Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / Ameli heba etmek
imanilmihali.com
Ameli heba etmek

Ameli heba etmek

Ameli heba etmek
İman kalp ile tasdik, dil ile ikrardır. Daha geniş tanımıyla iman etmek; Yüce Allah’ın Bir’liğine ve her şeyin yaratıcısı olduğuna, O’ndan başka ilah olmadığına, İlahi düzenin eşi, ortağı, benzeri olmayan sadece Allah’ın eseri olduğuna kalpten inanmak, idrak ve tasdik etmek, diliyle de korkmadan, gerçek ve içten bir şekilde bunu dile getirmek, amelleri ile buna uygun davranmak ve örnek bir Müslüman olmaya gayret etmektir.
Tanımından da anlaşıldığı ve herkesçe çok iyi bilindiği üzere iman inanmanın, dinin, ibadetin başıdır ve amel onu destekleyen bir gösterge olsa da imanın bir parçası değildir.
Amel etmek imandan ayrı bir fiiller bütünüdür. Yaptığımız, dediğimiz, işlediğimiz, hatta düşündüğümüz her niyet, teşebbüs, icraat ve eylem amelin içindedir. Kısaca duyu organlarımızla, uzuvlarımızla yaptığımız her şey ameldir.
İman ise kalbin hakikati, dinin özü, sadece Allah’a teslimiyetin sertifikasıdır.
İman ile amel birbirini tamamlar vaziyettedir ki salih yani güzel amel imanın göstergesidir. benzetme yaparsak iman denilen gül ağacının gülleri güzel amellerdir. Zayıf veya yüzeysel imanın göstergesi de amellerdir ama onlar mis kokulu kadife güller değil, buruşuk, kokusuz, bayat güllerdir ve mana ifade etmezler.
Müslüman kimse hayatını salih amellere adamış, attığı adımdan aldığı nefese kadar iman denilen sağlan direğe sadakatle bağlı olarak yaşayan kimsedir. İmanın altı esasına uygun olarak İslam olmayı kabul etmiş ve zekat, hac, kurban, namaz, oruç gibi ibadet amellerini icra etmeyi gönülden kabullenmiştir. Çünkü ibadet ameli imanın en büyük delili ve teslimiyetin göstergesidir.
Bu yüzden ibadet eder, iyilik ve infaklarda yarışır, ahlaklı ve dürüst olmaya gayret eder, haramdan, aldatmaktan, hak yemekten sakınırız. İyiliklere yelken açmak kadar kötülüklerden sakınmanın da imanın göstergesi salih amellerden olduğunu ve ayrıca sevabı bulunduğunu biliriz.
Her amele niyet ve teşebbüs eder, Yüce Allah’ın vereceği sabır, güç, azim ve irade ile dosdoğru ve devamlı ibadete devam etmeyi dileriz. Bu yolda kanmamaya, üşenmemeye, vazgeçmemeye, şeytana kanmamaya gayret ederiz.
Biliriz ki amellerimizle varız, amellerimizle İslam ve Müslüman’ız.
Yine biliriz ki herkes Müslüman olabilir ama mü’min olamaz.
Amellerin salih ve kabul edilir olması için bazı şartlar gerekir ki bunlar olmadan ibadet te, hayır da, iyilik te tamam olmaz. Nedir bu şartlar?
Öncelikle niyet etmek gelir. Bazı işler niyet etmeden hasıl olursa da geneli ve makbulü istemek, adım atmak, o işi tamamlamayı istemektir. Namaza başlarken, kurban keserken, fitre ve zekat verirken hep niyet ederiz.
Sonra maksadın ne olduğuna bakmak gelir. Yani o ibadet veya amelden beklediğimiz hasıla nedir?
Sonra teşebbüs etmek, irademizle o işe yönelmek gelir. Azimle, istekle o işi sonuçlandırma heves ve isteğinin verim alıncaya kadar devamı bu şekilde mümkün olur.
Cüzi irademizi bu maksat doğrultusunda ıslah ve teşvik etmek fiilin gerçekleşmesi için gereken gücü sağlar. Ve gücü veren, Allah’tır. Kader bahsinde geçtiği üzere Allah cüzi irademize çoğu zaman itiraz etmez ve azmak isteyene azgınlık, hayır işlemek isteyene hikmet verir.
Velhasıl amelin gerçekleşmesi için dilemek, ısrarcı olmak, bitirmeye azmetmek ve hasıl olan sonuçtan yani hasıladan beklentiyi iyi seçmek durumundayız.
Bu dört merhalenin her biri aslında niyet başlığı altına sığacak kadar birbirine yakındır. Ve niyet doğru olursa amel sonucuna ulaşır.
Söz gelimi infak edeceksiniz. Yardım etmek istediğiniz insanlar dul kadınlar ise ve siz onlardan hiç olmazsa bir yakınlık veya tebessüm veya başkaca beklenti içerisine girerseniz ameliniz tamam olmaz.
Söz gelimi kurban keseceksiniz. Kurbanı komşular ne der?, dillere destan bir koç olsun da alem kurban görsün derseniz ameliniz yine tamam olmaz.
Söz gelimi sabah namazına camiye gideceksiniz. Esnaf görsün, mahalleli gıpta etsin derseniz ameliniz tamam olmaz.
Söz gelimi oruç tutacaksınız. Orucu uykuya tutturursanız, birilerine bir şeyleri ispat etmek için aç kalıyorsanız…ameliniz yine tamam olmaz.
Dikkat edilirse örneklerin ortak paydası niyetteki sunilik ve çok başlılıklardır. Oysa niyet çok önemlidir. Niyet imanın gereği ve amelin maksadıdır. Ameli ne maksatla icra ederseniz alacağınız sevap ta o nispette olur.
Kritik kelime tüm ibadet konuları için tektir; Allah rızası.
Abdestten namaza, hacdan kurbana, oruçtan zekata kadar tüm amellerde niyet sadece Allah rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü başkaca beklentiler ameli başkalarına sevk eder ve başkalarına yaptığınız ibadetten hasıl olacak menfaat ancak başkalarından elde edeceğiniz kadardır.
İhlaslı, hikmetli, duru ve sade salih amel sadece Allah rızası gözetilerek yapılan, gösterişe, riyaya, kimlik ispatlarına kaçmayandır. İmanın delili olan ameller başkalarına değil Yüce Allah’a ispattır. Yüce Allah’a ibadet, ahlak ve örnek davranışlarla iman ettiğimizi, bu imanı yaşantımıza rehber edindiğimizi göstermeye çalışırız.
Başkalarına göstermek, büyüklenmek, ikiyüzlülükle veya menfaat beklentisi ile yaptığımız ameller ise niyetimizin has olmadığı anlamına gelir ve sevabı çoğu zaman heba olur.
Amellerin heba olması sadece niyetle de değildir.
Söz gelimi bir muhtaca zekat vermeye yeltendiniz. Bunun için helal kazanılmış paranız olması lazım gelir ki infakınız makbul olsun.
Hacca gittiğiniz anda masraflarınızın helal para ile karşılanması lazım gelir ki ibadetiniz mındar olmasın.
Yüce Allah amelinizi inşallah kabul edecektir ama has imanla, düzgün ve yalın niyetle, haram karışmamış gelirle yapılan amel amellerin en üstünüdür.
Bunu söylerken şu noktaya çok dikkat etmek gerekir ki Allah insanları ancak gücü oranında sorumlu tutar. Yani kurban kesecek veya zekat verecek parası olmayanların ezilip büzülmesine asla mahal yoktur. Çünkü onlar bu nedenlerle üzülmeyecektir. Ama onlar maddi değil bedeni veya imani konulardan sorguya çekilecek ve yapabileceklerinden sorumlu olacaktır. Tam tersine Yüce Allah’ın bol rızık verdiği insanlar infak ederek böbürlenmemelidir ki zaten o maddi imkânları ona bahşeden Allah’tır ve o gelir de imtihanın bir parçasıdır.
Emanet bahsi amellerin önemli bir parçasıdır. Kısaca emanet bedenimiz, ailemiz, varlıklarımız dahil elimizin altındaki, kazandığımız, sahip olmamız gereken her şeydir. Kalbimiz de bir emanettir, eşimiz de, paramız da, Kur’an’da. Hatta tabiat ve çevre, iyiliğin dünyaya egemen olması, ahlak, tatlı söz, bitki ve hayvanlar hep birer emanettir.
Zekat konusuna dönersek elimizdeki parayı Yüce Allah savurup israf edelim diye değil muhtaçlarla paylaşalım diye vermiştir ki yetim, yolcu, muhtaç ve hastalarla paylaşılması esastır. Tamamı değil ama dinen belirlenmiş oranlardan az olmamak kaydıyla zekat, bir yerde bizim paramız üzerinde hakkı olanlara o paranın iade edilmesi, bencillikle kendimizde tutulmamasıdır. Bahçemizdeki elma ağacının meyveleri üzerinde yoldan geçenlerin de, kurtların kuşlarında hakkı vardır. Yani elmalar bize emanettir ama emanetin sahibi sadece biz değiliz. O ağaç bizim kullanımımıza verilmiş ise de meyveleri başkaca insan ve hayvanlaradadır da.
Bu noktada en önemli hususlardan biri amel için gerekli özellikle maddi gücün has, katışıksız, günahsız ve haramsız olmasıdır. İçinde bir damla idrar bulunan koca havuzdan bir bardak su içmek istemezsiniz. Aynı durum paranıza bir miktar haram karışınca da geçerlidir.
Maddiyata dayalı olmayan işlerde de hak, adalet ve ehliyet için aynı şey geçerlidir. Haklıysanız, ehliyet ve liyakat sahibiyseniz, adil olduğunu kalpten düşünüyorsanız sorun yoktur. Bu sayede amel ettiğiniz şeyler inşallah makbul de olacaktır.
Ama adil olmadan girdiğiniz bir iş, ehliyetiniz olmadığı halde kazandığınız bir ihale, hak etmediğiniz bir mevki, liyakatsiz olduğunuz halde size teslim edilen bir yöneticilik vasfı başından itibaren yanlış ve haksız olduğundan sonraki adımların tamamı da haksız olur. Bu uğurda işlediğiniz amellerin hepsi, öncesi ve sonrasıyla şaibelidir. Bu görevde yaptığınız güzel işler, buradan kazandığınız para ile yaptığınız infaklar ne derece makbuldür Allah bilir ama tamamı helal olan kazanç ile aynı olmadığı açıktır.
Amelleri illaki sizin hayata geçirmeniz de gerekmez. Sizin destek, oy, kabul veya isteğinizle gerçekleşen yanlış bir görevlendirmenin devamınca hasıl olacak haksızlık ve adaletsizliklerden, irade ve güç verenlerden biri de ta en başta siz olduğunuz için yine sorumlu olursunuz.
Amellerin hasıl olan sevabı ve günahı o ameli bizzat işleyen kadar o amele sebep ve destek olanlaradadır. İyiliğe hizmet eden doğru bir işten hasıl olacak sevap siz bizzat işleyen olmasanız da size de sevap kazandırmaya devam edecektir. Bunun tersi o işten çıkacak sonuçsuzluk veya günaha siz de ortaksınız demektir.
Amel imanın göstergesi olduğundan has olmak, sadece Allah rızası için yapılmak ve temiz olmak zorundadır. Eskiden yapılan işten, verilen destekten pişman olup tevbe etmek her zaman mümkündür. Ama tevbenin de şartı vardır.
Tevbe; o işin yanlışlığına kanaat getirmek, tekrarlamamaya karar vermek, sonrasında tevbeye uygun güzel işler yapmak kaydıyla makbuldür.
Peygamberimiz zamanında 20 sene halk görsün diye cemaatle ve ön saflarda yer kapmaya çalışarak namaz kılan adamın – peygamberimizin namazının heba olduğunu bildirmesiyle- o adamın yirmi senelik namazını kaza etmesi boşuna değildir.
Kendinize, aile ve yakınlarınıza, devlet ve topluma yaptığınız ve yapmadığınız amelleri düşündüğünüz de niyet ve ihmalinizin boyutlarını ancak kendiniz bilirsiniz bir de Allah.
Gösteriş namazınızın sahteliğini kimse bilemez. Hatta insanlar size iyi Müslüman etiketi yapıştırıp iyi yerlere bile getirebilir. Ama siz has ve samimi değilseniz, niyetiniz içinde Allah’tan başkaca isim ve ünvanlar varsa kalbinizin acıması lazım gelir. Zaten has Müslüman iseniz kalbiniz geçmişte yaptığınız adil ve hak olmayan amellerden ötürü acıyor en azından bir şüphe içinizi kemiriyor ve pişmanlık pınarları damarlarınızda sel olup akıyordur.
Müsterihseniz sorun yoktur.. Yine Peygamberimizin “Müftüler fetva da verseler kalbine danış” ilkesiyle içiniz ve vicdanınız rahatsa Allah’tan beklemek ve O’na sığınmak yapacağınız en doğru iştir.
Amel salih ve has olmak zorundadır. İyiliğe kılavuzlayan iman aksini isteseniz de emretmez. Bu yüzden de vücudun bütün uzuv ve organları hem cennete hem cehenneme açılırken kalp sadece cennete açılır. Çünkü iman kalpte yeşerir ve daha fıtratta kalbinize konmuş olan insan olma erdemi ve yaratılış gayesi size aksini emretmez.
O halde yapılacak olan hayırlarda yarışmak, kendini hesaba çekmek ve sadece sizin değil sizinle birlikte sizin neden olduğunuz kötülüklerden, haksız kazanç ve menfaatlerden uzak durmaktır.
Tevbe kapısı hep açıktır ve ancak kâfirler Allah’tan ümit keser.
Ameli heba etmek işte bu haksız ve sadece Allah rızası için olmayan amellere niyet ve teşebbüs etmektir.
Unutmayın iyi bir işe niyetlenir de gerçekleştiremeden o amel yarım kalırsa Yüce Allah inşallah tamamlanmış gibi sevap yazar. Yok eğer o iş kötüyse ve gerçekleşmeden yarım kalırsa Yüce Allah rahmeti gereği umulur ki affeder ve günah yazmaz.
Mü’mine düşen kendisi, ailesi ve toplumu için liyakatli, ehliyetli, imanlı, dürüst, hak etmiş kimseleri desteklemek, onların yapacağı hayırlı işlerden de sevap kazanmaya çalışmaktır. Aksi halde hasıl olacak zarar ve günahtan pay alır, hak yer ve zulmedersiniz.
Ahirette mizan ve helalleşme safhasında 70 yıllık ibadetinizden hasıl olan sevap hakkını yediklerinize gider de sevapsız kalır, cehenneme odun olursunuz.
Çünkü iman; haksızlığa, adaletsizliğe, liyakatsizliğe, salih olmayan amele; elle, gücü yetmezse sözle, ona da gücü yetmiyorsa kalpten karşı koymaktır.
Allah herkese haramsız, haklı, adil, liyakatli kazançlar, salih ve has ameller nasip etsin! Amin.
 

Ameli heba etmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi İbadet ve kulluk, fıtrati gayedir ve insan sadece Allah’a ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + 8 =