Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın rızası ve Allah’a rıza
imanilmihali.com
Allah’ın rızası ve Allah’a rıza

Allah’ın rızası ve Allah’a rıza

Allah’ın rızası ve Allah’a rıza

Rıza göstermek veya razı olmak, gönülden istemek, hoşnutlukla kabul etmek, onaylamak, uymak, makbul kılmaktır. Rıza gösterene ise razı olan denir.

Allah rızası (Allah’ın rızası) tüm yaşamın ve sınavın tam merkezindeki ana gayedir ve yapılan tüm ameller ve üretilen tüm niyetler bu gayeye ermek içindir. O kadar ki yapılan iyilikler, harcanan servetler, cihat yoluna konan can ve mallar, zekat verilen paralar sadece ve sadece Allah rızasına ermek içindir ve öyle de olmalıdır. Çünkü beklenmesi gereken tek karşılık Allah rızasıdır. Şayet bir güzel söz, iş veya niyet için başkaca birilerinden bir beklenti varsa veya bir karşılık alınıyorsa o iyilik yerini bulmuş, mükafatına ermiş olacağından artık Allah rızasına hizmet etmekten uzaktır.

Dünya hayatının tüm oyun ve eğlenceleri bu nedenle nafiledir, asıl olan dünya ve ahirette sadece Allah’ın merhametle gelen rızasına mazhar olabilmektir.

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Hadid 57/20)

Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!” (Al-i İmran 3/162)

Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/265)

Yüce Allah’ın bu dünya yaşamı için en büyük rızası kullarının sadece kendisine ve tam teslimiyetle tabi olması, şeytanlara ve dünya süslerine kanmadan, nefislere aldanmadan imana ve Kur’an’a sarılması, buna göre yaşayıp ölmesidir.

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.” (Tevbe 9/32)

Bu rıza istikametinde yaşayabilenler için Yüce Allah’ın vaadi cennetler, esenlik yurtları ve en mühimi Allah’ın rızasıdır.

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Al-i İmran 3/15)

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)

“Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.” (Ra’d 13/22)

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara 2/207)

Ahiret hayatından beklentisi olmayan ve Allah’ın rızasını aramak yerine dünya süslerine razı olanların ise varacağı yer ateştir.

“Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

“Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler, onlara izin verilmez.” (Fussilet 41/24)

“Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur. Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.” (Casiye 45/34,35)

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28)

Allah kullarına yardım eden, merhametle yol gösteren, imkânlar yaratan, kabiliyetler veren, hidayet isteyene hidayet ama azgınlık isteyene de azgınlık nasip edendir.

“Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 5/16)

“Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Tevbe 9/109)

Ve şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullarının, verilen izin nispetinde ve yine sadece Allah’ın razı olduğu kullarının hakkıdır.

“O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha 20/109)

“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya 21/28)

Tüm bu ayet ve izahların özeti ise şudur;

Dünya yaşamında ve ahiret yurdunda kazanılması fayda sağlayacak tek şey Yüce Allah’ın rızasıdır ve bunun için evvela Allah’ın verdiklerine, vermediklerine, nasip ettiklerine, emrettiklerine, sakındırdıklarına rıza göstermektir.

Yani kul Allah’ın rızasına ermek için evvela Allah’tan razı olmalıdır.

“Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)

Ayette buyrulduğu gibi Yüce Allah, imana muhtaç olan değildir. İmana muhtaç olan insandır. Allah iman edenlerden razıdır ve cennetler sadece iman sahipleri içindir. Yüce Allah küfre, inkara, münafıklık ve müşrikliğe ise asla razı olmaz.

O halde Allah’ın verdiklerine razı olmanın cümleten özeti iman etmek, inanmak, güvenmek ve sadece Allah’a teslim olmaktır ki bunun adı zaten tevhid’dir. Allah’tan razı olmanın iki yönü ise bollukta şükür ve yoklukta sabırdır ki gerçek iman bu iki halde ortaya çıkar.

Kimse kimsenin günahını üstlenemeyeceğine göre de akıl ve ruh sahibi insanın yapması gereken Allah’a geri dönüleceğini bilerek, hesap gününün dehşetini unutmadan, hiçbir şeyin Allah’tan saklı kalmayacağını daima hatırlayarak imanla dosdoğru yaşamaktır.

Dinin en güzeli, mükafatların en değerlisi, imanın zirvesi, tevhidin dorukları nefislerin Allah’ın verdiklerine rıza göstermesi ve Allah’ın o kuldan razı olmasıdır. Bu sayede hem dünyada huzur ve mutluluk yakalanacak hem ahiret için faydalı şeyler yapılmış olacaktır ki Yüce Allah kendisi yolunda çırpınan bu kullarının inşallah küçük günah ve kusurlarını örtecek ve şefaati ve mağfireti ile affederek cennetlerine koyacaktır.

 “Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.” (Maide 5/119)

 “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/100)

“Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.” (Beyyine 98/8)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Mücadele 58/22)

O halde Allah’ın rızasına mazhar olabilmek için yaşamak, Allah’tan razı yaşamaya bağlıdır ve Allah’ın verdiklerine şükür ve sabırla sebat edenler için inşallah Allah’ın rızası nasip olacak ve onlar için korku olmayacaktır.

“(Allah, şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! (İyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” (Fecr 89/27-30)

Ayetin işaretine bir daha bakılacak olursa cennetin de sadece Allah’a razı ve Allah rızasına mazhar olanlar için olduğu anlaşılacaktır.

Bu dünyada Allah rızasını aramak yerine, birilerinin veya şeytanların veya nefislerinin rızası peşinde koşanların ise kayıpları sadece iç huzur ve mutlulukları değil aynı zamanda Allah’ın rızasıdır ki bu kaybın telafisi yoktur.

Hakikat alemi ecelle birlikte ayan beyan ortaya çıkacak ve kul berzah ötesine geçtiğinde dünyada (haşa) hafife aldığı o rızanın ne kadar değerli olduğunu anlayacaktır ama o zaman vakit çok geç olacaktır.

Demek ki lazım olan dünyayı bir süs ve oyundan ibaret görerek, şeytan ve nefsin fısıltılarına imanla karşı koyarak salih ve selim yaşamak, her iş, niyet ve düşüncede Allah’ın rızasından başkaca hedef gözetmemektir.

Bu hal üzere yaşamlar zaten tevazuyu, temiz ve doğruyu, kardeşlik ve barışı, paylaşma ve iyiliği esas alacağından kalpleri yumuşayacak, akıl ve kalpleri daha fazla iyilik yapmak için gayret edecektir. Keza bu haldekiler, karşılık beklemeden yapacakları salih işlerle yeryüzüne de huzur ve barış getireceklerdir.

Dünyada bugün yaşanan tüm çirkinlik ve ahlaksızlıkların temelinde işte bu rızadan habersiz veya bu rızayı aramamak gafleti vardır.

Yüce Allah ise kendisine terbiye edilmiş nefislerle yönelenlerin dualarına cevap vererek inşallah nefisleri temizleyecek, bu temiz nefisler imanla Allah’a yönelirken, şeytanın darbelerinden de korunacaktır.

Neticede esenlik ve kurtuluş sadece iman sahiplerine, sadece Allah’tan razı olmuş ve Allah rızasına ermiş nefis sahiplerine nasip olacaktır.

O halde dünyevi çıkarlar, makam ve mevkiler uğruna, yalan ve hilelerle, tuzak ve yalanlarla başkaca rızalar peşinde koşmanın bir anlamı var mıdır? Ayetlerin beyanı ortadayken bu şirk kokulu gayretlerin imanla alakası var mıdır? Nefis ve şeytanların oyuncağı durumundakilerin bir an önce tevbe ederek hakikate ve Hakk’a yönelmesi gerekmez mi?

İman ettiğini söyleyen milyarlarca Müslümanın artık ve bir an önce imanın gereğini yapması şart ve farz değil mi?

Dünya fani, hesap çetin, azap fenadır.

Kur’an ise gözler önünde, anlaşılarak okunmayı ve kendisine uyulmayı beklemektedir. Bu anlamda gerçek ve mutlak olan sadece Kur’an’dadır.

Şeytanlar ise hala fitne ve fesadı, hile ve tuzağı fısıldamakta, yalan ve iftiralar ile gerçeği örtmeye çalışmaktadır.

Son söz; Hak’ka direnmek, Hakk’a direnmektir. İlahi radeye rıza tevekküldendir ve tevekkül imandandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir