Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın vaadinin satır araları
imanilmihali.com

Allah’ın vaadinin satır araları

Allah’ın vaadi, gaye ve muradıyla içiçedir. Yaşam ve yaratılışın sırrına ermeden de vaadin mahiyetine ermek mümkün değildir. Fıtratın gayesi insanın tekamülüdür. Bu zenginleşmek, ülkeler fethetmek değil, iç ve dış alemi bütünleştirmek, kainatı kapsayacak imanla, o kainata Allah adına hükmetmektir. Halifelik görevi zaten budur.

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saff, 61/8)

En kamil insanların, Peygamberlerin dahi cennetlik olup olmadığına karar veren sadece Allah’tır. Buna sebep şehitler için dahi niyetleri bilen ancak O’dur, günahsız olamayacak insanın günahlarını affedecek veya azapla cezalandıracak yine ancak O’dur. Şefaate muhtaç olmayan kul yoktur. Bizler Peygamberlerin günah değil sürçme yaşadığını farz ederiz lakin İsa (as) Peygambere dair ayetin hesaptan bahsetmesinden yola çıkarak deriz ki din günü yani ahiret ancak Allah’ındır. Bu nedenle kullar cennetleri değil, Allah rızasına mazhar olmayı ve şefaati ummalı, buna dua etmelidir.

İnsan için en temel korku iblis değil, Allah’ın rızasını kaybetmek ve huzurda mahcup olmaktır. En yüce sevgi ve müjde ise iblisten korunmak ve kurtulmak değil, Allah rızasına mazhar olabilmektir. Yani iblis ve iblisten korunmak bu yaşamda gaye değildir, gayelerin tümü Allah’a aittir. İblise kanmak, iblisle aynı akıbete mecbur olmak, iblisin kudretinden değil, bizim Allah’ın sınırlarına uymakta gösterdiğimiz acziyetten dolayıdır. Yani iblis bir sebep değil sonuçtur, tıpkı cehennem gibi. Dolayısıyla Allah’ın vaadi boş değildir, gerçekleşecektir. Lakin bu vaadde neler olduğunu anlamak için sadece insanın yaratılışındaki İblis ile geçen konuşmalara bakmak yetmeyecektir. Orada bahsedilen sadece iman edenlerin cennete ve şeytana uyanların cehenneme gideceğidir. Lakin Hak Vaad bu kadar kısa ve basit değildir. Kendi tefsirini kendisi eden Kur’an; ‘andolsun, yemin olsun, vaad, kesinlikle, -ecektir, mutlaka, kaçış yoktur, göreceklerdir, vb.’ kelimeleri ile bu vaadin satır aralarını vermiştir. Her biri büyük sevap veya günah olan bu bildirilenler aslında Allah’ın sınırlarıdır ve bunlara riayet etmek takva demektir. Takva’lı kullar ise Allah katında insanların en değerlileridir.

Bu mahiyette Allah’ın vaadinin satır aralarında yer alanlar kısaca şöyledir;

İman edip salih amel işlemek, fıtri misaka sadık kalmak, Allah’a ve dinine yardım etmek, ZULMETMEMEK, hak yememek, adaletsizlik yapmamak, kulluk ve ibadette Allah’a ortak tanımamak, Allah’a ve peygambere itaat etmek, sabır ve şükür etmek, doğru yoldan ayrılmamak, imanın tüm esaslarına (kendisine, kitap ve peygamberlerine, ahiretine (gaybına), meleklerine ve kadere) kalpten ve samimi inanıp güvenmek, gayba ve ahirete kesin olarak inanmak, Allah yolunda hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar cihad etmek, namazı (ve tüm ibadetleri) dosdoğru eda etmek, rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak malları muhtaca düşmeden Allah yolunda harcamak, tövbe edip durumları düzeltmek, ancak Allah’ın davetine uymak, O’nun emrini gözetmek, bildirilen ve görünmeyen gayba iman etmek, Allah’a karşı gelmekten sakınmak, Rahmân’ın cemalini sevmek ve celalinden korkmak, Allah’tan, ahiretten, yeniden dirilmekten ve hesap gününden şüphe etmemek, harama ve namahreme uzanmamak, Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılmak, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek, karamsarlığa düşmeden sadece O’na yönelmek, şefaati ancak Allah’tan ummak, takvaya sarılmak, Müslüman olarak ölmek, hiçbir şeyin Allah’tan gizli kalamayacağını bilmek, nefsi arındırmak, hakkı ve sabrı tavsiye etmek, iman edenlerle alay etmemek ve onlara tuzaklar kurmamak,

Şeytana uyup kötülüğü benimsememek, şirk koşmamak, Teslis’e inanmamak, küfre dalmamak, inkar ve isyan etmemek, şeytanların davetine uymamak, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın almamak, şirk koşmamak, haksızlık ve adaletsizlik yapmamak, Allah’a verilen sözü, pekiştirilmesinden sonra bozmamak, dinden dönmemek, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparmamak, yeryüzünde bozgunculuk yapmamak, zulmetmemek, fesat üretmemek, peygamberleri ve günahsız kız çocuklarını öldürmemek, tâğûtları veli edinmemek, ekin ve nesli yok etmeğe çalışmamak, apaçık deliller geldikten sonra, tevhidden yan çizmemek, dünya süslerine aşırı meyletmemek, günahın vebalinden çekinmek, haram yememek, kötülük işlememek, nankörlük etmemek, mal ve servet yığmamak, hak ve mal gasp etmemek, haksız kazanca el uzatmamak, inkarcıları dost edinmemek, kâfir olarak ölmemek, meşru sebep olmadan cana kıymamak, Allah’ın dininden başkasını aramamak, ayetleri yalanlamamak, bozmamak, saklamamak .

“Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.” (A’raf 7/24,25)

Kur’an ayetlerinin tümü tesir, maksat ve mahiyetine göre bu vaadin satır aralarını oluşturur. Bu vaad hak’tır, gerçektir, gerçekleşecektir. Ve Allah, imanımızı boşa çıkaracak değildir.

“Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.” (Beyyine 98/7,8)

“Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum: Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.” (Sad 38/84,85)

O cehennemlerde yanan şeytan ve ordusu, fıtratta Adem’i cennetlerde kandırmış olmasına bin kere pişman olacak, kendisine lanet okuyacak, tövbesiz bir hayat yaşadığı için pişman olarak ölüp ölüp dirilecektir.

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

“Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.”(En’am 6/94)

Dikkat edilirse bu hak vaadin içeriği ana hatlarıyla; dünya sınavının başlangıç ve sonunu bildirmekte, detayı ayetlerle bildirilecek şekilde tevhidin emirlerini yerine getirmek ve şeytanın yaptığı-yapacağı hileleri engellemek adına gerekli olan her şeyi kapsamaktadır. Kaçınılması istenenler haram ve günah şeklinde, uyulması gerekenler ise farz ve sevap şeklinde buyrulmuştur. Her şey şeffaf ve adildir. Bu arada hepimiz için ‘belirli süre’ kavramının Allah’ın vaadi ile ilişkisi de dikkatlerden kaçmamalıdır ki kıyametin sadece Allah’a mahsus anının en büyük alameti şüphesiz Allah’ın yere ait olan vaadinin gerçekleşmesine bağlıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir