Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın ayetlerini görebilmek
imanilmihali.com
Allah’ın ayetlerini görebilmek

Allah’ın ayetlerini görebilmek

Allah’ın ayetlerini görebilmek

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde şöyle diyordu; “Havada kuşun kanadıyla uçtuğunu görüp te ondan uçma kanunlarını ve o kanunları yazan Allah’ın kudretini anlamaya çalışanlar içindir ki kuşların uçması bir ayet olur.”

Kainat, bedenler tıpkı Kur’an gibi ayetlerle doludur ve fakat bunları görebilmek için evvela bakmayı istemek ve sonra görmek gerekir. Bakmakla görmek arasındaki fark da budur. Rastgele bakışla görebilmek arasındaki fark ayetleri fark edebilme kabiliyetidir ki bu imkânı veren imandır.

İman varsa kul kuşun kanadında da, rüzgar ve bulutta da, çiçeğin kokusu ve arının balında da, insan denen varlığın göz bebeklerinde de, yıldızlı semada da, denizdeki dalgalarda da, dudaklarda, saç renklerinde, ellerin harika anatomik yapısında da Allah’ın ayetlerini görebilir.

İmanlı bir mü’min için konuşmak ve yürümek de, kuşların uçması, rüzgarın esmesi de, yağmur da, ay ve güneşin peşi sıra yer değiştirmesi de ayettir.

Bu bize zikre, tefekküre götürür ve tartışılmaz vaziyette gözler, akıllar Yüce Allah’a teslim olurlar.

Ayetler elbette sadece güzelliklerde ve hoşluklarda da değildir.

Söz gelimi kasırga veya depremlerde, kanlı savaşlarda, açlık ve sefaletlerde, akılsızlık ve bilgisizliklerde, yıldızların sönmesinde, güneşle ayın aynı hizaya gelmesinde, bedensel ağrılarda, ani ölümlerde, huylardaki değişimlerde, kanma ve aldanmalarda, salgın hastalık ve yangınlarda birer ayettir.

Başa gelen, görülen, duyulan, hissedilen, yaşanan ne varsa her biri birer ayettir çünkü bir hikmeti vardır. Kainatta hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır ve o sebebi anlamaya çalışmak lazım gelir.

Hikmet sadece fiziki oluşlarda da değildir. Kötülüklerde, savaşlarda, işgallerde, hastalıklarda, yokluklarda birer ayettir ve bu ayetleri arayıp bulmak imanlı kalpler için görevdir.

Müsibet ve müjdelerin kısaca tamamı bir üründür ve sebebi vardır. İş zulüm seviyesine varıyorsa sebebi sadece insandır çünkü Allah asla zulmetmez. Lakin belalar, müsibetler, kazalar pekâlâ Allah’tandır. Çünkü O, hak edene hak ettiğini verendir. Müjdeler, rızık ve nimetler, medet ve şifalar da O’ndandır.

O halde her zaman ve her şeyde bu ayetleri görebilmek için bakmak lazımdır ki şeytanlar başları hep başka yöne çevirmek isterler. Kalpler ise o ayeti arayıp bulmak için yanar ve tutuşur.

Her bir yaşanan ve görülen şey ayet olunca da hikmeti arayıp bulmak ve doğruya uzanmak lazım gelir. Bu, güzelliklerde ayetleri bularak daha fazla iman etmeyi, kötülüklerde ders çıkararak iyiliği artırmayı mümkün kılar. Yani kul, güzelliklerde de, kötülüklerde de ayetleri bulabilen ve kendisine faydalı bir sonuç çıkarabilendir. Huylar bu suretle güzelleşir ve imanlar bu sayede artar.

Dünya sınavında doğru ve yanlış yan yanadır ve kul hür iradesi ile bunlardan birisini seçerek yoluna devam eder. Hayat bu iki seçenekten birisini seçerek sonraki soruya geçmek süresidir.

Yaşam ayetlerle dolu olunca ve her ayette saklı bir hikmet olunca kul iyiliklerdeki ayetlerle yücelir, teslim olur, kötülüklerdeki musibetlerden ders alarak yine yücelir. Yani mü’min her durumda karlıdır. başka bir deyişle mü’min bollukta şükrederek, darlıkta sabrederek nasıl hep sevap kazanıyorsa, güzelden alacaklarıyla da, kötülükten çıkaracağı derslerle de yücelir.

Yeter ki bakmak istesin ve görebilsin.

Allah’ın ayetleri bazen de insan niyet ve amellerinde gizlidir. Bu sebeplerden ziyade sonuçlarla ve doğrudan sınavla alakalıdır. Yani buradaki hikmet o pislik veya suçun işlenmesinde değil, o soruna sebep olan şeytanların varlığında, aldanmalarda, imansızlıklarda, haksız susuşlarda, sonrasında kararan akıbetlerdedir. Tabiki varsa susmayanların feragat ve cesaretinde, güzel ahlakındadır. Bu zaten sınavın da ta kendisidir. Gözler işte ayetlerin bu gizli olanını da bulmakla mükelleftir ki bulanlar kâmil derecesine erenlerdir.

Söz gelimi kulun gözü önünde cereyan eden bir haksızlığa şahit olsun. Bu elbette bir zulüm nevidir ve müsebbibi insandır. Lakin bu haksızlığa ortam hazırlayanlar, haksızlığın icra şekli, haksızlığın sonuçları, yanlışla değişen dengeler, bu yanlışın verdiği kalıcı hasar ve nihayet bu haksızlığın aslında bir sınav sorusu olması bir hikmettir. Bu hikmet ise ayettir. Bundan ders çıkarıp uzak duranlarla, yanlıştan dönenler ayetleri gören ve tövbe edenlerdir.

Yanlışı göremeyen veya günahta ısrar edenler ise ayeti inkâr eden ve günahın vebalinden dahi çekinmeyenlerdir. Yani Allah’ın hikmet ve ayeti bunlar için mana taşımıyor demektir, sınav onlar için ehemmiyetsiz demektir. Bu ise ne büyük bir yanılgıdır?

Kötü işleri yapanlar, hür iradeleri ile o işi yapıyorlarsa da o işteki keramet bu kadar basit değildir. Keza iyilik üretenler için de aynı şey söz konusudur. Dünya tek başına bir yaşam formu ve bir varlıktır, yani yaratılmıştır. Bu madde üzerinde minicik insan, kainatta zerrece yer doldurmazken, anlaşılmaz vaziyette kainata hâkim olma gayretindedir ve bu yolda her şeyi mübah sayar. Hele ki bu gezegende tam hâkim olmak ister ve bu sebeple kan dökmekten dahi çekinmez.

 Bu tarifi imkânsız cesaret ise sadece bir kişi veya toplumu değil, tüm insanlığı ilgilendirir ve sarsar. Sonuçta huzur ve esenliğin, teslimiyet ve ahlakın yeryüzüne egemen olması veya bozgunculuğun yeryüzünü teslim alması dünyanın kaderidir ve tüm ferdi veya toplumsal yaşananlardaki hikmet aslında tüm dünyayı ilgilendiren devasa bir ayettir.

Bunu suya düşen bir damla gibi düşünürsek durum daha iyi anlaşılır ki o damlanın seri etkisi çok uzaklara kadar yayılır ve uzaktan bakan için o suyu hareketli/çalkantılı gösterir. Sayısız damla düşünüldüğünde ise o ufacık damlaların çıkardığı dalgalanma hareketsiz kovada adeta fırtınalar yaratır. İşte her bir iyilik ve kötülüğün insanlığa etkisi de böyledir.

Buradaki hikmet ise herkesin her gördüğü iyiliği teşvik ederek desteklemesi ve her gördüğü kötülüğe karşı durmasıdır. Allah’ın cihat emri de tam olarak budur. Kimden ve nereden gelirse gelsin herkes kötülüğe karşı dik durmalıdır ki denizler durulsun, huzur ve asayiş temin olunabilsin.

Allah’ın buradaki ayeti ise devasa bir sınavdır ve tüm dünyayı ilgilendiren bu ayeti görmek büyüklük ve iman derinliğidir.

İyilikler teşvik edilip alkışlanmaz ise bir zaman sonra kaybolur, kötülükler tedbir alınmaz ve karşı konulmaz ise bir zaman sonra kontrol edilemez hale gelir. Şimdi ayet daha iyi anlaşılmıştır sanırız. Çünkü bu tepkisizlik tercihi iyiliği doğal olarak yok ederken, kötülüğe de kapı açar.

Allah’ın ayetleri bizler göremesek de vardır. O ayetler cehalet ve gafletlerimize şahit olmaya devam da edecektir. Ahirette dahi bu ayetler hakkımızda şahitlik yapacaktır ki uzuvlar, yıldızlar, Kur’an başlıca şahitler olacaktır.

Her biri imanı artırmak ve muhafaza ettirmek için yerleştirilen bu ayetler boşuna değildir. Yaşananlardan dersler almak lazım gelendir. Sırlarda, hikmetlerde ayetleri arayıp bulmak şart olandır.

Kur’an ayetleri bu anlamda çok özel bir öneme sahiptir ki alenen ve basitçe kitaplaştırılıp gözler önüne konan ve asırlarca Allah koruması ile değişmeden duran Kur’an, yaratılıştaki en büyük ayet ve hikmettir.

Kur’an’ın isim, sıfat ve emirlerine burada değinmeyeceğiz lakin şu kadar bahsetmek gerekir ki O’ndaki bir tek harf veya nokta dahi boşuna değildir, O’nda anlatılan hiçbir şey kısmi veya geçici değildir, evrenseldir, zaman ötesidir, coğrafya ötesidir.

Bu anlamda gerek emir ve yasaklar, gerek helak edilen kavimler bahsi, gerek kıssalar, gerek hikâyemsi anlatımların her biri bir ayettir, öğüt veya yasaklamadır, korunma ve kurtuluş reçetesidir.

Bu ayetleri herkes okuyabilir. Ancak …

Kimisi anlamadan okumak için, kimisi sevap olsun diye, kimisi sadece anlamak için, kimisi satırlar arasındaki hikmeti yakalayabilmek ve kendisini düzeltmek için okur. Kimileri de sır ve hikmete erip, kendisini ve dünyayı güzele doğru değiştirmek için okur.

Kur’an okuyuştan okuyuşa farklıysa, okuyucusuna verdiği de farklı olacaktır ki çoğu insan maalesef okumaz veya anlamadan okur yahut anlamadan bir de ezberlemeye çalışır. Bu kimsenin hikmete erebilmesi mümkün müdür?

Bir de Kur’an mü’minleri vardır ki her bir ayet üzerinde derin derin düşünürler ve şöyle derler;

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.” (Al-i İmran 3/191)

Göklere, yere, ellere, sese, yeşile, Kur’an’a bu bakış olması gerekendir. Kur’an okuyuşu da bu olmalıdır.

Bu bakış başa gelen her şeye, tesadüf edilen veya görülen her şeye uygulanması gereken bir idraktir. Ancak bu sayede hikmet anlaşılabilir ve ancak o zaman Allah’ın ayetleri anlaşılır olur.

Başa dönersek;

 “Havada kuşun kanadıyla uçtuğunu görüp te ondan uçma kanunlarını ve o kanunları yazan Allah’ın kudretini anlamaya çalışanlar içindir ki kuşların uçması bir ayet olur.”

Yani sadece kuşu, kanadı veya uçmak fiilini görmekle yetinenler için Allah’ın kudret ve kanunları bir şey ifade edemez ve kula bir şey katamaz. Lakin kul, o kabiliyeti Yaratan Allah’ı ve ilmini hissedebildiği anda ayetleri görmeye başlamış demektir.

O halde kul, etrafına hep bir ayet arayışı ile bakmalı, yaşanan her şeyde gizli bir hikmet olduğunu bilmeli, iyiliğe destek ve kötülüğe kilit olmayı arzu etmelidir.

Bu yapılırsa kalpler yumuşar, sevaplar artar, iman erdirici olur.

Yapılmazsa benlikler çürür, yeryüzü bozguncularca kirletilmeye devam eder, iman dillerde kalır, ayetler yine olmaya devam eder ama anlayan kalmaz.

Bu vakit insan denen varlık zaten emanete sahip olma hakkından da feragat etmiş olur, sıradanlaşır.

Ayetler imanı artırmaya yetemez ise cennetler hep tehna alır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet Dinen namazın dışındaki farzlarından olan bu iki konu namazın makbul ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir