti. Nitekim Adem (a.s.) ve Havva validemiz suçu bizzat kendi nefislerinde görerek Rablerine şöyle yönelmişlerdi.

“Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten kayba uğrayanlardan olacağız.”

Şeytanın, Allah’ın hükmüne rağmen Âdem (a.s.)’a secde etmemesini ve Allah’ın hükmüne rağmen yasak meyvenin yenilmesini dikkate aldığımız zaman, iki isyan olayının akabinde iki ayrı tavır görüyoruz. Suçu kendi nefsinde görmeyen şeytan ve suçu kendi nefislerinde görerek Allah’a tevbe ve istiğfarla yönelen Âdem (a.s.) ve Havva validemiz.

Elbette ki bu iki tavrın birisinden içtinap etmemiz, diğerini ise örnek almamız gerekmektedir. Örnek almamız gereken ve alacağımız tavır, hiç şüphesiz ki Âdem (a.s.)’ın tavrı olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bu kıssayı dikkate alarak günümüze ve günümüzdeki Müslümanlara bakacak olursak, bu kıssanın ve kıssadaki gerçeklerin günümüz Müslümanları tarafından yeterince dikkate alınmadığını görürüz.

Mesela günümüzdeki Müslümanlar fert ve toplum olarak, İslam’ın hoş görmediği çeşitli ortam ve konumlara düşmüş olabilirler. Tabi ki onların bu duruma düşmelerine sebep olan müstekbirler ve aldatıcılar vardır. Bu durumda suçu müstekbirlere ve aldatıcılara yükleyerek nefsi temize çıkartmaya çalışmak, şeytani bir tavırdır. Çünkü aldatıcılar görevlerini yapmışlar ve hala yapmaktadırlar. Şayet Müslümanlar bu aldatıcıların tesirinde kalarak aldanmışlar ise, suçu, aldattıkları için aldatıcılarda değil, aldandıkları için kendi nefislerinde görmeleri ve kendi nefislerini hesaba çekmeleri gerekmektedir.

Ne var ki birçok Müslümanın dert yanmaları, şikâyetleri, suçlamaları, hep aldatıcılara ve müstekbirlere yöneliktir.

“Falanca müstekbir şöyle yaptığı, filanca aldatıcı böyle dediği için bu durumlara düşülmüştür!” ifadeleri, sık sık karşılaşılan ifadelerdir. Falanca müstekbirler öyle yaparken, filanca Müslümanların ne yaptığı veya ne yapmadığı pek dikkate alınmaz bu suçlamalarda!. Genel olarak hep aldatıcılar suçlanmakta, hep müstekbirler lanetlenmekte ve dolayısıyla Müslümanlar ve Müslüman nefisler temize çıkarılmaktadır!.

Oysa böylesi yönelişler, bizleri Rabbimizin rızasına götürecek yönelişler değildir. Böylesi yaklaşımlar, bizleri kurtuluşa erdirecek yaklaşımlar değildir. Çünkü bir uyan, bir ikaz, bir hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’de, şeytan ve dostlarının Müslümanlar için apaçık düşmanlar olduğu beyan edilmektedir. Bunların yaptıkları ve yapabilecekleri kötülüklere işaret edilmekte ve tüm Müslümanlara bunlardan sakınmaları emredilmektedir. O halde şeytan ve şeytanın dostları düşman olarak bilinmeli ve onlara karşı uyanık bulunulmalıdır. Şayet, düşman olarak bildirilen ve düşman olarak bilinmeleri gereken müstekbirler, düşman olarak bilinmeleri gereken aldatıcılar, cahili değer ölçüsüne göre dost kabul edinilmiş ve onların telkinleri ile aldanılmış ise, bu müstekbirleri veya bu aldatıcıları suçlamanın bir faydası yoktur.

Suçlu; aldatıcıları dost kabul eden Müslümanlardır. Suçlu, aldanan Müslümanlardır.

Nitekim cehenneme yalnız aldatıcılar değil, İlahi vahiyle uyarılmalarına rağmen aldananlar da girecektir.

Kaynak; DÜNDEN BUGÜNE ŞEYTAN VE DOSTLARI, Mehmet Alagaş

Aldanan Müslümanlar

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir