Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Anadolu İslam’ının son yüzyılı
imanilmihali.com
Anadolu İslam’ının son yüzyılı

Anadolu İslam’ının son yüzyılı

Anadolu İslam’ının son yüzyılı

Bu yüzyılı; Cumhuriyet öncesi yirmi yıl, Cumhuriyet ve müteakip otuz yıl ve yakın zaman diye üçe ayırmak mümkündür ki burada tarihsel veriler değil, hissiyat ve maneviyattaki değişimler izah edilecektir.

Öncelikle ilk dönemden başlanacak olursa;

Osmanlının son zamanlarında askeri ve ekonomik çöküntülere rağmen halkın iman ve ahlak seviyesi yeterli seviyedeydi. Bozgunların verdiği fakirlik ve moral bozukluğuna rağmen halk kamuya ve dine saygılıydı, din adamları saygı görür, alışkanlık gereği dinde yeri olmasa da padişaha halife sıfatına istinaden dini manada kıymet verilir ve hürmet edilirdi. Lakin dinin lisanı Osmanlıca veya arapçaydı ki teba yani halk Kur’an okumaz, okuyamaz haldeydi. Bu açık dinlemek suretiyle giderilir di ki mela veya tefsirler o dönemde yoktur, olanlar da yine Osmanlıca idi. Halkın okuma yazma bilmemesi ise dinin anlaşılmasına mani olduğundan sokaklar din adına uydurulmuş hurafelerle doluydu.

Cumhuriyet dönemini de öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak lazımdır ki öncesindeki savaşlar döneminde iman gücü her türlü zorluğu yenmeye yeterliydi ve sayıca çok üstün düşmana karşı şehit olma arzusu ile çarpışan gencecik askerler vatana sadakatin imandan olduğunu biliyorlar ve Peygamber sancağına ermek umuduyla istilacı şeytanlara karşı öleceğini bile bile hücum ediyordu.

Bu ruh kendisini tüm cephelerde ve özellikle kurtuluş savaşında da göstermiş ve İstaiklal savaşı bu ruhtan kaynaklanan inançla kazanılmıştır. Vatan sevdalısı komutan, asker, alimler ve halkın aynı davada, iman ve Allah adına buluştuğu bu muazzam kurtuluş hikayesi dünyada eşi olmayan bir destandır.

Savaşların bitmesini takip eden ikinci dönem ikinci perde ise ilkeler ve inkilaplar dönemidir ki laiklik ilkesinin hayata geçmesiyle akıl hak ettiği yere gelebilmiş, bilim saygınlığa kavuşmuş, vicdanlar hür olmuş, Kur’an ana dilde anlaşılır ve okunur olabilmiştir. Yine bu dönemde ders kitapları yazılmış, camiler onarılmış, diyanet işleri başkanlığı kurulmuş ve din adamları yetiştirilmeye başlanmıştır. Sonuçta Anadolu içlerine kadar uzayan dinde aydınlanma hareketi sayesinde Kur’an’i İslam’a dönülmüş, hurafeler İslam’ı terk edilmiş, manevi mikrop yuvasına dönen tekke ve zaviyeler kapatılmış, yabancılarla ortak ihanet sergileyen dernekler kapatılmış, hain din adamları yargılanmış, hilafet denen saçmalık kaldırılmış, din yaban otlarından temizlenmeye başlamış, ana dilde ibadet asırlar sonra ilk kez telaffuz edilmiş ve uygulanmıştır.

Yani Cumhuriyetin aydınlanma çağı din alanında da yaşanmış ama maalesef Atatürk’ün vefatıyla bu çalışmalar yarım kalmıştır. Geriye kalanlar ise o ideali yaşatmayı becerememiş ve din adeta ortada kalmış, aydınlık ile karanlık arasına sıkışmıştır.

Yakın zaman İslam’ı ise dünyada devam eden savaşlar, değişen ideolojiler ve kutuplaşmalar sebebiyle hassas vaziyete gelmiş, açlıklar ve siyasi akım fanatiklikleri dini tanınmaz hale getirmiş, çıkar kavgaları kardeşlikleri bozmuş, anarşi doğmuştur. Sonrasında mezhepler ve tarikatlar savaşları yaşanır olmuş, mezhep farklılıkları bilinir hale gelmiş, kutuplaştırmalara maruz kalınılmış, namaz şekillerinde dahi farklılıklar yaşanmış, sayısız tarikat ve cemaat üremiş, tamamı sadece kendisini dinden saymış ve din parçalanmıştır.

Ortadoğuda yaşanan arap baharı yalanı ile Ortadoğunun huzuru kaçırılmış, orada akseden terör ve savaş rüzgarları etnik ve dini terör manasında Anadolu’ya da ulaştırılmıştır. İslami terör üretme gayretindeki siyonizm, kendi eylemlerini İlama mal ederek, Sovyet Rusyadan boşalan hedef koltuğuna bu kez İslam’ı oturmuş ve o andan itibaren İslam bir daha iflah olmamıştır.

Irak – İran savaşıyla başlayan bu bozulmalar, Irak ve Suriye topraklarında şiddetlenmiş, Sünnilikten vahabiliğe dönen Suudiler sayesinde din yeni bir şeytanlıkla tanışmış, İşid denen bir örgüt hem de İslam adına bölgeyi kana bularken ülkemiz de bundan nasibini almıştır.

Anadolu bu dönemde, Mevlana’dan, Bektaşi’den, Yesevi’den, Yunus Emre’den, Tapduk Emre’den beri süregelen aşk ve vahiy bütünlemesi ile dik durmayı başarmış, kardeş kavgalarına kanmamış, münferit düşmanlıklar olduysa da toplumsal barış adına, mezhepler arası farklar çatışma sebebi yapılamamıştır.

Diyanet işleri, tüm mezhepleri kucaklayan ama hanefi mezhebine öncelik veren yaklaşımında kusurlar etse de nispeten kardeşlik bağlarını kuvvetlendiren bir makam olmaya çalışmış, sayısız cami ve kurs açılmış, hatta siyasete dini parti olarak girenler iktidar dahi olmuştur.

Ortadoğuda başlayan ve Anadolu’ya uzatılmak istenen ılımlı İslam, vahabilik İslam’ı, dinler arası diyalog veya benzer söylemler halkın imana olan sadakati sebebiyle karşılık bulamadıysa da, toplum bugün sayıları 476’yı bulan tarikata bölünmekle dine zarar vermiştir. Apartman dairlerine sızan kiliseler ise misyonerliğin boyutları hakkında bilgi vermeye yeterlidir.

Şeyh ve şıhların, müridlerine ilim ve irfan yerine yeni birer din sunması ise şirki bu topraklara davet etmiş, şeytanlaşan siyonizm ve arapçılık Anadolu’yu teslim almıştır.

Riya ve gösteriş, makam ve mevki beklentisi, Allah rızası yanısıra kişilerden de beklentiler, müslüman camiayı şirkin kucağına atarken tevhidden uzaklaştırmıştır.

Çok değil otuz yıl önce kadına şiddet, çocuğa istismar suçunu işleyenler katledilir veya hapiste eziyete uğrarken bugün bu normalleştirilmiştir. kaçırılan çocuklar, köşe başlarında satılan uyuşturucular, kumar ve alkol satış rakamları, hayat kadınlarının sayısı ve niteliği, sayısız yabancı uyruklu hayat kadınının varlığı, ithal içkiler, sayısız hem de devlet eliyle işletilen kumar oyunları, haftada bir iken haftada yedi güne ve günde iki defaya hatta yabancı yarışları da kapsayacak hale getirilen at yarışları, yurtlarda, Kur’an kurslarında çocuklara tecavüzler, on üç yaşında hamile bırakılan bebekler, muta nikahını helalleştiren fuhuş babaları, muskalardan medet umanlar, türbelerden şefaat bekleyenler … dinin rayından çıkmasına sebep olanlardır ve bugün Anadolu İslam’ı olabileceğinin en kötü durumundadır. Egemen siyasi akımların dini olmasına rağmen durum budur.

O halde sadece kişileri imandan uzaklaşmakla suçlamak adil değildir ki son elli yılda sürekli gerileyen inançlar,kişilere etki eden iç ve dış güçler eliyledir.

Kur’an’ı önünde ve anlaşılır dilde hazır bulan toplum, hala okumamaya yeminliyse bu kişisel gafletten çok öte bir şeydir ve vebali de büyüktür.

Tarikat ve cemaatler yerden mantar gibi bitiyorsa bu masum bir ihtiyaçtan çok öte bir şeydir.

Şiddet ve yobazlık karanlık mağaralarından çıkıp, satırlı, döner bıçaklı vahşet yüzüyle ana caddelere taşabiliyorsa, din adına yalanlar söylenebiliyorsa, Allah’tan korkan imamlar azaldıysa, hutbelerde partizanlık yapılıyorsa durum çok daha vahim demektir.

Her adıma bir cami yapılan yakın zamanlarda imanın çöküşünü izlemek acıdır ama kimsenin mazereti de yoktur.

Kur’an ortadadır, okumak isteyene yardıma hazırdır.

Allah, şahdamarı kadar yakındır, tevbe edeceklere rahmet kapısı daima açıktır.

Peygamberin örnek sünnet ve Kur’an ahlakı hafızalardadır.

Laiklik sayesinde din özüne ve hürriyetiğne kavuşmuş ve geleceğini garantiye almış, bu sayede vahiy, ilim ve aşk buluşabilmiştir.

Ama yine bu son dönemde siyonizim cephesi, hristiyan misyonerlikle kolkola, içerdeki zararlı tarikatlarla kardeş vaziyette İslam’ın dibini oymak için hareketlerini hızlandırmıştır ki sermaye, para, barınak, yasal koruma endişeleri kalmayan bu odaklar çocuklardan ve kadınlardan başlamak üzere şeytani ağlarına zavallıları düşürmeyi başarmışlardır.

Osmanlıcılığı özendiren ama geri planda cumhuriyet düşmanlığını aşılayan, dini bölen bu akımların zararlı ve din aleyhine olduğu aşikardır. Acı olan bu akımların son yüzyılda yaşanan bunca acıya rağmen toplumda karşılık bulabilmesidir.

Aydın kesim, laik Cumhuriyetten ve akıldan taviz vermemekte kararlıyken, Anadolu içleri maalesef tam bir hurafe bataklığıdır ve oradakiler aydınlanmayı reddederek karanlığı din sanmakta ve rivayetlere dayalı tarikatsal söylemleri İslam diye yaşamaktadır.Kandırılan ve aldatılan bu kesim akibetinden habersiz haldeyken, oralardaki alimler ve aydınlar da maalesef aydınlatma görevini ihmal etmektedir.

Netice olarak ülke bugün aydınlık yarı ile karanlık yarı şeklinde iki parçadır ve ırk, dil, ten rengi, yaş, cinsiyete bakılmaksızın kutuplaşma söz konusudur ki imanda ve vatanda bir olamayan bu toplumun siyonizme karşı mücadele de etkin olması da bu yüzden zordur.

Diğer mezhepleri dinsizlikle suçlayan bir mezhep hak değildir, diğer tarikatleri dinsiz sayan tarikatların en başta kendisi din dışıdır ama toplum sayısız ayrılıklar arasında kaosa düşmüş haldedir ve kimsenin aklına Kur’an’a müracat etmek gelmemektedir.

Çünkü siyonizm en büyük zaferini Kur’an’ı okutmamakla, okunsa da anlaşılmadan okunması için arapçaya mahkum etmekle kazanmıştır.

Aracılar ve şefaatçiler safsatası ise siyonizmin ikinci zaferidir ki bugün zalimler, hırsızlar, ahlaksızlar, kötü yöneticiler şefaat umuduyla vur patlasın çal oynasın hayat sürmekte, hak ve haram yemektedir. Oysa şeffat sadece Allah’ın razı olduğu kullara hastır ve Allah herkesten razı olmayacaktır.

Tesettür ve ibadet yazık ki ilahlaşmış, ibadet yeterli farz edilmiş, sevap kazanmayla cennetlere gidileceği yanlışına düşülmüştür. İslam, imanın önüne geçmiş, tevhid unutulmuş, takva takke ve tespihe endekslenmiştir.

Oysa iman, cennetlere girişin tek anahtarıdır ve zamanın dinsizlik belası bu imansızlık illetinde yatmaktadır.

İman, sadece Allah diyebilmek, günahkar olduğunu kabul etmek, acizliğini bilerek af dilemek, inanmak, güvenmek ve teslim olmaktır. İman huşu ile yaşamak, ihsan ile ibadet etmek, tevekküle sığınmaktır.

Kur’an’ı mişnalarla değiştirenler, sahte peygamberlere biat edenlerden teşkil toplumun refaha ermesi de bu dinsizlik belalarından kurtulması da mümkün değildir.

İslam, şeytani fikir ve amellerden arındırılamaz ise bu topraklardan göç edecek ve bizi imansızlıklarımızla baş başa bırakacaktır.

Kur’ani İslam’ı yeniden tesis etmek farz olandır, Peygamber emri, Allah buyruğudur.

beşeri tüm yorum ve örfleri, alışkanlık ve kabulleri din diye satanlar, din sektörü tacirleri, dine yalan söyletenleri bu toplum tecrit edemediği sürece de cennetler hayal olacaktır.

Çünkü aldanmak, Allah’a haksızlık etmektir.

Akıl ve kalp, vahiyle ve aşkla buluşabilirse cennetler bu dünyada yaşanır olacaktır. Lakin Anadolu bu haliyle gün ışığına çıkmaktan dahi yoksundur.

Cehalet ise mazeret değil isyandır ve Kur’an en büyük şefaatçidir.

Anadolu İslam’ını bu hale getirenler, bu hale gelmeye razı olanlar, Kur’an ve Peygamber yerine başka kişi ve kitaplara tabi olanlar ağır vebal altında olsa da fatura tüm toplumadır.

Mü’minlere düşen öğüt vermek, örnek olmak, doğrusunu nasihat etmektir.

Sapmış ve haddi aşmışlara düşen bir an önce tevbe ile hak yola geri dönmektir.

Müsterihlik, günaha katkı sağlamamış, vebale ortak olmamaışların ve zulme karşı ses verebilenlerin hakkıdır.

Cennetler ise imanla kalabilenlerin, dünya mal ve süslerine aldanmayanların, Allah’tan başkasından korkmayanların hakkıdır.

Çünkü iman, Allah’tan başkasını velik etmemektir.

Osmanlı’nın altın dolu sadaka keselerine aracı olan meşhur ramazan çeşmelerinin erdeminden, bugünkü çocuk tecavüzlerine kadar alçaldıysak bunda bir yanlış var demektir!!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir