Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Allah’ın varlığının delilleri
imanilmihali.com
Allah

Allah’ın varlığının delilleri

Allah’ın varlığının delilleri

ALLAH’IN VARLIĞININ VE BİRLİĞİNİN DELİLLERİ

Allah’ın varlığı hemen her toplumda kabul edilen bir hakikattir. Allah’ı inkâr eden çok az sayıda toplum vardır. Bu sebeple Kur’an, Allah’ın varlığından çok birliği üzerinde durur. Buna rağmen hem Allah’ın varlığının ve hem de birliğinin delillerini Kur’an’da bulmak mümkündür. İslam âlimleri de bir Allah’ın varlığına ve birliğine delil olabilecek birçok akli deliller ortaya koymuşlardır.

Bu delillerin ortaya konulmasının temel amacı insanları Müslüman yapmak değildir. Amaç, ortaya çıkacak şüphelere karşı mümini imanında ispat, münkiri inkârında iskât etmek (yani mümini imanında sabit kılmak, inkâr edeni inkârında susturmak), doğabilecek şüpheleri gidermek, böylece insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaktır.
Ortaya konan bu delilleri akli ve naklî deliller olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Akli Deliller: Aklın prensiplerini ve zorunlu olarak benimsediği esasları kullanarak temellendirilen delillere denir. Bu delilleri başlıca şu şekilde sıralayabiliriz:

a. Hudûs delili: Hudûs, sonradan meydana gelmek demektir. Önceleri olmayıp sonradan meydana gelen varlıklara da hâdis denir. Hudûs delili, âlemin sonradan yaratıldığı gerçeğinden yola çıkılarak elde edilen delile denir.

Kâinata dikkatlice baktığımızda her şeyin daima bir değişime uğradığını gözlemleyebiliriz. Bundan dolayı: “Kâinatta değişmeyen tek şey, değişimdir. ” demişlerdir. Varlık âleminde daima birbirini takip eden bir oluş ve yok oluş görülmektedir. Değişim ise kendiliğinden olmaz. Her değişiklik bir sebebe ihtiyaç duyar. Fizikte kuraldır: Duran bir cisim bir kuvvet ve etki olmadan hareket etmez, hareket eden bir cisim bir kuvvet ve etki olmadan durmaz. Örneğin bir kaya parçası kendiliğinden çatlayıp ufalanmaz. Onun ufalanmasına sebep olan birtakım coğrafi şartlar ve etkiler vardır. Su kendiliğinden kaynamaz. Onun kaynamasına sebep olan ve onda bu değişikliği meydana getiren bir sıcaklık etkisi vardır. Peynir kediliğinden küflenmez. Onda bu değişikliği yapan birtakım bakteriler vardır. Ağaç kendiliğinden mobilya olmaz. Onu yapan bir marangoz vardır. Boyalar kendiliğinden resim olmaz. Onu meydana getiren bir sanatkâr vardır. Kitap kendiliğinden oluşmaz. Onu ortaya koyan bir yazar vardır.

Örnekleri çoğaltmak ve her bir madde ve her bir değişiklik için aynı şeyi söylemek mümkündür. Öyle ise bizzat kâinatın kendisi yokken var olduğuna göre onu da meydana getiren bir kuvvet elbette vardır ki bu da ilmi ve kudreti sonsuz olan Cenâb-ı Allah’tır. Akıl bunu kabul etmeye mecburdur. Her şeyin bir ustası varken kâinatın bir ustasının olmaması, ilme, akla ve hakikate aykırı bir durumdur. Hiçbir şekilde mantıklı bir izahı da yoktur.

b. İmkân delili: Âlemin varlığının zorunlu değil mümkün olduğu fikrinden yola çıkılarak ortaya konan delile denir. İslam âlimlerine göre varlık açısından âlem üçe ayrılır.

i. Vacip: Varlığı zorunlu olan, yokluğu aklen imkânsız varlıklara denir. Örneğin; Allah’ın varlığı aklen zorunludur. Bu manada Allah için Vâcibu’l-vücûd (varlığı zorunlu) ismi de kullanılır.

ii. Mümkün: Olması da olmaması da eşit olan varlık/durum demektir. Tüm kâinat bu manada mümkün varlıktır. Âlem ve âlemdeki her bir varlık olmayabilirdi. Onların var olmasını zorunlu kılacak herhangi bir sebep bulunmamaktadır.

iii. Mümteni: Buna muhal veya müstahil de denmektedir. Olamaması zorunlu, olması imkânsız durumlara denir. Örneğin, Allah’ın eşi ve benzerinin olması muhaldir. Böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Bütün bu tasnife göre madem ki âlem mümkün varlıktır, yani onun varlığı ile yokluğu eşittir, o hâlde onun varlığını yokluğuna tercih eden bir kuvvet ve irade olmalıdır. O da Yüce Allah’tır. Bu, iki kefesi de eşit bir teraziye benzer. Herhangi bir kefesine bir ağırlık konmadığı müddetçe eşitlik bozulmaz. Eşitlik bozulup bir tarafı ağır bastıysa o kefesine bir kuvvet uygulandı demektir. Bu kefelerden biri varlık öbürü yokluk olsun. Eşitlik bozulup da bir şey varlık âlemine geldiyse onun varlığını yokluğuna tercih eden bir iradenin var olduğu ortaya çıkmış olur.

Kısacası, Allah’ın varlığının en büyük delili bizzat varlığın kendisidir. Allah’ın varlığına delil arayan kimsenin kendi varlığı da en büyük delillerdendir.

c. Gaye ve nizam delili: Âlemde var olan gaye ve düzenden yola çıkarak Allah’ın varlığını ispat etmeye çalışan delildir. Âlemde bir düzenin var olduğu aşikârdır. Kâinat belli kurallara göre hareket etmektedir. Dikkatle bakıldığında her bir varlığın bir gaye ve amaç için var olduğu görülür. Hiçbir varlık anlamsız ve amaçsız değildir. O hâlde bu harika düzen kendiliğinden olmayacağına göre bu düzeni kim kurmuştur? Her bir canlının varlığının amacını kim belirlemiştir?

Örneğin kalabalık şehirlerde trafik ışıkları ve trafik kuralları olmadan binlerce aracın seyrettiğini düşünelim. O şehirde trafikte kargaşa olmaz mı? Orada düzenli bir trafikten bahsedilebilir mi? Elbette hayır! O hâlde milyonlarca gezegenin kendi yörüngesinde seyrettiği uzay boşluğunda herhangi bir kural olmadan ve düzen koyucu bulunmadan başta Güneş ve Güneş sistemi olmak üzere bunca gök cismi nasıl hareket etmektedir?

Ya kendi vücutlarımız. Milyonlarca hücre ve sayısız organlarımız nasıl da birbiriyle bağlantılı, ahenkli ve bir düzen içinde, kendilerine verilen görevi aksatmadan çalışmaktadırlar. Onların bu çalışmasını organize eden bir kudret olmasaydı bu organlarımız kendiliğinden bunu sağlayabilirler miydi? Elbette hayır!

Bir kitapta harfler birleşerek anlamlı kelimeleri, kelimeler birleşerek anlamlı cümleleri, cümleler birleşerek kitabı meydana getirdiğinde bütün bunları yapanın akıllı, iradeli bir kimse olduğunu anlarız. Kitabın kendiliğinden tesadüfen olduğunu söylemek akla aykırı bir iddia olur. O hâlde tüm âlemdeki gaye ve düzenin kendiliğinden olduğu nasıl söylenebilir? Aksine kâinatta var olan tüm bu düzen ve nizam, o düzeni koyan bir yüce kudretin varlığını ispat eden en kuvvetli delillerdendir.

Gaye ve nizam delili, Allah’ın varlığının yanında onun birliğini de ispat eder. Çünkü âlemdeki düzen aynı zamanda o düzeni koyan iradenin bir olduğunu gösterir. Eğer birden fazla ilah olsaydı kâinatta düzen ve intizam olmazdı. Aksine kaos ve anarşi meydana gelirdi. Bir okulun eşit yetkilere sahip iki müdürü olsa orada düzensizlik meydana gelir. Bir şehrin iki valisi, bir ülkenin iki veya daha fazla başbakanı olsa o ülkede huzur ve düzen ortadan kalkar. Bir askerî birliğin aynı rütbede iki komutanı, bir spor karşılaşmasının eşit yetkide iki hakemi olsa orada sürekli ve düzenli bir yönetim sergilenemez. Yetki karmaşası ortaya çıkar. Aynı şekilde kâinatta var olan düzen ve ahenk, hiç şaşmadan işleyen evrensel sistem, bu âlemi var eden ve yöneten kudretin bir ve tek olduğunu ispat eder.

Bunun dışında da Allah’ın var ve bir olduğunu ispat eden birçok deliller vardır. Hiç kimsenin olumsuz tesiri altında kalmadan aklıselim ile düşünen herkes bu delillerden yola çıkarak Allah’ın varlığını ve birliğini kavrayabilir.

Naklî deliller:

Naklî deliller, Allah’ın varlığını dile getiren ve üzerinde düşünmemizi isteyen Kur’an ayetleridir. Sayıca hayli çok olan bu ayetlerden birkaç tanesini zikredeceğiz:

“Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer kazık kılmadık mı? Sizi çift çift yarattık, uykunuzu dinlenme vakti kıldık, geceyi bir örtü yaptık, gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık, üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren güneşi var ettik, taneler, bitkiler ve ağaçları sarmaşdolaş bahçeler yetiştirmek için yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur indirdik.”

“ Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ ın gökten indirip de ölü hâldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.”

“Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Ektiğinizi gördünüz mü? Siz mi onu bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz. ‘Biz borçlandık, doğrusu biz yoksun bırakıldık!’ (derdiniz). İçtiğiniz suya baktınız mı? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? Çaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık. Öyleyse Ulu Rabbin’ in adını yücelt.”

“Yer ve gökleri yaratan Allah Teâlâ’nın varlığında şüphe edilir mi?”

“Andolsun ki onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah’a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.”

Bütün bu ayetlerde Allah Teâlâ, kâinatta var olan, bizim de çevremizde görüp durduğumuz birtakım olağanüstü hadiselere dikkat kesilmemizi istemektedir. Âlemde mevcut olaylar ve yaratılmış her şey Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine açık birer delildirler. Bir tabloya bakınca onun bir ressamı olduğunu, mobilyaya bakınca bir marangozu bulunduğunu, binaya bakınca ustasının var olduğunu anladığımız gibi bu âlemin varlığı da kendisini meydana getiren kudret hakkında bize bilgi vermektedir.

Burada eserden müessire (eseri meydana getirene) gidiş metodu ile hüküm verilmektedir. Her ne kadar ayetleri biz nakli delil olarak sınıflandırsak da aslında ayetlerin bize, akıl yoluyla Allah’ı nasıl idrak edebileceğimizi gösterdiğini, akli metotları kullanmamızı önerdiğini görmekteyiz.

Allah’ın varlığının delilleri

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir