Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Alttakiler ve üsttekiler
imanilmihali.com
Alttakiler ve üsttekiler

Alttakiler ve üsttekiler

Alttakiler ve üsttekiler

Beşeriyatın tüm safhalarında insanlar arasında bir kısas süregelmiş ve tüm gözyaşıların ve savaşların nedeni bu olmuş, gayeler hep alttan üste çıkmak veya üstten aşağıya düşmemek şeklinde ortaya çıkmıştır. Dünya tarihi bir dinler tarihidir ve konu dini açıdan da ele alınmayı hak etmektedir.

Öncelikle olaya fani gözle ve zararlı/yanlış boyutuyla bakarsak şu an yaşadıklarımızın; yerli yabancı, zengin fakir, genç yaşlı, çalışan emekli, müslüman gayri müslüman, kadın erkek, beyaz siyah tenli, medeni barbar vb. çatısı altında toplanmaya hem de maksatlı ve kasıtlı olarak çalışıldığını söyleyebiliriz. Neden kasıtlıdır sorusunun cevabı ise bir sınıf farkı yaratılmadan sınıflar arası çatışmaların yaşatılamayacağı gerçeğinden ortaya çıkar ki bu çatışma üst akıl mahiyetindekilere stratejik bir üstünlük ve pazar imkanı sağlar.

Açacak olursak; birileri bu ayrımı kasıtlı olarak teşvik ve tesis eder ki kendileri hep üstte kalsın, üste alttan birileri karışmasın, alt üste çıkmak için, üst üstte kalabilmek için herşeyi yapmaya razı olsun ve herkes bu üst akılın destek ve himayesine muhtaç olsun.

Konu beşeri manada bu çemberdedir ve işin sakıncalı yönü eşitlik ve özgürlüğün insan eliyle ortadan kaldırılmasında gizlidir.

Oysa tüm insanlık için bir hidayet rehberi olan Yüce Kur’an insanları sadece ikiye ayırır ve bunlar iman edenler ve etmeyenlerdir. Kadın erkek, yaşlı genç, beyaz zenci kavramları yoktur. İman edenlerin tamamı ve etmeyenlerin tamamı birbirlerine kardeştir ve kişisel günah ve sevapları dışında kaderleri de ortaktır. Buradan hareketle dünyada başlıca iki kavim olduğunu da söyleyebiliriz ki sırat-ı mustakim üzere olanlar İslam olan, Allah dostu olmaya çalışan, iman sahipleridir.

Dünya tarihinde bugüne kadar yaşanan tüm savaş, ayaklanma, küresel olaylar bu insani ayrımın tesisi ve idamesi için bilinçli olarak yaratılmıştır. Yüce Allah’ın iradesi ile gerçekleşenler hariç bu beşeri müdahaleler ile dünya bugün açların istenmediği, yaşlıların ve hastaların ölmesinin dilendiği, fakirlere yaşama hakkı tanımayan, parası olmayanın esir olmasını gerektiren bir durumdur ve bu senaryoda dine yer yoktur. Yer olmadığı gibi bu sınıf ayrımları kulu beşeri galibiyetlere mahkum eder ve para ve uzantısı olan beşeri hayat hakikatin yerini alırken, ahiret ve sorgu meselesi zihinlerden silinir gider. Asıl gaye zaten budur ve kullar artık Allah’tan değil işsiz veya parasız kalmaktan korkar haldedir. Halbuki ücret ve fiyat politikalarını belirleyenler bile üsttekiler yani idare eden ve planlayanlardır.

Dinen konunun en büyük yara aldığı bahis ise siyonizmin hedeflerinde ortaya çıkar ve bakılınca görülür ki seçkin ırk yahudilik temeline dayalı bir platformda sayısız zavallı daha doğuştan diğerlerinden üstünlük heves ve iddiasındadır. Kur’an hilafına bu seçilmişlik hissi onlara aynı zamanda dilediğini sorumsuzca yapabilme erkini de veren bir Kabala meselesi ve şeytani bir oyundur. Nihayetinde dünyaya efendi ve cennetlere varis olmak üzere yaratılmış bu grup aynı zamanda suçtan ve sorgulanmaktan da muaftır. Dini manada işin son merhalesi olan şeytanın yeryüzüne egemen olma amacına hizmet eden bu şeytanlarca dizgilenen bu senaryoya göre yahudi anneden doğmayan hiç kimse yahudi olamaz. Yahudiliğe yaranmak hevesindekiler ise ancak kapıda kemik bekleyen köpekler olabilirler. Yahudi olmayan ve yaranmaya çalışmayanların durumu ise ölmek veya teslim olup köleleşmektir.

İşte üsttekiler kavramıyla filmlerde sahnelenen, siyonist protokollerde gizlice kaleme alınan bahis budur ve bu dini mananın piramitin en tepesindeki birkaç kişi hariç diğerlerinden saklanmasıyla ortaya dünyevi bir hayal ve sahte bir rüya ortaya atılır ki bunun adı da yeni dünya düzenidir. (Filmlerde ölüler, pisler, hastalıklılar, fakirler, sisteme hilaf olanlar hep yer altında yaşarken, sistemin içinde ve sisteme taraftar olanlar bu yüzden hep yukarıda ve refah içinde yaşar.)

Bu yeni dünyanın ilk özelliği ilahi değil beşeri olmasıdır yani Allah’ın iradesine göre değil, insanlığın isteklerine göre belirlenmiş bir özellik. Dahası bu yeni düzende din adına yaşanacakların ağırlık katsayısı düşük olacak, haramları neredeyse olmayacak, helalleri çokça bol olacaktır. Yani üsttekiler neleri istiyor ve yaşıyorsa serbest olacak, neleri sevmiyor ve istemiyorlarsa bunlar da haram ve yasak olacaktır.

Seviye ve sınıf anlamında ise hem beşeri kandırma hayallerinde hem asli dini hedeflerinde yahudiler tepede ve efendilik mevkinde olacak, yalakalar bir alt katta hizmetkarlar olacak, altta ise beşeri manada yahudi olmayan tüm insanlık ve dini manada şeytana tapmamaya yeminli kalpler olacaktır.

Görüldüğü gibi alttakiler (köleler) ve üsttekiler (seçilmişler) bahsinin temeli tamamen dini kökenli bu siyon uydurmasıdır. Sistemin hedefi bu iken doğal olarak güç ve para sahibi siyonistlerin dünya dengelerini, yaşam kurallarını, finans meselelerini bu ayrımı sağlayacak şekilde tesis etmeleri de kaçınılmazdır ki siyasi, askeri, uluslararası tüm yapılanmalar bu ayrımı tesis için vardır ve hiçbiri Hakk’a hizmet etmez. Aksine tümü sadece bu sınıf farkını yaratmak gayesindedir ve tüm çabalar mazlumu korumak değil zengin ama zalim olanları ayakta tumak maksatlıdır.

Paranın en büyük güç yapılması da işin kontrolü bakımından şarttır. İnsanlar önce paraya ve lükse alıştırılır, sonra bu alışkanlık çağın gereği olarak algılatılır ve sonra insanlar para için herşeyi yapar hale getirilir.

Makamlar bu anlayışa hizmet eden ikinci büyük etkendir ve çok yönlüdür. Elebaşları yani üsttekilerin aklı durumundakiler önce mevkileri tesis eder sonra bu mevkilere kendi adamlarını getirir ki sistem sorunsuz işlesin, sorun olursa sessizce halledilebilsin. Mevkilere getirilenler ise seçkin, çevresi olan, davaya yeminli, itibarlılar arasından seçilir ki toplumu kuzu gibi peşinden sürüklesin.

Makam konusunun bir de arka yüzü vardır ki bu bir üst paragraftaki acımasız meseleden de vahimdir. Sistem yani üst akıl mevkilere getirdiği adamlar davadan vazgeçerse veya başarısızlık ihtimali belirirse veya o kişi konuşmaya niyetlenirse hemen ceza sistemlerini devreye sokar ve cinayet, savaş, katliam, salgın hastalık dahil tüm silahlar devreye sokulur. Tabi ilk iş olarak ta o kişi o mevkiden atılır ve tehdit durumuna göre etkisizleştirilir !

Liyakat ve ehliyeti olmadığı halde bu mevkiye gelenler ise her ne kadar vicdanları rahat olmasa da gücü kaybetmemek adına sisteme baş kaldırmaya cesaret edemezler. Arasıra niyetlenenler olursa da bunlar sistemden ya aforoz edilir, ya yalanlanır ya ortadan kaldırılır. O koltuğu her pahasına terk ememek niyetindekiler üst akıla her defasında misliyle tavizler verirler ve üsttekiler bu mevki sahibinden her defasından daha çok taviz ve kan isterler.

Para ve mevki sahipleri ile sistem dokunulamaz hale gelir ve bir süre sonra beşeri bir kural halini alır ve sonraki aşamalara geçilir. Sonraki aşamalar ise bunun yaygınlaştırılması, kalıcı kılınması, inanmayan – karşı olanların etkisiz veya çaresizleştirilmesi safhasıdır. Nihai sahfa ise ilan ve inşa safhasıdır ki çoğu hakikat o zaman ortaya çıkacak, o saatte artık dünyevi ve dini maksatlar paralel kılınacak, şeytanın egemen olduğu bir din dünyanın vazgeçilmezi olacaktır.

İşte Kur’an hilafına bu alttakiler ve üsttekiler senaryosu bu nedenle çok tehlikeli ve risklidir.

Yüce Allah imanda bile zorlamaz iken bu sistem zorlayıcıdır. Kur’an sadece takvayı üstünlük ölçüsü alırken siyonist zihniyet mevki ve parayı esas alır. hak ve adalet nispetini ortadan kaldıran bu sistemin zaten Hakk’a hizmet ettiği söylenemez. Kısaca; alttakiler ve üsttekiler bahsinin dinen geçerliliği yoktur.

İslam’daki alt ve üst kavramı ise bu dünyada iman eden etmeyenleri ve ahiret yurdunda cennetlik ve cehennemlikleri ifade eder. Onun dışında bir gruplaşma, çeteleşme, adil ve hak olmayan bir yapılanma ve maksatlı bir beşeri din icadı dine tamamen aykırıdır. Kaldı ki tesis edilmeye çalışılan bu şeytani sistemin nirengisini teşkil eden Tevrat, Talmud ve Kabala baştan sona insan yapımı ve büyü/sihre dayalı bir şirk kitabıdır. Tahrif edildiği için artık hükmü biten Tevrat’a bile egemen olmuş bu zehirli anlayışın yeryüzüne de egemen olma niyeti Kur’an ayetlerini boşa çıkarmak gayelidir ve bu yüzden en büyük üç düşmanı; Hz. İsa, Hz. Muhammed ve müslümanlar ve özellikle Türk’lerdir.

Bu üç düşman kategorisi de bize çok açık bir şekilde geleceğin tasavvurunda Hristiyanlara, Müslümanlara ve özellikle Türk’lere yer olmadığını ispat eder.

Ama madalyonun öbür yanı ise bize gurur verir ve sorumluluk yükler ki şeytan tarafından düşman ilan edilmek, tevhid nurundan nasiplenmenin ve İslam’a sahip çıkma sorumluluğunun adıdır. Yani yukarıda yazılı siyonist felsefenin düşmanları bu felsefeye inanmak ve kanmak bir yana, bu felsefeyi bertaraf etmekle mükelleftir.

Müslüman camianın yaşanmakta olan İsrailiyat tesiriyle yaşlılara, fakirlere, kadınlara, yabancılara, etnik-dini manada farklı olanlara, işsizlere, hastalıklı ve özürlü olanlara kem gözle bakageldiği açıktır. Bu nedenle uyanmak ve iman kardeşliğini tesis etmek zamanıdır. Bu tesis ise mü’min-müslüman ve müşrik-kafir ve münafık cepheleşmesinin adıdır. yani kul din düşmanlarını tanımak ve cephe almak mecburiyetindedir ki siyonist oyunlara gelmesin ve iman kardeşleri yanında yer alabilsin.

Kur’an’ın örneğiyle konuya şöyle bakarak konuyu sonlandırabiliriz; geminin üzerindekiler mutlu yaşarken, geminin altındakilerin (depo, ambarlarda) yolculuktan rahatsız olmasına şayet üsttekiler sessiz kalırsa alttakiler bu cevapsızlık karşısında gemiyi alttan delecek ve bu defa gemi üsttekiler de dahil olmak üzere batacaktır. O halde herkesin hak ve hürriyeti üsttekiler seviyesinde eşit ve yaşanabilir olmalı, düzenleme ve sınırlamalar hak ve adalet ölçüsünde yapılmalıdır. Bu ölçü dışındaki para, cinsiyet, nasıp gibi kavramlar bir sıfat olabilmekle beraber bir ayrım ve üstünlük ölçüsü yapılmamalıdır.

Bu manada tekrar hatırlamakta fayda vardır ki Kur’an’da tek üstünlük derecesi TAKVA’dır ve o da sadece Allah katındadır yani yeryüzünde değildir.

Rabbim adalet ve hürriyete, egemenlik ve barışa, kardeşlik ve imana, İslam ve tevhide, huzur ve sukunete zarar vermeye kalkanları, niyetlenenleri, çıkar umanları, yardım edenleri helak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir