Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın kainattaki ayetleri
imanilmihali.com
Allah'ın kainattaki ayetleri

Allah’ın kainattaki ayetleri

Allah’ın kainattaki ayetleri Kur’an ve beden kitaplarındaki ayetler kadar mühimdir. Kainata, tabiata, çevreye sadece bir değişim, evrim veya bilimsel gerçek diye bakan zavallıların ahirette karşılaşacakları muazzam manzara maalesef öğretici ama azap dolu olacaktır.

Allah’ın kainattaki ayetleri

Kainattaki harikuladeliği ve ilmi ve kudreti anlayabilmek için Rahman suresi başlıca kaynaktır ki kainatın ve yaratılışın muhteşem ayetleri oradadır.

Bismillahirrahmanirrahim

1,2. Rahmân, Kur’an’ı öğretti.
3. İnsanı yarattı.
4. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.
5. Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
6. Otlar ve ağaçlar (Allah’a) boyun eğerler.
7. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
10. Allah, yeri yaratıklar için var etti.
11. Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
12. Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.
14. Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
15. “Cin”i de yalın bir ateşten yarattı.
17. O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
19. (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
20. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
22. O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
24. Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.
29. Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır.
31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
35. Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?)
39. İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
41. Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
43. İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir.
44. Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler.
46. Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
48. İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengârenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
50. İçlerinde akan iki pınar vardır.
52. İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
54. Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.
56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
58. Onlar sanki yakut ve mercandır.
62. Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
64. O iki cennet koyu yeşil renktedir.
66. İçlerinde kaynayan iki pınar vardır.
68. İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
70. Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
72. Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
76. Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).
78. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.

Yaratılışın harikulade kudreti ve azameti, sırası, ahengini içeren bu ayetler incelenecek olursa; Kur’an’ın insan yaratılmadan önce Adem (as)’a (belki de daha önce) öğretildiği, insanın sonra bir ilim ile yaratıldığı, yaratılışın balçık gibi bir çamurdan olduğu, beyanın yani düşünüp ifade etmenin öğretildiği, yeryüzünün yaratıklar için var edildiği, cinlerin de dumansız, yalın bir ateşten yaratıldığı görülecek ve insan ilim ve güce tabi bir şekilde boyun bükecektir.

Surenin devamında ise kainata ilişkin bahis geçmekte ve güneşle ayın belli bir hesaba göre hareket ettiği (yörüngelerinin olduğu ve hareket ettikleri) (dünyanın yörüngesinden bahsedilmediği ! ), göğün direksiz olarak insanın yaratılışından da zor bir şekilde yükseltildiği, iki doğu ve iki batı olduğu (kast edileni Allah bilir ancak bu cennetlerdeki yönler olabileceği gibi kıyamete yakın zamandaki alametlerden biri olan mucize ile de alakalı olabilir),

Keza farklı denizlerin karışmasını engelleyen ilmin Allah’a ait olduğu, su üzerindeki gemilerin bu ilahi emir ve ilim sayesinde yüzebildiği, Yüce Allah’ın yarattıklarına ait her an yeni bir iş ve oluşta olduğu, yakın gök diye tabir edilen (atmosferden 1200 mil uzaklığa kadar) semadan daha uzaklara insanlı olarak gidebilmenin (Allah dilemedikçe) imkansızlığı (bu arada aya inildi yalanının da ifşası) buyurulmaktadır.

Yeryüzündeki otlar ve ağaçların bu ilahi kudrete boyun eğdiği (tesbih ettiği), yeryüzündeki ot, ağaç ve bitkilerin varlıklar için ve muazzam bir sanat ile var edildiği ifade edilirken yaşam için lazım gelen her türlü alt yaratılışın çok ince bir planlama ve icra ile var edildiği anlatılmaktadır.

Ayet aralarında ise tüm bu mucizevi ayetlerin insanlara Allah’ı ispat eder halde olduğu ve inanmamakta direnenlerin acı sonla muhatap olacakları ikazı yer almaktadır. Bu ikazın akabinde de ahiret yurdunun halleri izah edilmekte ve cennetler ile cehennemlerden bahsolunarak buraların muhataplarına göndermeler yapılmaktadır.

Tek başına bu sure bile insanlara Yüce ve Tek bir Yaratıcıyı ispata yeter. Öyle ki yalanlayanların hali ahiret yurdunda çok vahim olacak, orada inanmayanlara ve günahkarlara günahları sorulmayacaktır bile. Bu sürekli izlendiğimizin ve yaptığımız her hareketin kaydedildiğinin de ispatıdır.

O halde bu ayetleri görmek ve iman ve tevbe ile Yaratan’a sığınmak lazım gelendir.

Kainattaki ayetler tabiki bu kadar değildir. Gece ile gündüzün sıra ile ve aksamadan yer değiştirmesi, aydınlık ve karanlığın halleri, yağmur yüklü bulutların emredilen yere tonlarca buhar ve su ağırlığıyla akıp gitmesi, rüzgarların rahmet dolu bu bulutları istenen yere taşıması, su dolu bulutların bir şimşek ile aydınlanıp elektriklenmesi ve yağmur şeklinde yere düşmesinde sayısız ayet vardır. (Tüm bunlar fiziksel ve bilimsel izahtan öte ilahi kudret ve ilim gereğidir. Burada sanılanın aksine yağmur çemberi diye okullarda çocuklara öğretilenlerden çok daha fazla ilahi mucize vardır.)

Kainattaki tüm varlıkların birbirine çarpmadan muazzam bir hız ve sefer ile yüzmesi, her birinin yaşamsal mesafe ve yapılarının ayarlanmış olması, uzayın ve bilinmezlerle dolu karanlık çukurların anatomisi, gecenin insanlara dinlenme için gündüzün çalışma için düzenlenmiş olması, tüm mevsim, gün ve ayların bu hareketlere bağlı olarak değişmesi, değişen mevsimlerle toprak ve hava şartlarının değişmesi, değişen hava şartlarıyla ekinlerin boy gösterip, serpilip sonra ölmesi muazzam ahengin ispatı olduğu kadar ölümün ve sonrasının da delilidir.

Göz ve kulakların bu muazzam eserin bir kısmını görebiliyor ve duyabiliyor olması hatta insanlığın belli bir mesafeden sonrası hakkında tahminde bile bulunamıyor olması oralardaki muazzam ilmin ve kudretin var olmadığı anlamına gelmez. Bilakis bu görünemeyen yerlerdeki oluşumların insan eliyle veya başkaca yaratılmışlarca icat edilemeyeceğinin de kanıtıdır.

Tüm kainattaki bu muazzam ilim ve ahengin bir başka mesajı da hepsinin tek bir elden yaratıldığıdır. Tamamının aynı ilimle yaratılmış olması, tamamının en temel hücrelerinde aynı atomların bulunması, kainatın tüm yapı maddelerinin içerisinde büyük oranda su olması, birinin diğerine yakınlaşmaması veya uzaklaşmaması, tümünün görünen hiçbir taşıyıcı olmadan havada (boşlukta) asılı duruyor olması ve kendi ekseninde hızla döndüğünü farz ettiğimiz gezegen ve yıldızların parça veya bütünlerinin fezaya savrulmaması, tümünün yıldızlara ve güneşe olan uzaklıklarının sabit kalması hep Allah’ın ayetlerindendir.

Sanılan ve zikredilenin aksine inancımız odur ki yaşam sadece dünya denen bu hanededir ve diğer tüm kainat unsurları bir perde veya sahne olarak dünya yaşamını desteklemek içindir. Gece, gündüz, aydınlık ve karanlık bu yüzden bir oluşum değil, varlıktır, yaratılmışlardır. Bu kelime iyi telaffuz edielcek olursa bir sonuç değil bir varlık oldukları daha iyi anlaşılır ve yine sanılanın aksine kainat denilen uçsuz bucaksız alemde sadece bu dünyada görülen yaşam bir tesadüf değil, bilinçli ve maksatlı bir gaye içindir. Bu gaye ise dünya sınavıdır.

Dünyanın fani olduğu ve içindeki herşeyle birlikte bir gün yok olacağını buyuran Allah, kainat için aynısını söylememektedir. Lakin anlaşılan odur ki dünya için var edilen bu eserler de dünya ile birlikte yok olacak ve şu an görünmeyen berzah ötesi alemin çok daha muazzam seması ortaya çıkacaktır.

Çıkacaktır çünkü cennet tasvirlerinde mevsimlerin sıcaklığı, sular, gölgeler, serinlik hissi ile alakalı ayetler bize gösterir ki ahiret yurdunun mevsimsel gerçekleri çok daha uygun ve daha az zahmetli olacak, sel, fırtına gibi felaketler orada olmayacak, yakıcı veya dondurucu soğuklar (cehennem hariç) yaşanmayacaktır. Cehennem şartlarının cennetlerden daha farklı olması ise belki yöresel belki daha genel itibarıyla farklı mekanlardan bahis konusu yapılabilir yani cennet ve cehennem aynı mekanda bulunmayabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Ahiret yurdunun ve gaybın müteşabih ayetlerini bir kenara bırakırsak alemin her tarafının meleklerle dolu ve herbirinin de Allah’ı tesbih eder halde olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Şu anki dünya semasının bile kuşlarla ve bulutlarla kaplı ve her birinin Allah’ı tesbih eder halde olduklarını bilmek kul kalplerindeki imanı artıracaktır.

Taşların Allah korkusuyla yuvarlandığını, dağların yürütüldüğünü, ağaçların her dakika tesbih eder halde olduklarını buyuran ayetlerden anlaşılıyor ki tüm bilinçsiz dediğimiz varlıkların bile (insan kadar olmasa bile) duyusu, idraki, görevi ve yetenekleri vardır. kaldı ki Allah balarısına vahyetmiş ve bunu ayetinde buyurmuştur. Daha hayvan ve bitki vardır ki gün boyu sallanır, sesler çıkarır, eğilir, bükülür, yüzünü döner, boynunu büker. Bunların sadece rüzgar veya su etkisiyle olduğunu söylemek imana ters düşmek, ilahi kudret ve ilmi reddetmektir.

Suyun, havanın taşıma gücüyle alakalı ilahi emirler yerine bilimsel olarak bunların kaldırma kuvvetinden bahsetmek ise insanları kandırmaktan öte bir şey değildir. Aynı oyun gel-git olayında da yaşanmakta ve insanlara ayın çekim kuvveti nedeniyle (!) denizlerin kabarıp alçaldığı yalanı dayatılmaktadır. Oysa çekim gücü dünyanın üçte biri olan ayın hem de 200.000 mil öteden denizleri nasıl çekebildiğinin ve denizleri çekebiliyorken büyük gölleri neden çekemediğinin cevabı yoktur.

İşte burada da israiliyat devreye girmekte, ilahi emir ve ayetlerin önüne duvar örmeye çalışmaktadır ki imanlı kalpler bilime ve nefse uysunlar da muhteşem berraklıktaki ve güzellikteki ayetleri göremesinler.

Oysa kainat bas bas bağırmaktadır ki bir aynı anda, aynı yere, aynı şekilde dikilen tohumlardan farklı renkte çiçeklerin çıkıyor olması, yaprakların her birinin binlerce ton ama aynı renkte olması, çekirdeğin ancak zamanı gelince ve su ile temas edince çatlaması, bir ufak çekirdekten kütlesinin milyonlarca katı devasa ağaçların oluşması hep bu ilahi kudret ve ilim iledir.

Şifa açısından herbir ağacın, bitkinin, yaprak, meyve veya kabuğun sayısız hikmet taşıması keza bir ayettir. Tüm bu tabiattaki milyonlarca tür ve milyarlarca yaratığın tamamının aç kalmadan, birbirini (aynı cins) öldürmeden yaşayabiliyor olması muazzam ilmin kudreti sayesindedir. İnsan dışında hiçbir varlığın zulmetmemesi, zevk için öldürmemesi, hemcinsiyle kavga etse de asla cana kıymaması ayrıca ayetlerdir.

Allah’ın ilim ve kudretini anlatmaya denizler mürekkep olsa yetmeyecektir elbette lakin burada son söz olarak vurgulamakta yarar vardır ki gözler ve kulaklar Rabbimizin dilemesiyle kapanır veya açılır. Bu yüzden tüm bu şahaserliği görebilmek ve ayetlerde Yüce Allah’ı görebilmek, Allah’In bizlere bahşettiği bir lütuftur. Bu lutfa erişebilmek içinde tüm kullar dua ve tevbe ile kalpten Rabbine yönelmelidir.

Kainata, tabiata, çevreye sadece bir değişim, evrim veya bilimsel gerçek diye bakan zavallıların ahirette karşılaşacakları muazzam manzara maalesef öğretici ama azap dolu olacaktır. Burada yazılanlar asla bilimi inkar değildir. Çünkü akıl ve din insana Allah’ı bulabilmesi için bahşedilmiştir. Bu yüzden öğrenmek hevesi, bilimsel izahlar asla yadırganamaz ve teşvik edilmelidir. Ama tüm bu izahlar dine ve ilahi güce aykırı olmamalı, var olan ilmin izahından öte gitmemeli, herşeyi ve belli bir maksat için var eden Yüce Allah’In kudret ve ilim sınırlarına girilmemeli, yaratılışa şükür duymak yerine asla başkaca ilahlar yaratıp ilahi kudrete ortaklar atamamalıdır.

Mertafizik veya hangi adla olursa olsun akılcılık diye tutturulan görmeden/ispatlanmadan inanmama eğilimi yahudi oyunundan öte bir şey değildir. Çünkü insanlığın halen bilebildikleri var olan ilmin katrilyonda biri kadardır ve bugün doğru olan bilgi yarın tartışılır hale gelmektedir. Oysa ilahi ilim sanatı, kudreti ve ahengiyle yüzyıllardır değişmeden durmakta ve milim hata olmaksızın devam etmektedir. O halde en başta bu sicile saygı duyulmalı ve bu kuvvetli referans kulları Allah’a yöneltmelidir.

Yüce Allah yaratışı en güzel biçimde yapan, devam ettiren, takip eden, onların akibetiyle alakalı dilediğini yapan, dilediği an hayatlarına son verendir. Tüm mülk ve hüküm O’nundur. Bu açıdan aciz akıl ve iradelerin ilahi iradeyi sorgulama ve baskın çıkmaya teşebbüs hakkı ve yetkisi yoktur. Bilim, ilmi açıklamaya çalışmaktan öte gitmemeli, bilim adamları insanlığa muhteşem ilahi ilmin sırlarını armağan etmeye çalışmalıdır.

Ötesi haddi aşmak, kandırmak, yalan söylemek ve insanları başkaca yaratıcı veya ortaklar fikrine alet etmektir ki bunun adı şirktir.

Şirk ise Allah’ın affetmeyeceği tek suçtur.

Rabbim bizleri kainattaki ayetlerini görebilen kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu sözü ayetlerin izahı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir