Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Aldatan ve aldanan bizden değildir
imanilmihali.com
Aldatan ve aldanan bizden değildir

Aldatan ve aldanan bizden değildir

Aldatan ve aldanan bizden değildir

Bu sahih hadisi sadece ticarette hile yapanlara mal etmek dine isyan etmektir ki maalesef internet sayfaları bu hadisin manasını dar tutmakla hadisin genel mahiyetini de zayıflatmaktadır. Oysa Aldatan ile tarif edilen her türden münafıklık ve mürailik ve şeytanlık, aldanmak ise her türden enayilik, imansızlık ve aklı kullanamamaktır.

Aldatmak

Aldatmak şeytanın en büyük becerisidir ki aldatanlar onun soyu ve askerleridir.

Aldatmanın temeli yalanı gerçeğin üzerine koymak veya en azından gerçeği gizleyerek yalanları ve batılı gerçek gibi göstermek, süslemek, allamak ve pullamaktır.

Aldatanlar, sadece insanları ve kendilerini aldatmakla dünyevi çıkar elde edebilirse de Allah’ı aldatmak asla mümkün değildir.

Aldatmak en ufak boyutta pirince taş katmakla başlar, yalan yeminle devam eder ve Allah’a imanı dille söyleyip kalpte başkaca şeytanlar beslemekle zirve yapar. Bu denli geniş ve kapsamlı olan aldatma eylemi doğru olamayanların meziyeti, Hakk’a yönelemeyenlerin buldukları sözde çare veya aldanmışlıklarının resmidir.

Aldatmak ihanettir, dost görünüp arkadan vurmaktır, kandırmak ve ele geçirmektir. Aldatmakta bu yüzden helal veya haramlık, güzellik veya çirkinlik mühim değildir. Aldatmakta gaye ne olursa olsun aldatmak ve kendi yanına çekmek veya doğru yoldan saptırmaktır.

Aldatmak, şeytanın mirası olarak hasis ruhalrı teslim alan, dinin gayesine düşman, insanlığın hak ettiği mutlu yaşamı engelleyen, adil ve eşit olması gereken hakkı birileri lehine bozarken, çoğunluğu mağdur etmektir.

Aldatmak yalan ve riya ile gösteriş, servetle şımarmak, büyüklenmek ve aşağılamaktır. Aldatmak hak din İslam’ın ve Allah kelamı Kur’an’ın hilafına olmak, Hakkaniyete ters düşmek, adaletten sapmak, batıl yollara çekmek adına tuzaklar kurmaktır.

Aldatanlar dünyevi küçük çıkarlar uğruna kitleleri karanlıklara sürükleyen küçük beyinlerdir.

Aldatanlar, Kur’an ile bildirilen emir ve yasakalrın manasını gizleyen, değiştiren, saklayan, kısırlaştıran, özelleştiren, zaman ve coğrafyaya öahkum edenelrin beyhude gayretleridir.

Aldatmak, huşudan uzaklaşmak, imanı terk etmek, kandırarak hakları ait olduğu yerden başkaca yerlere koymak, zulmetmektir.

Aldatmak, ebedi azap yurdu cehennemlere müstehak olmak, cennetlerden vazgeçmek, mü’minlerin esenlik yurdundan ayrı düşmek, akibetleri karartmaktır.

Aldanmak

Aldanmak ise aptallara, imansızlara mahsus bir gerçektir ve Kur’an’dan habersiz, dine mesafeli, kalbi yok sayan vicdansızların, aklı da işletmeyerek düştükleri acımasız oyunun, Allah’tan vazgeçmenin adıdır.

Aldanmak, aklı ve kalbi doğru yolda buluşturamamak, akıl ve şuur nimetine nankörlük etmek, Kur’an’ın davetine uymamak, Allah kelamına kulak asmamak, ruhu ve akibeti üç kuruşa satmaktır.

Aldananlar, dünya malına düşkünler, ahiretten beklentisi olmayanlar, şefaat veya bağışlanma yoluyla cehennem ateşlerinden sıyrılacağını yahut birilerinin kendilerini kurtaracağına inanan aptallar ordusudur.

Aldananlar, hakşkati Kur’an’da aramayan, okumayan, anlamayan, araştırmayan, bilimi ve ilmi ilaç kabul etmeyen, okumktansa dinlemeyi tercih edenlerdir.

Aldananlar, karşısındakini de kendi gibi sanan, dost-düşman ayırt edemeyen, amel ve niyetleri sezemeyen, kanmaya müsait, cehalette doruklara ulaşan, nankörlük edip aceleci davranan, sentezlemeyen, meseleleri Kur’an eleğinden geçirmeyenlerdir.

Aldananlar Kur’an’ın farzlarını bir yana koyup uydurma hadislerin, hurafe ve rivayetlerin peşinde gidenlerdir.

Aldanmak dünya malına aldanmak ve şeytanlara yem olmakla nihayete eren uzun soluklu bir serüvendir, süreklidir, kalıcıdır. Allah aksini dilemedikçe de bunların mühürlenen kalpleri açılmaz, kulakları sağır, gözleri kör olarak kalır.

Her duyduğuna inanan, her takkeliyi, sarıklıyı, tespihliyi müslüman sanan, her secde edeni kendisinden sanan, ağzından “Allah” lafzı çıkan herkesi mü’min kabul eden, müslüman ve mü’minin farkını dahi bilmeyenlerin zaten aldanmaktan başka çaresi de yoktur.

Daha FATİHA’nın mealini ve iblisin ahdini bilmeyenlerin ALDANMAKTAN BAŞKA ŞANSI YOKTUR!

Aldananlar Kur’an üstü tartışmasız kitap ve Hz. Peygamber üstü tartışmasız kişiler edinenlerdir. 

Aldatmak ne kadar kötüyse aldanmak ta o denli kötüdür

Hadisin işareti bu manada sadece aldatanları bizden olmamakla lanetlemez aynı zamanda aldananların da Kur’an’sızlığına vurgu yapar.

Aldatanlar dini ve zaafları (nefsi, heves ve arzuları, şehvet ve servetleri) kullanarak yolları saptıranalr, aldananlar ise bu değersiz kıymetler uğruna ahiretten vazgeçenlerdir.

Aldatanlar ne kadar münafık ise aldananlar da o kadar kafir ve münafıktır, asidir, nankördür, eline geçen ilk fırsatta aldatmaya müsait olanlardır. Böyledir çünkü onların akıllarında yer eden doğru, aldatılmak suretiyle sahip oldukları sahte gerçektir ve onlara tatlı, nüfuslu ve şehvetli menfaatler sunan bu sahte gerçekler artık onların doğrularıdır.

Bilmeyerek bu yanlışların reklamını yaparlar, bilmeyerek sahte gerçekleri dinin üzerine çıkarırlar ve bilmeyerek dine ihanet ederler.

Hadisin bizden olmayan deyişi ise iman edenlerin cephesinden farklı olduklarını yani aldatanların imanı zayıf, dini akidesi düşük ve kanmaya müsait olduklarını anlatır. Çünkü biz olarak anılanlar, iman sahipleridir ve Hz. Peygamberin örnek Kur’an ahlakı ile ahlaklanabilenlerdir.

Hz. Peygamber nadiren aldanmıştır çünkü O da bir beşerdir ve Tume Bin Ubeyrik olayında veya İfk (Hz. Aişe(ra)’ye atılan iftira) olayında kanmıştır. Lakin bu kanma Allah’ın ayeti ile derhal tanzim edilmiş ve düzelmiştir. O’nu Kur’an hilafına kandırmak ise mümkün değildir.

Sahabelerin aldanmaması ise tıpkı günahsızlıkları gibi söz konusu değildir ve bu anılan iki olayda pek çok sahabe yanlışı savunmakla aldatıldıklarını ispat etmiş, Peygamberi de aldatmaya çalışmışlardır. (Buradan çıkacak bir diğer sonuçta sahabelerce rivayet edilen hadislerin tamamını, onların günahsızlıklarına ve yalan söylemeyeceklerine dayandırmanın hata olduğudur.)

Sıradan beşerler olarak bizlerin kanması ise çok daha olasıdır ve başa çıkamayacağımız durumlarda kanmamak için şart olan ilke şüphe durumunda dahi o işi terk etmek, aşırı ve kötü zandan sakınmak, iddia edenin delil getirmesini istemek velhasıl akıl ve Kur’an yoluyla delil istemektir.

Hz. Peygamber vahye muhatap olmakla aldanmaya karşı korunmuştur lakin bizlerin iman, akıl , kalp ve Kur’an’dan başka müracat edebileceğimiz bir koruyucu kalkanımız yoktur.

Hz. Peygamber vefat ettiğine göre de ilkeler kitabı Kur’an tek kaynağımızdır ve dahi sünnetler bile Kur’an’dan filizlenmiştir. Hz. Peygamberden başka din adına tartışmasız kişi de olamayacağına göre tek kaynak Kur’an’dır. Keza Kur’an’dan başka tüm dini eserler de ilahi değil kul yapımı olduğundan ve yoruma dayandığından mişnadır ve hükme esas olamaz.

O halde aldatmamak imanın emri, aldanmamak da imanın emridir.

Kur’an, aldatanları tarihsel bir nizam içinde ortaya koyarak kişileri değil ilkeleri yasalaştırarak hem mucizevi bir izah sergilemiş hem kendi evrenselliğini ispat etmiştir. O hadise esas olayı özelleştirmek hadis veya ayetin genel manasını hapsetmek, evrenselliğe zarar vermektir.

Müteşabih olarak anılan ayetlerin tamamı bu merkezdedir ve nasslar (muhkem ayetler) dışında kalan tüm hükümler Kur’an ışığında kalp ve akıl yoluyla bulunacaktır.

Aldatmak cehenneme razı olmak, cennetten vazgeçmek demektir. Hırsızlık nasıl küçük şeyler çalmakla başlar ve sonra büyürse aldatmak da küçük bir yalanla başlar organize bir şeytan şebekesi gibi dallanır ve budaklanır.

Aldatanlar aynı veya benzer kimselerle oturup kalkmakla her an aldanmaya müsaittir ve zaten elebaşıları olan şeytanlar asıl aldatanlardır. yani aldatanlar en başta kendileri aldanmıştır ve aldanmaktadır.

Aldananlar ise aldanmaya müstehak olanlar, hakikati aramaya tenezzül etmeyenler, Kur’an’ı (haşa) okunmaya layık bulmayanlardır ki akibetleri şeytan denen iblisle cehennemde bir ömür geçirmektir.

Aldatmak ve aldanmak bu nedenle din dışına çıkmak irtidat etmektir. Nice kavimlerin tek başına helak sebebi olan bu husus Kur’an mü’mininin en tehlikeli gafletidir ve içten (nasuh) tevbe bu nedenle en süratli ve kalıcı tedbirdir.

Dinde unutmak mazeret, BİLMEMEK mazeret DEĞİLDİR! Çünkü Kur’an gözler önündedir ve okunup anlaşılmayı beklemektedir.

“Aldanmaktan ve aldatmaktan, şeytanlardan Allah’a sığınmak” ise en güzel dualardandır.

Aldatmamak ve aldanmamak için çare Kur’an’dır, Allah’a duyulan samimi imandır.

Rabbim kullarını aldatmaktan ve aldanmaktan uzak eylesin.

Rabbim bizleri ahirette şeytanlara komşu etmesin.

Rabbim aldatan ve aldananlardan uzak eylesin.

Rabbim bizleri şeytanlardan uzak ve emin eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir