Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın indirdikleri
imanilmihali.com
Allah'ın indirdikleri

Allah’ın indirdikleri

Allah’ın indirdikleri

Yüce Allah, kelamı Kur’an’da kendi indirdikleri ile hükmedilmesini emreder ve aksini uygulayanları fasık, kafir ve zalim olarak tanımlar.

“ .. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide 5/44)

“ .. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” (Maide 5/45)

Allah’ın indirdiği en mukaddes vahiy elbette Kur’an’dır ve din de, yaşam ve ahiret de, ahlak ve amel ve niyet de, cennet ve cehennem de, tevhid ve şirk de hep O’ndadır. Kur’an bu haliyle bir öğüt, nimet, bereket kaynağı, rahmet, şan ve şereftir.

Kur’an din ve imana ait tüm meseleleri halletmiş değilse bunun sebebi Hz. Peygamberin yaşamı çerçevesinde ve sahabelerin soruları istikametinde yaşayan bir İslam ortaya koymak, zamana bağlı kalınmaksızın evrensel bir din yaratmak, kamuya ve örflere ve özellikle zamana ait meseleleri daha sonraya bırakmak sebebiyledir ki muhkem ayetler nassları teşkil ederken, müteşabih ayetler daha ziyade geleceği tasvir eder ve anlaşılmaları bu nedenle insanlığın tekabül derecesine bağlıdır.

Kıyamete dek sürecek İslam’ın on dört asır önce her şeyi, kıyamet anındaki ilme uygun izahı zaten manasız olurdu. Bunun yerine Kur’an, bazı şeylerin anlaşılmasını öteleyerek hem merakı uyandırmış hem ilgiyi arttırmış hem de zaman ötesi mucizesini hayata geçirmiştir.

Peki meseleler ayetlerde anılmıyorsa ne olacaktır? İlk cevap Hz. Peygamberin sünneti olacaktır ki O, dinin yaşayan örneği, Kur’an ahlakının misal insanıdır. O, vahiyden aldığı ilham ile ayetle emredilmeyenlere bir cevap verir ve doğrusunu Allah bilir diye bağlar ve ayetin gelmesini beklerdi.

Şimdi Peygamber de vefat ettiğine göre kıyamete dek süre içinde İslam alemi ne yapacaktır? Tabi ki Kur’an’ın gönderdiği adreslere bakacaktır ki bu adresler;

1. Kur’an (Kur’an kendisi de meseleleri evvela kendisine, diğer ayetlere, tefsirine, manalara, ilkelerine gönderir)

2. Akıl (Kast edilen akılla doğmak değil, atıl aklı işletmek ve Allah’ın sınırlarını idrak edebilmektir.)

3. Yaratılış kanunları (Sünnettullah ve kader)

4. Bilim

5. Maruf (Ortak insanlık değerleri)

Bu beş adres Kur’an’da ayet ile muhkem yani nass olarak belirtilmemiş meselelerin izahı için müracat noktalarıdır ki Hz. Peygamber bu listede Kur’an maddesi içindedir. Çünkü O vahiyle konuşur ve tüm öğrendikleri Kur’an iledir. O’nun zamanın örf ve kültürleri, kamu hakları dahi, veya kavimsel kabuller, cahiliye alışkanlıkları, ticari ve savaşla ilgili kural ve kaideler dahi din alanına girmediği için tasnif dışıdır ve din alanına girenler de Kur’an kaynaklı olduğundan Kur’an ile aynı satırda izah edilmiştir.

Akıl, pasif halde duran veya güdüsel ve temel ihtiyaçlar dışında kullanılmayan akıl değil bilakis işletilen, Allah’ı, imanı, dini bulabilen, meselelere Kur’ani çözüm bulabilen akıl kast edilmektedir ki Allah aklını işletmeyenler üzerine pislik atar ayeti bunun delilidir.

Yaratılış kanunları sünnetullah veya kader denilen ahenk, düzen, ilim, kudret, denge ve kurallardır. yani su ısıtılınca buharlaşır, demir ısıtılınca kızarır ve yumuşar, kömür yanınca ısı verir, su aşağı doğru akar, manyetik akım kuzeyi gösterir gibi kural ve kaideler her ebatta Allah’ın yaratılışla beraber emrettiği değişmezlerdir. Bilim bunları anlamak sürecidir. Bu yüzden icat diye bir şey yok ancak keşif vardır. Kader ise ölçü ve süre demektir ki ecel manasında da kullanılmıştır.

Bilim, aklın ve sünnetullahın sonucu olarak insanlığın kat ettiği mesafenin o andaki adıdır. Doğrudur veya değildir ama o an için makbuldür. Ayet işte o anki kabule adres verir ve bilimle ispatlanmayı diler. Araştırmayla anlaşılır hale gelecek ayetlerde de adres bilimdir. Söz gelimi iki denizin suyu birleşir, biri soğuk ve tuzsuz, dieri sıcak ve tuzlu ayeti ile nerenin kast edildiğini arayıp bulmak bilimin konusudur. Keza uzayın sınırları, dünyanın ekseni, şekli, dönme hızı vs. hep bilimin konusudur ve Kur’an bilim kitabı olmadığı için bu konuda bizzat insanları görevlendirir.

Maruf, ortak insanlık değerleridir ki Kur’an, ayet ile bildirilmiş bir nizam yok ise kavimsel değil lakin mutlak ahlaka ve eşitliğe denk düşen ortak değerlerin tatbik edilmesini ister. Bunalr ise, insan haklarına saygı, eşitlik, özgürlük, adalet, hakkaniyet, serbestlik gibi yüce değerlerdir ki aşırısı ve zararlısı, başkalarını rahatsız edeni, kamuyu zorlayanı her durumda yasaktır.

Bunlardan anlaşılacak olan o dur ki;

İslam’ın gayesi huzur, barış ve esenliktir. Bunun nasıl ve ne şekilde gerçekleşeceği ise ayetle emredilmemiştir. Burada devreye önce Kur’an’ın diğer ayetleri, sonra akıl, sonra sünnetullah, sonra bilim ve nihayet insanlık değerleri girecek, doğru cevap hepsiyle veya en azından birisiyle bulunacaktır.

Keza, şirk, bu hal üzere ölmekle afsızlığa mahkum bir illettir. Lakin açık şirk değil ama gizli şirk muammadır. Bu muammanın çözülmesi bu adreslere havale edilmiştir.

Anlaşılan insanlık kıyamete kadar ayetlerin manasının tümüne hakim olmaktan uzaktır. Peygamberlerle, ilim ve iman sahiplerinin ayıcalıklı olduğu bu konu, sadece Kur’an ile çözülecek bir mesele olarak da görünmemektedir.

Adreslerin iki tanesinin, maruf dahi bir sosyal bilim olduğu için üç tanesinin, tabiat ve yaratılış kanunlarını anlamak dahi bilimle alakalı olduğu için dördünün akıl ve bilim ile ilgili olması ise Kur’an ile aklı aynı paralele koyar ki akıl batıni komutan ve peygamber olarak zahiri peygamberin anlaşılması için dahi şart olandır.

Akıl olmadan din olmaz, olsa da mesuliyet ve sınav olmaz. O halde vahiy kadar mühim mesele aklı kullanmak, işletmektir.

Kur’an işte bunu emreder ki beşeri meselelerin tamamının vahiyle çözülmesi mümkün değildir. Din yol gösterir ve istikamet belirler, bu anda akıl devreye girmeli, bilim, sağduyu, örnekleme, araştırma, ders ve mana çıkarma yoluyla doğruya en yakın zamansal çözüm üretebilmelidir. Bu doğru zaman ötesi ve mutlak doğru olmayacaktır ama o an için bulunabilecek en iyi cevaptır. Niyetler de sahih olursa bu cevap kulu yanlış yapmaktan koruyacaktır.

Akıl devre dışı bırakılır, adresler iptal olursa mektuplar geri dönecek, cevaplar tahmine dayanacak ve çoğu yanlış çıkacaktır. Allah’ın kainat ve bedendeki ayetlerini okumak ancak akıl ile mümkündür ki tümü Allah’ı işaret eder.

Müteşabih ayetlerin ardına takılarak, aklı inkar ederek, fal bakmak din adına yapılacak en büyük kötülüklerdendir çünkü Allah o ayetin anlaşılmasını bu zaman için uygun bulmamış demektir ve insanlık o ayeti ısrarla ve inatla anlamaya teşebbüs ederse muhakkak yanlışa meyledecektir. Dahası müteşabih ayetler ile adeta fal bakmak ve dine beşeri birşeyler katmak ise Rahmani değil şeytani bir dokunuştur ve vebali büyüktür.

O halde Kur’an öncelikli olmak üzere sünnet vahye dayalı olmaları hasabiyle din adına ilk müracat noktasıdır ve anlaşılmayan hususların ilk müracat noktası da yine bunlardır, başka satırdakilerdir.

Akıl, bilim, insanlık değerleri ve tabiatın kendisi birer adrestir ve doğru cevaplar ayetlerde ve diğer ayetlerde de yoksa buralara müracat edilmelidir.

Allah’ın indirdiği sadece Kur’an değildir. Sonsuz ilim, kudret, mülk sahibi Yüce Allah’ın yaratışını inkar etmekle eş anlamlı olan bu kabul, haksızlıktır, cahillik ve gaflettir.

Kur’an’a tabi olmayanları devre dışı bırakan bu kabul öylesine kötü ve yanlıştır ki kafirlerin (!) keşiflerinden, makinelerinden, yazdıkları kitaplardan, üzerinde anlaştıkları ortak insanlık değerlerinden, erdikleri bilim seviyesinden mahrum bırakır ve İslam’ın bugünkü acınası hali tam da bu nedenledir.

Oysa Kur’an’a göre bilimin gavuru, müslümanı olmaz. Sanatın, sporun, keşfin, bilimin İslamisi olmaz. Olsa olsa o buluşun İslam dinine uyarlanması olur ki bu anda kelime “İslami” değil “İslama uyarlanmış” olabilir. Bilimin İslamisi olursa Gavursalı da olur ki tüm bilim Allah’ındır. Tüm ilimler çok önceden yaratılmış, asıl ilim sahibinin emrinde zamanını beklemektedir.

Ümmetler halinde yaratılan insanlık müslüman olmayabilir ama hepsi Allah’In ilmi ve kudreti istikametinde yaşamak zorundadır ve tamamı Kur’an ile hesaba çekilecektir.

O halde aklın verileri, vahyin verileri gibi dinin sadece birisine mal edilemez. Akıl uluslararasıdır, yaşa, cinse, tene, lisana göre değişmez.

Aklın verilerini kullananlar için Kur’an’da ilahi bir bilimsel veridir, katsayıdır, normdur, kaynaktır, belgedir. Akıl, Kur’an’a müracat etmek zorundadır ve batı ülkelerindeki çoğu bilim insanı daha okuldayken bilimin sınırlarını anlamak adına Kur’an’a mutlaka müracat etmiştir hatta çoğu batılı bilim adamı, Kur’an’da okuduklarını gerçek hayatta bulup İslam’a geçmiştir.

“Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.” (Nisa 4/166)

O halde aklın ve vahyin verileri kardeştir ve Allah’ın indirdiği sadece Kur’an değildir.

O, ilmi ve kudreti ile ahengi, dengeyi, ölçü ve nizamı, insanlığı, hoşgörüyü, şefkat ve sevgiyi de yaratmıştır. O, yıldızları dizerken, dünyayı yuvarlaklaştırmış, gezegenler arası mesafe ve yörüngeleri santim hatasız hesaplamış, yağmuru ve suyun şekillerini ilmiyle tayin etmiştir. O, aynı zamanda Kur’an’ı vahyedendir. Demek ki tüm kudretin kaynağı tektir ve tamamı aynı Allah’ın indirdiğidir.

O halde vahyi ve aklı doğruda buluşturmak tüm insanlığın ilk ve en mühim meselesidir.

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?” (Bakara 2/170)

“Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman, “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?” (Lokman 31/21)

Bu ayetlerde gösterir ki Kur’an’a uymayanlar, Kur’an’ın gösterdiği adresleri de inkarla tam bir sapıklık içerisinde eski zamanlara çakılı kalmışlardır. Bu da Kur’an’ı cahiliye arabistanına mahkum etmektir ki bunun adı muhafazarlıktır, yobazlıktır. Ata kabullerinin mazeret olarak ileri sürülmesi ise işi sırf günah olmaktan çıkarır ve şirk denizine mahkum eder.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yeis caiz değildir

Yeis caiz değildir

Yeis caiz değildir Yeis, ümitsizlikle gelen karamsarlık olarak tarif edilir ve iç karartan, çalışma arzusunu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir