Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın vaadi
imanilmihali.com

Allah’ın vaadi

İnternet ortamında Allah’ın vaadi haktır şeklinde bir taratma yaparsanız, Hz. Peygamberin zafer ve ganimetle sonuçlanan cihadlarına ulaşır, cennet ve cehennem vaadiyle, en fazla İblisin ahdiyle karşılaşırsınız. Çok ötelerde öngörülen gayenin ise maalesef taraflı olarak hilafet ve dünya devleti gibi varsayıldığı görülür. Oysa bunlar eksiktir, yetersizdir. Konu bu kadar sığ değil, gaye devlet veya hilafet hiç değildir…

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

Yüce Allah kutsal kelamı Kur’an’ın pek çok yerinde vaadinden bahseder, gerçek olduğunu bildirir ve hak olarak yaşanacağına dair yemin eder. Hitabı tüm insanlığadır. Son ve tamam olan İslam’ın Allah’ın dinini tamamladığına ve kıyamete dek insanlığın tek dininin İslam olduğuna en kuvvetli delillerden biri bu sesleniştir. Hitapta daha nice sırlar saklıdır. Dünya hayatının fani olduğu, kadınlar, mallar, evlatlar ve şehvetlerle süslendiği, bunlara aşırı meyletmenin doğru yoldan uzaklaştıracağı manalar arasındadır. Keza şeytanın aldatıcı bir düşman olduğu, aldatırken dini kullanacağı net olarak buyrulur. En nihayet, Allah ile aldatma tabiri burada açıkça ifade edilir. Bunca manayı tek bir cümlede buyurabilen Kur’an’ın kul yazması olmadığına başkaca ispat aramaya gerek var mıdır?

Allah ile aldatma nedir o halde? Elbette Allah’ın vaadini geciktirmek ve bozmaya çalışmak, aksini dinleştirmektir. İşte iblisin ahdi, bu vaadin kalplere yerleşmesine ve taraftar bulmasına mani olmak yeminidir. Dikkat edilmesi gereken şey iblisin kaçınılmaz sonu değiştirmeye değil, insanı şüpheye düşürmeye çalıştığını anlamaktır. Kendi akıbeti de buna bağlıdır. Hakkında kesin olarak ebedi cehennem vadedildiği için tek şansı kendisiyle beraber insanların da o kadere ortak olması ve güvenilmezliğinin Allah’a ispat edilmesidir ki belki ancak o şekilde cehennem cezası iptal edilecek veya azalacaktır. Çünkü onun da içinde sönmeyen bir pişmanlık ve cennet arzusu, bağışlanma dileği vardır.

Lakin insan o denli zalimdir ki kendisi şeytanlara kanmakla kalmamış, belki daha da beteri şeytanı kibirle büyüterek iyileşme umutlarını da yok etmiştir. Bu nedenle iblis tövbeye yanaşmamış, gittikçe büyüyen bir saplantıyla adeta ilahlık mertebesine kendisini layık görür olmuştur. Hakikat mahşerde anlaşıldığında İblis ve soyu ‘insanlar kendisinin ıslahına mani olduğu için’ haklı olarak insandan şikayetçi olacaktır. Bu kötüler için daha çok ve uzun cehennem ateşleri demektir. Buna bir de o zarar veya kötülükten mağdur olanların hakları eklenince cehennem asırlar sürecektir. Ölüp ölüp dirilinecek o yerde bir saniye kalmak bile fenayken, orada lanetlik ve merhametsizliğe mahkum halde uzun süreler geçirmek akıl karı değildir. Kur’an bu yüzden rahmettir ve kurtuluş her daim olasıdır. Yeter ki Kur’an ile ikinci doğum gerçekleşsin ve şeytanlar terk edilsin.

Ayetlere bakıldığında Yüce Allah’ın vaadi şöyle buyrulmaktadır;

Yeryüzüne Allah’ın salih kulları egemen olacak, tevhid galip gelecektir.

“Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü’minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.” (Fetih 48/20)

“Mü’minler, düşman birliklerini görünce, “İşte bu, Allah’ın ve Resûlünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir” dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.” (Ahzab 33/22)

“Allah, (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum 30/6)

“Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.” (Kasas 28/13)

“Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.” (Al-i İmran 3/152)

“(Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.” (Meryem 19/75)

Yeniden dirilme haktır, yaşanacaktır.

“Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.” (Enbiya 21/97)

“Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va’dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.” (Zartiyat 51/22,23)

“Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.” (Zariyat 51/1-6)

“Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.” (Ahkaf 46/17)

“İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.” (Sad 38/53)

“Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” (Yasin 36/52)

“En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar. Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.” (Enbiya 21/103,104)

“Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Nahl 16/38)

“Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.” (İsra 17/104)

“Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.” (Kehf 18/21)

İman edip salih amel işleyen kullar cennetlere gidecektir.

“Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslenir.” (A’raf 7/44)

“(Onlara şöyle denir:) “İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O’nun emrini gözeten için, görmediği hâlde sırf saygıdan dolayı Rahmân’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir.”(Kaf 50/32,33)

“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Fetih 48/29)

“Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Mü’min 40/8)

“Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va’dinden dönmez.” (Zümer 39/20)

“Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedî kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah, (bu konuda) gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Lokman 31/8,9)

“Ebedî olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin uhdesine aldığı, (yerine getirilmesi) istenen bir va’didir.” (Furkan 25/16)

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur 24/55)

“İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?” (Nisa 4/122)

“Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır” diye vaatte bulunmuştur.” (Maide 5/9)

“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/111)
Allah’ı veli edinemeyenlerin yurdu ise cehennem çukurlarıdır.

“Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?” (Kasas 28/61)

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe 9/68)

“Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.” (Yunus 10/4)

Şeytan en büyük düşmandır, aldatandır.

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

“ … De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!” (Hac 22/72)

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/268)

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Allah’ın vaadi gerçektir, gerçekleşecektir.

“Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.” (Yunus 10/55)

“Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın va’di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih et.” (Mü’min 40/55)

“Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.” (Mü’min 40/77)

“Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz.” (Casiye 45/32)

“Hâl böyle iken inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz? O günle gök (bile) yarılır, Allah’ın va’di gerçekleşir.” (Müzzemil 73/17,18)

“Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.” Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah’a mahsustur. Salih amel işleyenlerin mükâfatı ne güzelmiş!” (Zümer 39/73,74)

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Fatır 35/5)

“Sabret. Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.” (Rum 30/60)

“Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir” dedi.” (Kehf 18/98)

“Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” (Hud 11/45)

“Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va’di mutlaka gerçekleşecektir” derler.” (İsra 17/108)

“Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği

“Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.” (Meryem 19/60,61)

Ve Allah vaadinden dönmeyendir.

“Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va’dinden dönmez.” (Al-i İmran 3/9)

“Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” (Al-i İmran 3/194)

“Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac 22/47)

“Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.” (Rad 13/31)

O halde Yüce Allah’ın vaadini şöyle toparlamak gerekir;

Yüce Allah;

İman edip salih amel işleyen, misakına sadık kalan, kulluk ve ibadette Allah’a ortak tanımayan, ihsan ile özünü Allah’a teslim eden, Allah’a ve Peygamberine itaat eden, Allah’a ve dinine yardım eden, sabır ve şükürle doğru yoldan ayrılmayan, imanın tüm esaslarına (kendisine, kitap ve peygamberlerine, ahiretine (gaybına), meleklerine ve kadere) kalpten ve samimi inanıp güvenenleri, gayba ve ahirete kesin olarak inananları, zulmetmeyenleri, hak yemeyenleri, adaletsizlik yapmayanları, Allah yolunda hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar cihad eden, emanetine sahip çıkan, emanetleri ehline veren, adaletle hükmeden, namazı dosdoğru kılan, rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayan (infak eden) kullarını korku ve endişelerden arındırıp cennetleriyle müjdeleyeceğine,

İman edip salih amel işleyenleri dünyaya egemen kılacağına, kendi katından mağfiret ve bol nimet vereceğine, herkesin mal ve canla imtihan edileceğine, iyilikleri zayi etmeyeceğine, mükafatlarını tastamam vereceğine, iman eden ve sadece Allah’a güvenen kullar üzerinde şeytanın sultası olmayacağına, kalpten iman eden mü’minlere iki cihanda da dost olacağına, Allah yolunda hicret eden, yurtlarından çıkarılan, eziyet gören, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını örteceğine,

Tevhidi-fıtratı yeryüzüne yerleştireceğine, inkarcıları yenilgiye uğratacağına, inkarcılara dünya ve ahirette şiddetli azap edeceğine, zalim toplumları doğru yola iletmeyeceğine, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin ebediyen bu zalimler üzerine olacağına, Kur’an’ın nüzulünden itibaren başka din kabul etmeyeceğine,

Her nefsin, tüm yaratılanların öleceğine, kaçınılmaz kıyametin geleceğine, yeniden dirilmenin, hesap ve mizanın (müjde ve cezanın) hak olduğuna, sınavın ve hesabın zerrece haksızlık yapılmadan tamamlanacağına, Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) lütfundan verdiği nimetlerle rızıklandıracağına, hiçbir korku yaşatmayacağına ve üzülmeyeceklerine, işlenen hayırları karşılıksız bırakmayacağına, hesap sorucu olarak Allah’ın ve nefislerin yeteceğine, günahların büyüklerinden kaçınanların küçük günahlarını örteceğine,

Yerde ve gökte olan hiçbir şeyin kendisinden gizli kalamayacağına, nefsini arındıranların kurtuluşa ereceğine, iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler hariç diğer insanların ziyanda olduğuna, Hristiyanları, Hz. İsa’yı katleden Yahudilerden kıyamete dek üstün kılacağına,

Şeytana kıyamete yakın zamanlara dek süre, imkan ve ruhsat vereceğine, şeytana uyup, kötülüğü benimseyen, şirk koşup küfre dalan inkar ve isyancıları, kötü çığır açanları, bozgunculuk dileyenleri topluca cehenneme koyacağına, cehennemi dolduracağına, mü’minleri yakmak için hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanların (mü’minlere tuzak kuranların) lânetleneceğine,

Allah’a verdikleri söz ve yeminlerini az bir karşılığa değişenlerle ahirette konuşmayacağına, onlara bakmayacağına ve onları temizlemeyeceğine, mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay edenlerin dehşetli cehennemlere atılacağına, haddi aşarak ve zulmederek haksız yere malları gasp edenleri cehenneme atacağına,

İman ettikten sonra inkar eden ve inkarda aşırı gidenlerin tövbelerini kabul etmeyeceğine, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenlere büyük azap edeceğine, Kur’an’ın kafirlerin taşkınlık ve hırslarını artıracağına,

İman etmeyen, şeytanların davetine uyan, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alan, haksızlık ve adaletsizlik yapan, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, dinden dönen, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan, zulmeden, cehaletle kalan, fesat ve fitne üreten, peygamberleri ve günahsız kız çocuklarını öldüren, tâğûtları kendisine veli kılan, ekin ve nesli yok etmeğe çalışan, apaçık deliller geldikten sonra, tevhidden yan çizen, dünya süslerine aşırı meyleden, haram yiyen, cimrilik eden, günahın vebalinden çekinmeyen, Teslis’e inanan, farzları inkar eden, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan, nankörlük eden, inkarcıları dost edinen, kâfir olarak ölen, meşru sebep olmadan cana kıyan, doğal yaşamı ve çevreyi (tabiatı) talan eden, Allah’ın dininden başkasını arayan, eziyet veren, inkar eden ve ayetleri yalanlayan, bozan, saklayan şeytanlara cehennem çukurlarında azap edeceğine,

İçten tövbe (nasuh tövbe) edip durumlarını düzelten, sadece Allah’ın davetine uyan, O’nun emrini gözeten, görmediği gayba iman eden, Allah’a karşı gelmekten sakınan, Rahmân’ın cemalini seven ve celalinden korkan, Allah’tan ve hesap gününden şüphe etmeyen, harama ve namahreme uzanmayan, Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılan, Allah için seven ve Allah için buğzeden (sevmeyen), karamsarlığa düşmeden sadece O’na yönelmiş bir kalp ile ecele teslim olan, şefaati ancak Allah’tan uman, takvaya sarılan, aracılar üretmeyen, sevapları günahlarından fazla olan, Müslüman olarak ölen salih kullarını cennetlerle müjdeleyip, kurtuluşa erdireceğine,

İnsan ve cinlerden dilediğini bağışlayıp, dilediğine azap edeceğine dair ahdidir, vaadidir.

Bu vaad hak’tır, adildir, gerçektir, gerçekleşecektir. Ve Allah, imanımızı boşa çıkaracak değildir.

Bu dünyada sayısız acı ve zulümlere maruz kalınsa da doğruluktan ayrılmayanları bekleyen yeşil cennetler ve endişesiz yarınlardır. Allah’ın buna yemin etmiş olması bizler için en büyük güvence, bizleri ne denli sevdiğinin ispatıdır. En acısı ise şudur ki şeytanlara uyanlar Allah rızasından mahrum olacak, cennetsiz, korku ve endişeleri tükenmez haldeyken öksüz ve yetim kalacaklardır. Cennetlerdeki emsalsiz müjdelerden, bolluktan, belki Yüce Allah’ın gül Cemalinden mahrum olmak ne acıdır! Cehennem alevlerinde yanarken göremedikleri cenneti hayal etmenin verdiği ıstırabı, hataların pişmanlığını, yanlış yol gösterenlere duydukları kini, kendisini var eden Yaratan’a nankörlük etmiş olmanın mahcubiyetini ve hesap sorucu nefsin darlanmasını … hayal edebiliyor musunuz?

O cehennemlerde yanan şeytan ve ordusu Adem’i ve neslini kandırmış olmasına elbette pişman olacak, kendisine lanet okuyacak, tövbesiz bir hayat yaşadığı için perişan halde ölüp ölüp dirilecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’ın rızası

Tüm iyiliklerin, ibadetlerin, hayırların karşılığı, tüm duaların zirvesi Allah muradından, rızasından başka bir şey değildir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 + = 26