Anasayfa / ALLAH (cc) / Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır
imanilmihali.com
Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Kainat ve bedenler, Yüce Allah’ın ayetleriyle doludur ki bakmasını bilen gözler için bu ayetler Allah’ı, dini ve imanı bulmaya yeter. Bakmasını bilemeyen gözler içinse bunlar sadece yıldızlar, çiçekler, koku ve yağmurlardır, hücreler, hastalıklar ve kadavradır.

Yüce Allah’ın ayetleri her zaman ve her yerdedir ki bunlardan uzak ve habersiz bir yaşam söz konusu değildir. En ücra adalarda yaşayanlar için de, kalabalık şehirlere sıkışmış insan toplumları için de ayetler hep oradadır ama mesele bakıp görebilmektedir.

Vahiy, kainat ve bedenlerdeki ayetlere ilave olarak bahşedilmiş ilahi rahmettir ve vahiy dini ve imanı tanıtsa da Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellileri görülemiyorsa erdirici olamaz. Bu nedenle ayetleri görmek, görmek için bakmak, bakmak için istemek lazım gelir.

Dört bir yana serpiştirilmiş ve rahmet eseri olan bu ayetlerin elbette en yüceleri akıl, iman ve Kur’an’dır ki bunlar diğer tüm ayetlerin de anlaşılır olmasına imkan tanır, neden ve nasıllarına cevap verir, kalıcı ve doğru tevhidi öğretir.

Akıl

Akıl; batını yani içsel peygamber olarak fıtrattır, imtihandır, varoluştur, yaratışın hikmet ve kudretidir, anlama ve sonuç çıkarma kabiliyetidir, meleklerden ve cinlerden ayrı bir varlık grubu olmanın gereğidir, yeryüzüne ve cennetlere varis olabilmenin kaçınılmaz bir şartıdır, hesap ve sınavın olmazsa olmazıdır.

Akıl; ruh ve bedenin ortak paydası, zahiri peygamberi dinleyip anlayabilme yetisi, kainat ve bedendeki ayetleri görebilme kabiliyeti, Kur’an ile diğer ayetlerin birleştiricisi, iman ve tevhidin öğreticisi, şeytanı tanıtandır.

Akıl; güdülerden, reflekslerden, şartlandırmalardan, hatta hislerden çok farklı olarak idrak kabiliyeti, öğrenebilme kabiliyeti, doğru ve yanlışı ayırt edebilme hürriyet ve sorumluluğudur. yani akıl hem hürriyet hem vebal demektir.

Akıl; fıtrata, emanete layık olabilmenin şartı, dinen mükellefiyetin gereği ve sevap-günah işleme yetisinin vazgeçilmezidir. Akıl, kainatın boşuna yaratılmadığını anlamak, bu ellerin kime ait olduğunu bilmek, nasıl konuşabildiğimizi keşfetmek kabiliyetidir.

Akıl, Allah’ı, imanı ve dini bulabilmek için bahşedilmiş, insana ilahi bir lütuftur.

İman

İman; içten gelen, kalbi, samimi ve vicdani teslimiyet, doğruluk özlemi, tatmin ve teslimiyet hissi, acizliği kabul idrakidir. İman, yeryüzünün her yerinde, her yaratılanın tabi ve mecbur olduğu ilahi nizam, bu nizama duyulan sevgi ve sadakat, bu nizam istikametinde yaşama arzusudur.

İman, sevgi ve şefkatle, rahmet ve merhametle, gözyaşı ve huşuyla, ruh ve aklı buluşturmakla, yaşam öncesi ve sonrasını anlamakla, fıtrat ve misakı kabulle gelen cennet müjdeleri, cehennem korkularıdır.

İman, Allah’ı anlayabilmek, görüp hissedebilmek, sevmek, korkmak, tabi ve teslim olmak, dayanmak, sığınmak, veli edinmek, başkaca arayışlara girmemektir.

İman, fıtratı, sınavı, hesabı ve gaybı unutmamak, Kur’an ile bildirileni, berzah ötesini, vebali akıllardan çıkarmamaktır.

İman, dalgalarda, rüzgarda, balıkların pulunda, toprağın kokusunda Allah’ı bulmak, duygularda Allah’ın yüce kudretinin kırıntılarını hissedebilmek, hak ve adaletle sevinmek, eziyet ve zulümlerde göz yaşı dökmek, başkalarının acılarına da göz yaşı dökebilmektir.

İman, Allah için sevmek ve Allah için sevmemektir, şefkat ve merhamet umuduyla, bağışlanma dilemek, samiyetle sadece O’na yönelmek, sadece O’na güvenmektir.

İman, güneşin doğuşunda, ayın yükselişinde, yağmur yüklü bulutların oradan oraya sevk edilişinde saklı ilahi huzur ve mutluluktur.

Kur’an

Kur’an, vahyin kendisi, tamamı, sonu, noksansız olanı, Allah kelamı, rahmet ve sevgi lutfudur. Tüm şeref ve şan O’ndadır, hakikat ve hak O’ndadır, O, rahmet ve öğüttür.

Kur’an, ruhtur, bedendir, kainattır, imandır, İslam’dır, hayat ve hesaptır, zamanın öncesi ve sonrasıdır, sınavı hatırlatan, ahireti duyuran, yaşamın gayesini ezberletendir.

Kur’an, kötüyle iyiyi ayıran, helal ve haram arasına çizgi çeken, güzel ve çirkini tanıtandır, günahlara azap, sevaplara müjde verendir, herkese, her zamana, her coğrafyaya hitap eden, evrensel ve son olandır.

Kur’an, akıl ve imanla birlikte en büyük ayettir.

Diğer ayetlerin durumu

Tüm diğer ayetler bu üçüyle vardır ve bunlar yoksa diğerleri de yoktur. Çünkü akıl, Kur’an ve iman dinin, yaşamın, fıtratın ve sınavın kuvvet çarpanlarıdır. Zulümler, açlıklar, kanmalar, hırslar, hatalar, gafletler hep bu ayetler yok sayıldığı içindir. Sevgiler, merhametler, dost elleri, masum gözyaşları hep bu ayetler görülebildiği içindir.

Her yan ayetlerle doludur lakin görmek, duymak ve hissetmek için, sonuç çıkarıp çeki düzen vermek için, doğruyu seçip yönelebilmek için lazım olan daima akıl, iman ve Kur’an’dır.

Bunlara dost ve yakın olanlar, ahiret hesabında inşallah mutlu sonla karşılaşacak olanlar, bunlara düşman veya bunlardan habersiz olanlar fani hayatın servetleri ile yetinecek ama ahirette bedbahtlığa mahkum kalacak olanlardır.

Akıl, iman ve Kur’an sadece tevhidi öğreten değil, şirk dinini de tanıtan, şeytanı en büyük düşman gösterendir.

Bu ayetler, tüm zulümlere karşı iyiliğin nasıl hala ayakta durabildiğinin de cevabıdır.

Akıl, iman ve Kur’an, İslam’dır, hanifliktir, teslimiyet ve samimiyettir.

Bu ayetler, nefsi terbiyenin, imanı muhafazanın, yanlış yapmamanın ve kanmamanın, şeytana aldanmamanın, zulmetmemenin, hayırlarda yarışmanın baş öğretmenleridir. Bunlar, zikirdir, tefekkürdür, tevekküldür, sabır ve şükürdür. Bunlar, doğrulukta sebat, iyilikte gayret, dürüstlükte daim olmak arzusudur.

Bu ayetler, haramdan kaçınmanın, günahtan uzak durmanın, pisliğe batmamanın ilacı, çaresidir.

Bu ayetleri görebilmek, insan ve kul olabilmek, insana verilen kabiliyetlerin hakkını vermek, emanete sahip çıkmak, mirasçı kılındığımız cennetlere layık olabilmektir.

Bu ayetleri görebilmek ve onlarla dost olmak, diğer tüm ayetleri görmek, görebilmektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir