Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Allah ile aldatmak
imanilmihali.com

Allah ile aldatmak

İnsanlığın bir kısmını daima, tamamını bir süre aldatabilirsiniz ama tamamını daima aldatamazsınız. Bu kaide en çok da iblis ve soyu için geçerlidir.

Nar cephesi Allah ile aldatılmış, Allah ile aldatmaya çalışanlardan teşkildir. Yani her aldatıcı aslında aldanandır. Baş aldatıcı ise şeytandır. Ahdi öyledir ve bunda şaşılacak bir şey yoktur. Yüce Allah’ın en büyük ikazları ise şeytanın en büyük düşman olduğuna ve Allah ile aldatacağına dairdir. Peki şeytanın Allah ile aldatmakla kast ettiği gaye nedir?
İlk olarak sayısız ilah olduğu gibi yalanlarla ilahi nizamı paylaştırmak, kainatın yaratılışındaki muazzam ilim ve kudreti yok saymak, şefaati yaygınlaştırıp sorumsuz yaşamları özendirmek, aracılar atayarak şefaat beklentisini artırmak ama bu arada minik ilahlar ve putla ürettirmek, cehennemde sonsuza dek kalınmayacağı gibi yalanlarla, Allah’a dair bilinmeyen şeyleri iddia etmekle, dine hurafeleri, sahte sünnet ve hadisi sokmakla, israiliyat ve arabizmi kader etmekle inançları sarsmak, cihad, salih amel ve iman umut ve gücünü zayıflatmak, yeniden dirilmeye olan itikadı yok etmektir.

“İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.” (Ankebut 29/12,13)

Merhum Yaşar Nuri Öztürk’e ait bir ifade ve kitap adı olan bu husus dinin tanınmaz hale gelmesine sebep olan her şeyi kapsayan ve ayette Allah’a yalan söylemek veya iftira atmak olarak tanımlanan haldir, din adına batılı egemen kılmaya çalışmaktır, gerçekleri saptırmak, batılı hak olana karşı egemen kılmaya gayret etmektir. Müşriklerin ve dincilerin bir numaralı silahı budur çünkü gerçekler onların aleyhinedir ve kullanacakları tek malzeme yalan, dolan, iftira yüklü yobazlık eseri lakin sinsi ve planlı uydurmalardır.

Şeytan, Allah ile aldatanların başıdır ve en çok da Allah affeder diye aldatır. Şüphesiz Allah’ın rahmeti boldur lakin şirk affedilmeyecek tek suçtur ve Allah ile aldatmak affedilmez bir şirktir. Ama şeytan o denli hünerlidir ki dinden habersiz ama dinin içinde olduğu iddiasındaki insancıklar aldanıverir ve aldandıklarının farkına dahi varmazlar.
Dindarlar ise iman sahibidir ve iman dolu kalpleri onları aldatılmaktan alıkoyar. Çünkü bu insanların rehberi Kur’an’dır ve Kur’an tüm gerçeklerin mutlak olanıdır.

Takva sadece Allah katında bir üstünlük değeridir. O halde en masum niyetlerle de olsa dindarlığın bir insanlar arası değer belirleyici’ olarak öne çıkarılması Kur’an’a göre bir insanlık suçudur; dine-imana hakarettir Allah ile aldatmanın en şerir şeklidir.

Allah ile aldatanların gerçek Tanrısı ise; paradır, maldır, dünyalıktır.

“Şeytan ve soyunun Allah ile aldatma gayretleri listelenecek olursa şu şekildedir;

1. Dini Kur’an’ın dışına çekmek.
2. Kur’an dışından haram ve helaller icat etmek.
3. Kur’an dışında tenkit edilmez eleştirilmez kitaplar (zübür) kabullenmek.
4. Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişiler kabul etmek
5. Kendilerini veya bazı kişileri Allah ile insanlar arasında yakınlaştırıcı veya şefaatçi (Zümer 3; Yunus 18) görmek, göstermek.
6. İslam dinini tebliğ işini bir çete mantığıyla şiddet, tehdit, baskı, kandırma, yalan, hile, ikiyüzlülük gibi şeytani-Yezidî politikalarla yürütmek.
7. Allah ve din adına yaklaştığı veya çağırdığı insanlardan hediye adı altında veya ‘dine hizmet, cihat, manevi-yatçılık muhafazakârlık maneviyatlı nesil yetiştirme vs. yaftalarıyla sürekli dünyalık toplamak.
8. Tebliğ ve fikir mücadelelerinde kendisi dışındakileri kâfir, zındık, fâsık, reformist sünnet düşmanı gibi tarih boyunca tüm din sömürücülerinin kullandığı ithamlarla karalamak.
9. ‘Gaye vesileleri mubah kılar’ putperest mantığıyla sürekli yalan söylemek, iftira etmek, çamur atmak, hakarette bulunmak, çalmak-çırpmak, ırza-namusa sataşmak,
10. Sünnet adı altında sürekli bir biçimde Arap-Emevi örflerini din yapıp topluma pompalamak,
11. Hz. Muhammed’i Allah ın elçisi olma konumundan çıkarıp Allah’ın ortağı olma noktasına doğru çekmeye yönelik kabul ve tavırlar sergilemek.
12. Hz. Peygamber’i bir tahalluk (ahlakını örnek alma) modeli olmaktan çıkarıp bir teşekkül (şeklini esas alma) modeli haline getirmek.
13. Kuranın okunup anlaşılmasına engel olacak din ve insanlık dışı şu iddiaları ileri sürmek: İbadet yalnız Arapça yapılır, Kur’an’ın çevirisiyle namaz kılınmaz, Kur’an abdestsiz, baş açık, diz çökmeden, hayızlı iken, lohusa iken okunmaz, Kur’an’ın Türkçe mealini okumak hatim sayılmaz…”
14. Allah’a ve Peygamber’e vekillik şeklinde algılanarak bir müşrik siyaset kurumuna dönüşen halifeliği, dinin bir gereği gibi göstermek suretiyle halkın raiyyeleşmesine (sürüleşmesine) engel olan Kur’ansal buyruğu (Bakara, 104) saf dışı etmek.

Şeytan evliyasının tüm bu Kur’an dışılıkları örtmek için kullandığı tek şey vardır: Halkın bilgisizlik ve duygusallığını sömürmek.

Müslüman dünya İslam adı altında Cahiliye şirki yaşamayı hoş görecek bir yozlaşmaya boyun eğdirilmiştir. Cahiliye kalıntılarının bugünkü dünyada en bol bulunduğu coğrafyalar ise ne yazık ki Müslüman coğrafyalardır. Cahiliye hemen hemen tüm dünyadan silinmişken, Müslüman coğrafyalar onu ‘İslam’ tabelası altında ihya etmiş vaziyettedir. Allah ile aldatanların din ve iman zeminlerinde sevgiden eser bulunamaz. Onların yüreğinde bunun yerini korku ve şiddet almıştır. Laiklikten nefretleri de bunun içindir. Çünkü laiklik, dini kullanarak despotizm ve baskı uygulama imkânını onların ellerinden almaktadır. Laiklik, aklı, eşitliği, özgürlüğü öne çıkarmaktadır.

İnsanların Allah ile aldatılıp saptırılmasında bir numaralı araç sahte-yapma-beşeri-şekilci-siyasal dindir. Bu aracın kullanımına son verilemez ise uyanış ve dirilişimiz mahşere kalacaktır.

Allah ile aldatanlar, Mustafa Kemal Atatürk bahsinde derece derece gafil, nankör, namert veya kahpe bir tavır izlemektedirler. Oysa Atatürk İslam’a değil, İslam’ın Allah ile aldatanlarca araç olarak kullanımına karşıydı. Onun darbe vurduğu yapı işte bu ikincisidir. Din işine Atatürk’ün bıraktığı yerden başlamak lazımdır.

Hiçbir kitle aldatılmak istemeden aldatılamaz, aldanmak istenen aldanır. Allah ile aldatanların en büyük sermayesi de tatlı yalanlardır. Cennet masallarıyla avutulan milyonlar şirkten ve küfürden habersiz uyku halleriyle ve anlamsız cehaletleriyle de dincilerin vurduğu her darbede daha fazla aldatılmaya hazır hale gelirler.

Türkiye’yi, Allah ile aldatma zehrinin panzehri ancak İslam’ın gerçeği içinden çıkarılabilir. Başka bir yol yoktur. Bunun için laikliği din üzerinden yapılan tahribata seyirci kalmak anlamında algılamaktan vazgeçmek gerekir. Ne yazık ki, kendisini laik olarak tanımlayan birçok aydın ve siyasetçi bu gerçeğin çok uzağında hatta karşısında bulunuyor. Ben laikim, din söylemi kullanmam diyerek kenara çekilmek ve meydanı Allah ile aldatanların kullanımına terk etmek suretiyle dinci tahribata laiklik adına örtülü bir destek veren zihniyet, işte bunların temsil ettikleri havaleci-beleşçi zihniyettir.

“O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

“Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.” ( Fatır 35/5)

“O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.” (Hadid 57/14)

Allah ile aldatmak; Yüce Kur’an’da buyrulduğu şekilde bir Allah ayetidir ve gerçek mü’minler için tehditkar bir kelam ve şiddetli bir uyarıdır. Aldatan şeytandır. Yani insan ve cin şeytanlarıdır ki işleri ve emelleri mü’minleri Allah yolundan hile ve kandırmaca ile çevirmek, bataklıklara sokmaktır. Yaptıkları şey; batılı hak olana egemen kılmaya çalışmak, gerçeği ve doğruyu saklamak, çirkin ve kötüyü güzel göstermek, kolay ama sahte olan dincilik ile gerçek, güzel ve zor olan dindarlığı aşılamaya çalışmaktır.

Aldatılan hedef kitle; masum ve dürüst olarak sadece Allah’a kulluk ve iman edenlerdir. Bu aldatanlar kendilerine aldananları; şirke çeker, dinden çıkarır ve umutsuz çöllere sürüklerler. Çünkü imanı zayıf olan dindarları, İslam’ı bıraktırıp icat ettikleri dünyevi çıkarlara has “sahte dine” tabi kılarlar. Güzel göstererek, şehveti körükleyerek, açgözlülüğe iterek olmadı tehditle caydırırlar. Bu sayede sadece Allah’a kulluk etmek üzere söz vermiş kullar Allah ile beraber başka şeylere ve başka kişilere de kulluk ederler ki bu zaten baştan sona şirktir! Bir kere kanınca dönüş yoktur. Kananlar yoldan-dinden çıkar, kanmayanlar aforoz edilir. Kananlar aldatanların kölesi olur, kanmayanlar dinsiz!

Allah ile aldatılanların en büyük sorunu aldatıldıklarının farkında olmamalarıdır. Çünkü en çok inandıkları değer kendilerinin aleyhine kullanılır. Türk halkı dinine olan derin saygısı, İslam’a duyduğu teslimiyet ve bilginlere, âlimlere ve geleneklerine sadakati yüzünden savunma ve eleştirme güçlerini ve hakkını kullanamaz. Daha da önemlisi Allah ile aldatanlara karşı “aklını” kullanmaz.

“Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik indirir.”(YNÖ) (Yunus 10/100)

Kur’an bu tuzağa düşmemek ve bu beladan kurtulmak için iki yol öneriyor; aklın işletilmesi ve aslen Allah katında bir üstünlük olan takvanın yani dindarlığın bu dünyada insanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarılması.

“…Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır….(takvada en ileri olanınızdır.) (O’nun iradesine ters düşen şeylerden en çok sakınanınızdır.)” (Hucurat 49/13)

Aklın işletilmesi sayesindedir ki İslam kaynağının sadece Kur’an olduğu anlaşılacak, şeriat denen geniş kavrama dâhil edilen binlerce söz, kişi ve rivayetlerin dine zarar verdiği, şeriat isteriz diyenlerin İslam isteriz diyememelerindeki mana açığa çıkacaktır. Çünkü Kur’an İslam’ı emreder, şeriatı değil. İslam ayetlerle sabittir, şeriat rivayet ve hurafelerle. Bu yüzden Yüce Allah sonsuza kadar ve tüm insanlığa İslam’ı layık görmüş, seçmiş, razı olmuştur. Oysa şeriat isteyenler, velilerin, evliyaların, örflerin, hurafelerin karması olan bir sahte din veya olgu yaratıp onun peşinden toplumları sürüklemek isterler ki hedefte dünyevi çıkarlar ağırlıklıdır.

Allah ile aldatma Anadolu özelinde İslam’ın Araplaştırılması ile başlanmıştır. İslam’ın Türkmen yorumunda ve Anadolu İslamiyet’inde Allah ile aldatma yoktur. Türk halkının durumu kendisine içirilen Arapça ve Arapçılık şuruplarıyla daha vahimdir. Bu vahamet kutsal olanın Allah kelamı Kur’an değil de Arap dili olduğu yalanına kadar varır ve ne yazık ki Kur’an kursları denen etkinliklerde Kur’an’ın hikmet ve güzellikleri değil Arap lisanının harfleri öğretilir. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediği gibi ana dili Arap olmayanın Arapçayı öğrenmesi ve hele o dilde Kur’an’da hâsıl olan manayı tam olarak anlaması teknik olarak mümkün değildir.

Kendisi bile tefsirinde bir imla işareti, bir vurgu nedeniyle yirmi bir ayrı âlimin farklı yorumunu dile getirmiş, doğrusunu Allah bilir diyerek konuyu sonuçlandıramadan kapatmıştır. Merhumun sırf Fatiha suresi tefsirine yaklaşık bir cilt ayırması bu mananın derinliği konusunda çok daha iyi fikir verecektir. Durum böyleyken insanları Kur’an’ı Arapça okumaya zorunlu kılmak Kur’an’ın ayet ve kıssalarının anlaşılmasına, öğüt ve yasakların rehber edinilmesine, aklın kullanılmasına ve ayetlerin derin derin düşünülmesine haksızlıktır ki Allah bunun tam tersini emretmektedir.

İşte bu Arapçaya gömülü din nedeniyledir ki Kur’an mahiyeti ve İslam nuru anlaşılamamakta, ümmet ayağa kalkamamaktadır. Müslüman cemaat Allah’ın kelamını anlamak ve yerine getirmek yerine Arapça bir iki dua ezberlemeyi sevap ve cennet anahtarı saymaktadır. Allah’ın kelamı anlaşılmadığı içindir ki yaşanan bunca hırsızlık, riyakarlık, zulüm, ahlaksızlık ve hayasızlık hatta namussuzluk tepkisiz kalmaktadır. Doğruluk ve adalet çiçekleri bu zulüm ve ihmalledir ki üzeri karlarla kaplı bozkırlara hapsedilmiştir.

Tercüme Kur’an’a çoğunlukla karşı çıkılmasında bir isabet vardır ama mealler Türk insanı gibi Arapça’ya yabancı uluslar için olmazsa olmazlardır ve her Müslümanın en az bir kere Kur’an’ı kendi dilinden mealle okuması farzdır. Aksi yani okunmaması Allah kelamına yapılacak büyük haksızlıktır ki ahirette sorulduğumuzda ayetleri okumamış olmanın mazereti yoktur. Türk halkı asırlardır Kur’an’dan uzak tutulmuş, onu okuyup anlamaktan yoksun bırakılmıştır. Türk halkının Kur’an’dan tek istediği ve beklediği o kitabın Arap harfleri ile telaffuzunu başarıp ‘sevap’ kazanmak olmuştur. Türk halkı, Allah ile aldatma tezgâhlarının ustalıkla işledikleri bu sevap oyunuyla avunurken yaşadığı dinin Kur’an’la ilgisi büyük ölçüde yok edilmiş, dinde Kur’an’ın yerini Arap – Emevi saltanat ideolojisinin kutsallaştırılmış sloganlarıyla İslam dışı örflerin uydurmaları almıştır.

Kur’an dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta, dindarlığın (takvanın) sadece Allah katında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. Takvanın yani imanın kimde olduğunu sadece ve sadece Allah bilir. O halde en masum niyetlerle bile olsa dindarlığın insanlar arası değer belirleyici olarak öne çıkarılması, Kur’an’a göre bir insanlık suçudur, dine hakarettir ve Allah ile aldatmanın en şerir şeklidir. Dindarlık insanlar arası bir ölçü olursa, ardından dincilik ve hemen ardından bencillik, hırs ve şiddet gelir ki bugünkü durum tam olarak budur. Sadece bu olgu bile Kur’an’ın laikliğin temel taleplerinden biri olduğunu göstermeye yeter. Çünkü aklın devrede olması ve işletilmesi için laiklik temel şarttır. Aksi halde duygu egemen kılınmak suretiyle din, aklın önünü kesme aracı olarak kullanılır, yani kitle Allah ile aldatılır.

Aklı kullanarak insanları aldatmak zordur çünkü ispat ister, Kur’an ile aldatmak ta zordur çünkü ayetler alenen ortadadır. Ama duygulara hitap edip, aklı işin içine sokmadan, Kur’an dışı binlerce rivayete göre insanları aldatmak kolaydır. Kur’an’dan dem vurmadan; “Şeyhimiz böyle buyurdu, yüzyıllardır içtihat bu şekildedir, âlimler böyle uygun görmüş, sünnet bunu buyuruyor” demek Kur’an’ı hiçe saymaktır ki telafisi mümkün değildir. Bu durumu çok iyi bilen aldatma sektörleri sürekli din ve imanı kullanarak yaklaşır, Türk halkına ve onu daha ilk anda etkisiz-dilsiz hale getirerek istediği şekilde ve istediği oranda aldatıp sömürür. Sonuç olarak okullarda en başarılı olanlar sayısal bölümleri seçer, doktor, bilim adamı vs. olur ama memleketi hep sözeller yönetir.

Bilim ve akıl yükselme derecesi olmaz da bu aldatanlara en yakın ve hatta tabi olanlar yükselir. Bu insanlar o denli çıkarcı ve hırs sahibi olurlar ki Allah ve Peygamber dini bölmeyin dediği halde dini paramparça eder ve binlerce mezhep, tarikat ve cemaate bölerler. Yolun sonu sadece Allah’a çıktığı sürece tüm gayretler mubahtır ama dikenli yollara sapan aldatmacalar ne yazık ki karanlıklara çıkar ve dini değiştirip bambaşka bir şey yapar. Bu yeni dini has sayanlar ise maalesef imanını kaybeder.

Türk halkının en büyük zaafı dinini, uyanma ve sorgulama aracı olarak değil de uyuma ve susma aracı olarak kullanmasıdır. Bugün insanlık dünya genelinde Allah ile aldatmanın en zorlu devresini yaşamaktadır. Küresel ve organize aldatma sektörlerinin faaliyette olduğu bu süreçte ‘dinsiz zulümlere tepki’ adı altında ‘din adına zulmediliyor.’ Kutsal patentli bu zulüm, materyalist darbelerle yara bere içinde kalmış kitlelerin yaraları üstüne ‘Allah’ diyerek tekme vurmaktadır. Günümüzde; Allah ile aldatma sektörleşmiş, hatta saltanatlaşmış, riyakârlık derinleşmiş, hak duygusunun kaybı genelleşmiş ve haram lokma amaç haline getirilmiştir. Özellikle riya aldatanların bir numaralı silahı ve maskesidir ki bu maske sayesinde zehirlerini masum kitlelere zorlamadan ama kandırarak akıtırlar. Çünkü temiz ve halis kullar onları kendilerinden sanır ve onların nasıl birer tehlikeli münafık olduğunu anlamazlar. Bu yüzdendir ki dünyada savaşların, acıların yaşandığı yerler hep Müslüman ülkelerdir. İslam dünyasının durumu gerçekten çok kötüdür. Ve bunun en kötü yanı da durumun kötü olduğunun henüz bilincinde olmamamızdır.

Allah ile aldatmanın temel dayanağı; dine yalan söyletmektir. Bu gerçek dine söyletilemeyeceği için değiştirilmiş dine uygulanan en büyük taktiktir. Ve işin doğrusu bilinmezse insanlar ne yazık ki o söyleneni doğru kabul eder ve zayi olurlar.

“Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah’ın berisinden koruyucu bir dost da olamaz.” (Ra’d 13/11)

Allah ile aldatanların gerçek tanrısı Yüce Allah değil, paradır, maldır, dünyalıktır. Allah ile aldatılan toplumlarda mutlu bir dünya için yeryüzünde Allah’ın iyileri kullanması engellenir, mutsuz bir dünya için kötülerin Allah’ı kullanması yürürlük kazanır.

Allah ile aldatılmayı önlemenin çareleri; dinin gerçeğini öğrenmek, sahte dini dinsizliklerin en kötüsü bilmek, bildirmek. Sahte dini yaşamaktansa dinsiz kalmanın yeğlenmesi gerektiğini önemle ve ısrarla anlatıp belletmek, dinin saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak, yani laikliği esas almak, Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkarmaktır.

Allah ile aldatma hiçbir ödün ve uzlaşmayla aşılamaz. O, deyim yerindeyse ölümsüz bir beladır. Çünkü ölümsüz bir aracı kullanmaktadır. Allah ile aldatanlar, şeytan evliyası olanlar yani İdris suretinde iblislerdir. Onların marifetiyle dinde olmayan birçok haram, sevap, dokunulmaz alan, ibadet icat edilmiştir. Dindarlık, yapay kutsallara saygıyla eşitlenmiştir. Bu anlamda onların diliyle gerçek dindar olduğunuzda gerçek dinden çıkarsınız. Onların diliyle dindar olamazsanız da dinsiz diye damgalanırsınız.

Günah işlemek insanı ne dinsiz ne de Allah düşmanı yapar. Sadece günah işlemiş insan yapar. Ancak işlenen günah, Allah’ın yetkilerini kullanmak, dinde buyruk makamı gibi davranmak, dine hükümler eklemek, kısaca dinde teşrii yetki kullanmaktan kaynaklanıyorsa bunun adı sadece günah değil, Allah’a iftiradır ki zulüm ve şirkin en lanetli türüdür. (En’am, 6/93,144)

“Allah ile iskat” tabiri Mehmet Akif Ersoy’un bir dizesinden alınmıştır. Susturmak, suskun-konuşamaz hale getirmek anlamındadır. Bu Allah’ı paravan ve baskı aracı gibi kullanarak insanları susturup sindirmek şeklinde beliren ve faturası kutsala çıkarılan bir zulümdür. İslam, susmayı değil, konuşup düşünmeyi ve sonra eyleme geçmeyi emreder, ardından da eylemi ibadet sayar.

Zulmün kelime anlamı da karanlıktır. Kitleleri bilgisizliğin karanlıklarında tutmak en büyük zulümlerdendir. Allah ile iskat zulmünün doruk noktası bütün değerlerin tam tersine çevrilerek bayraklaşmasıdır. Hz. Ali tarafından bunun adı Emevi zulmünü tanıtmak için konmuştur; “Din elbisesini tersine giymek!” İnsanların Allah ile aldatılıp saptırılmasında bir numaralı araç sahte dindir.

Takva ve ittika; Allah’tan korkmak değil Allah’ın iradesine ters düşen şeylerden sakınmak, muttaki; Allah’tan korkan değil Allah’ın iradesine ters düşen şeylerden sakınan, ittekuni; benden korkun değil, benim irademe ters düşen şeylerden sakının şeklinde meal etmek doğrusudur. Dolayısıyla ayeti “…Allah’tan en çok korkanınız…” diye değil,

“Allah katında en değerliniz takvada en ileri olanınız yani Allah’ın iradesine ters düşen şeylerden en çok sakınanınızdır şeklinde meal etmek gerekir. (Hucurat 49/13)

İslam’a iman, korku değil basiret imanı olmalıdır. Allah ile aldatanlar eleştiri kabul etmezler. İslam dünyasında din sınıfı (ruhbaniyet) olmadığı için aforoz kurumunu Allah ile aldatanlar işletir. Allah ile aldatan dincilerin hak duyguları, ehliyete saygıları da yoktur. İnatlarını, menfaatlerini ve kinlerini tatmini başarı sayarlar.

Allah’a teslimiyet Allah katında Müslüman olmak için yeterlidir ama Allah ile aldatan fesat dincileri için yeterli değildir. Bu zihniyetin başkalarına mümin-Müslüman onayı vermesi kendisine teslimiyet şartına bağlıdır. Allah ile aldatanların amacıyla aracı aynıdır; siyasi rakiplerini din-iman dışı göstererek yıpratmak ve dinin kredilerini kullanarak iktidar erkini ele geçirmek. Bu zihniyetin lügatinde doyma, uzlaşma, acıma yoktur. Anlayış ta beklenmez.
Allah ile aldatan dinciler iftirayı acımasız ve amansız bir yoğunlukta sergilerler. Dini kendi hesaplarına uydurmak için Allah’a iftira ve rakipleri tasfiye için kullara iftira. Buna Allah adına bozgunculuk ta denir. Esasen öncelikle dini tahrif edip, istismar ve aldatmaya müsait hale getirmek için Allah’a iftira ederler. Allah’a iftira etmekse dine yalan söyleterek Allah’ı ve Peygamberi yalan söylemiş durumuna düşürmektir ki en büyük zulüm ve günah budur. Allah ile aldatanların en büyük zaaflarından birisi şiddet tutkularıdır. Bu nedenledir ki Sivas katliamı yaşanmış, bu yüzdendir ki kedisi kaybolanlar avaz avaz bağırırken otelde onlarca aydın insan diri diri yakılırken kimselerden ses çıkmamıştır.

Allah ile aldatanların tehlikeli ve zararlı bir başka illeti de bağy’dır. Yani insanların birlik ve ahengini parçalayan özellikle maddi çıkar maksatlı her türlü zararlı etkiye yol açan davranış. Bu kendisini hırs yani doymazlık, zulüm, saldırı, sömürü, ezme ve bozgunculuk olarak gösterir.

Darül İslam ve Dâru’l-harp kavramları Allah ile aldatmada yaygın olarak kullanılan iki tanımlamadır. Kur’an’da, Darül İslam, Darül Harp kavramları yoktur. Tüm yeryüzü Allah’ın, yeryüzünden yararlanmak, hükmetmek, barışçı, adaletçi, paylaşımcı insanların hakkıdır. Bu tabirler gerek içteki bölünme heveslileri ve gerekse İslam’ı kötülemek isteyen odaklarca, emellerine mesnet olarak çıkartılmış kavramlardır. İşin doğrusu yönetim ilkelerine tevhidi, inancı, insanlığı ve adaletle insan haklarını koyabilen devletler İslam yurdu, koyamayanlar veya koymaya direnenler harp yurdudur. Yine de oynanan oyunun anlaşılması için anılan kavramlara burada yer verilecektir.

Darü’l-İslâm, Müslüman hâkimiyeti altında bulunup Müslümanların emniyet ve güven içinde yaşayarak dinî vazifelerini ifa edebildikleri yerlerdir. Bu emniyet ve güvenin, ibadet özgürlüğünün olmadığı, can tehdidi bulunan yerler de Darü’l-Harb’tir. Ebu Hanife İmam-ı Azam’a göre, bir Darül İslam’ın, Dâru’l-harp sayılabilmesi için şu üç şartın bir arada gerçekleşmesi lazımdır;

1. İçerisinde küfür ahkâmı yani yüzde yüz tatbik edilecektir. Küfür ahkâmının yüzde yüz tatbik edilmediği meselâ, sadece cuma ve bayram namazlarının kılınabildiği bir diyara «darü’l-harb» denemez.

2. O diyar «Darü’l-Harb»e muttasıl olacak, yani o diyarın sınırları ve komşu hudutları tamamen kâfirler tarafından kuşatılmış olacak. Eğer bir diyarın hudutlarından herhangi bir tarafı «Darü’l-İslâm»la muttasıl, yani bir Müslüman memleketine komşu olursa, o diyar «Darü’l-Harb» olamaz.

Bir hususun açıklanmasında fayda vardır. Gayrimüslimlerce ihata şartı, müstakil İslâm devletleri için değil, gayrimüslim bir devletin hükmü altında bulunan ve kendini mü­dafaadan aciz vilâyet, köy ve kasabalar için söz konusudur. (Rusya ve Bulgaristan’daki Müslüman köyler gibi.) Nitekim, fakihlerin bu mevzuyla ilgili izahlarında «devlet» değil, «belde», «dar» ifadeleri kullanılmıştır. Yoksa kendini müdafaaya muktedir ve müstakil bir İslam devleti, her taraftan gayrimüslim devletlerle kuşatılmış olsa da, yine «Darü’l-Harb» olmaz.

3- İçinde emniyet içinde yaşayan bir Müslüman veya zımmî kalmamış olacak. Yani o beldede daha önce can ve mal güvenlikleri mevcut olan Müslümanların veya zımmîlerin (gayr-i muslini azınlıkların) bu güvenlikleri bir kâfir istilâsıyla ortadan kalkmış olacak.

Örneklenecek olursa; tamamen işgal edilen İslam devletlerinin kurtulana kadar ki hali Darü’l-Harb’tir. Bir ülkede şirk ve küfür ahkamının Müslümanlar üzerine mutlak olarak tatbiki varsa o ülke Darü’l-Harb’tir.

Özetle; bir ülkenin Darü’l-Harp sayılabilmesi için birinci şart, ‘Küfür ahkâmının yüzde yüz tatbiki’, ikinci şart ‘gayrimüslimlerin Müslümanlara yüzde yüz galebesi’ ve üçüncü şart ‘işgal altındaki ülkede Müslümanların can ve mal güvenliklerinin kalmaması’dır. Bu yazılanlar şunun için önemlidir ki bazı kesimler laik Türkiye Cumhuriyetini beyhude ve yalan yere Darü’l-harp göstermek suretiyle her türlü haram ve zulme müracaat edebilmektedir. Üstelik bunu dava uğruna yaptıkları yalanını kullanmaktadır. Çünkü Darü’l-harp’te sözde her şey mübahtır. Oysa bu güzel ülke Darü’l-İslam’ın kalesidir ve şahıdır. Bu nedenle gerek bu ülkeyi hedef alan hain terör ve saldırılarda, gerekse bir Müslüman ülkeyle yaşanacak itilaflarda bu iki kavram çok iyi değerlendirilmelidir.

Allah ile aldatmanın panzehri kendi içinde yani İslam’dadır. Bir an önce halis dini öğrenmek ve ona tabi olmak mü’minin kurtuluş reçetesidir. Gönül gözünün kapalı, kalplerin mühürlü olması durumu müstesna hala kurtulabilecekler için ışık Allah nurudur. Dünyevi hırs, kasıt, hile ve çıkarlarla bezenmiş sahte dinden sıyrılıp Kur’an’a yönelmek yani İslam’a yapılan en büyük kötülükleri sadece gerçek İslam ile defetmek mümkündür.

Hz. Muhammed (s.a.v) güzel şahsiyetinde tebliğ edilmiş ayetleri değiştirmeden, akıl ve kalple yorumlamak, Allah’a aracısız olarak kulluk etmek, tövbe ve istiğfar ile üzerimize yapışan çamurlardan kurtulmak olasıdır. Çare Mustafa Kemal Atatürk’ün dini tertemiz ve halis olarak yaşatırken, laikliği yönetim ilkesi olarak belirlemesindeki gayeyi anlayabilmektir. Bu ilkeden uzaklaşıldığı içindir ki din zarar görmüş ve kirletilmeye çalışılmıştır. Gerçek İslam’ın en büyük garantisi laikliktir. Laiklik öyle bazılarının dediği gibi dinsizlik değil dine saygının ta kendisidir.

Modern zamanlarda dine en çok zarar verenler nasıl dinciler olduysa, laikliğe en çok zarar verenlerde sahte Atatürkçülerdir. Türk toplumunun iki vazgeçilmezi Allah’ın dini İslam ve Türklüktür. Bu ikisi hür, çağdaş, nezih ve refah yaşamanın olmazsa olmazıdır. Tehdit ve baskı altında kalmadan, düşman süngüleri olmadan, zulmetmeden, zulme uğramadan, aldanmadan ve aldatmadan, Allah’ın kıyamete kadar bizim için seçtiği dini ayakta tutmaya çalışmak dinsizlik değil dinin ta kendisidir. Bağımsızlık ve egemenlik uğrunda, İslam uğrunda, Allah yolunda kan, ter ve gözyaşı döken herkesten Allah razı olsun!

Konuyu merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah İle Aldatmak eserinin son sözünden alıntıyla bitirelim;

“Allah ile aldatma siyaset ve gayretleri itiraf edelim ki Türkiye düşmanlarınca umulanın ve beklenenin çok üstünde bir başarı göstermiş ve neredeyse amacına varma noktasına gelmiştir. Türkiye dışındaki dünyanın tümü bu amaca varmada Allah ile aldatma siyasetlerinin tam kadro yanında ve Türkiye’nin ise tam kadro karşısında olmuşlardır. Türkiye de bugün belirgin biçimde dayatılan tek tez Allah ile aldatma veya Siyasal İslam tezidir. Atatürk mirası bütün ihtişamına rağmen bir tez olmaktan çıkarılmış bulunuyor İç ve dış hıyanetler Türkiye ye oynanan bu oyunda ne yazık ki başarılı olmuştur. Türkiye de ana siyasal mücadele ekseni şeriatçılık-Atatürkçülük olarak ortaya çıkmaktadır. Emperyalizm ve ikinci cumhuriyetçilik şeriatçı cephenin yanında yer almaktadır…”

Komünizm Allah’a fatura edilen zulmün inlettiği insanlara Allah’sızlığa dayanarak bir cennet vaat etmişti. Ama bu zulüm engizisyon bitince zaten bitmişti. Toplum yaşamında 70 yıl kısa bir süredir. Engizisyonun büyücülük iddia ve isnadı ile idam ettiği kız çocuklarının sayısı binlerledir. İnsan kellelerinden kuleler yaptılar. Hem de din ve Allah adına. Oysa öldürülenler gerçek dindarlardı. Dini yozlaştıranlar, dindarlara zulmetti.

Kainat prensibi şudur; inkara, imansızlığa ve Allahsızlığa fatura edilen zulmün ömrü fazla olmaz. İnsanoğlu kısa sürede yener. Fakat Allah’a fatura edilen zulmün üstesinden gelmek kolay değildir. İnsanlık maalesef yeniden Allah ile aldatılma zulmüne kayıyor. Seksle, ruhçulukla, şeytana yanaşmayla maneviyat boşluğu doldurulmaya çalışılıyor.

NOT: Zübük, halk arasında kendi çıkarları için her yolu mübah sayan menfaatçi, çıkarcı kişi için kullanılan bir deyimdir. Zübük romanı, Aziz Nesin tarafından 280 sayfa şeklinde roman olarak 1961’de basılmıştır. Eserde siyasetin ve siyasetçilerin yükseliş öyküleri yoğun bir kara mizah diliyle anlatılmıştır. Zübük filmi ise aynı isimli kitaptan sinemaya uyarlanmış 1980 yapımı filmin adıdır. Zübük kimseler, namussuz, yalancı, ahlaksız, utanmaz kimselerdir. En büyük meziyetleri başkalarının sırtından geçinmek, dini sömürerek menfaat elde etmek, siyaseti rant kapısı olarak görmek, devlet malını talandan yerinmemek, kolay yoldan para kazanmak, yasak ve günahtan çekinmemektir. Zübüklerin din içindeki adı; Allah ile aldatan dinci yobazlardır.

Dipnot: Adnan Menderes iktidara gelir gelmez (23 Aralık 1950) yaptığı ilk işlerden biri, bütün devlet dairelerine Atatürk portresi astırmak olmuştu. Atatürk ile Aldatmak!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir