Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah zalimlere süre verendir
imanilmihali.com
hicret

Allah zalimlere süre verendir

Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. (Nahl 16/61)

Allah zalimlere süre verendir

Yüce Allah hayatı ve ölümü yaratan, dünya meskenini kim iyi kim kötü amel işleyecek diye bir imtihan vesilesi yapan, mülkün ve kudretin sahibi, tek Veli ve tek Malik’tir.

Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. (Zümer 39/42)

Yüce Allah’ın izni olmadan kimse yaşayamaz ve ölemez. Yaşarken de kim hangi menfaati isterse veren yine Yüce Allah’tır. Takva içerisinde, hayırlı amel eden ile etmeyen bir olmayacağı gibi, faziletli yaşayan ve yaşamayanın da akıbeti farklı olacaktır.

İrademizle seçtiğimiz hayat yolları bizim bu dünyada da ahiret yurdunda da nerede, nasıl, ne kadar süre yaşayacağımızı belirler. Mesele doğru yolu bulup o yoldan ayrılmamaktadır. Herkes kıyamet geldiğinde yaptığının karşılığını elbet bulacaktır ama doğru olan ve kula yakışan öğütleri dinleyip adil, mütevazi, dürüst ve şerefli yaşamaktır.

Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. (Al-i İmran 3/145)

Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. (Hud 11/1-3)

(Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. (Meryem 19/75)

Fani dünya hayatında kul nefsinin ve insan ve cin şeytanlarının kışkırtmaları ile doğru yoldan uzaklaşır ve Rab’bine karşı gelir. Bu halde hak yiyen, zulmeden, dünyevi çıkarlar için ahiretinden feragat edenlerden olur ve karanlık çukurlara yuvarlanır. Her yaptığı kötülük zulmünü artırır ve zulmü arttıkça daha çok zulmetmekte çekince görmez. Bir süre sonra zulüm damarlarında dolaşan kan gibi olur ve Allah ıslah etmez ise zulmetmeden yaşayamaz hale gelir. Şerden şerre koşan bu zalimler bu dünyada keyif çatıp hiç ölmeyecekmiş gibi ahkâm keserler.

Bilmezler ki kendilerinin canlarının hemen oracıkta alınmamasının sebebi Yüce Allah’ın ilmi ve rızası sebebiyledir.

Bilmezler ki zalimlere verilen bu süre; azgınlıkları daha çok artsın ve cehennem azabı hak olsun ve azanın kendisine tabi olacaklar belli olsun, azanlarla azana uyanlar aynı akıbeti paylaşsın diyedir.

Yüce Allah bu yüzden şerre hemen ceza vermez, aksine bir süre daha rızıklandırır ve bekler ki kulu tövbe etsin, kendisini düzeltsin.

Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. (Yunus 10/11)

Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. (Bakara 2/13-16)

Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. (Nahl 16/61)

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. (Fatır 35/44,45)

Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti. Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti. (Zariyat 51/43,44)

“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır. Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler. (Şura 42/13,14)

Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. Allah da, “İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!” demişti. (Bakara 2/126)

Zalimlerin başı şeytan (İblis) süre verilenlerin ilkidir. Kibir, büyüklenme, gurur ve itaatsizliği nedeniyle isyanından dolayı cezalandırılmış, aşağılanmış ve isteği üzerine belirli süreye kadar yaşayabilmesine müsaade edilmiş ilk varlıktır. Ve şeytan, kendisine tabi insan ve cin şeytanları ile birlikte, insanların diriltileceği güne kadar insanlar aleyhine çalışacağına yemin etmiş, kendisine taraftar toplamaya çalışan, zalimlere süslü gösteren en sinsi yaratıktır.

Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (A’raf 7/14-17)

Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. (En’am 6/128)

Ezelden beri Yüce Allah, zalimlere, inkârcılara, iman etmeyenlere süre vermiş ve vermektedir. Süre verirken de dünyalık isteyen bu inkârcılara zalimlikleri ve isyanları daha çok artsın diye rızkı bol verir. Onların şükür ve tövbe etmelerini bekler. Etmezlerse de inkârlarını artırır.

İsyan eden kullar kavmin geneline yayılmışsa, kavim inkâr beşiğinde haksızlıklar ve ahlaksızlıklar içinde bocalıyorsa bir süre sonra toptan helak olur ve heba olurlar. Şeytanın oyunu, niyet ve maksadı buradadır. O kendisinin secde etmesi istenen insanoğluna karşı düşmanlık içindedir ve bu düşmanlık insanların hepsi azana kadar devam edecektir. Böylece Yüce Allah’a karşı kendisinin insandan üstün olduğunu ispatlamak gibi hayali ve yanlış bir hedef peşindedir. Zalimliklerin artması da bu yüzdendir. Çünkü zalimler şeytanın düşmanlarıdır. Ve Allah İblis’e verdiği gibi tüm zalimler de süre verendir.

Ve Yüce Allah’ın hesabı her şeyin üzerindedir ve başı da sonu da gören Allah kötülüğün egemen olmasına müsaade etmeyecektir. Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Çünkü Yüce Allah ihlaslı kullarına cehennemi haram etmiştir.

Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış! (Ra’d 13/32)

Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır! Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.” (İbrahim 14/28-30)

Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız. Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! (Nahl 16/53-55)

Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır. Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır. Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı. (Taha 20/127-129)

(Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler. Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? (Enbiya 21/42-44)

De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır.” Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir. (Ankebut 29/52,53)

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler. (Ankebut 29/64-66)

Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar. (Yasin 36/41-44)

Mü’min; Allah yolundan sapmamaya çalışan, iman etmiş, başkaca ilah aramayan, fıtrattaki yeminine sadık kuldur. Mü’min; ahiret yurdu özlemiyle, Allah korkusu ve Allah sevgisi ile nefes alıp veren, zalime, haksıza, adil olmayana uymayandır. Çünkü mü’min bilir ki kim zalime destek olur, yandaş ve dost olur, ses çıkarmaz, görmezden gelirse o da ondandır.

Mü’min eceli gelene kadar imanından sapmayan ve imanını güçlendirendir. Nefsini terbiye ve ıslaha çalışan, şeytandan, haram ve günahtan kaçınan kul bu dünyada az süre de yaşasa varacağı yer inşallah cennet mekânıdır. Mü’min bilir ki rızkı ve nimeti tek veren, herkese farklı nispette veren Yüce Allah’tır. Azlıkta şükür ve sabır ile, çoklukta şükür ve hayırlı amel ile sevap kazanmak mü’minin şansı ve müjdesidir. Sapanlar ve azda isyan eden, çokta azanlar ise bizden değildir.

Mü’min iyi anlarında da kötü anlarında da Allah’ı anan, el açıp yalnız O’na dua edendir. Hamdler, dualar, şükür ve tövbeler yalnız O’nadır.

Bu fani dünya bu yüzden mü’minin zindanı, kafirin cennetidir. Kafir hesapsız ve ukala isyanıyla iyiliği kendi maharetinden, kötülüğü Allah’ın (haşa) cimriliğinden sanan bilgisiz kuldur. Kul bile olamaz, çünkü zalimdir, sapıktır.

Mü’min kâfir ve zalimlerin şatafatına, şaşalı yaşamına gıpta etmeyecek kadar itikat sahibidir. O bilir ki Yaratan bu bol rızkı o zalim kullara eğer şükredip tövbe etmiyorlarsa azgınlıkları artsın diye verendir.

Mü’min şerre de hemen ceza verilmesini dilemeyecek kadar iman sahibidir ve bilir ki Allah’ın hesabı her şeyin üzerindedir. Herkesin eceli bellidir ve ece değiştirilmez. Önemli olan; ecel gelene kadar hayırlarda yarışmak ve Allah’ın hoşnutluğu gözetilerek kul olmaya çalışmaktır.

Mü’minler onlara şöyle seslenir;

“Ey zalimler, Hak’tan uzaklaşmış gafiller, Kur’an – kitap tanımayanlar, adaleti yiyip bitiren güveler! Bir süre daha dünya menfaatlerinden yararlanın bakalım. Yakında bileceksiniz!”

Allah herkese doğru yolu bulmayı, şeytanın askerleri olmaktan kurtulmayı nasip etsin. Amin.

Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış! (Ra’d 13/32)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Tuzak kurmanın dindeki yeri

Tuzak kurmanın dindeki yeri

Tuzak kurmanın dindeki yeri Tuzak, avlanmada kullanılan bir yakalama çeşididir ve sözde kurnazlıkla hayata geçirilir. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir