Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Dua köşesi / Ameli ve sözlü dua kavramları
imanilmihali.com
Ameli ve sözlü dua kavramları

Ameli ve sözlü dua kavramları

Ameli ve sözlü dua kavramları

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min 40/60)

Dua; kulun Maliki’ne sığınması, af ve bağışlanma dilemesi, muradına dair niyet ve iradesini sunması, yardım talep etmesi, sonucun hayırlı ve güzel olmasına dair temennisini acizliğini bilerek, usulünce arz etmesidir.

Dua, dille ifade edilebileceği gibi sadece kalpten geçirilerek de mümkündür. Ayakta, yatarak, yürürken dahi olasıdır ve ibadetin içinde veya dışında her zaman yapılabilir.

“İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder…” (Yunus 10/12)

Dua için aracı olmaz, belli gün ve gece takdiri yoktur, kulun dua için özel mekan veya zamana da ihtiyacı yoktur.

Sadece edep ve nizam, muhatap olunana-yakarışta bulunana-Yüce Allah’a saygı, korku ve sevgi neyi gerektiriyorsa o hal içinde ve temiz (gusül abdetsli) vaziyette yapılır.

Ve muhakkak duanın arz edileceği makam sadece Allah’tır.

Birileri hürmetine, günler-geceler hatta Kur’an hürmetine dahi dua edilmez.

Duanın kabulü de sadece Yüce Allah’ın iradesine bağlıdır.

Şerre dua (beddua) terim olarak uygunsa da şekil, dini mana, duadan beklenen hasıla yönünden doğru ve uygun değildir. Dahası ihsana-güzelliğe hizmet etmediği için kabul şansı düşüktür. Keza aceleci olmak da duanın ilahi muhatabı düşünüldüğünde Yüce Allah’a haksızlık ve hadsizliktir.

Buraya kadar arz edilenler sözlü dua içindir ve duaların makbul olma şartları arasında en mühimi elbette o işin hayra niyetle sadece Allah’a-aracısız yapılması ve amel ile desteklenmesidir.

Amel ile desteklenmesi ise bizi salih amele ve niyete götürür ki gayret yani amelin her türü hayra hizmet etmek şartıyla ibadettendir.

Tarlasını süren, eken, sulayan çiftçinin ameli fiili yani ameli duadır ki ekim sonrası hasılat için duası sözlü dua mahiyetindedir. Sözlü duanın kabulü ise elbette gayretin yani ameli duanın durumuna bağlıdır.

Bunu değişik şekillerde örneklendirmek mümkündür ki mesela bir keşif veya bilimsel araştırma için yıllarını harcayarak dirsek çürütenlerin işi ameli dua, bu eylemlerini sözle desteklemeleri de sözlü duadır.

Yani tevekkül, elden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakmaktır ki tek başına sözlü dua gerisinde salih niyet, amel ve gayret yoksa yeterince samimi değil demek olacağından kabul imkanı da zayıftır.

Allah’ın hikmetinden sual olmaz ve Yüce Allah dilediği duayı kabul veya redde tek hakimdir ancak niyet ve gayretle ödüllendirilen ve sözde kalmayan duaların kabul olma şansının yüksekliği fıtrat gereğidir, güzele, hayra hizmete verilecek ödül kapsamındadır.

Kullar için gayret yani ameli dua, sözlü duanın kabulü için olmazsa olmaz bir şarttır ve çalışmadan elde etmek, hak etmeden kazanmak, hakkı olmadığı halde elde etmek üzere yapılan duaların kabulü de (doğrusunu Allah bilir) mümkün değildir.

Bu anlamda Peygamberimizin duaları ve ayetlerde geçen dualar mü’minlere örnektir ki Peygamberimizin hayatı ve inancı düşünüldüğünde, dualarının ne tür cihadlarla, gayret ve emeklerle beslendiği görülecektir. Keza diğer Peygamberler ağzından ifade edilen dualarda da anılan Peygamberler ellerinden geleni yapmış (yani ameli dua etmiş) ve nihayet tıkandıkları yerde (Allah’ın yardımı olmadan güçlerinin yetmeyeceğini anladıkları veya durumun o andan sonra olumlu yönde değişme şansı kalmadığına inandıkları anda) sözlü duaya yönelmişlerdir.

Mü’minler için de durum aynıdır ki hayattan beklenen ne ise amel ve dualar da aynı istikamette olmalıdır. Sınava hazırlanmadan dua eden bir öğrencinin o sınavdan geçmesi nasıl imkansız ise, tarlayı özensiz eken çiftçinin güzel hasat alması da o denli zordur.

Ameli ve sözlü dua ayrımı işte bu ayrımı kulun lehine çevirmek için şart olan niyet ve gayretin vurgulanmasıdır. Sonuçta her hayırlı amel ibadettir ve Allah niyetlere şahittir. Gayretin ve kalpte olanın bir de sözlü dua ile söylenmesi iradeyi tam olarak ortaya koyan ve Allah’In yardımına muhtaçlığı arz eden haldir ve Yüce Allah rahmeti ile inşallah o gayreti ödüllendirecektir.

Sözlü dua olmasa dahi Yüce Allah, ameli dualara cevap verendir ki başarı denilen şey de budur. Yani gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır. Bu savaşlar için de geçerlidir, sınavlar veya yatırımlar için de.

O halde mü’min; özü sözü bir olmalı, hayırlarda yarışmalı, her ameli ibadet saymalı, kalbini selim tutmalı, Allah’a güvenmeli ve acizliğini bilmeli, sonucun sadece Allah’ın dilemesi ile olduğunu bilmeli ve Yüce Allah’ın takdir ettiği sonuca her halükarda sabır ve teslimiyetle saygı göstermelidir. Çünkü Allah gayreti gören, niyetleri zaten bilendir.

Sözlü dualar, çoğu zaman ameli dualarla desteklenmez ki bu yanlıştır. Yani kul zengin olmayı ister ama bunun için çalışmaz, kararlarında isabet ister ama bunun için ilim öğrenmez. Böyle olunca da sonuç çoğu zaman hüsran olur.

Öte yandan ameli duayı mesela hastalıklar için yok sayan zihniyette yanlıştır ki hastanın teşhis ve tedavi için kat edeceği yol ve yöntemler aslında ameli duadır ve sözlü dualarla desteklenmesi de inşallah sonuç verecektir. Lakin herşeye rağmen o hasta iyileşemezse bu mukadderattır ve Allah’ın takdiridir. Her kulun da buna razı olması lazım gelir. Bu örnekte olduğu gibi keramet sadece Allah’tadır. Çünkü Allah’ın (haşa) her duayı kabul edecek diye bir mecburiyeti asla yoktur.

Kabul olmayan dualarımız için üzülmeye de gerek yoktur çünkü hayrın ve şerrin mahiyeti bizce tanımlanan halinden farklıdır ve bizce şer olan hayır, hayır olan pekala şer olabilir. Ama tevekkül ile işin Allah’a bırakılması inşallah hayırlı sonuçlar doğurucaktır ve o durumda duanın kabul edilmemesi belki hakkımızda çok daha hayırlı sonuç verecektir.

“İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.” (İsra 17/11)

Bu vaziyette dahi Allah kalbimizdekini bilendir ve o şahdamarından yakındır. Sonucu arzu etmediğimiz vaziyette tezahür ettirme hak ve yetkisi sadece O’ndadır. Bu yüzden de ümidi putlaştırmaya veya korkuyu ilahlaştırmaya asla gerek yoktur.

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara 2/186)

Lakin bizler için mühim mesele ağzımızdan dökülecek dualara dair o ana kadar nelere niyetlendiğimiz ve nelere gayret ettiğimizdir. Çünkü ameli ve sözlü dualarımız aynı paralelde değilse, yani sözle ifade ettiğimiz dualar için gayret sarf etmediysek beklentilerimizin de çok yüksek olmaması lazım gelir.

Bu nedenle denmelidir ki kul; Kur’an istikametinde hayırlara ve güzelliğe yönelik ameller üretmeye niyet, teşebbüs ve gayret etmeli, her alın teri ve emeğin ibadetten sayılacağını ummalı, sözlü dualarıyla da ayrıntılamadan, haddi aşmadan, tevazu ile durum ve isteklerini Malik’ine usulünce arz etmelidir.

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A’raf 7/55,56)

Kul, duası (ameli ve sözlü) olmadığı takdirde değersizdir. Bu demektir ki dua hayatın ve ilahi nizamın vazgeçilmezidir, ilahi yardım talebidir, kulluk göstergesidir, kibre değil tevazuya dost olunduğunun göstergesidir.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! ..” (Furkan 25/77)

Netice olarak, dua sadece zor anlarda yapılacak bir yakarış değil, hayatın tüm alanlarında ve daima yapılacak bir yardım talebidir. Sadece zor anlara indirgenen dua ise maksada aykırı ve sonuca terstir. İmandan yoksunların duasının nafile olduğunu da bildiren ayet dikkate alınırsa, ameli ve sözlü duaların çok daha öncesinden kulun Allah’a iman ve itikat ve tevekkül etmesi lazım gelir ki tevhid ve takva da bunu gerektirir. Burada anılan salih amel şartı ise bahsetmekte olduğumuz ameli duaların ta kendisidir.

“Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kâfirler için ise çetin bir azap vardır.” (Şura 42/26)

“ .. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır.” (Mü’min 40/50)

Dua etmeyi kendisine yediremeyen kibirliler içinse hayatın azap ve zorluklarla dolacağı aşikardır. Keza Yüce Allah’ın en güzel isimleri ile o isim ve sıfatların tecellileri ile dua etmek güzel olandır. Bu hem ameli hem sözlü dualar içindir.

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.” (A’raf 7/180)

Özetle; Yüce Allah kulun gayretini ve niyetini bilen olsa da kulunun kibrini yenip, nefsini eğitip, kendisine tabi olup, acizliğini fark edip yüzünün Yaratan’ına dönmesini murad eder ki tüm ameller ibadet ve aslen ameli dualardır. Sözlü dualar ameller ile desteklendikçe inşallah değer kazanacaktır.

Kul huzur, barış, esenlik adına neyi diliyor ve dua ediyorsa o emel uğruna çalışmalı, mücadele etmelidir ki salih amel ve cihad zaten bu demektir. yani sözlü dua ile elde edilmek istenen gayeye yönelik ameli dua o emel için hak ve helal alınteri dökmektir. 

Kötülük, sıkıntı, zorluk ve eziyetlerden kurtulmak isteyenlerin yapacağı şey de bu nedenle, sadece sözlü duaya sarılmak değil, aynı zamanda kötülüğe karşı durmak için gayret sarf etmektir. Sadece sözlü dua belki kabul olunur ama amelle desteklenen duanın makbul olma şartı inşallah çok daha fazladır. Dahası niyetlere şahit olan Allah amel ve niyeti de ödüllendirecek olandır.

Rabbim kullarının hayırlara yönelik ameli ve sözlü dualarını kabul eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

dua

Alemlerin Rabbine sığınmak, İstiaze

Alemlerin Rabbine sığınmak, İstiaze İstiaze, endişelerimizden, korkularımızdan, her türlü kötülükten Allah’ın kudretine sığınmak, O’ndan yardım ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir