Anasayfa / ALLAH (cc) / ALLAH’I LAYIKIYLA TANIMAK
imanilmihali.com
İslamiyet

ALLAH’I LAYIKIYLA TANIMAK

ALLAH’I LAYIKIYLA TANIMAK

(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar. 10. Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir. (Yunus 10/9,10)

YARATANI TANIMAK

ALLAH’I LAYIKIYLA TANIMAK

Şefaat ve rahmet Peygamberi şöyle buyuruyor;

“Şaşmak, bütün şaşmak ona ki Allah’ın bütün halkını (yarattıklarını) görüp dururken Allah hakkında şüpheye düşer. Şuna şaşılır ki ilk doğuşu tanır da, son doğuşu inkâr eder. Şuna da şaşılır ki, her gün, her gece ölüp dirilip dururken öldükten sonra dirilmeyi ve kıyameti inkâr eder. Şuna da şaşılır ki, cennete ve cennet nimetlerine inanır da yine aldatıcı dünya için çalışır. Şuna da şaşılır ki, başlangıcının bulaşık bir nutfe (sperme), sonunun çirkin bir leş olduğunu bilir de yine büyüklük taslar ve öğünür.”

Kur’an insanı; zalim, cahil, aceleci, nankör vs. olarak tanımlar. Yüce Rabbimizin kâinatın değerlisi olarak yarattığı insana karşı bu tür sıfatlar kullanması acıdır ama boşuna değildir. Çünkü insan; böbürlenir, kibirlenir, iyiliği kendisinden kötülüğü Yaratan’ından bilir. Çünkü insan gerçekten cahildir.

O kadar cahildir ki Yaratan’ını beş duyusuyla her gün ve her yerde görüp dururken, Allah’ın ayetleri hep gözümüzün önündeyken ve Kur’an rehberimizken bir körlüğe saplanır gideriz ve gaflete düşenlerden oluruz çoğu zaman.

Dini sosyal hobi, imanı kelime-i şehadet, ibadeti gösteriş, ahlakı riya, kulluğu nefes almak sanan zavallı insan Müslüman ile mümin arasındaki farkı bile bilemeden, Yaratan’ını, malikini layıkıyla tanıyamadan ömür çürütür. Müslüman bile olamayanların hali daha acıdır.

Hele bir de imandan sonra küfre dönenler vardır ki halleri münafıklardan da beterdir.

Gaybı Yüce Rabbimizin bildirdiği ve Peygamberimizin bahsettiği kadar biliriz. Başkaca hiçbir insanoğlunun gaybı bilmesine, kendisine ilham veya vahiy geldiğini söylemesine imkân yoktur. Şayet diyorsa mutlaka bir oyun vardır. Çünkü kendisine vahiy gelen insan Peygamberdir ve en son Peygamber ahirete intikal edeli epeyce zaman olmuştur. Bahsedilen rüya ie zaten muteberliği tartışmalıdır. Ama o kişi vahiy geldiği iddiasında direnirse sonu vahim karanlıklardır.

İnsanoğlu yüzyıllardır özünü kaybetmiş halde medeniyet ve teknoloji tuzağında tevhidin tanımını değiştirmiş, dinin tüm mekanizmalarını bidat ile değiştirmiş ve maalesef aklı bir kenara bırakarak hurafe ve muhafazakarlığın daha doğrusu karanlık taassupların diplerine mahkum olmuştur.

Değişen ama bir o kadar da bozulan din iledir ki tevhid yolcuları bilerek veya bilmeyerek şirke düşmüş ve din yara almıştır. Tevazu, fedakarlık, kardeşlik, esenlik ve adalet ortamı sunmak isteyen din bugün nefsin, hırs ve kibirlenmenin tutsağı haline gelmiştir. Hele şeytana uyan zalim ve hak yiyen gaddarları kendi kanıyla ve kendi rızasıyla besleyen toplumlar medeniyetin de insanlığın da çok gerisinde kalmış haldedir.

Konu din ise sahibi sadece Yüce Allah’tır. Ne bir kul ne bir kitap O’nun üzerinde değildir. Sadece ve sadece sistemi dinde bir tek Allah için geçerlidir. Bunun dışındaki tüm yollar Rabbimizin egemenliğini bölüştürmek manasınadır ve katıksız şirktir. Ama sorsak kimse şirkte olduğunu kabul etmeyecektir. O zaman şirkin tanımına bakmak ve tevhide giden yollarda yürürken şirk yollarına sapmamak bilincine erişmek gerekir ki bunun yolu önce Kur’an sonra Peygamberimizin hadis ve sünnetleridir.

Peygamberimizin ne hadisi yani sözü ne de davranışı yani sünneti Kur’an hilafına olamaz. Bunu diyen küfre batmıştır. O halde hadis ve sünnetlerin hepsinin Kur’an’a birebir uymak zorunda olduğu açıktır. Ve yine açıktır ki Kur’an’a uymayan hadisler uydurmadır, türetilmiştir ve kasıtlıdır.

Tevhid yolcularının ilk kandırılışı işte buradadır. Bazı kullar Peygamberlik iddiasında bulunur ve tebasını yönlendirir, bazı kullar hadis ve sünnetler üreterek dini değiştirir. Bunların hepsi katıksız şirktir ve şirk Allah’ın affetmeyeceği belki de tek suçtur.

Müslüman böyle yapar mı dediğimiz pek çok durumda görürüz ki o kişi yanlış yaptığının farkında bile değildir. Çünkü bilerek isyan etmenin zaten telafisi yoktur. Peki, o insan nasıl kanmıştır? İşte üretilmiş din, hadis ve sünnetler burada devreye girer. Sahtekâr kulların da gazıyla ki Şeytanın en çok sevdiği kimseler din icat edenler ile işine geldiği için bunlara uyan zavallılardır Müslüman kimliği ile dolaşan niceleri cahiliye Araplarından çok daha koyu küfre dalarlar da haberleri olmaz.

Aydınlanmanın yolu, sünnet ve hadislerin dayanağı Kur’an iken ve Kur’an’da hem eski kıssalar , hem güncel emir ve yasaklar hem de geleceğe ait tavsiye ve hedefler varken kul nasıl bu kadar kör olur? Olur. Çünkü o kul Kur’an ile aynı paralelde değildir ve Kur’an’ı anlamadığı dil ile sadece sevap kazanmak için okur. Çünkü hep birileri onun anlamadan okumasını ister ki kul başlarına bela olup çıkar sistemlerini bozmasın.

O zavallı kul böylece dilenci karakteri ve onursuz yaşamı ve karanlık akibeti ile ecelini tamamlar ve hakikat meydanında gözünü açtığında vakit geçmiş olur.

O insan Kur’an’ın bahsettiğini okumadan, başkalarından dinleyerek ancak o kişinin anlattığı kadar Müslüman olabilir. O kişi yanlı ve hatta gafil ise zaten kendisinden öğrenen kulun da akibeti malumdur.

Kur’an okunmak ve anlaşılmak ister. Bunu yapmak ancak ve en az bir kere mealen okumakla mümkündür ki bu okuma roman okumak gibi değil düşünerek, hissederek ve karakterine yansıtarak okumadır.

Bu okuma bir kez yapılırsa gönül gözleri açılır, akıllardaki perdeler kalkar, gözler Allah’ın ayetlerini idrak eder hale gelir. Ama yapılmazsa bilmiyordum demeye kimsenin hakkı olmayacaktır ve dahası Kur’an’ı anladığı lisan ile okumamak Yüce Rabbimize yapacağımız en büyük haksızlıktır ki karşılığı mutlaka olacaktır.

Patronsanız yanınızdakilerin irade ve gücünüze tabi olmasını, mülk ve kudretinize zarar vermemesini istersiniz. Bir çalışan işyerinizde ortaklı veya hak iddia etmeye kalksa ortalığı ayağa kaldırırsınız. Ama iş Yüce Rabbimizin mülk ve kudretini paylaştırmaya gelince kimselerin sesi soluğu çıkmaz. Bu gaflet değilse hainlik ve nankörlüktür. Faturanızı, verginizi zamanında ödersiniz de iş Allah’a borç ödemeye gelirse cayarsınız.

Kötülük ve müsibetlerde bile bir hayır vardır. Çünkü Yüce Allah her yıl birkaç kere bizleri denediğini kendisi ifade etmektedir. Sınav iyilikte şükretmekte, kötülükte sabretmekteyken azmanın, isyan edip başkaca kudret ve makam sahipleri eteğinin altına saklanmanın nedeni nedir?

Kur’an okununca işte tüm bunlar anlaşılacağı içindir ki bazıları hemde din yaftalı birileri Kur’an’ın mealen okunmasına kesinlikle karşı çıkarlar. Dilerler ki kullar anlamadan okusunlar ve kendilerini terbiye edecek, hikmete ulaştıracak vasfa sahip olmasınlar. Sözü uzatmaya gerek yok. Bu kimseler zaten ve inşallah cezasını hesap ve mizan günü karşılarında bulacaklardır.

Acınacak halde olanlar asıl kandırılmış ve bilgisizliği ve tembelliği ile teslim olmuşlardır ki bunların medet ve şefaat umdukları yarın onları terk edip yüzüstü bırakacaktır. Zebaniler onlara size Allah’ın kitabı ve Peygamberleri gelmedi mi ki siz yanlışa saptınız diyecek ve onlar cevaben ama bizi bunlar kandırdı diyecektir. Kandıranlar da kananlar da hep birlikte ve Rabbimizin dilemesi hariç sonsuza kadar cehenneme odun olacaktır.

İslam’da kul ile Allah arası ne bir kimse, ne bir makam ne bir kitap ne başkaca bir şey yoktur! Çünkü Allah bize şah damarımızdan bile yakın aklımızla beynimiz arasında bir yerdedir. Yere düşen bir yaprak, doğuran bir dişi yoktur ki Yüce Rabbimizin dileği, izni, rahmeti ve iradesi olmasın. Unutmamak gerekir ki zalimlere zulmetme imkânı ve gücünü veren de Allah’tır. O’nun iradesi o kadar güçlü ve bilgilidir ki iyilik dileyene hikmet, azmak dileyene fenalık etme gücü verir. Bu O’nun aczi değil büyüklüğüdür. Çünkü o insanı yaratmış ve iyi-kötü ayırımı yapabilecek yetiye sahip kılmış ve kulun kendi rızası ile kendisine tabi olmasını dilemiştir.

İşte bizim dini manada iyi ve güzel yaşamamız bu itina ve beklentiye şükran borcumuzdur. Aksi davranışlar ise başta Yaratan’a olmak üzere bu emele, kainat düzenine, tabiata, varlık alemine haksızlıktır. Güneş, rüzgar, ağaçlar, kuşlar yaratılış gayesine uygun görevlerini muntazaman yaparken insanoğlu kendisinden beklenen hem de gücünü aşmayacak şeyleri inkar edip hafife alırsa varlıkların tümü ondan şikayetçi olacaktır. Bu cevaplanması ve savunulması zor bir durumdur.

Yüce Allah bizi bu manayı bilecek, idrak edecek ve yaşayıp tüm diğer varlıklara hükmedecek şekilde yaratmış ve donatmışken bu melekeleri kötülük lehine kullanmak mutlaka cezaya tabi olacaktır.

Yanılgıların başlıcalarından birisi de buradadır. Bu dünya hayatı bir oyun, yarış ve eğlenceyken, ahiretin tarlası ve sınav alanıyken bu fani dünyayı baki kılmak kulu doğru yoldan uzaklaştırır. Şehvet ve arzularla beslenmiş yanlış ruh haletleri kişilerin aklını ve iradesini bulandırır, kendisinden bekleneni unutturur, kul olmaktan uzaklaştırır. O insan kendisini ilahi kudretin üzerinde görür ve hakikatin üzerine çıkmak ister.

İşte batıl da buradadır. Hak ve doğru olan dışındaki her şey batıl, zararlı ve fenadır. Bu durumda Hak olan doğru, adil, merhametli, haklı, güzel olandır.

Günlük yaşama, medeniyetin getirdiklerine bakalım. İlerlemek ve hatta zenginleşmek yasak değildir. Öyle olsa gelişme olmazdı. Yasak olan haksız ve haram yolla kazanmak ve dinin emirlerini yerine getirmemektir. Kıyafetlerden, ekonomik sistemlere, lüks ve israftan, zulümlere kadar uzanan zincirde yasakların kimlerce icat edildiğine ve kimlerin bunu icra ettiğine bakarsak zaten dinin aslında ne kadar güzel ve duru olduğuna şahitlik ederiz.

Bu din dışı sistemler, bu dini yaşayamayan ve yaşatmamaya yeminli çevreler dine zarar veremez ama din mensuplarını kendi yanına çeker ve saptırırlar. Yaratan insanı iki şekilde tasnif eder. Kur’an’da da hadislerde de bu böyledir; iman eden ve iman etmeyenler.

İman sadece dille söylenecek bir şey değildir. Dil ile söylersek belki yeter ama kalp ile tasdik edilmeden, davranışlarla eda edilmeden iman ne kadar güçlü olabilir hayatımıza rehber olabilir? İbadet ve ahlak elbet lazımdır ama önce iman lazımdır ki olmazsa olmaz budur.

İmanın kırmızıçizgilerinin başında da Allah’a ve ahirete iman gelir ki zaten bu ikisine edilen iman Peygamberleri, kitapları, melekleri ve kaderi de kapsar.

Hesap sorulacağını bilen, Yaratan’ını tanıyan zulüm ve haksızlık yapabilir mi? Komşusu açken tok gezebilir mi? Mü’min kardeşi sıkıntıdayken o refah ve huzur ile yaşayıp bana ne? diyebilir mi?

Diyemez. Çünkü o bu fani hayattaki manevi varlığını fıtratta verdiği söz ile bütünleştirir ve bu söze sadık yaşamaya gayret eder. Arada tökezlese de Rabbinin şefaat ve merhametine sığınıp af diler, dua eder, tövbe eder. Ama imanı zayıf veya inkârcı olan kandırılmışlar hatayı işlemekte çekince görmedikleri ve hatalı olduklarını kabul etmedikleri gibi af dileyip düzelebilmeyi de istemezler.

Yüce Allah ne güzel Vekildir. Rahmet ve merhametiyle kainatı kuşatmış, insanoğluna sayıp bitiremeyeceği kadar çok ve çeşitli nimet vermiş, kainata egemen kılmış, türlü tad ve lezzetler ile fani dünyasını en güzel şekilde yaratmıştır. Beklediği şey sadece saygı, sevgi ve minnettir.

Öte yanda isyanın elebaşısı ve şirk dininin sahibi iblis vardır ki zavallı cahillerden, aç gözlü zalimlerden, şehvet ve hırs düşkünü menfaatçi hainlerden oluşan gafil çoğunluğun iradecisidir. Daha yaratılıştan itibaren insana düşman olmuş ve intikam yemini etmiş iblis kıyamete kadar kulları Allah aleyhine kışkırtmaya and içmiştir.

Ve iblis sokaklarda iblis kartviziti ile dolaşmaz. O kah makam sahibi, kah aile reisi, kah bir arkadaş görünümündedir. Ama hep maskelidir ve asla ben şeytanım demez. Aslen kimseyi fenalığa zorlamaz d sadece süslü ve güzel gösterir. Örümceğin ağı gibi tuzağına düşenleri de bir daha asla bırakmaz ve yavaş yavaş kanını emerek yer bitirir. Kur’an’dan uzak kullar onu dost ve yardımcı sanır hatta ondan rızık ve medet umarlar. Bilmezler ki rızkı ve nimeti veren sadece Allah’tır ve o dilemedikçe hiç kimse şefaat edemez.

Bu yüzden hak dışındaki her şey batıl, İslam dışındaki her şey şirk dinidir. Hak’ka uymuyor ve dinin gereğini yapmıyorsanız batıl dine tabisiniz demektir ki bu ister gizli ister açık olsun şirktir. İman etmiyorsanız iman karşıtısınız ve iman etmiyorsanız ne kadar ahlaklı ve ibadetli olursanız olun gaflettesiniz demektir. Yüce Allah’ı layıkıyla tanımak gerekir ki delalete düşmeyelim. En güzel isimler, sıfatlar onundur. O isim ve sıfatlara temas edebildiğimiz sürece ve o sıfatlarda izah edilen ölçülerde yaşamaya gayret ettiğimiz sürece doğru yoldayız demektir.

Allah yardımcımız, Kur’an şefaatçimiz, Peygamberimiz yoldaşımız olsun istiyorsak yaratılış gayesini iyi anlamak, aklı ve kalbi aynı hizada buluşturmak zorundayız. Şu kısacık dünyada ne kadar zengin ve nüfuslu yaşarsak yaşayalım alacağımız haz ahiret yaşantısı yanında bir hiçtir. Ahirette mutlu ve esenlik içinde olabilmenin yolu ise bu dünya sınavındadır ve ilk sorusu Rabbimize iman etmek ve teslim olmaktır.

Nasıl teslim olmayalım ki? o bizi bir parça sudan yaratmış ve sonra ete kemiğe bürümüş, ruh, akıl ve şuurla donatıp kainatın efendisi eylemişken, Peygamberleri ve kitapları ile her zaman yanı başımızda olmuşken, bizler ateşe düşmeyelim diye çırpınırken biz kimiz ki O’nu tanımayalım?

O sahibimiz, malikimiz, yaratanımızdır. Fâtiha’da verdiğimiz söze sadık kalmak boynumuzun borcudur. Hamdler yalnız O’na, dualar yalnız O’na, ibadetler yalnız O’nadır. O’ndan başka ne bir ilah ne bir yardımcı vardır.

Bize kalbimizden yakın Allah yaptığımızı da, içimizden geçeni de bilir. O zerre kadar haksızlık yapmayan, zulmetmeyen, rahmetinin çoğunu ahirete saklayandır. O, kuş kanadındaki güzellik, anne şefkatindeki sıcaklık, devasa yanardağlardaki kudrettir. O Allah’tır.

O’nu layıkıyla tanımak ve layık olmaya çalışmak her mü’minin borcu ve faziletidir.

Kanmak, aldanmak, üç kuruş dünya menfaati için karanlığa dalmak isteyenlere uğurlar ola.

Rabbim bizleri sevgi ve hidayetinden, rahmet ve merhametinden mahrum etmesin,

Rabbim kalplerimizi eğriltmesin,

Rabbim nefislerimizi terbiye etsin, bizi doğru yola kılavuzlasın,

Rabbim bizleri hoşnut olduğu kullarından eylesin.

Rabbim kendisini layıkıyla tanıyıp ona göre davranamadığımız için bizleri affetsin.

Amin!

Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.(Ra’d 13/13)

ALLAH’I LAYIKIYLA TANIMAK

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir