Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Allah’ı sevmek veya Allah’tan korkmak
imanilmihali.com
Allah’ı sevmek veya Allah’tan korkmak

Allah’ı sevmek veya Allah’tan korkmak

Allah’ı sevmek veya Allah’tan korkmak

Yüce Allah rahmeti bol, ilmi ve kudreti sınırsız olandır. O, kendisi güzel olan, isim ve sıfatları en güzel olan, güzel yaratan, ihsana ve sevgiye merhamet ve şefkat hissi katandır. O, sevilmeye en layık olandır.

Yüce Allah, azabı ve tuzağı en çetin olan, hesap soranların en çetin olanıdır. O, en güçlü ve acımasız, en acı veren ve en hiddetli olandır. O, korkulmaya en layık olandır.

İslam, Allah’ı sevebilmek ve korkabilmek dininin adıdır. Sadece sevgi kulu sınırsız rahmet beklentisine soktuğundan, sadece korku sevgiyi yok ettiğinden ikisi de tek başına kafi değildir.

Lakin yaşam felsefesi olarak kulun sevgisini veya korkusunu öne çıkarması da kaçınılmazdır ki insanoğlu Yaratan’ı çok sevdiği veya korktuğu için dindardır.

İslam alemi içinde bile sevgi ve korkunun ön plana çıktığı değişik kimse ve ümmetler varken, tüm dünya insanlığının sadece sevgide veya korkuda birleşmesi zaten beklenemez. Ama hangisi daha verimli ve muteberdir?

Doğru cevap sevgidir ki tüm yaratılış sevgi ve güzellik üzerine kurulu, tüm yaratılanlar güzeldir. Bu güzelliğe yakışan da sevgi ve şefkattir ki azap ve korku bu güzelliğe uzanan kirli ellerin karşılaşacağı muhataptır.

Şükür ve dua ile kul olmaya çalışan bedenlere zalim olmayan ve zulmetmeyen Yüce Allah’ın acı vermesi beklenebilir mi? İman ve ahlakla bezenmiş, tevazu ile ve ahiret inancıyla yaşayanlara azap mümkün müdür? Huşu ile Rabbine yönelenlerin korku duymasına gerek var mıdır? Yüce Allah zerre haksızlık yapmayan, kalplerin özünü bilendir. O, kendisine takva ile yaklaşanı da en iyi bilendir ve affedendir. O, tevbeleri kabul eden, merhametli olan, sığınılacak olan, Malik olandır.

Korku, elbet O’nun hakkıdır ki, ayetlerini inkar edenlerin, ayetlerle alay edenlerin korkması zaten doğaldır. Çünkü kainatın muazzam ahengine, ayetlerin izahına itimat etmeyen, nefis ve şeytan güdüleriyle hesapsız yaşamayı seçmişlerin korkması zaten olması gerekendir.

İslam aleminde korkunun neticesi cehennem, sevginin neticesi cennetler olarak karşımıza çıkarki bu çok yanlış bir istikamettir ve doğruyu bulmamızı engeller. Oysa doğru cevap; Allah rızasına mazhar olabilmek veya olamamaktır. Bunların sonuçları değil korkunç olan kendileridir.

Bir kulun cehennem korkusuyla ibadet etmesi ile cennet hayalleriyle ibadet etmesi arasında pek fark yoktur, her ikisi de eksiktir. Doğru olan sadece Allah rızası için yaşamak, ibadet etmek ve ölebilmektir. Tüm salih amellerin, tüm hayır ve sevapların temeli budur, bu olmalıdır.

Bu Allah rızasına erişebilme isteğinin tasavvuftaki adı olan Aşk, akli olarak yanmayla bir tutulan cehennem ateşlerinden korunmayı felsefe edinen korkuya dayalı ibadet şeklinin yanlışlığının da delilidir. Çünkü aşk, sevgiye erebilmek ve sevgiliye ulaşabilmektir ki dinin özü sevgi, muhabbet ve samimiyettir, korku değildir.

Korku ile yapılan hiçbir iş içinde samimiyet ve huşu barındıramaz ve böyle olunca da muhabbetten uzak kalır. Oysa, secde ve tüm salih ameller önce sevgi ve yakınlaşabilme umudunun adıdır. Hedefi geçiştirmek olan namazla, huşu ile kılınan namaz arasındaki fark ta budur. Çünkü kulun miracı demek olan namaz geçiştirilecek bir şey değil, halini Yüce Rabbine arz etme şeklidir ki dua ve tevbelerde bu mahiyettedir.

Ortadoğu İslam’ı bugün korkuya dayalı haldeyse bunun sebebi başta emevi zalimleri ve yöneticileri, sonra aklı kullanmayı yasaklayan ortadoğu liderlerinin saltanat tutkularıdır. Anadolu İslam’ının sevgiye dayalı olması ise başta Kur’an’a sadakatin, vatan sevdasının, imanın ve iman rehberlerinin varlığındandır.

İkisi arasındaki muazzam fark halen yaşananlardan da rahatlıkla görülebilmektedir ki korku ile yasak savmak için ibadet eden bir topluma yağan rahmet yağmurları elbet aşk ile Rabbinin rızasına ulaşmak hedefli ibadetler sergileyen toplumlardan daha az olacaktır.

Ortadoğu cehenneme gitmemek, Anadolu cennetlere varis olabilmek için dua ve secde ederken ikisi arasındaki en muazzam fark samimiyet ve huşu bahsidir.

Korku baskı altında başka korkularla yer değiştirebilir ve bu diğer beşeri korkular imanı bile zedeleyebilir. Ama aşk ve sevgiye dayalı Allah inancı, beşeri korkulara asla teslim olmaz ve aksine başkaca büyük sevgide olmadığından rakipsizdir.

Kul, sevgisiyle ama bir o kadar da korkusuyla Yüce Rabbine yönelmeli ve asla akibetinden emin olmamalıdır. Çünkü rahmet Peygamberi bile hesaba çekilecektir ve O peygamber kendi kızına bile kendisine güvenmemesini telkin etmiştir.

Bu tüm mü’minler için nadide bir rehberdir ki cennetteyim diyen kul bu yüzden cehennemdedir. Aksine kul günahsızlığını iddia yerine günahkarlığını kabulle yaşamalıdır. Çünkü günahsızlık iddiası boştur, yalandır ve melekleşmeyi gerekli kılar. Oysa kimse gülul yani günahsız değildir. Yüce Allah’ın rahmeti bol olsa da kimse için kurtuluş garanti değildir. kaldı ki bu iddia kulu büyüklenmeye itiyorsa zaten sonuç çoktan bellidir.

Öte yandan kulun bildiği veya bilmediği günahlardan, bela ve hatalardan, şirkten Allah’a sığınmasının doğru şekli günahkarlığını kabuldür ki bu kabul onu secdeye boynu bükük ve merhamete muhtaç olarak götürür. O kul savmak için değil, günahlarının bağışlanması için secde ederken kalpten fışkıran gözyaşları da inşallah kurtuluşuna basamak olur.

Sevgiye dayalı ama bir o kadar da korkarak Rabbe teslim olmak lazım gelendir.

Bunlardan sevginin daha ağır basması gereği ise yaratılış gereğidir.

Rabbim bizleri kendisine duyduğumuz aşktan uzaklaştırmasın.

Rabbim bizi azaplı alevlerinden muhafaza eylesin.

Rabbim bizi razı olduğu kullarından eylesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir