Anasayfa / ALLAH (cc) / Allah’ın varlığının delilleri
imanilmihali.com
Allah

Allah’ın varlığının delilleri

Allah’ın varlığının delilleri

Allah’ın varlığının delilleri Kur’an’da, kainat ve beden kitaplarındadır. Allah’ın varlığını ispat etmek (haşa) bize düşmez ama bu nasihat tüm cihana egemen kılınan insanın nankörlük ve zulmüne perde olsun maksadıyla kaleme alınmıştır.

“Bismillâhirrahmânirrahîm. De ki: “O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas Suresi/112)

Zamanın pozitif ilimlerinin gaye ve saptırmaları neticesinde insanlık hakikati terk eder, imandan uzaklaşır, beşeri galibiyetlere prim verir, dünyevi ilahlar edinir ve yaşamı tesadüflerle rastlantılara dayandırır haldedir.

Kimsenin ne din ile irtibatını kesmesi, ne de Yüce ve tek Yaratıcı’nın varlığını inkar etme hakkı, durumu, yetkisi yoktur. Zaten teknik olarak ta böyle bir şey imkan dahilinde değildir. Çünkü din yaşamak demektir ve bilinen, yapılan, düşünülen, söylenen, yenilen, hissedilen her şey Allah’ın lutfu ve keremi iledir.

Aldanış ve cehaletler şeytanın ayartması ve kandırmacasıdır ki insan denen varlık Yaratan’ını da, imanı da, Kur’an’ı da, fıtratı ve misakını da daha doğmadan tanımış, görmüş ve geri döneceği o yurda sınav maksatlı olarak kısa bir ara vererek dünya sınavına tabi olmuştur.

Buna rağmen ve bu nedenlerle biçare gönüllere neden inkar etmemek ve neden iman etmek gerektiği noktasında nasihat etmek mü’minlere bir boçtur. Bu sesleniş asla yeterli değildir. Çünkü Allah’ın delil, imkan, sıfat ve isimlerine, hikmet ve nimetlerine denizler kalem olsa yetmez.

İnsanlık şeytanın ağlarına takıldıkça, dünyaya başını daldırdıkça, kalbini aklına mağlup ettikçe aslı ve esası asla görmeyecektir. Burada yazılan acizane delilleri de sadece Allah’ın kalbine iman verdiği, nefsini temizlediği, kalp gözlerini açtığı benlikler görecek, diğerleri bu satırları okumayacak veya okusa da zaten anlamayacaktır.

Allah’ın varlığını ispat etmek (haşa) bize düşmez ama bu nasihat tüm cihana egemen kılınan insanın nankörlük ve zulmüne perde olsun maksadıyla kaleme alınmıştır.

Kur’an delili

Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı (Kelamullah) olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın varlığını da ispat eder durumdadır. Baştan sona hakikat ve harikalar dizgisi olan, geçmiş ve geleceği yansıtan, hak ve hakikati dillendiren, öğüt ve ikazları aynı anda barındıran Kur’an, tüm harf ve işaretleriyle Yüce Allah’ın tek ve muktedir olduğunu haykırır. Baştan sona ilahi kudret ve ilmi yansıtan Kur’an, diğer tüm semavi kitaplarla birlikte, tek Yaratıcı’yı işaret eder ve O tek olan, Yüce Allah’tır.

Peygamberler delili

Tüm bilinen ve bilinmeyen peygamberlerin ortak mesajı iman, kulluk ve insanca yaşamdır. Bu mesajların aralarında ise zekat, ibadet, yardım, güzellik, şeref, ahlak gibi sayısız cevher vardır. Peygamberler tüm ümmetlere nasip olmuştur ve tamamı aynı Allah’ın elçileridir. Dolayısıyla hangisi olursa olsun, Peygamberlere iman edenler, onları elçi atayan tek Allah’a da inanmak ve iman etmekle mükelleftir. Onların elçilikleriyle dönemsel olarak insanlığa veya kavme din olarak emredilenlerin sahibi sadece Yüce Allah’tır. İçinde Allah’ın olmadığı din zaten din değil şeytan aldatmacasıdır.

Bedendeki ve kainattaki deliller

Kur’an ayetleri kadar önemli diğer ayetler ise bedendeki ve kainattaki ayetlerdir ki Kur’an, aklını kullanan insanın bunları da okumasını emreder. En uzak galaksiler ile bedendeki en ufak hücrelerin aynı atom ve yapıdan teşkil edilmiş olması tamamının aynı ilimle, aynı büyük kudretle, aynı usta elinden çıktığını gösterir ki bu kusursuz imalat ve ilim sadece Allah’a mahsustur. Çünkü O, tek Yaratan’dır.

Yaratılıştaki mana delili

Yaşamın, kainatın, uzuvların, kabiliyet ve hislerin, tabiatın yaratılışı boşuna değildir, olamaz. Bu mana bizi doğrudan bir maksada, bir planlamaya, bir planlayıcıya götürür ki tesadüften uzak, ilme dayalı bu mana dünya hayatının sınav olma manasıdır. Bu mana ise bizi öncesi ve sonrasına, hesap ve sorumluluğa götürür ki tamamının sahibi, emredicisi, hesap sorucusu Yüce Allah’tır.

Yaratılıştaki denge delili

Yaşamın itidal (denge noktası üzerinde olmak) ve ahengi, tüm kainata egemen denge faktörü, bu dengeyi sağlayan yüce bir kudret inancını gerekli kılar ki maddelerin bu kusursuzluğu temini mümkün değildir. Maddeler arası, pozitif bilimlerin iddiası gibi, olası bir rastlantısal denge olsa bile ki değildir, bunun muhafazası ve idamesi ancak bir ilim iledir ve şuursuz varlık yapısına sahip maddelerin bu dengeyi sürdürme kabiliyetlerinin olmayışı bizi yine bir kudret sahibi Yaratıcı’ya götürür ki O, Allah’tır. Bu denge tüm canlılar arası, vakitler arası, mekanlar arası yaşanıp giderken tamamı ilahi kudrete boyun eğer haldedir ki bu itaat edilen kudret Yüce Allah’ın kudreti ve ilmidir.

İntizam delili

Göz önündeki şu hassas intizam, Allah’ın varlığından başka hiçbir şey ile izah edilemez. Her varlık kendi parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün kâinat da kendisini meydana getiren varlık parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içindedir. Bu ise bir nizam ve intizamın varlığını haber veren yanıltmaz bir delildir ve bir Nâzım’a delâlet eder ki, O da ancak Allah’tır (celle celâluhu).

Rızık verme delili

Milyonlarca tür ve milyarlarca adet canlının rızkını veren, aksama ve unutma yaşamayan, artan nüfusa oranla rızkı artıran sistemin tabiat eseri olduğunu söylemek, maddenin akledemez olması nedeniyle gerçek dışıdır. Yeterli ve hatta bol miktarda rızkı veren sadece Allah’tır ki insanlara arsı paylaşımda yaşanan haksızlıklar hariç tüm canlılar için açlıktan ölmek söz konusu değildir. Bu nedenle sevgi ve merhamet ile tüm canlılara ziyadesiyle rızık veren kudret, hayatı bahşeden, organlara yemeyi ve sindirmeyi emreden, tabiata ölüp canlanmayı emreden kudrettir ki bu Allah’tır.

İmkan delili

Yüce Allah’ın, fıtratın, kıyamet ve ahiretin var olma ve olmama ihtimalleri eşit olsa bile aklın tercihi daima “vardır”dan yana olmalıdır. Çünkü bu hayatta ahiret sorgusu var diye yaşamak, ahiret olmasa bile kulu iyi bir insan yapar ve insan ecel sonrası bir kayıp yaşamaz. Ahiret sorgusu olmayacak diye sorumsuzca yaşamak ise hem bu dünyada insanı kötü yapar hem de ahiret sorgusu varsa ki vardır azapların en çetinine muhatap eder. O halde akıllar ikisini de ispat edemedikleri iki ihtimalden daha heybetliyi, daha vahimini tercihle mükelleftir ki bu imkanlar arası tercih kulu ahiret bilincine itaate zorlar. Yaşamın ve ecelin sahibi olan Allah, dünya yaşamının da ahiret yaşamının da sahibi olduğuna göre akıllar ahiretle birlikte tek Allah’a da iman etmek mecburiyetindedir.

Hudus delili

Her sonradan yaratılanın bir yaratıcıyı gerektirmesine “Hudus Delili” denilir. Kainatta tüm görünen ve bilinenler bir yaratılma sonucu var olmuştur ki bu görünenler bünyelerinden bir başka değişimi çıkarabilseler de ilk oluşlarına müdahale edemezler. Yani insan annesinden, o da annesinden, o da annesinden … doğar. Ama ilk anne kimdir sorusu hakikate uzanmamızı mümkün kılar. İşte o ilk yaratılış, ilk var ediliş diğer ve tüm yaratılmışların uzanamayacağı bir berzah ve ilimdir ki her canlı ve varlık bir yaratıcıya muhtaçtır. Buna istisna sadece Allah’tır ve yaratılış hadisesi imanı gerektirir.

Sanat delili

Kainatta, yaşamda, bedende görülen ve hissedilen herşey muazzam bir sanat eseri taşır ki kusursuz, güzel, ahenkli, sevgi pınarlarını coşturucu, his uyandırıcıdır. Büyük sanat değeri taşıyan, kıymetli, karmaşık ama sade, renkli ve çeşitli, devamlı bu sanatın tabiatın veya başkaca varlıkların ilmi ile hayat bulması mümkün değildir. Kısa sürede, kolayca yapılabilen bu sanatın ilahi bir kudrete dayanmadan hayat bulması mümkün değildir. Bir bebeğin bedeninin teşkili için milyarlaca hücreyi yerlerine, uygun sırayla, değişik görevlerle sevk eden irade sonuçta ortaya muazzam ve harikulade bir eser çıkarır ki bir damla sudan veya bir tek hücreyle başlayan bu boyama işi tamamlandığında ortaya muazzam bir bebek çıkar ki sanat eseridir. Bu eser öylece de kalmaz her saniye yeni ve güzele doğru değişir, gelişir. Kabiliyetleri, idrakleri, sezileri artar ve hassaslaşır. Mükemmel olan, daha da mükemmelleşen bu sanat eserinin sahibi sadece ve sadece Allah’tır.

Suret verme delili

Yaratılan ve dünya sınavına tabi olmak üzere yaşam bulan tüm canlıların ve özellikle insanların ana kıstas ve kabiliyetlerde sapma yaşanmadan simalarındaki birbirine benzemeyiş bir muamma ve harikuladelik örneğidir. Tüm dünya insanlığı bir araya gelse ve insan yüzü çizmeye kalksa çizebilecekleri miktar herhalde bir milyonu geçmezken bugün ve geçmişte yaşayan milyarlarca insan cinsine, tenine, milliyetine, coğrafyasına, yaşına bağlı olarak birbirine benzemez haldedir ki bu bir ilahi mucizedir. Bu mucizenin tek sahibi ise canı veren Allah’tır.

Azalar delili

Bedenlere, varlıklara görevleri, güdüleri, hisleri veren kimdir? Bu görev ve gereklere uygun uzuv ve organları lütfeden kimdir? Bir elma yiyerek sayısız enzim çıkaran mideye, dille tatma olayına, lezzeti anlama idrakine imkan tanıyan kimdir? Ellerin parmak sayısından, bedendeki kemik sayısının şekil, görev ve yerlerine kadar karar veren kimdir ki canlılar o sayede yürüyebilir, yemek yiyebilir, yüksek dallardan yaprak koparabilir veya hızlı koşabilir? Bu güç, bu kudret, bu ilim Yüce Allah’ın eseri ve gölgesidir.

İsimler sahipsiz olamaz

İnsan akılının güç, kudret, ilim, sevgi, azap adına literatüründeki kelime haznelerinin tamamına hitap edebilecek, tüm celal ve ikramı bünyesinde bulundurabilecek Allah’tan başka başkaca bir kudret yoktur. Esma-ül Hüsna ile anılan tüm isim ve sıfatlar tek bir yaratıcıyı işaret eder ki O sadece Allah’tır.

Hayat verme delili

hayat bir bilinmezler bütünüdür. Tüm canlılar için bir doğum süreci vardır ki bu da değişik safhalardan müteşekkildir. Bunun kerametini bilemeyiz ama biliriz ki bir damla sudan bir insan yaratan, bir ufak çekirdekten dev bir çınar çıkaran kudret Allah’tır. Dahası aynı sudan milyarlarca çeşit insanı, aynı çekirdekten rengarenk çiçeği ve fidanı çıkaran da O’dur. Yokluktan var olmak demek olan hayatın nefesini üfleyen kimdir? Cansız topraktan ilkbahar yağmurlarıyla hayatı fışkırtan, ovaları yemyeşil yapan, ağaçları yaprak ve çiçeklerle süsleyen kimdir? Tabiat emir kulu, kadere (kendisi için tahsis edilen ölçüye) sadık kalarak döngüye aracılık edendir, yaratan ve hayat veren değildir. Hayatı veren sadece Allah’tır ki ecel de O’nun eseridir.

Hayat alma delili

Ecel, muazzam sanat eserlerini yaratan, hayat ve imkan veren, rızık ve nimetlerle donatan Yüce Yaratıcının sonlandırma şeklidir, diğer yaşamlara değişim için gerekli kıldığıdır, hesap ve mizan için şart olandır. Varlıkları zamana yenik düşüren, yaşlandıran, sonlandıran tabiat, zaman veya dünya değildir. Öyle olsaydı tamamı aynı yaşta ve aynı şekilde sonlanırdı. Oysa hayat değişik zaman ve mekanlarda, habersiz, ahenksiz, çoğusu sürpriz halde son bulmaktadır. Bu da gösterir ki bir ilim ve kudret dahilinde yaşamı veren onu geri alandır ki ecel bir son değil, berzah ötesine geçiş için gerekli olandır. Bu eceli veren de sadece Yüce Allah’tır. Tabiatta her kuruyan otun baharda yeniden yeşermesi, kıyameti, eceli, yeniden dirilmeyi ve topyekun Allah’ın yaşatma ve öldürme kudretine en kıymetli delillerdendir.

Sevgi ve şefkat (Duygular) delili

Yaratılanların kalbine sevgiyi, şefkat ve merhameti, gülme ve ağlama hissini yaratılmışların vermesi mümkün değildir. Gören gözlerin derinliklerinde her şeyi hisseden kalp gözlerini şekillendiren, eviren ve çeviren Allah’tır. İnsan, binlerce duyguyla teçhiz edilip donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir âlemden mesaj mahiyeti taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki o, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ı tanıtır. Bu duygu, insanda var olan ebed ve sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sebebiyle insan, daima ebed için didinir ve ebed için çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu hakikî mânâda tatmin edemez. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun tesiriyle tevdi edilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluk bâdesini sunamaz. Hâlbuki, bunun varlığı bir vâkıadır, inkârı da kabil değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zât tarafından verilmiştir.. ve ebedî hayatı da yine O verecektir.

Akıl ve şuur delili

İdraki, anlayışı, konuşmayı, anlamayı, okumayı mümkün kılan akıl, beynin bir salgısı veya fonksiyonu değil, o organda barınmakta olan bir anlayış kabiliyetidir. Tıpkı sevgi gibi akıl da barındığı organla anılan ama ondan bağımsız hallerdir ki yaşamı mümkün kılan, Allah’ı ve dini bulmak için gerekli olan akıl sınav gereği Yüce Allah’ın bizlere bahşettiği anlama kabiliyetidir. Bu aklı beyne koyan da, akılla beyin arasında her hareket ve düşüncemizi bilen de O’dur. Şuuru, bilinci yaratan, öğrenmeyi mümkün kılmak için kalemi ve demiri bahşeden Allah, insanlığın cennet ahlakına ve daha iyi yaşama doğru açtığı yelkenleri rüzgarlarla dolduran tek ilahi güçtür.

Ruh verme delili

Ruhun varlığı, Allah’tan başka hiç bir sebep ile izah edilemez. Bilgisi sadece Allah’ta çok azı bizde bilinir olan ruh, ayetin işaretiyle insan bedeninde barınan ilahi unsurdur ki beden çürüyüp gitse de ruh bakidir. Daha varlığı, siması, muhteviyatı bilinir olmayan bu ilahi kavramın diğer yaratılmışlarca imal edilmesi, bünyelere taksim edilmesi, bedenle yaşatılması, ecel anında bedeni terk etmesinin sağlanması yaratılmışların işi ve karı değildir.

Sevk-i İlahî delili

Göçmen kuşlara ne yöne, ne zaman, ne şekilde uçacağını öğreten, arıya bal yapmasını vahyeden, tavuklara, yumurtanın üzerine yatmasını, kartallara yavrularına uçmayı öğretmesini emreden Allah’tır. Tehlikelere karşı, soğuğa karşı yavrularını kanatlarıyla sarmalayan kuşa bunu emreden, öğreten Allah’tır. Yumurtadan çıkan ördek yavruları yüzebiliyorsa, taylar hemen ayağa kalkabiliyorsa, anne kedi yavrularını emzirmesi gerektiğini biliyorsa, anne ceylan aslanlara karşı yavrularını korumak için canını feda ediyorsa, o yavrular yüzlerce ördek arasından annesinin sesini hem de çok uzaklardan ayırt edebiliyorsa, bunları öğreten ve o kabiliyet, his ve güdüyü, o sahiplenme ve ait olma hissini o kalplere koyan Allah’tır. İnsan konuşmayı, görmeyi dokunmayı, yürümeyi nasıl ve ne zaman öğrenir? Görme hissinin muazzam bilinmezliği, konuşma denen hızlı ve hatasız yapılan eylemi neden milyarlarca liralık dev bilgisayarlar yapamamaktadır? İşte bunlar Allah’ın sevk delilidir.

Kalıp delili

Kainattaki her şey görünüşleri farklı olsa da yapıtaşları anlamında kardeştir. dev yıldızların atomuyla, ağaç kabuğunun atomları aynıdır. Bunları o mesafelere gönderen, orada var eden, yapıları aynıyken şekillerini farklı kılan, atom içindeki çekirdek ve elektron mesafe ve görevlerini, hız ve açılarını emreden kimdir? Sayısız atomdan farklı farklı varlıklar üreten, bazılarının birleşmesine bazılarının ayrışmasına/birleşmemesine kural koyan kimdir? Tüm bunlar Allah’ın varlığının kalıp delilidir. Çünkü hepsi aynı ve muazzam ustanın elinden çıkmış şahaser eserlerdir.

Yardımlaşma delili

Yaşam ve tabiatta tüm varlık ve canlılar birbirleriyle yardımlaşma içindedir. Söz gelimi yağmur için önce su olmalı, sonra bu su güneşle ısınmalı ve buharlaşmalı, sonra hava bunu yukarı çıkartmalı, sonra rüzgar emredilen yere taşımalı, sonra gene rüzgar veya hava bunu soğutup sıvılaştırmalı, sonra belki yine rüzgar bunu yağacağı yere taşımalı ve o su emredildiği yere emredildiği miktarda düşebilmelidir. Keza yine p yağmur suları derelerden, vadilerden geçerek denizlere ulaşabilmelidir ki yeniden buharlaşabilsin. Görüldüğü üzere bir basit olay için bile tüm yaratılanlar yardımlaşmakta ve ortak gayeye hizmet etmektedir. Leşlerin önce büyük hayvanlarca, sonra daha küçüklerce, sonra karıncalarla yenip yok edilmesi de, farelerin kedilerce yakalanması da hep bir gaye iledir. Bu yardımlaşma kural ve kanununun sahibi ise Allah’tır ki yaşamın kural ve kaidelerini koyan, güdü ve görevler emreden, akılları var eden O’dur.

Hikmet ve gaye delili

Sinekten semavata kadar şu âlemde yaratılan her varlıkta kendine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda ve bir netice takip edilmektedir. Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde ne bitki ve hayvanat dünyasında ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah’a isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

Terbiye delili

Arıya bal yapmasını öğreten kudret Allah’tır. Onu dağlara, ovalara sevk eden, sayısız çiçekten öz toplamasını söyleyen, teşkilat ve çalışkanlıkla bal üretmeyi temin ettiren Yüce Allah’tır. Akbabalara leşleri yedirip hastalıkları engelleten, fareleri yem yaparak veba gibi salgınlardan insanları koruyan kedilere bunu görev veren kimdir? Derelerin usul usul akmasını, yağmurun tatlı, içilebilir ve ılık akmasını sağlayan kimdir?

Sebep – netice delili

Sebepleri yaratan Allah’tır. Neticeler sonuçtur. Yaratılışın da, yaşamın da sebeplerini veren Allah, kontrol noktaları veya ara durumlar ile hayatı kontrol eden, yönlendirendir. Hiçbir şey tesadüf değil bir maksat iledir.  Gördüğümüz her neticenin bir sebebi olmalıdır ki bu neticeleri olduran sebepleri yaratan Allah’tır.

Temizlik delili

Yanan ormanları yeniden canlandıran, toza batmış yaprakları yağmurlarla temizleyen, denizlerin pislenen sularını organizmalarla, havayı yağmur ve rüzgarlarla temizleyen, toprağı muazzam bir elek yapan kimdir? Bakteri ve böcekler, karıncalar, yırtıcı kuşlar, vahşi hayvanlar hangi ilahi emre boyun eğmektedir? Vücudumuzu temizleyen oksijen, içtiğimiz su, ruhları kirden kurtaran manevi hazları veren kimdir? Nankör ve cahil insanın tüm zulmüne rağmen küresel kirlenmeyi bertaraf eden kimdir? Buzulların görev ve hikmeti nedir? Toprağı elek yapan, toprağa düşen yaprağı gübreleştirip ölümden hayat yaratan, varlık ve canlılara temiz olmayı emreden Allah’tır.

Mükemmellik delili

Oluş ve eylemlerdeki mükemmellik rastlantısal veya tesadüfi yaşam felsefelerinin çöküşü demektir. Sayısız canlı ve varlığın sadece yaratılmakla kalmayıp, eşsiz ve güzel yaratılması sanat ve yaratma deliline, hayat deliline ilaveten mükemmellik deliline de işaret eder ki bu mükemmelliğin sahibi Yüce Allah’tır.

Bütün bilinmeden parça yaratılamaz

Tüm yaratılış ve yaratılanlar bir kaderin, ölçünün, maksat ve gayenin eseridir ki hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Tamamı bütüne, hayata, ilahi ilim ve maksada uygun yaratılan bu parçalardan bütünü görmek lazım gelendir ve bilim de kabul eder ki parçalar bütün hakkında fikir verse de tam sonuç vermez. O halde bu parçalardan bütüne gitmek, daha büyük ve ilahi bir gücün varlığını kabul etmek kaçınılmazdır ki bu bütün, tek Malik ve tek kudret Allah’tır.

Tabiatın âczi delili

Tabiatın yaratıcı olarak lanse edilmesi şeytani fikirlerin üretimidir, cılız ve batıldır. Değişik, mükemmel, zaman ve mekan şartları sabit, farklı yaşam normlarına hayat vermek, bir yaratılmışın harcı değil, basit bir tarla bahçe örneğiyle açıklanacak kadar basit değildir. Tabiat emre amade, görevini yapan bir varlıktır, yaratılmıştır. Yaratma yetki ve kabiliyeti yoktur.

Vazife görme delili

Kainattaki tüm varlık ve canlılar ortak bir gayeye hizmet etmekte, belirlenen görevleri layıkıyla yapmakta, ilahi düzenin muhafazası için tamamı gayret sarf etmektedir. Bu emek ve gayreti o varlıklara emreden, onları o maksat için yaratan Allah’tır.

Hem hâkim hem mahkûm olunamaması delili

Yaratılanların kadere ve nizama bağlı yaratılmışlıklarının inkarı, onların kaderini ve varlık maksatlarını belirleme noktasına bizleri mahkum eder ki bir yaratılmış yaratılmış ve yaratan olamaz, kendisine verilen işi yapan, işler belirleyemez. Kendisi için belirlenen çerçeve, ecel ve kabiliyetleri, o kişi kendisi değiştiremez, yargılayamaz, yeniden yaratamaz.

Tesadüf saçmalığı

Big bang (Büyük patlama) gibi saçmalıklar, bilimin aciz ve cahil bir şekilde dini ve ilahi kudreti inkar gayretleridir ki tamamı gaflet ve delalettir. Bir madde veya molekülün bir anda, emir almaksızın, gayesiz, tesadüfi patlaması ve sonra içerisinden sayısız yaşam normları ve maddeler çıkarması, sonra bu maddelerin sadece birinde yaşamın olması ama diğerlerinde olmaması, tamamı aynı molekülden imal iken nevi ve yapılarının birbirinden çok farklı olması gibi farklılıklar yaratılışın tesadüfi olmadığının da ispatıdır.

Devir ve Teselsülün Muhal olması

Yaratılanların ilk yaratanını bulmak gayreti bizi sadece Allah cevabına götürür ki insanoğlunun tüm yaptıkları icat değil keşif, tabiatın tüm yaptıkları görevdir. Çünkü tüm akıl yolları, tüm ilimler ilahi katta zaten malum ve mevcuttur. İnsanoğlunun bunları bilir hale gelmesi bu yüzden icat yani yaratma değil keşfetme yani bulup anlamadır ki bunun ilmi insanlara peyderpey bahşedilmektedir. Bu muazzam kudret ve ilmin sahibi ise Allah’tır ve o bilgiyi de miktarınca ve zamanı geldiğinde insanlara vahyeden, ilham eden, kulaklarına fısıldayandır.

Fıtrat ve Vicdan Delili

Allah’ı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allah’a yapar. Aksi hâlde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.

Tarih delili

İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir. Bu yüzden din hayatın kendisi, inanç en temel ihtiyaçtır. Dinler tarihine bakıldığında tüm batıl ve semavi dinler, tüm kitap ve din adamları, tüm peygamberler hep bir yaratıcıyı işaret etmiş, hak dinler tek Yaratıcı fikrini insanlara tebliğ etmiştir. İlahi irade kalplere vicdan ve fıtratı koyarak daima misakı hatırlamasını mümkün kılandır. Bu sayede insan daima yaratanını hatırlar, unuttuğu anlarda imdada kutsal kitaplar ve peygamberler yetişir. Ama inanç bakidir, fıtrat ve yemin bakidir. Allah tarihler boyu, ilk yaratılıştan zaman ötesine kadar tek muktedir olandır.

İttifak Delili

On tane yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir defa dahi doğru söylediklerini duymamış olmamıza rağmen, “ihtimal” der onlara inanırız. Zira ortada bir ittifak hâdisesi var. Hâlbuki bahsini ettiğimiz ittifak, binlerce peygamber, yüz binlerce evliyâ ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Muhtelif zamanlarda ve ayrı ayrı mekânlarda yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, “Allah vardır.” hakikatidir. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına ehemmiyet verildiği hâlde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere dahi yalan söyledikleri duyulmamış nebiler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona nasıl akıllı denebilir..?

İblis delili

Kötülük, karanlık ve şirkin merkezindeki İblis bile hakikati bilen asla inkar etmeyendir. O, ilahi huzurda hakikatle muhatap olan, Yüce Allah ile kelam etme mutluluğuna erişen ama isyanı ve kibri nedeniyle lanetlenendir. İnsanla birlikte ceza olarak yeryüzüne gönderilen ve burada sınava sevk edilen iblis ve cinler de Allah’ın varlığına delil ve şahittir. Yani en akılsız, en kibirli, en cahil ve nankör olan İblis, şeytanlar, soyu bile inkarı (Allah’ı yok saymayı) değil şirki (Allah’ın yanına yedek ilahlar koymak) tercih ederken Allah’ın varlık delili olmanın da ötesinde, Allah’ın kudret ve ilminin de ispatıdır. Bazılarınca tabiatla birlikte yaratıcı olarak tarif edilen şeytan kendisi yaratılmışlığını kabul ederken ve gayba gözleriyle şehadet etmişken fani kulların Allah’ı inkarı, o inkarcıların nasıl şeytandan daha kötü olduklarının da delilidir.

 

Bu yazıyı okudunuz mu?

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır

Şefaate mazhar olma liyakatinin ilk şartı imandır merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu sözü ayetlerin izahı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir