Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın Vaadine uygun yaşamak
imanilmihali.com

Allah’ın Vaadine uygun yaşamak

Dünya sınavının şu zamanki hali, tarlada havuç yetiştirmekten bir adım daha aktif olmayı gerektirmektedir. Çünkü global ölçekte kılıcını çoktan çekmiş olan şer cephesi kültürleri, maneviyatları, tarihsel değerleri, vatana dair sevgileri, efsaneleri nitekim sosyal manada ne varsa hepsini silmeye çalışmakta, duygusuz bir toplum üretmeye çalışmaktadır.

İlahi vahiy net ve açıktır. Çoğu zaman derin saklı manaları olsa da Kitab’ın müteşabih yanı var ama benzetme yanı yoktur. Küreselciler ve tüm siyonist şeytanlar ise komünist varlıklarını sürdürüp, gizemden güç bulmak adına sembollerle, mizansenlerle iş görür, kehanet ve çokbilmişliklerini harmanlayıp insanlıkla dalga geçer. Söz gelimi küreselcilerin göktaşı yağmuru ve asteroit ile kast ettiği bile çoğu zaman fiziki taşlar değil, gerçekleştirecekleri darbelerdir. Hatta göktaşı yağdırabilseler bile gizli (darbe) maksatları hep bakidir. Zorla değil tatlı dille kandırılan insana, tüm projelerinin insancıl yanını gösterir, kin kapısını kitli tutarlar. İnsana düşen ise bakmakla yetinmeyip görmeye çalışmaktır.

Yüzyıllarca süren emeklerinin hakkını vermemiz gereken şeytanlar, bugün medyayı ve eğitimi ele geçirmiş vaziyettedir. Yani toplum bilimleri hatta fen bilimleri adına, tarih ve kültür adına bize öğretilenler, onların bilmemizi istediği kapsam, ölçek ve mahiyettedir. Ekranda konuşan, gazetelerde manşet olan, kitaplarda referans verilen her şey ve herkes onlardandır. Yani gerçeğe ulaşmak bu tabloda hiç kolay değildir. Bu yüzden bilhassa genç tahsilli nesle bu gerçekleri anlatmak kolay değildir. Okulu, müfredatı, öğretmeni, kitabı ve hatta öğrenciyi bile kendisi seçen bu dikta erleri için kobay durumundaki bursluların (!) çizgi dışına çıkması da beklenemez. İş ve ticaret anlaşmalarında da usulleri kendilerinden olanlarla büyümek, diğerlerini bertaraf etmek olduğundan, sistemden olmayanların yaşama hakkı zaten yoktur. Dolayısıyla küresel ölçeğe çıkanlar hep aynı kesimdir ve diğerleri devleşseler bile yalnız ve yedeksizdir. Dolayısıyla rekabet güçleri de zayıftır.

İnsan mirası ilim ve bilimler bu halde olduğu için insana yetişme ve yetiştirme sürecinde farkındalık ve tedbir için üç şey kesin olarak lazımdır; gözlük, kalkan ve elek! Gözlük detayı görmek, satır aralarına saklı ifşaları bulabilmek için, kalkan zararlı saldırı ve telkinlerden, yosunlu algılardan kurtulmak için, elek doğru ve yanlış bilgiyi ayıklamak ve sadece doğru olanı almak içindir. Yani insanlığa düşen görev rastladığı doğallık dışılıkları, haber ve duyumları olduğu gibi almamak, beynin hakkını vererek analiz etmektir. Olayları kronolojik olarak ve haberlerde verildiği şekilde dizgilemek analiz, tahayyül değildir. Analiz; denileni değil, denmek isteneni yakalayabilmek, olayların birbiriyle alakasını ve ardında saklanan gerçek planı görebilmektir. Bunca bilgi kirliliği içerisinde küresel diktanın algı yağmuru nedeniyle analiz yapmak da zordur ve fakat imkansız değildir.

Gözlük, kalkan ve elek araç yapılabilirse ki bu araştırma ve gerçek bilgiye ulaşmakla mümkündür, teşhis ve dolayısıyla tedavi de mümkün olacaktır. Ama insanlık bunlardan yoksun olduğu için, tembellik ve korkaklığıyla, hala corona virüsle mücadele etmekte, ekonomisini kurtarmaya çalışmakta, gerideki oyunu göremediği için sonuç alamamaktadır.

Tahayyül, animasyon veya zihinsel canlandırma demektir. Yaşanacakları tasavvur etme, alternatiflerin iki üç adım ötesini görebilme yetisidir. Dünya sınavının veya ömrün müteakip süreçlerini tahayyül etmek, dünya kaderinin mesela on yıl sonrasını mantıkla hayal etmek bu kapsamdadır ve çoğu yanlışı baştan engelleyen bu muhakeme kulun her daim müracaat etmesi gereken bir fikirsel eleme yönetimidir. Zihin çoğu meselede refleks olarak zaten pek çok yargı üretmektedir ama tahayyül zihni zorlayarak, planlı ve tüm etkenleri göz önüne alarak yapılan refleks dışı basiret arayışıdır. Konuyu iblisin ahdi ve Allah’ın vaadi noktasına taşıyacak olursak da karşılaşacağımız tablo var edenin yok etme ve hesap sorma kabiliyetinde olduğudur. Var etmeyen, var etme ilminden habersiz olan, var edilmiş olanların bu güce erişmesi mümkün olmadığından zaten mukadderat belirleme kabiliyeti de olamayacaktır. Keza şeytanın ağzından çıkmayan ama Yüce Allah’ın yeminle bildirdiği yeryüzü egemenliği bahsi tahayyül kapılarını sadece tevhide yönlendirmektedir.

Küresel dikta, hayatlarımızı şeytan güdümüne sokmaya çalışırken, bunu hangi yalanla süslerse süslesin çirkinliğini gizleyemez. Her durumda insana ve insanın itaatine-rızasına-katılımına muhtaçtır. İnsanlık direnirse başaramayacaktır. Korku ve menfaat düşüncesiyle ya da macera uğruna teslim olanlar ise ruhunu şeytana satmakla kalmayıp, tüm insanlığın uğrayacağı mezalimden de mesul olacaktır.

İnsanları bela tufanlarından kurtaracak olan kurtuluş gemisi, Allah’ın kanunlarından başkasıyla inşa edilemez. Her milletin hayat ve mutluluk kabiliyeti, kalbini verdiği yaratıcının şanıyla uyum içindedir. (EHY)

Elle Wiesel (1986 Nobel Barış Ödülü Konuşmasında) şöyle diyordu; “Her zaman taraf tutmalıyız. Tarafsızlık, baskı yapana yardım eder, kurbana değil. Suskunluk eziyet edeni cesaretlendirir, eziyet göreni değil.” Son derece doğru bir beyan. İnanç konusunda da tüm insanlık aynı durumdadır.

İnsanlığın tüm endişeleri, geleceğe dair tüm korkuları suni olarak imal edilen senaryo nedeniyledir. Bu karanlık tablonun hakim olmasına imkan olmadığı gibi, dünya geleceğinin robotik-şeytani olmasına da imkan yoktur. Bu nedenle umut hep var olacak, iyilik mutlaka kazanacaktır. Bu nedenle moral bozmadan ama tedbiri de elden bırakmadan yenilmemeye gayret etmek ve iyiliğin kazanmasına yardımcı olmak yapılması gerekendir. Kurtuluşun bireysel olarak başlaması ise kaçınılmazdır çünkü insan kainatın merkezindeki en küçük hükümdardır, hedef kitledir, Öz’dür, cevherdir. Kurulmak istenen şeytani planların hiç biri insan faktörü mutasyona uğratılmadan hayata geçirilemez. Küresel siyonların bu yüzden gayesi virüslere yaptıkları mutasyonu insanlara da uygulamaktır.

Toplumların sosyal yapısı, maneviyatları ve fıtrattan kaynaklanan öz değerleri yıkılmadan da şeytanların kazanmasına imkan yoktur. Bu sebeple de sosyolojimizle oynamakta, algılarımızı değiştirmeye çalışmaktadırlar. Bizlerin desteğine, yardımına ihtiyaç duymasalardı, şimdiye kadar çoktan eylemlerini zorla hayata geçirmeyi denerlerdi. O halde ikna etmeye, bunu da zorla değil, tatlı dille kandırarak yapmak zorundalar. Önlerinde de bu kandırmacanın kadim hocası İblis var. Ondan taktik alıp felakete insanların rızalarıyla gelmesini sağlamaya çalışıyorlar.

Detoks, kelime anlamı olarak birtakım zararlı maddelerden arınmak demektir. Ara sıra medyatik detoks yapmak, ekranlardan (algılardan, siyasetten vb.) uzak kalmak bazı algılardan kurtulmaya ve olup biteni daha iyi anlamaya yardım edecektir. Beşeri detoks ise insanın kalp kapılarını açacaktır. Algılardan sıyrılınabilirse düşünce gücü ortaya çıkar. Yoksa tüm bu algı sağanakları sağlıklı düşünmemize de engel olmaktadır.

Felaket küresel olsa da kurtuluşun en azından ilk safhada milli olacağı ise tartışılmaz. Bu sebeple her devlet önce kendi içinde çözüm bulmak zorundadır. Küreselcilere karşı mücadele ise asgari; Milli eğitim, milli tarih ve kültür, yerli savunma sanayi, yerli yazılım, yerli aşı ve ilaç, yerli tarım ve milli dev şirketler ile mümkündür. Bireylerin kurtuluşu; aklı ve kalbi doğru yolda tutmakla, manevi değerleri güçlendirmekle, Ulus devlete olan sadakatlerinden vazgeçmemekle, küresel aldatmacalara kanmamakla, ruhlarını satmamakta saklı. Hastalık, fakirlik ve dostları ile korkutmak da şeytanın taktiği. O halde korkmamak, başa gelenlerin tamamının Allah’ın hükmü ve izni ile gerçekleştiğini anlamak kurtuluşun da ilk adımı.

Toplum ve devletin kurtuluşu için çözüm ise; milli ve yerli olmakta, tam bağımsızlıkta ısrarda ve ortak kültür-tarih-benliğe sahip çıkmakta saklı. Dünyanın kurtuluşu ise; tüm sistemleri yakıp yıkarak yenisini kurmakta değil, mevcut sistemleri insan lehine rektifiye etmekte, vicdanları yumuşatmakta, inançları yüceltmekte, akla ve bilime daha fazla değer verirken, inançları doğru kılavuzlamakta, geçmiş örneklerden dersler çıkartıp dost-düşman ayrımını doğru yapabilmekte, modern zamanın putlarından vazgeçmekte, huzur ve refahı kardeşlik bilinciyle tesise çalışmakta saklı.
Türk halkının önünde iki muhteşem örnek vardır; Muhammed Mustafa (sav) ve Mustafa Kemal Atatürk. Biri maneviyata diğeri beşeriyete hitap eden bu muazzam iki lider ferdin, toplumun ve aslen tüm dünyanın kurtuluş reçetesidir.

Rus ve Çin devlet adamlarının, sosyalist pek çok devletin, yakın zamanlarda ABD’nin ekol kabul ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürkçü modeli, hayatın tüm alanlarında yarattığı inkılaplar ile nasıl karanlıkları dağıtıp aydınlığı nasip ettiyse, dünyanın kara bulutlarını da dağıtacak güce sahiptir. Nitekim Avrupa ülkeleri bile corona günlerindeki Türkiye örneğinden yola çıkarak Atatürk davası sonucuna ulaşmakta, bir asırdır hayranı oldukları Atatürk’e şimdilerde çok daha yakından bakmaktadır. Keza tek tanrıcı, mert, esaret kabul etmeyen, törelerine ve devlet geleneğine saygılı, aile yapısı sağlam, ahlaki değerleri yüksek, bir ve beraber Türklük bilinci tüm dünya devletlerinin en parlak örneğidir. Küresel platformda dünyanın Türk sentezine yakınlaşması, siyasetten ekonomiye, barıştan yardımlaşmaya uzanan geniş yelpazede hem küresel işgallere son verecek hem de barışı kalıcı hale getirecek yarınlar için kaçınılmazdır.

Öte yandan İslam, Allah’ın son ve tam dini olarak, tüm müdahale ve yalanlara, kötü örneklerine ve değiştirilmek istenmesine rağmen hala tertemiz vaziyette gözler önünde durmakta, tek kurtuluş maddesi olarak insanların kendisine tabi olmasını beklemektedir. Tüm kitap ve Peygamberlerin tebliğ ve davetinin son merhalesi olan İslam, Müslüman Arap coğrafyasının değil, insanlığın dinidir. Kurtuluş ise İslam’ın temsil ettiği tevhiddir. Müslüman için kendisini kurtarmak yeterli değildir. Aslolan dünyayı, insanları, inançları düze çıkarmaktır.

Kur’an ebedi kurtuluşa ‘felah’ demekte ve kamil insanı felaha ermiş olarak nitelemektedir. “Felaha eren (mühlif) için dünya ve ahirette korku yoktur.” (Bakara 2/5) Fıtratın gerçekleri alenen ortadadır. Bu hakikatleri görmeyen, tecelliler ile aramıza duvarlar ören bizleriz. O halde bu engelleri kaldırırsak hakikate ulaşmak mümkündür ve o engelleri kaldırmak gerekir. Sonsuz bedbahtlık belki yoktur ama geçici sıkıntılar daima olacaktır. (Ankebut 2,3) Dünya nimetlerinde yüzenlerden farklı bir grup ıstırapla zorluğa, sade olana yürür. Sonsuzluk erleri kuşlar gibi yarı aç, zorluklar içinde de olsa hür fezalarda dolaşmayı, kene gibi rahat yaşamaya tercih etmişlerdir.

Cennet zorluklarla, çilelerle, cehennem ise şehvetlerle donatılıp kuşatılmıştır. (Darim 2/339)

Hristiyanlıktaki Ruhbaniyetin aslı, Allah’a gitmek için hayattan ve insanlardan kopmaktır. Tasavvuftaki Allah’a gidiş ise bunun tam tersidir. Süluk (Allah’a gidiş) hayattan kopmak değildir. Halvet ve uzlet kısa süreli yalnız kalışlar olup benliği kontrol etme egzersizleridir. Cinsel perhiz, evlenmeme gibi hayat kanunlarına aykırı tutum ve davranışlar ise İslam Peygamberinin sünnetine karşı olduğu gibi yanlıştır da. Kur’an insandan ısrarlı bir şekilde amel istemekte, hayatı imanı amele bağlamaktadır.

Amel; niyetli davranış, gayeli aksiyondur ve varlığa ait sırların çözülüp insanın olgunlaşmasına yarar hale gelmesi amel sayesinde mümkün olacaktır. Amel sadece ibadet değildir! Kast ve niyete bağlı iyi veya kötü tüm fiiller ameldir. İslam düşüncesindeki ‘ameller niyetlere göredir’ kuralını buna göre değerlendirmek gerekir. Amel hayata ve olaylara bir katılım ve iştiraktir. İştirak ruhun uyanışına delildir. Varlıktaki yerimizi almak da bu sayede mümkündür.

Mutlak, bilinmek için değil, yaklaşılmak içindir. Bu da soyutu çizmekle, somutu yaşamakla olur. Bu yüzden iman ahlaktan, yaşayıştan ibarettir. Bu ahlak kalıbın değil, ben’in hayatıdır, kendine göre kuralları vardır. Kur’an donuk bir kainatı ve durgun bir hayatı değil, oluş halindeki kainatı ve fiil halinde bir hayatı esas almaktadır. Oluşun temeli, sürekli inkılaptır. Cennet ve cehennem gerçeği buna aykırı değildir çünkü cennet ve cehennem makam veya mekanlar değil, haller ve oluşlardır.

İnsan davranışları, niyetleri iyi-kötü diye ayırmak yerine sürekli oluşa katılmak yolunda bütün hayatını ameller serisi haline getirmeyi denemelidir. İnsan duasıyla türküsünü, uykusuyla koşusunu aynı şekilde oluşa iştirak haline getirmelidir. Yüce Allah’ta durağan-statik değildir. O’nu hareketin, oluşların, tecellilerin içinde aramak icap eder. İnsanın nitelenmesi de amelleriyle orantılıdır. Kur’an sürekli halveti yani hayat ve insandan kaçıp ayrı yaşamayı değil, halkın ve hayatın içine dalmayı, yani celveti öğretmektedir. Lakin bu celvet şuurlu olmalıdır. Bedenen katılım yeterli değildir, niyete oturan, gayeli iştirak esastır. Dinen övülen susmak (samt) ise, konuşmanın bir görev halini almadığı yerde makbuldür. Yani nefsin konuşmak istediği yerde susmak esastır. Haksızlık karşısında susmak ise Kur’an’a aykırıdır.

Teslis’den, putlardan, inançsızlıklardan sıyrılıp doğruya yakınlaşmak suretiyle kalplerin bulacağı huzur, aynı zamanda direnme gücü vermeye de, doğruyu göstermeye de muktedirdir.

Türk ve İslam motifinin bir arada yaşandığı Türk İslam medeniyeti ise mertlik ve Tek Allah bilincinin mayasıdır, Atatürk ve İslam demektir, aklı ve kalbi doğruda buluşturmaktır. Merhamete, vicdana, sağduyuya, hoşgörüye, insanlığa ve fıtrata dayalı bu medeniyet, yaşlılarını ölüme terk eden Batı için mecburi istikamettir, nüvelerini teşkil eden Öz’e dönüşüdür. Neticede yaşam zengin olmak, ölümsüzlüğe ermek, bencil hayatlar sürmek yarışı değil, insanlığı ve inancı yüceltmek, hayatı ve yaratılanları sevmek, fıtrattaki misaka bağlı kalıp, şeytanların asırlar süren oyunlarından kurtulmak mücadelesidir.

Dincilik İslam’ı değil, İslamcılığı savunur. Aradaki fark; ilki gönül bağı ve teslimiyet, ikincisi rant ve menfaattir. Bu anlamda dincilik, Allah’ın vaadinin yeryüzüne ve gönüllere yayılmasına da bir numaralı engeldir. Diğer dinler, küfür cephesinin tamamı hatta iblis ve soyu bile dincilerin verdiği bu münafık zararı veremez. Çünkü dinci, İslam mahallesinde İblis’in mallarını satan seyyar satıcıdan farksızdır. Üstelik malları kamufledir, üzerinde helal olduğu yazmaktadır.

Allah’ın vaadinin yani tevhidin yeryüzüne egemen olabilmesi, doğru ve güzel yaşanan İslam’la, iman temeline oturan kardeşlikle, samimi paylaşım ve hoşgörüyle, eşitlik ve adaletle mümkündür. Dincilik mekanizması İslam’ın doğru yaşanmasını, Kur’an’dan beslenmesini en baştan engellemekle, İsrailiyat ve arabizme mahkum edip hurafe ve örflere boğmakla, saltanat ve mevki çıkarlarını putlaştırıp kişileri ilahlaştırmakla, tebliğ ve davet muhatabı gayrimüslimlere cennet kapılarını kapatmakla, hatta dini teröre nirengi etmekle inanç burçlarını yıkmakta, ayrıştırmakta, kutuplaştırmakta, kirletmektedir. Bölünen din, kurulamayan iman kardeşliği, bilime düşmanlık, çıkar beklentisi, kutuplaştırma, riya ve gösteriş öne çıkınca da tüm sinerji kaybolduğu için İslam alemi kan kaybetmektedir. Batı Kur’an’dan ziyade İslam ümmetlerinin halini esas aldığı için de Müslüman dünyanın karnesi kırıklarla, veballerle doludur.

Allah ile aldatan, şirki tevhidin önüne geçiren, ilme ve akla düşman, köle-cariye tutkunu, tarikat-mezhep olmadan din olmayacağını savunacak kadar çaresiz ve cahil bu kesim, akidesizliğe, şekilciliğe ve ecdatperestliğe olan yatkınlığı ile yarattığı ürküntü sebebiyle iticidir. Zorlama, Arapça ve Arap örfü de bunlara eklenince Batı insanının en ufak sempatileri dahi kaybolup gitmektedir. Yani Batı’nın İslam’a hicretini engelleyen sadece ve ancak İslam’ı yanlış yaşayan Müslüman kitledir. Dine ısındırmak için çocuklarını bezden ekser kesmez Kur’an (Arapça) kurslarına göndermeyi vicdan borcu sananlar, 6,5 milyarlık gayrimüslimleri dinden, İslam’dan soğutmanın vebalini nedense hiç hesap etmemektedir. Münafıklık ve mürailiğin katmerli hali olan dincilik nedeniyle insan haklarının tüm kriterleri, milli-tarihi ve kültürel tüm kazanımları, Türk İslam medeniyetinden filizlenen öz değerler de kirlenmekte, Batı için cezbedici olamamaktadır.

En büyük ziyan ise Türklüğün İslam’ı yaşayışındaki isabet, nezaket ve zarafet, Arap örfünün kirli dokunuşlarıyla hunhar ve barbar bir hal almakta, Kur’an’ın yeryüzü egemenliği engellenmektedir. Bu nedenle dindar olan Anadolu halkı bir an önce dincilerden kurtulmalı, şehitlere, vatana, İslam’a, dünyaya ve Allah’a olan borcunu layıkıyla ödemeye başlamalıdır.

Atatürk düşmanlarının, tevhide ihanetinin izahı ise şöyledir; 20 nci yüzyılda insanlığın sınavı savaşlar ve rejimler ile olmuştur. Bunların en adaletsiz ve vahşi olanı ise Türk yurdunun haksız yere pay ve işgal edilmesidir. Mustafa Kemal ve dava arkadaşlarının, yılmaz bir imanla sergilediği Kurtuluş Savaşı ve akabinde devletleşme-inkılaplar süreci, Allah’ın vaad ve yardımının, diğer yandan Allah’a yardımın en güzel örneğidir. Bu örnek Batı’da muazzam bir etki yapmıştır. Bu mucizevi şahlanışı bugün medeni halklara Cumhuriyet ve Atatürk kelimelerini kullanmadan anlatmak mümkün değildir. Birilerinin hilafet ve saltanatı cebren savunmak adına ki çoğu savunmaya mecbur edilmektedir, bu özgürlük mücadelesini karalamaya çalışması hem Anadolu müminlerini hem de dışarıdan bu olayı izleyen en başta mazlum ülkeleri tereddüte düşürmektedir.

Milyon dolarlarla yapılan yabancı senaryolu dizilerle oynanan saltanat oyunlarının Ortadoğu halklarına servis edilmesi hazırlanmakta olan yeni Osmanlı mizansenine hazırlık içindir. Küresel gayrimüslim devler eski Osmanlı’yı tesis ederek tüm İslam alemini buna bağlayarak hatta içine federasyon şeklinde İsrail’i bile dahil ederek İslam’ı zehirlemek derdindedir. Şiddete ve adaletsizliğe varan bu kin nedeniyledir ki bugün dünyanın kurtuluşu Atatürk ilkelerini uygulamakta iken, yurt içinden yükselen bu dış destekli-taraflı-haksız itibarsızlaştırma nedeniyle, dünya devletleri Atatürk devrimine de yakınlaşamamakta, bu devrimi ülkelerinde tatbikle ulaşacakları atılım ve esenlikten mahrum kalmakta, Türklükle beraber tanışacakları İslam erdeminden de yoksun kalmaktadır.

Tevhid – şirk mücadelesinde saflarımıza dahil edemediğimiz bu toplum ve devletlerse bir zaman sonra karşı safa geçmektedir. Yani Atatürk düşmanları tarihi gerçekleri saptırarak ve husumet ile Genç Cumhuriyeti siyonist küreselcileri sevindirecek tarzda haksız vaziyette itham ettikçe, sadece Türklük değil, İslam’da sempati kaybetmektedir.

Şu nettir; küresel dizaynın adı bundan onlarca yıl evvel takvime bağlanmış, planları yapılmış, aktörler yerleştirilmiş, müteakip haritalar çoktan alternatifli olarak hazırlanmıştır. Küresel hegemonya davasına en uygun çözümü ‘Atatürk düşmanlığı ve Osmanlı hudutları tesisi’nde görmüş, finanse etmiş, desteklemiştir. Çünkü milliyetçilik, milletle bir olmanın dev örneği Atatürk Türkiye’si önlerindeki en muazzam düşmandır, tehlikedir. Emperyalizmin en büyük korkusu baruttan sonra en tehlikeli saydıkları milliyetçi uyanıştır. Dünyayı köleleştirmek gayesindeki bu namussuzlar İslam’ı yıkmak için de evvela Türklüğü bitirmenin şart oluşunu anlamıştır. Bu nedenle sözde geniş topraklar ve zenginlik vadederek, her zamanki gibi sinsi İngiliz oyunlarıyla dini alet ederek, Osmanlıyı diriltmeye ama aynı zamanda Cumhuriyet ve Atatürk ruhunu yok etmeyi gaye edinmişlerdir.

Yalnızlaştırılmak istenen Türkiye’yi evvela İslam’ı ve Türklüğü karalamakla dipsiz kuyulara atan bu dinci kesimin, yobaz, mürai ve mantıken Osmanlıcı olduğuna da şüphe yoktur. Dini ve Osmanlı idaresini yeterince tanımayıp, tarihi dizilerden öğrendiğini sanan bu cahil kitle hilafet ve saltanat, hatta şeriat söylemleriyle, Cumhuriyet ve Cumhuriyetin armağan ettiği duru İslam’ın nimetlerini anlamayarak gaflettedir. Onlarca kadınla evlenmekten, kız çocuklarını karı edinmekten, cennetteki hurilerin hayaliyle yaşamaktan öte gidemeyen bu aklı kenara koymuşlar, dinin gerçek manasını asla anlamayacaklardır. Aralarında çokça münafık ve gayrimüslimin de bulunduğu bu hasım grubun, tarikatlar ile alakası da kaçınılmazdır ve tamamının ardında siyonist lobiler, localar ve yurt dışından gelen yeşil dolarlar vardır.

Lakin Allah’ın vaadinde tevhidin yeryüzü egemenliği nasıl değişmez ise, Anadolu’nun Türklüğü, Türklüğün Atatürkçülüğü de değişmez diye yazılıdır. Bu tevhidi alemde, hilafet ve saltanat çukurlarına yer yok, batıl ve köhne cinsi sapıklıklarla dolu cariye-köle yaşamına ruhsat yok, aklı ve bilimi terke müsaade yoktur. Keza bu kutsal topraklar Müslümandır, öyle kalacaktır. Türk halkı ezelidir, ebediyen payidar kalacaktır. Dünyanın selameti Anadolu topraklarından fışkıracak pınarlarla hayat bulacaktır. Bu yüzden Türk’e, İslam’a ve Atatürk’e uzanan diller Allah’a isyanda olduğunu bilmelidir.

İçimizdeki hainler her ne kadar Cumhuriyete, Türklüğe ve Kur’an İslam’ına düşman olsalar da kazanan Allah’ın orduları, tevhid erleri olacaktır. Çünkü tüm dünya bu nezih kutupta er yada geç buluşacak, dünya selameti 20 nci asırdaki bu muazzam Allah yardımında örneklenen (Türk Kurtuluş Savaşı) kutsal senaryoya göre şekillenecektir. Kurtuluş savaşındaki saray hainleri ve işgal ordusu komutanları, mandacı zihniyet hatta satılık din adamları nasıl Allah’ın muzafferiyetini engelleyemediyse, bu ahir zamanda da tevhide giden yolun önünü bu dinci-anti Türk tayfa asla kapatamayacaktır.

Kısır çekişmelere, cılız söylemlere kanmadan tüketen toplumdan, üreten topluma dönmek, israf ve marka merakından sıyrılmak, ekonomik bağımsızlığın ön şartıdır. Keza milli / yerli tarım ve sanayi muhtaçlığa ve gıda kaosuna düşmemenin, yazılım her türlü siber-sanal-küresel saldırıdan korunmanın vazgeçilmezidir.

Tarımda atılacak ilk adım çiftçinin doğru desteklerle teşvik edilmesi, Ata tohumlarının özendirilmesi, insanımızın GDO’lu tohumların illetinden kurtarılmasıdır. Ahlaki, manevi ve sosyal tasallutlardan kurtulmak ise öncelikle medyadan uzak durmakla ve dost düşman ayırt ederek kişi ve söylemlerden ziyade ilkelere değer vermekle mümkündür.

Kısa zaman önce deklare edilen İslam İktisadı yapılanması, İslam ülkelerinin bir arada kalkınması ve salvoları atlatabilmesi için alternatif çözüm olabilecek mahiyettedir. “Aşırı finanslaşma, faize dayalı sistem, sadece rant kaygısıyla hareket eden obez bir ekonomik model ortaya çıkmıştır. Bu faize ve sömürüye karşı çare haksız kazanca müsaade etmeyen İslami ekonomi ve finans modelidir. İnsani, ahlaki ve çevreci karakteri, faizi ve sömürüyü reddeden yapısıyla İSLAM İKTİSADI krizden çıkışın anahtarıdır. Geleceğin dünyasında ‘faize ve sömürüye’ dayalı mevcut ekonomik sistem yerini risk paylaşımının esas olduğu katılımcılığa bırakacaktır.”

Korona virüsün önümüzdeki 1-5 yılda getireceği küresel riskler; işsizlik, hiperenflasyonlar, gıda tedarik zincirinde kopmalar ve kıtlıklar, bölgesel ve devasa kitle göçlerine bağlı olarak savaşlar, ülkelerarası savaşlar… Gıda ve suda kendisine yeten ülkeler bu savaşın galibi olacaktır. Küresel boyuttaki bu sınırsız dolar basımı, geçim sıkıntısına bağlı kaotik bir döneme girme ihtimali her an vardır. Her kaos ise savaş çıkarır. Ülke olarak hadiseleri doğru okumak ve el ele vermek lazımdır.

Ekonomik krizleri iyimser finans tetikçiler bir katalizör ile başlatır. Kötümser akıllılar derinleştirir. Kitleler ise sürü psikolojisi ile ateşe benzin döker. 2016 yılında başlayan finansal kriz, Covid-19 ile 1929’daki büyük buhrandan daha yıkıcı küresel sonuçlara sebep olacak güçtedir. Korunmak ve sağ kalabilmek, hür ve güçlü vaziyette mücadele edebilmenin ön şartı olduğuna göre de olup biteni anlamak ve bilgilenmek ilk lazım olan şeydir. İnanç ve manevi hissiyat direnme ve dayanma gücü veren motivasyon/moral kaynağıdır ki umut bundan beslenen filizdir. Maneviyatlardaki çöküş ise teslimiyete uzanan çaresizlik girdabıdır.

Küresel siyonizmin tüm hamlelerinin İblisin ahdi istikametinde gerçekleştiğini görmek, insanın fıtratta verdiği misakın aslen bugünler için olduğunu bilmek, Yüce Allah’ın hak vaadinin değişmezliğinin önemini anlamak şarttır. Mesele beşeri görünse de manevi bir saldırıdır. Bu cihetle Ortadoğu savaşlarından, köleliğe, çocuk ticaretinden robotlaştırmaya kadar her şeyin mutlaka din tabanlı bir küfürden ibaret olduğunu görmek çok mühimdir. Şeytancıların oyunlarını burada tekrar etmeyecek olsak da okuyucu yapılagelen tüm küresel eylem ve kurguların iblise yardım etmek gayeli olduğunu anlamak zorundadır. Paraya satılan ruhların, benliklerin geri dönüşü yoktur, kanan ve aldanan çok sayıda insan vardır ve insan misakına sadık kalmak mecburiyetinde olandır.

Bilimin şartlandırması, ekranların süslü göstermesi, onlarca yıldır süren kandırmacalara rağmen akıllar tatmin olamıyorsa bir yerde yanlış vardır. Kalpler mutmain olamıyorsa yapılanlar noksandır. O halde yaşanan ve empoze edilenlerden sıyrılıp başı göğe çevirme zamanıdır. O direksiz göğün kendisi bir ayet olamıyorsa yapılacak çok şey yoktur ama onun koca bir ayet olduğu anlaşılabilirse şeytani kandırmacalar da sona erecektir. Her türlü cinlik ve hilede aklı kurnazlık silahı eden zalim insan, nefsin kontrolünden kurtulduğu anda aklı hak tecelli arayışına yöneltecek ve uyanacaktır. Küresel diktaların yaratmak istediği uyuşukluk halinin maksadı da budur ki düşünen, sorgulayan değil itaat eden ve araştırmayan insan modeli küreselcilerin yaratmak istediği insan tipidir.

Modern Türkiye’nin laik milliyetçileri için yarınlar çok daha zor geçecektir. Aynı durum İslam’ın yılmaz ve aydın takipçileri için de söz konusudur. Yapılacak şey gidişat ve oyunu anlamak, değişmez akıbet istikametinde sorgulamak, vatan ve Allah aşkından feyzlenen imanla o zor anlarda bile sapmamak, aldanmamaktır. Kur’an’a yaslı İslam’ı, Atatürk davasına yaslı Cumhuriyet’i kimseler yıkamaz. Bu sebeple Türk ve İslam olmanın gereklerini yerine getirmek en mükemmel korunmayı da sağlayacaktır. Beka veya menfaat uğruna bunlardan verilecek her bir taviz daha büyük dertler açacak, umutları çürütecektir.

O halde yarının gençleri için milli ve inançlı olmaktan başka yol yoktur. Sapan ve aldananların dünyevi olarak bile kazancı olmayacaktır çünkü zaferleri sadece ‘yarı tanrı adamlar’ ve şeytan soyuna endekslidir. O tabloda ise ‘onlardan olmayanlara’, hele ‘Müslümanlara’ asla yer yoktur. Bu nedenle yapılacak şey onlara tabi olmak veya yaranmak değil, onları düşman bilmektir.

Çağımızda tüm bu anlatılan tehdit ve tehlikeleri gösterip, insanları Kur’an ile uyandırmaya çalışan, unutulan Türklük değerlerini hatırlatmaya gayret eden aydınlar yok değildir. Lakin bunların sesi çeşitli baskılar nedeniyle kısık çıkmakta, uzak kitlelere ulaşamamaktadır. Bu aydınlatmak için uyandırmak eylemi Allah kabul ederse başlı başına bir cihattır ki karşı tarafın acımasızlığına, gücüne rağmen bu haykırışlar inşallah salih amel olarak kayda geçecektir. Muvaffak olunamasa bile ödüllendirilecek olanlar aslen niyet ve çabalardır.

Ancak bu cansiperane haykırışları duymamak, kulakları tıkamak ve aldanmanın tatlı keyfine devam etmek isteyenlerin huzurları biraz kaçacaktır. Çünkü üstlendikleri vebal bu nasihatlerle artmaktadır ve en azından artık bilmiyordum deme hakkı kimse de yoktur. Bizler dahil aydınlanmanın tellalları olanların hiçbirine inanma mecburiyeti yoktur. Kimse burada yazılanları sorgusuzca kabul etmek durumunda da değildir. Olması gereken burada filizlenen bir fikir veya umudu Kur’an ile sorgulamak ve sonra tavır ve taraf belirlemektir. Milli ve Müslüman olmak da bu demektir.

Ekranlarda finans veya sağlık veya teknoloji dedikoduları yapan yetkililerin tamamı akılları karıştırmakla, özü unutturmakla, fikirleri yanlış yöne sevk etmekle meşguldür. Gerek bizlerin hayatı ve gerekse çocuklarımızın yarınları için doğruyu seçmek zorunda olduğumuzdan hakikati de aramaya mecburuz. Doğru ise ancak Kur’an’dadır. Kur’an ise doğru yaşamayı ve yanlışla mücadeleyi emreder. Bunun canlı örneği ise Genç Türkiye Cumhuriyeti’dir. Allah’a yardım eden Türklerin, Allah’ın yardımına mazhar olarak kazandığı savaş ve devamında gerçekleşen inkılaplar, tıpkı Hz. Peygamberin Asr-ı Saadet dönemi gibi cahil karanlıkları dağıtıp aydınlık ve güzel yarınlar yaratan hak mücadelesi gibi kutsaldır.

Tecdit eri Mustafa Kemal Atatürk’ün, iman dolu göğsünün en çok farkında olanlar koyu inkarcılardır. Çünkü dine nispeten yakın olan bu kesim, Allah’ın yardımı olmadan o zaferin kazanılamayacağını da bilen kesimdir. O halde Atatürk Allah’ın razı olduğu kullardan, bu halk ve getirilmek istenen yapı Allah’ın rızasına uygundur. İtirazları ise benlik ve para putuna tabi vaziyette menfaat kaybı yaşamamak hevesiyledir.

Dünya ilk aşamada İslam’a hicret edemese de Atatürk Türkiye’sinin dinamik yapısına terfi etmek zorunda kalacaktır. Çünkü kendi kapitalist yapıları hızla çökmekte, ideolojileri doğru netice vermemekte, anlayışları ve yasaları toplumu refaha götürememektedir. On beş yıl gibi kısa bir sürede Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı dev hamle ise iflasın eşiğine gelmiş dünyanın yeniden ayağa kalkması için tek çözümdür.

Bizler içinse Türk ve İslam olmanın hakkını vermek, doğru ve nizami yaşayarak tüm dünyaya örnek olmak mecburiyeti vardır. Bu sayededir ki cihan devlet ve halkları, yaratılan suni İslam ve Türk düşmanlığının yanlışlığını görecek, sıfırdan devlet olabilen Türklerin itici güçlerinin farkına varacaktır. Dünya halklarının yasalarla olmasa bile fikir ve kalplerde Türk İslam medeniyetine göçü ise hem küresel siyonizmin sonu, hem iblisin mağlubiyeti ve hem de gelecek güzel günlerin teminatı olacaktır.

Küreselci şeytanlar dağ zirvelerinden doğan pınarları istedikleri rota ile arzu ettikleri yerlere gönderme niyetiyle sürekli bentler kurar, arklar açarlar. Lakin o suyun membaı sadece Allah’tır. Kime ne kadar vereceğini de o belirler. Yani suya, gidişata, kutsal nizama müdahale beyhudedir. Kaderi yazgıyı ve nizamı şekillendirmeye çalışmak insanlığın en büyük ihanetidir. İblis bu yolla insanları İsrailoğulları gibi Allah’a verdikleri sözü terk ettirmeye ve öfke ile isyana zorlamaktadır. Tıpkı İsrailoğulları gibi misak veren insan bu zulme ortak olursa lanetlenmekten kurtulamayacaktır.

Bir an için küreselcilerin vadettiği gibi hayatın 300 yıla çıktığını veya robot bedenle yaşadığımızı düşünelim. Ne olur? Yaşamış sayılır mıyız? Sıkılmaz mıyız? En önemlisi ecelden ve hesaptan kaçabilir miyiz? Ruhsuz batı beden ruh ilişkisini anlamadığı için aklı hala beyin ürünü, vicdan ve merhameti kalp denen organın neticesi saymaktadır. Bu ruh makineye veya başkasına aktarılmayacağı için Allah’ın imzası genler gibi kutsaldır. Dahası ruh sadece bir kişiye aittir. Kopyalanamaz. Klonlanma bu yüzden başarısızdır. İnsan ise ruhu olmadan hiçtir.

Yapay zeka oyunları ise insanları aldatmaktan öte gidemeyecek boş bir gayrettir. En modern yapay zeka tasarımı bile nihayetinde programcısının yazılımını hızlı bir şekilde yerine getiren bilgisayardan ibarettir. Düşünen dedikleri şey alternatifleri ve olasılıkları hızlıca kıymetlendirip en makul olanı seçmektir. Duygu ise tıpkı akıl gibi sadece ruhun eseri olduğundan robotlara monte edilemeyecektir. Makineleşmeye rıza gösteren insanlar da duygusuzluğa razı olacaktır. Peki duygular olmadan insan, insan olabilir mi? İnsanlık hangi dinden ve milletten olursa olsun İblisin ahdini, insanın misakını ve Allah’ın vaadini bilmek zorundadır.

Çünkü bu sayılanlar sadece İslam’a has şeyler değildir, kıyamete dek hayat bulacak tüm insanlık içindir, bilhassa ahir zaman içindir. O halde son söz denmelidir ki sadece Türkiye için değil tüm dünya için takip edilecek sadece iki lider vardır; Muhammed Mustafa (sav) ve Mustafa Kemal Atatürk!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

42 − = 36