Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah rızası gözetmek
imanilmihali.com
Allah (cc)

Allah rızası gözetmek

Allah rızası gözetmek

SADECE ALLAH RIZASI GÖZETMEK

İman, ibadet ve ahlaklı yaşamın dinin üç ayağı olduğu malumdur. Müminler inanır, itaat eder, ibadet eder ve yardım edip iyilik yapar. Kendi istekleriyle, zorlama olmadan yaparlar ve yapanları da teşvik eder hatta ona yardım ederler. Yardıma sebep olanlar, aracı olanlar bile o iyiliği yapmış kadar sevap kazanır diye umarız. Özellikle ibadetlerimizde sadece cehennem azabından kurtulmayı, cennetle mükafatlandırılmayı ve Allah’ın rızasını kazanmayı ümit ederiz. Ama bazen bu merkezden saparız.

Bizim rızamız; isteğimiz ve zorlama olmadan kabul ettiğimizdir. Birşeyi kendi rızamızla ister ve yaparız, bize yapılana da rıza gösterir veya karşı çıkarız. Yani rıza iki taraflıdır. Hoşumuza gidenlere, fayda sağlayanlara, iyiliği dokunanlara, müşkülümüzü giderenlere rıza gösterir, menfaatimize dokunanlara, haksızlık edenlere, zarar verenlere rıza göstermeyiz.

Bu acizane beden ve aklımızla kendi malımızı, canımızı, mahiyetimizi korur, bu uğurda yaralanmayı, ölmeyi bile göze alırız. İsteriz ki herşey rızamıza göre olsun, her istediğimiz gerçekleşsin, kaza, kötü, fena, çirkin bize bulaşmasın. Ama bazen kötülükler de gelir başımıza ya da rıza göstermezsekte o şeyi kabullenmek zorunda kalırız. Çünkü ya onu değiştirmeye gücümüz yetmez, ya haksızızdır, ya da ait olduğumuz toplumun menfaati onu gerektiriyordur. Biz toplumdan, tüm diğer üyelerden küçük ve güçsüz olduğumuz için, kuralları koyan biz olmadığımız için mecburen rıza gösteririz.

Hoşumuza giden şeyler gerçekleşince sevinir, kötü şeyleri kabul etmek zorunda kalırsak üzülür, içimize atar hatta kinleniriz. Rızamız; nefsimizin, gücümüzün, açlığımızın ve değer verdiğimiz şeylerin niteliği ile doğru orantılıdır. En ufak bir işletme sahibi olsak çalışanların, evde ev halkının, toplumda gençlerin, okulda talebelerin koyduğumuz kurallara uymasını, hoşumuza giden, menfaat sağlayan şeyleri yapmasını bekleriz. Aksine rıza göstermez ve yapanları da bir şekilde cezalandırırız. İnsan olarak beşeri işlerde böyle yaparız. Başkalarının rızası ile kendi rızamız çakıştığı zaman kazanan büyük, haklı, güçlü olandır.

İslam dini Allah’ın bizim için seçtiği, buna göre yaşamamızı istediği, dünya ve ahiret hayatını kapsayan, kuralları belli, akibeti ve sonuçları belli, şeffaf, adil bir düzendir, dünyaya gelmemizin sebebidir, bir yaşam tarzıdır. Sahibi Allah’tır, kuralları o koyar, kırmızı çizgileri ve fayda sağlayacak şeyleri O belirler. Biz o dine mensup kullar olarak o kurallara uyar ve ölürüz.İman ediyorsak bu kurallardan sapmamaya çalışırız. İnansak ta inanmasak ta bizi bekleyen bir ceza veya ödül mutlaka vardır.

Bazen üşenerek, bazen istemeden, bazen aceleyle, bazen gösteriş olsun diye o kurallara uyarız veya uyar gibi yaparız ya da yapmasak bile yaptık, yapıyoruz deriz. Bazen imanın derinliğine temas edemez ve hata ederiz. Niyetimizden sapar kulluk görevimizi yaparken başka kulların istek ve düşüncelerine önem verir, Allah’a kulluğumuzu sakatlarız. Daha ileri gidersek o başka kullara kul olur, ibadeti onlara yapar ve şirke batarız boğazımıza kadar. En iyi niyetle amel işlesek bile olsa bazen hedeften saparız.

Allah sadece kendisine kulluk etmeyi ve sadece O’ndan ummayı emretmişken ibadet edilecek, yalvarılacak, gölgesine sığınışmaya ve rızası aranmaya çalışılacak bir tek O vardır. Allah’ın emri aynı zamanda Allah’ın razı olacağı şeylerdir. Yani sadece Allah’a yönelmek Allah’ın rızası, isteği, emridir. Biz acizane insanlar için Yüce Allah’ın rızası, isteği, ricası zaten aksi düşünülemez bir emirdir. Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olması, yumuşak yüzlü olması bizi saptıramaz, çünkü Allah aynı zamanda kudret ve azap sahibidir. Dilediğini yapar dilediğini yaratır, dilediğini yok eder.

Ancak kainatın en değerli projesi olduğunu düşündüğümüz insana karşı çok merhametli, affedici ve sabırlıdır. Böyleyken bile hatalarımızdan bazılarını affeder, bazılarını asla affetmez. İster ki bizler güzeli, faydalıyı, iyileri kendi rızamızla yapalım, O’nun hoşuna gitsin ve O’nun rızasına uygun olsun. Ceza ile korkarak değil, cehennem azabından kurtulmak için değil Allah’ı sevdiğimiz, şükran borçlu olduğumuz için yapalım ister. Emirlerini yerine getirirken kalbimizle, bedenimizle tam teslim olmamızı, O’nunla gönül bağı kurmamızı, içtenlikle yapmamızı ister. O’ndan korkarız ama ibadetleri daha ziyade O’nu sevdiğimiz için yaparız. Yapmalıyız. İslamiyet teslim olmak demektir, selamet demektir. Müslüman bu selamete tam teslimiyetle yürüyen Allah kulları demektir. Tam teslimiyet ise Allah’ın seveceği şeyleri yapmak, kötülediği şeylerden uzak durmaktır. Bu noktada Allah’ın rızası iyilik ve güzelliklerde değildir sadece. Bazen Allah kötülükleri ve zorlukları seçer bizim için ve Allah’a güvenip ölecek bile olsak o şeyi yapmamaızı emreder. Gücü yetmediğinden değil bizi sınamak için yapar. Kafirlerle savaşmak gibi. Kendisi kafirleri bir emirle yok edebilecekken bizim ölümü göze alıp Allah uğrunda savaşmamaızı ister. Bizi dener. Yardım eder kazanırız ama bazılarımız şehit olur. Bu savaşa Allah adına katılmak ta bu savaştan kaçmak ta bir sınavdır.

Bu dünya sınavında ciddi sıkıntılarla denenmeden cennete layık olmayı düşünmek zordur. Allah canımızla, malımızla, evlatlarımızla bizi dener, müsibetlerde sabrımızı, bereketlerde şükrümüzü ölçer. Mümin aldığı her nefeste velhasıl bir sınav halindedir. Bu heyecanı kaybetmediği sürece gaflete düşmez. Ama nankörler başarıda kendileriyle övünür, kötülükte Allah’ı veya kaderi suçlar. Onlar nankör, inkarcı, kendini bilmez, aşağılık kimselerdir. Allah ibadetimiz de ve ahlakımızda kendi rızasının aranmasını emreder.

Aşağıdaki ayetlerde görüleceği gibi bu rıza; iman, ibadet, ahlak, infak, adalet, sabır ve her türlü güzel olan şeyde şekillenmekte ancak bazen savaş gibi ağır sınavlarda da yatmaktadır. “Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.(Maide 5/16)” Allah niyetlerimize göre kaderimizi kaza eder. O’nun rızasına ulaşmaya çalıştıkça kolaylık gösterir ve bizi destekler. Aksine davranırsak bizi karanlıkların en karanlıklarına çeker.

En büyük lütfu, cennetteki en güzel köşkü bile Allah rızası yanında önemsiz kalır. Mümin bu nedenle cennetten bile önce Allah’ın rızasını kazanmaya çalışır. Terbiye edilmediği takdirde bize zulmü, haksızlığı, kötülüğü emreden nefsin en üst mertebesi kendisinden razı olunan nefistir, bir alt mertebesi ise Allah’tan razı olan nefistir. Yani önce biz Allah’tan razı olacağız sonra o bizden razı olacak. Ne mutlu bu mertebeye erenlere. İşte müminlerin inşa ettikleri takva binaları bu temel üzerine oturur.

Allah rızasını kazanmak bu dünyaya mahsustur. Sınav burada bitecektir. Bu nedenle boşa geçen hergün ziyan sayılmalı, her nefes alınan dakika Allah rızsına uygun işler yapılmalıdır. Ölümden sonra, ahirette veya mucizelerden sonra ne iman etmek, ne salih amel işlemek, ve tövbe etmek, ne de Allah’ın rızsını kazanmak mümkün değildir. Hıristiyanlarca Allah rızası kazanmak için tesis edilen ruhbaniyetin Allah emri olmadığı, ruhbanların o işin hakkını vermediği, çoğunun kendi menfaatine çalıştığı ayetlerden anlaşılmaktadır. İslamiyette ruhbanlık yoktur. Ne Allah emretmiştir ne de kullar buna meyletmiştir. Lakin ruhbaniyeti gizlice bile kurmak isteyen, adeta putlara tapmak gibi mevki, makam, para ve güçlerine istinaden kendisine uyulmasını isteyenler yok değildir. Bunlar din alimleri bile olsalar Allah ile kulun arasına giremezler. İstişare eder, yol gösterir, ikaz eder, hatayı düzeltir, doğruya yönlendirir vs. müdahale ederler lakin insan namazda miractadır, Allah’ın huzurunda tek başınadır. Kıyamette de doğduğu gibi çırılçıplak ve tek başına huzura gelecektir. O gün ne eşi, ne oğlu ne anne veya babası yardım edemeyecek, gebeler o gün karnındaki çocuğu düşünemeyecektir. Bu nedenle bu dünya da ruhbaniyete sebebiyet verenler yarın o kişileri yanında göremeyeceği gibi onlardan yardım yerine zarar görecektir. İslamiyetin diğer dinlere büyüklüğü ve gücü işte bu aracısız ibadetten gelmektedir. Çünkü bu aracılar bir süre sonra görevlerinde farklılaşır, haddi aşar, menfaatlerini genel kaidelerin üzerinde tutar ya da insani vasıflarından dolayı nefislerine uyarak yanlış icazet verirler. Bu nedenle tek secde edilecek Allah, tek secde decek kuldur. Arada kimse yoktur. İlim alimlerinden bilgi ve eğitim alınır, danışılır, ama hepsi o kadar. Hele din ilmine sahip olmayan, kendisinden emin olunmayan veya müslüman olmayanlarla istişare etmek bile caiz değildir. Bizler için öncelikle Kur’an ve hadisler sonra din alimlerinin ilim ve tecrübeleri yol göstericidir.

Ancak mümin her mesele de en son durak olarak kalbine danışmalıdır. Allah kalplere en güzelini koymuştur. Cennete açılan yedi kapı, cehenneme açılan altı kapı vardır. Cehenneme açılmayan tek kapı kalptir. Allah kalplere sevgi ve şefkati o denli nakşetmiştir ki kalp kötüyü emretmez. Emreden aklımız ve nefsimizdir.

Müminler ancak müminleri dost edinir. Başkalarını dost edinenler zamanla onlara benzer, etkilenir. En azından onların yanında hür ve istekli olamaz. Her halukarda zarar görür. Bu insanlar Allah düşmanıysa bir mümin onları nasıl dost edinebilir?

İbadet ve dualarımız, amellerimiz sadece Allah rızası içindir. Fazlası için de değildir. Allah’ın takdiri rıza göstermemiz gerekendir ve biz rıza gösterirsek Allah’ta bizden razı olur. Örnekle açıklayacak olursak kestiğimiz kurbanı sadece Allah rızası için, gücümüz yettiği büyüklükte keseriz. Komşular kesmezsek ne der? veya bir kurban keseyim de elalem kurban görsün dediğimiz anda o kurban kurban olmaktan çıkar başka birşeye döner. Biz Allah’ın rızasını umarken bilmeden başka kulların rıza ve beğenisine yönelmiş oluruz. Allah’tan rızasından başka şeyler istemek te mümine yakışmaz.

Dualarımızda bazen cehennem ateşinden korunmayı, cennete konulmayı dilesek te asıl istememiz gereken Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası ise emirlerine mutlak itaatte, iyiliklerde, rıza göstermekte yatmaktadır. Biz ne kadar rıza, sebat ve sabır gösterirsek Allah’ın rızası o kadar yüksek olacaktır diye umarız. Zaten Allah rızasından başka birşey gözetmeyen bir kulun kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı gibi kazanacağı da inşallah Allah rızasının ta kendisidir.

Bu nedenle mümin için en büyük tehlike, patron böylesinden hoşlanır, şunu yapayım da eşim beğensin, insanlar alkışlasın, fayda sağlayayım, azaptan kurtulayım dediğimiz anda hedeften uzaklaşmış oluruz. Bu çok tehlikelidir. Başkalarının beğenisi için birşeyi yapmak zaten gizli şirktir, başkalarına gösteriş diye kılınan namaz da Allah’ın zaten en sevmediği birşeydir ki zaten Ma’un süresi bununla alakalıdır.

Zekat, infak, namaz, kurban, hac ibadetleri hep bu şekildedir. Ahlaklı olmayı bile bizi beğensinler diye değil Allah istediği için yaşamak zorundayız. İyi ahlaklı olursak toplum beğenmese bile Allah’ın rızasını kazanırız.

Demek ki Allah bizden gösterişe kaçmadan, başkasının değil sadece O’nun rızasına rıza göstermemizi istiyor. Bizi zorlamıyor, kendiliğimizden O’nun gölgesine sığınalım istiyor. İşte bu iman gemisinin – amentü gemisinin- ta kendisidir.

Allah inanan kalpleri Allah’tan razı etsin, Allah müminleri kendisinin razı olduğu kullarından etsin İnşallah!

(Yazının buradan sonraki bölümü EHY Tefsirinden alıntıdır.)

Gerçekte içki ve kumar gibi doğrudan doğruya zarar olduklarından dolayı haram kılınan şeylerde Allah’ın emrine uymak nisbeten çok kolaydır. Fakat bu gibi sebep ve hikmeti açık ve bilinen şeylerde emir veya yasağa uymada nefsin zarar ve çıkarı bulunduğundan, Allah sevgisi veya Allah korkusu hâlis ve samimi olamaz. Bunlar Allah için değil, nefis için tapınma demektir. “O kimseler ki gayba inanırlar” (Bakara, 2 /3); “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verir” (Bakara, 2/207); “Her kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse…” (Bakara, 2/112) âyetleri gereğince tam ihlas ve teslim olma ise, yaptığını sırf Allah için, Allah rızası için yapmaktadır. Tevhid, ancak bundadır.

Bu ise bütün nefse ait isteklerden sıyrılmaya bağlıdır. Bu da nefsin, zarar veya menfaati açık olmayan, diğer bir deyişle açıkta mânâsı makul bir sebep ve hikmeti görünmeyip, bütün hikmeti yalnız Allah’ın emrine itaatten ve O’nun rızasına uymaktan ibaret olan ve bundan dolayı görünüşte faydasız ve zararlı görünse bile yerine getirilmesi gereken, kısaca Allah ve Allah’ın rızasının herşeyin ve her menfaatin başı olması iman ve itikadıyla yapılan amellerle ortaya çıkar ki, bunlara ibadetle ilgili işler denilir. Ve bizzat hayır olan ihsan (iyilik) ancak bununla ortaya çıkar. Ve insan nefsin şirkinden ancak bununla kurtulur.

Yoksa insanın kalbinde kendine tapmak hissi silinmemiş ve gerçekten “Allah’ dan başka ilâh yoktur” denilmemiş olur. Ve Allah’ın dışında kendi iyilik ve çıkarını düşünmek iddiasında bulunanlar da, hakikatte hayır ve menfaat düşünmemiş olurlar.

Bunun içindir ki, mesela sarhoş edici şeyleri Allah’ın yasakladığı ve haram ettiği için değil, sırf kendilerine zarar olduğu için terkedenler, bu terkedişlerinden dolayı dünyada o zarardan kendilerini kurtarsalar bile, ahirette bundan dolayı bir sevaba nail olamazlar. Zira onu Allah rızası için terketmemişlerdir.

Ve yine bunun içindir ki, namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin, nefsinize şu şu faydaları vardır gibi nefisle ilgili bir maksatla değil, sırf Allah rızası için ve Allah’ın emri olduğu için, yalnız bir ibadet etme fikriyle ve sırf Allah’a yaklaşmak için samimi ve ihlaslı olarak ibadet niyetiyle yapılması gerekir. Ve öyle olmadıkça makbul olmaz.

Çünkü o zaman Allah’a değil, nefse ibadet edilmiş olur. Nefis ise hangi arzuları üstün gelirse onun peşinde koşar. Böyle demek, bunların hadd-i zatında hiçbir faydası yok demek değil, tersine faydaları ve menfaatları sayılamayacak ve tayin edilemeyecek kadar genel ve sonsuz demektir. Fakat Allah ve Allah’ın rızası kavramına göre “umûmî” ve “sonsuz” kelimeleri bile ufak olduğundan, ibadette nefsine az-çok bir mabudluk hissesi düşüncesi vermekten uzak olmayan genel menfaatler ve sonsuzluk fikirlerinden de sıyrılarak Allah sevgisini ve Allah korkusunu her menfaat ve zarardan öne almak, ancak ve ancak Allah’ı ve Allah’ın emrini düşünmek aslî bir şarttır.

İşte birtakım helalleri geçici olarak haram ve yasak etmek demek olan ihram da Allah’ı böyle halis bir niyyet ile tanıyıp tanımayanları ayırdedecek soyut bir ibadet hikmetiyle emredilmiştir ki, bunlarla insanların fazilet terbiyeleri kemâle erecek, Allah için dindar olanlarla, dünya ve nefisleri için dindar olanlar ayrılacaktır.

Fakat bilinmektedir ki, elde bulunmayan bir nimetten vazgeçmekle, nimetin karşısında nefsi menetmek arasında fark vardır. Birincisi kolay, ikincisi zordur. Mesela dağ başında kalmış bir kimsenin açlığa sabrederek Allah’a ibadet etmesiyle, kurulmuş bir sofranın karşısında açlığa sabrederek ibadet etmesi arasındaki fark düşünülsün.

Elbette öncekinde fazilet mânâsı az, ikincisinde ise çoktur. Birincide başarılı olanların çoğu ikincide olamaz. Ruhbanlık terbiyesiyle İslâm terbiyesinin arasındaki fark da bu misalden ortaya çıkar. (EHY)

Allah rızasına ilişkin bazı ayetler;

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara 2/207)

“Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/265)

“Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.” (Bakara 2/272)

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Al-i İmran 3/15)

“Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Al-i İmran 3/174)

“Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa 4/114)

“Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 5/16)

“Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.” (En’am 6/52)

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)

“Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Tevbe 9/109)

“Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.” (Ra’d 13/22)

“Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.” (Nahl 16/84)

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28) “Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler, onlara izin verilmez.” (Fussilet 41/24)

“Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur. Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.” (Casiye 45/34,35)

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Hadid 57/20)

“Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid 57/27)

“Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.” (Mümtehine 60/1)

“ Ey örtünüp bürünen (Peygamber!) Kalk da uyar. Rabbini yücelt. Nefsini arındır. Şirkten uzak dur. İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma. Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (Müddessir 70/1-7)

“O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” (İnsan 76/7-9)

“Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır. O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).” (Leyl 92/17-20)

Allah rızası gözetmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 17 = 19