Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Anadolu ve Ortadoğu İslamı arasındaki farklar
imanilmihali.com
Anadolu ve Ortadoğu İslamı arasındaki farklar

Anadolu ve Ortadoğu İslamı arasındaki farklar

Anadolu ve Ortadoğu İslamı arasındaki farklar

Cennete gitmek mi cehennemden kurtulmak mı ?

Yaşamın gayesinde herkes için bu iki temel düşünceden birisi vardır ki Anadolu İslam’ı ile Ortadoğu İslam’ının da farkı buradadır.

Ortadoğunun petrol zengini ülkelerinin bedbaht insanları akıllarını kullanmadıkları için asırlarca esir ve köle vaziyette yaşadıkları için dinden anladıkları da sayısız acı ve azaptır ve dilekleri bu azaptan hiç olmazsa ahirette kurtulmak yani cehennemlere düşmemektir. Onlar ibadeti de, cihadı da, zekat ve namazı da cehenneme mahkum olmamak için kılarlar.

Anadolu İslam’ı ise cehennemden korkmak yerine cennetlere aşıktır çünkü imanına muhabbet katmış, dünyevi servet ve mutlulukların sahteliğini anlamış, Yaratan’ına aşkla bağlanmış ve gerçek kurtuluşun O’nu sevmekle geleceğini çoktan anlamıştır. Bu sayede de dinini samimi yaşamış, huşuyu yakalamış, riyadan uzak durmuş, münafıklık ve müşrikliğe aldanmamış, haramdan uzak durmuş, haram korkusuyla yıllarca ticaretten bile sakınmıştır. Dahası Allah yolunda ölmeye koşarak giden bu ulus, imanı sayesinde tüm cihana kafa tutmuş, tüm İslam alemine örnek İslam cihadını göstermiştir.

Anadolu İslam’ı, dini, cennetlere gitmek için değil Allah’ın rızasına mazhar olabilmek için aracı görmüş amaç haline getirmemiştir. Bu sayede de riya ve yalandan arınmış, aşkla girdiği İslam’a daha büyük bir aşk’la bağlanmıştır.

Ortadoğu ise dine kılıçla girmiş, kılıç tehdidi kalktığı anda irtidat etmiş, Peygamberin vefatından hemen sonra on binler dinden çıkmış, toplum zekatı reddederken (Ridde olayları) sahte peygamber arayışına girmiştir.

Çünkü Ortadoğu İslam’ı salih amel üreterek bileğinin (haşa) hakkıyla cennetleri kazanmak yerine, hep birilerinin şefaatine muhtaç bırakılmış, sahte hadis ve rivayetlerle aldatılmış, aracı ve şefaatçiler olmadan bir dini hayal edemez zavallılığa mahkum edilmiştir.

Anadolu İslam’ında, İslam’a aşık gönüller asırlar sonra dahi Hz. Peygamberi bir beşer olarak ama örnek ve nadide bir nebi olarak görüp sonsuz sevgiyle bağlanmışlardır. Keza iman denen gönül borcuna en sadık yurt ta Anadolu İslam’ıdır.

Gerek kafirlerle çok yakın işbirliğinde olmamak, kah dine girişte kılıçtan ziyade gönül sevdalarıyla girmiş olmak sebebiyle tasavvufun da etkisiyle Anadolu İslam’ı kültürel örfleri, dini vecibeleri ile hep saadeti arzulamış, barış ve huzurdan yana olmuş, rızıkla yetinmeyi bilmiş, haramsız yaşamayı ilke edinmiş, ibadetlerini riyadan uzak huşu ile yapmış, zenginleşmek riskinden kaçmış, haramdan uzak durmuş, varlık ve canlılarda Allah’ın ayetlerini görebilmiş ve en mühimi Kur’an’a sonsuz bir sevgi ve sadakatle bağlanmıştır.

Kur’an, evlerin neredeyse her odasında yer almış, akşamları, sabah vakitleri okunur olmuş, namazlar, secdeler evlerden eksik olmamış, tesbihler elden düşmemiştir. Bu sayede İslam nuru hanelere ve gönüllere dolmuştur.

Korkuyla ve Allah’a yeterince güvenmemenin bir sonucu olarak Ortadoğu ise zalim kralların ülkesi olmuş, kurtuluş mücadelesi dahi verememiş, imani ayaklanmaya kalkmayı akıl dahi edememiş, içtihada ve akla kapılarını kapatarak taassuba gömülmüş, sahtekar yobazların elinde din kölesi haline getirilmiştir. Çünkü cahildir, aklı kullanmaktan asırlarca aciz bırakılmıştır. Çünkü Atatürk inkılapları gibi bir çağdaş hamleyi din ve eğitim alanında yaşamamıştır.

Susuz, bereketsiz topraklarda, nimet ve rızık için el açıp yalvaran durumuna getirilen İslam ülkeleri, işsizlikle, terör odaklarının zulümleriyle, cahillikle, hurafe ve rivayetlerle, hain işbirlikçilerin münafıklıklarıyla, savaş ve gözyaşlarıyla hep ezilen olmuş, ayağa kalkmaya fırsat dahi bulamamıştır.

Cahiliye dönemi alışkanlık ve örflerinden kurtulamayan Ortadoğu İslam’ı, hep bir çoban ve aracı istemiş, reçelden yapılan putları terk ettiği halde kişi ve varlık putlarına tapmaktan vazgeçmemiştir. Böyle olunca da saadet sadece o putların vereceği kadarla sınırlı kalmıştır.

Keza Ortadoğu insanı Tek Allah’a ve tam teslimiyeti yeterince yaşayamamış, cehaletini bilimle aydınlatamamış, vahyi akılla buluşturamamış, önlerinde Türkiye Cumhuriyeti gibi laik bir modern örnek varken bundan istifade edememiştir.

Dahası Pakistanlı İslam alimi Muhammed İkbal gibi değerleri üretmeyi asırlar önce bırakan Ortadoğu İslam’ı şimdilerde şirk kokulu fetvalara imza atmaktadır.

Kabeye yıldırım düşmesi boşuna değildir ve Ortadoğu İslam’ı Türkleri İngilizlerle bir olup sırtından bıçaklamanın bedelini daha çok ödeyecektir çünkü tevbeye yanaşmamakta hala dış güçlerin Türkiye aleyhine oyunlarına alet olmakta, Mısır’da tahrim meydanında geceliği yüz dolar karşılığı devlete karşı isyana kalkışmaktadır.

Allah tuzak kuranların en çetinidir, zalimlere dünyada da ahirette de azap verecek ama zulmü hemen cezalandırmayacak olandır. Ortadoğu Kur’an’a isyanını, Peygamber evlatlarını katletmekle de göstermiş, cihadı terk etmiş ve imanı teröre teslim etmiş haldedir ve Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi İslam sadece Türkiye’de yaşanır olmuştur.

Anadolu İslam’ının en büyük avantajı imanını Türklük mayası ile güçlendirmesidir ki bu sayede esir olmaktansa ölmeyi göze alabilmiş, “Allah, Allah” nidaları ile şehit olmaya koşabilmiştir. Bu haysiyet ve erdem İslam düşmanlarına da göz açtırmamış, İslam sancağı asırlardır Türklerin elinde dalgalanır olmuştur.

İslam’ın Kur’an ile yeniden yapılanması (tecdit) ve dinsel zamane gereklerinin değerlendirilmesi demek olan içtihatlar da yine Anadolu İslam’ı eliyle şekillenmiştir. Bu nedenle Türkiye tüm İslam alemine laik ve müslüman bir hayat tarzı olarak mükemmel bir örnektir.

Bunda aklın önemi büyük, eğitimin payı devasadır.

Anadolu İslam’ı asla zulümden, saldırmaktan, yayılmaktan, sömürmekten, kandırmaktan, ahdi bozmaktan yana olmadıysa bu mayasındaki Türklüğün de etkisiyledir. Anadolu İslamı bu sayede İslam’ın en güzel emir ve alışkanlıklarını, Türklüğün erdemleriyle buluşturmuş ve ortaya mevlütlerle, kandillerler, lokmalarla, mukabelelerle, hatimlerle, yasin okumalarla, helva dökmelerle, hafızların edalarıyla coşan bir İslam çıkmıştır.

Türbeden, sakaldan, adak ağaçlarından değil sadece Allah’tan bekleyen, fala baksa da inanmayan, şirke ve şeytana hiç olmazsa diliyle düşman olabilen Anadolu İslam’ı bu sayede ayakta kalabilmiştir.

Ortadoğu İslam’ı ise dış mihraklar eliyle mızraklanmış ve yerlerde can çekişmektedir. Terörü cihat sanan, kendi kardeşlerini bombalayan, kafir ve müşriklerle beraber köylerini yakan yıkan, suları zehirleyen, kimyasal gaz kullanan, sokaklarında mayınlar patlayan, içteki hainler sayesinde yürekten vurulan, münafıkların dinci edalarına kanan, aldatılan, saltanat ve siyaseti dine sokan, aklı inkar eden, cahiliye dönemi örflerinden sıyrılıp da bir türlü İslam’a geçemeyen Ortadoğu daha uzun yıllar bu sefalete mahkum görünmektedir.

İş o kadar namert ve acınası hale gelmiştir ki ülkemizi Darül-Harp göstermek isteyen sayısız kafir meydanlarda hemde İslam adına nutuk atmaktadır. Oysa Türkiye, noksanlarına rağmen Darül-İslam’ın şeref sancağıdır. 

Türkiye Cumhuriyeti ise laik ve demokratik yapısıyla dimdik ayakta, kusurlarına rağmen din ve medeniyette önder haldedir. Bugün dünya Türk ve İslam kelimelerini aynı anlamda kullanıyorsa bu bizlerin Allah’a sadakati ve sonsuz teslimiyeti sayesindedir.

O halde çözüm Ortadoğunun Anadolu İslam’ına geçebilmesindedir ki noksanlarına rağmen Anadolu İslam’ı yaşayan güzel bir örnektir.

Laiklik sayesinde şekillenen ve kurumsallaşan diyanet işleri başkanlığı, Kur’an’ın anlaşılarak okunmasına imkan sağlayan tefsir ve mealler, dini ders kitapları tamamen Kur’an’sal ise bu Anadolu İslam’ının yüceliği ve sadeliği , laikliğin kaçınılmazlığı sayesindedir. Çünkü laiklik İslam’ın hem dejenere ve tahrifata hem israiliyat ile kirletilmesine karşı en büyük güvencesidir. 

Ana dilde yazılı olduğu halde Kur’an’ı okumayan, okusa da gereğini yapmayan Ortadoğunun aksine Türk insanı, Kur’an’ı ana dilde okuyarak hazmetmiş ve hayata yansıtabilmiştir. Kur’an’sız din olmayacağına göre bu kaçınılmaz bir şart ve Allah’ın ilk ve en büyük farzıdır.

Ortadoğu İslam’ı ayağa kalkmak için, Anadolu İslam’ını örnek almalıdır ki Anadolu İslam’ını yok etmeye yeminli şeytanların gayesi Türklüğü yok etmek, Ortadoğu’nun uyanmasına da mani olmak ve İslam sancağını yerlerde süründürmektir. 

Türkler Allah’ın yeryüzündeki ordularıdır ve Allah nurunu kafirler istemese de tamamlayacaktır. Lakin vebal büyük, ahid ağırdır ve müslüman dünya daha elest meclisinde Allah’a verdiği söze sadık kalmak zorundadır. Bu söz imanda birleşmek, ahde vefa etmek, Allah’a, Kur’an’a ve Hz. Peygambere sadık olma ahdidir.

Dünyevi çıkarlar ve fitneler uğruna yaşamı kirletmek, servetler edinmek, şehvetlerde sabahlamak kolaydır. Zor olan Allah rızasına mazhar olabilmek, Allah yolunda ölmeyi göze alıp mücadele edebilmektir. İşte Anadolu İslam’ı tam olarak budur ki aldanmadan, sapmadan, haddi aşmadan ve isyana – inkara bulaşmadan, helalden uzaklaşmadan yaşanan İslam bu nedenle sadece ANADOLU’dadır. 

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir