Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Allah katında din sadece İslam’dır
imanilmihali.com
Allah katında din sadece İslam’dır

Allah katında din sadece İslam’dır

Allah katında din sadece İslam’dır

Yüce Allah’ın dini tevhidin son ve tamama ermiş hali olan İslam, fıtrat ve hanifliğin doruğa çıktığı, tamam olduğu, kıyamete kadar baki kalmak üzere Yüce Allah tarafından yeterli bulunan, kendisinden sonra başkaca kitap, peygamber ve din gelmeyecek olandır.

İslam, diğer dinlerden biri değil, son değil, din olarak muteberliğini koruyan tek ve biricik dindir.

İslam, tahrif olan dinlerin, insanlar eliyle tahrif edilmişliklerinden dolayı, Yüce Allah tarafından kitabı korumaya alınmış tek dindir.

İslam, peygamberi ve kutsal kitabı ile birlikte ahirette de sorulacağımız tek kitaptır, tek dindir.

İslam, tekamül etmiş tevhid dininin son hali ve Yüce Allah tarafından uygun bulunanıdır.

İslam, kendisinden sonra diğer dinleri de kendisine çağıran, diğer dinlerin yükümlülükten kalktığını bildiren dindir. İslam, diğer din mensuplarını da kendisine davet eden, evrensel ve tüm insanlık dinidir.

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Al-i İmran 3/19)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmran 3/85)

“ … Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim… “ (Maide 5/3)

İslam, tevhidin kemale emiş hali, tek ve muktedir Allah (cc) inancının pekiştiği, tevhidin zirveleştiği, batılın ifşa ve terk olunduğu dindir. Hak ve Hakk’ın üstünlüğünü kabul,idrak ve teslimiyet demek olan İslam, noksansız, erdirici, kurtarıcı mahiyetiyle tüm insanlığın tek ve ortak dinidir.

Yüce Allah’ın din olarak İslam’ı seçmiş olmasındaki hikmet, (doğrusunu Allah bilir) fıtrat yeminine uygunluktan, misaka sadakatten, hanifliği garantilemesinden, sadece Allah’a teslimiyeti öne çıkarmasındandır.

Tek ve muteber din İslam’ın evrensel ve değişmez ve doğru yola götüren din olması da başta müslüman alemin ve sonra tüm dünya insanlığının oturup yeniden düşünmesini ve batıla yapışmış zavallı bedenlerin, şerre kenetli akıl ve ruhlarını kurtarmalarını gerekli kılar.

Kurtuluş İslam’a tabi olmakta değil, İslam’ı imanla donatarak kurtuluşa giden doğru yolda yılmadan ve sapmadan yürüyebilmektedir.

Ayette buyurulduğu üzere, Bedeviler gibi İslam’a girmek yetmez iman etmek gerekir ki İslam’ın gayba has en detaylı verdiği bilgiler ona inanmayı daha çok gerekli kılar ve iman aslen bu gayba ait gözle görünmeyen ilahi düzene itimat ve teslimiyettir.

Aklın ve gözün gördüğüne inanmak için kamil insan olmaya da gerek yoktur, has mü’min olmaya da. Çünkü görünenin kabulü nefse daha uygun gelir. Ama iman görünmeyene de sırf Yüce Allah bildirdiği ve Hz. Muhammed (sav) ilettiği için inanmak gerekir ki bunun adı imandır.

İman ve İslam ayrı telaffuz edilse de birbirini tamamlayan iki parçadan ibarettir ve ikisi de yarım kalp gibidir. Ancak bir araya gelirlerse kalp tamamlanır ve bedenler huzura erer.

Hal böyle olunca da başta Müslüman ana babadan doğmuş olanlar olmak üzere İslam’ı imanla süslemek ve İslam’ı tanıyarak gereğini yapmak kaçınılmaz bir zarurettir.

Sözde değil özde İslam’a tabi olanlar için sırat-ı mustakim çok daha emin ve inşallah çok daha kolay olacaktır. Bunun aksi ise kandırılması mümkün olmayan Yüce Allah’ın asla arzu etmediği birer nafileden ibaret kalacak ve kurtuluş vizesi bu kullara nasip olmayacaktır.

Eski peygamberlerce getirilen dinlerin Allah katından olduğu asla şüphe götürmese de onların insan aliyle beşerileştirilmeleri ve aslından uzaklaştırılarak vahy,i değil beşeri hale getirilişleri hem Kur’an ayetleriyle sabittir hem de akıllar o ince şirk kokularını alabilecek kabiliyettedir.

İslam’ın onların muteberliklerini kaldırmış olması bunun delilidir ve artık o dinlere tabi olma hevesindekilerin durumu ateist veya semavi dinlerden de öncekilerin durumu gibidir ve onlar kaybedenlerden olacaktır.

İslam tek ve muteber din ise o zaman İslam’a gönül verdiği iddiasında olanların din adına muteber kaynağı da Kur’an ve Allah kelamının tamamı olmak zorundadır ki bu fıtrattaki yani yaratılıştaki misaka (söze, ahde) dönebilmeyi, ilk yaratılıştaki gibi saf, temiz ve masum olmaya çalışmayı gerekli kılar.

Bu bahis iyi anlaşılmalıdır ki her doğan bebek fıtrat üzere doğar. Bebeklerin tertemiz ve günahsız olmaları onların fıtrat öncesinde verdikleri söze henüz ihanet etmemelerinden ve şerre henüz aldanmamış olmalarındandır.

Büyüyen insanın dünya eğlenceleri, nefis oyunları, şeytanın tuzakları ile tertemiz kalabilmeleri zordur. Bunu ancak kamil insan olabilenler becerir. Ama sıradan insanın hiç olmazsa o tertemiz hale dönebilmeye çalışması gerekir ve bu çaba bile ödüllendirilmeye inşallah namzet olacaktır. Allah’tan ümidi kesmemek bu yüzden önemlidir ve emredilmiştir.

Istıfa yolu ile ilk insandan kıyamet öncesi doğacak son insana kadar bir ıstıfa (yani seçme) vardır ve var olacaktır. Kötülerin ayıklandığı, iyilerin cımbızla seçildiği, rahmet ve şefaatin iyilere, azap ve hesabın zalimlere nasip olacağı bu yaşamda ve sonrasında kutsal kimliği olsun olmasın fıtrata ve misakına uygun yaşayabilenler bahtiyar kullar olacaktır.

Hz. Muhammed (sav)’in ıstıfa yolu ile seçilmiş en yüce ve sevgili kul olması Rabbimizin ıstıfası yani seçimiyledir. O’na nasip olan din veya O’na vahyedilen din de kendisiyle aynı güzellik ve temizliktedir.

Dinin içinde yer alan, tevhid, haniflik, takva, akaid gibi kalbi meselelerin tamamı kulun yaratılışından da önce verdiği söz ve o temizliğe erişme haline geri dönüş gayreti ile alakalıdır.

Bunu becerebilenler bahtiyar, diğerleri mazlum olacaktır ki bu beceri sadece sözle değil kalbin tamamıyla ve ispati amellerle yapılmalıdır.

İşte bu son dinen emirlerini alaya alan, kabul etmeyen, peygamberimizi sosyolog olarak tanımlayan diğer dinlere mensup ve diğer din adamlarına tabi olmak aklın alacağı şey değildir ve İslam’a sırt dönmektir.

Cevap ve doğru şık İslam olduğu için de İslam’ın gereğini hiç olmazsa imani boyutta yapmak her müslümana farzdır.

Gayret zafere ulaştırmasa da çaba bizden gayret bizden, başarı Allah’tandır. Rabbim, amelleri de, güzel niyetleri de inşallah mükafatlandıracak olandır.

İslam’ı zor bulan, hazmedemeyen, hele düşmanlık edenlerin hali ise ayetlerde yazılı olduğu üzere sonsuz azap ve şefaatsizliktir ki cennetler onlara haramdır.

Bu haliyle İslam, barış, huzur, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyeti gerekli kılar ve tanımı içinde de yer alan bu hedeflere ulaşmak için gayret sarf etmeyi gerekli kılar.

Kulların tamamı, elest günü Allah’a verdikleri “Başkaca ilah tanımayacaklarına” dair misakın ardında ve takipçisi olmalıdır. Çünkü Allah ahdinden dönmez ve kullarının da dönmesine razı olmaz. O halde ahde vefa misaka sadakattir ve doğruluktan ve haktan ayrılmamaktır.

Hanifliği esas alan, tevhidden ayrılmayan, misaka bağlı kalan, fıtrata ve ahdine sadık kalabilenler müjdelere, diğerleri ateşlere mahkum olduğunda tüm bedenler hakikati görecek ve iman edecektir. Lakin o zaman çok geç olacak, dünyaları verseler de akibetin ağırlığından kurtulamayacaklardır.

O halde doğru olan, aklı ve ruhu aynı iman çizgisinde buluşturmak ve iman kardeşliğini tesise, doğru yolda kalmaya, şerre karşı çıkmaya, mütevazi kul olabilmeye gayret etmektir.

Bizlere şah damarından yakın olan Allah’ın bu tasviri, bizlere üflediği ruhun berraklığından ve kutsallığındandır ki bu ruhu yok sayıp bedenlerin köleleri olmak beşeri ve fani dünyanın bize yapabileceği en büyük kötülüktür.

Misak bize zengin olmayı, şahane evlere sahip olmayı, onlarca çocuk yapmayı, çok paralar kazanmayı emretmez aksine misak bize kul olmayı, alçakgönüllü yaşamayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, tevbe ve şükür etmeyi, dua ve secdeyi, Allah’a duyduğumuz sadakat ve şükranı telaffuz etmememizi emreder.

Şeytan işte bu nihai hedef öncesi devreye girerek misakı unutturur ve ahde sadakati batıl olarak gösterir. Kul, her rekatta, Fatiha okurken bu ahdi tekrarlarken (çoğusu arapça bilmediğinden ve mealini de okumadığından bilemese de) şeytan unutturmak ve sadakati zayıflatmak arzusundadır.

Hakikat ve mukadderat asla değişmez ki Allah ve Peygamberi muhakkak galip gelecektir.

O halde, misaka sadakat, fıtratı anlama, temiz ve doğru yaşamaya özen, sadece Allah diyerek iman yaşamın olmazsa olmazıdır. Şekli değil, kalbi olarak amel edilen hayırlar, ibadetler ve tüm oluşlar kulu misaktaki temizliğe erdirecek ve bu sayede cennetlere aday hale getirecektir.

Ötesi, istisnası, ikamesi olmayan bu hal İslam’ın doğru yoludur, Allah yoludur.

Başka yol ve yöntem arayanların, İslam’ı sulandırmak hevesindekilerin akibeti ise karanlık olacaktır, olmalıdır da!

Rabbim bizleri misaka bağlı kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir