Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / A’raf suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

A’raf suresi – Karşılaştırmalı meal

A’raf suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

A’RAF SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Elif, Lam, Mim, Sad.
Diyanet Vakfı 1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Elif, Lam, Mim, Sad.
Süleyman Ateş 1. Elif lam mim sad.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
Ali Bulaç 2- (Bu,) Bir Kitap’tır. Bununla uyarman için ve mü’minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Diyanet Vakfı 2. (Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Bu, kendisiyle uyarasın diye ve mü’minlere bir ihtar olmak üzere sana indirilen bir kitaptır; sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın!
Süleyman Ateş 2. (Bu,) Sana indirilen bir Kitaptır. Onunla (insanları) uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın (hiç kuşkulanma, tasalanma, bu tamamen Allah tarafındandır. Sen hemen insanları uyar).
Yaşar Nuri Öztürk 2 Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak… O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Ali Bulaç 3- Rabbinizden size indirilene uyun, O’ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz?
Diyanet Vakfı 3. Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Rabbinizden size indirilene uyun, O’nsuz başka velilere uymayın! Sizler pek az düşünüyorsunuz!
Süleyman Ateş 3. (Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun ve O’ndan başka velilere uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Yaşar Nuri Öztürk 3 Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden birtakım velilerin ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Ali Bulaç 4- Biz nice ülkeleri yıkıma uğrattık. Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken bizim zorlu azabımız onlara geliverdi.
Diyanet Vakfı 4. Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Biz, nice memleketler helak etmişizdir ki, onlara baskınımız gece yatarlarken veya gündüz uyurken gelmiştir.
Süleyman Ateş 4. Nice kent(ler)i helak ettik; gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öğlen uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi.
Ali Bulaç 5- Zorlu azabımız onlara gelince yakarışları: ‘Biz gerçekten zulme sapanlardandık’ demelerinden başka olmadı.
Diyanet Vakfı 5. Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, “Biz gerçekten zalim kişilermişiz” demelerinden başka bir şey olmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Azabımız kendilerine geldiğinde: “Bizler, gerçekten zalimlerdik!” demekten başka bir iddiaları olmadı.
Süleyman Ateş 5. Azabımız onlara geldiğinde “Biz gerçekten zalimlermişiz!” demelerinden başka yalvarıları kalmadı.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, şu çığlığı yükseltmekten başka bir şey olmamıştır: Biz gerçekten zalimlerdik.
Ali Bulaç 6- Andolsun, kendilerine (peygamber) gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de elbette soracağız.
Diyanet Vakfı 6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Sonra kesinlikle, Peygamber gönderilen ümmetlere soracağız; kesinlikle gönderilen peygamberlere de soracağız;
Süleyman Ateş 6. Hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Yemin olsun, kendilerine elçi gönderilenleri muhakkak hesaba çekeceğiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceğiz.
Ali Bulaç 7- Andolsun (yapıp-etmelerini) onlara bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve biz gaibler (onlardan uzakta olan habersizler) de değildik.
Diyanet Vakfı 7. Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Soracağız da kendilerine karşı olup biteni mutlak bir ilim ile herhalde anlatacağız; çünkü Biz, her an onların yanındaydık.
Süleyman Ateş 7. Ve elbette onlara, olan biten herşeyi bilgi ile anlatacağız, zira biz onlardan uzak değiliz.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Onlara bir ilmin tanıklığında/bir ilmin aracılığıyla bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz değildik.
Ali Bulaç 8- O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
Diyanet Vakfı 8. O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 😯 gün tartı tam hakkiyle yapılacaktır. Artık kimin tartıları ağır basarsa, işte onlar, arzularına ereceklerdir.
Süleyman Ateş 8. O gün tartı tam doğrudur. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 8 O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılışacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.
Ali Bulaç 9- Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefislerini hüsrana uğratanlardır.
Diyanet Vakfı 9. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Kimin de tartıları hafif gelirse, bunlar da ayetlerimize haksızlık etmeleri yüzünden, kendilerine yazık edenlerdir.
Süleyman Ateş 9. Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiş oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.
Ali Bulaç 10- Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?
Diyanet Vakfı 10. Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Andolsun ki, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için onda birçok geçim kaynakları yaptık. Siz, pek az şükrediyorsunuz.
Süleyman Ateş 10. Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Yaşar Nuri Öztürk 10 Yemin olsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkânlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz!
Ali Bulaç 11- Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: ‘Adem’e secde edin’ dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
Diyanet Vakfı 11. Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Gerçek şu ki, önce sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: “Adem’e secde edin!” dedik; hemen secde ettiler, ancak İblis secde edenlerden olmadı.
Süleyman Ateş 11. Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Adem’e secde edin!” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis etmedi, o secde edenlerden olmadı.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “Âdem’e secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.
Ali Bulaç 12- (Allah) Dedi: ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’ (İblis) Dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’
Diyanet Vakfı 12. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Allah: “Sana emrettiğim halde secde etmene ne engel oldu.” dedi. “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan.” dedi.
Süleyman Ateş 12. (Allah) buyurdu: “Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblis): “Ben, dedi, ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
Yaşar Nuri Öztürk 12 Allah buyurdu: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
Ali Bulaç 13- (Allah:) ‘Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.’
Diyanet Vakfı 13. Allah: Öyle ise, “İn oradan!” Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Allah: “Hemen in oradan, orada büyüklük taslamak ne haddine, haydi çık; çünkü sen alçaklardansın!” buyurdu.
Süleyman Ateş 13. (Allah) buyurdu: “Öyle ise oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın!”
Yaşar Nuri Öztürk 13 Buyurdu: “O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın.”
Ali Bulaç 14- O da: ‘(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)’ dedi.
Diyanet Vakfı 14. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-İblis: “Dirilip kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver!” dedi.
Süleyman Ateş 14. (İblis) dedi: “(Bari) bana (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar süre ver.”
Yaşar Nuri Öztürk 14 Dedi: “İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”
Ali Bulaç 15- (Allah:) ‘Sen gözlenip-ertelenenlerdensin’ dedi.
Diyanet Vakfı 15. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Allah: “Haydi, mühlet verilenlerdensin.” buyurdu.
Süleyman Ateş 15. (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin.”
Yaşar Nuri Öztürk 15 Buyurdu: “Süre verilenlerdensin.”
Ali Bulaç 16- Dedi ki: ‘Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.’
Diyanet Vakfı 16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-İblis: “Öyle ise andolsun ki, beni azdırmana karşılık ben de onları saptırmak için her halde Senin doğru yoluna oturacağım.
Süleyman Ateş 16. Öyle ise, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”
Ali Bulaç 17- ‘Sonra muhakkak onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulmayacaksın.’
Diyanet Vakfı 17. “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın.” dedi.
Süleyman Ateş 17. Sonra (onların) önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!
Yaşar Nuri Öztürk 17 “Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını şükreder bulamayacaksın.”
Ali Bulaç 18- (Allah) Dedi: ‘Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.’4
Diyanet Vakfı 18. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Allah: “Çık oradan, yerilmiş, kovulmuş olarak! Andolsun ki, onlardan her kim sana uyarsa, kesinlikle cehennemi tamamen sizinle dolduracağım.
Süleyman Ateş 18. (Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki onlardan sana kim uyarsa (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım (azdıran sizler de, size uyup yoldan çıkan insanlar da cehenneme gireceksiniz)!”
Yaşar Nuri Öztürk 18 Allah buyurdu: “Çık oradan. Yenik düşmüş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”
Ali Bulaç 19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Diyanet Vakfı 19. (Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Ve ey Adem, zevcenler birlikte cennete yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın!” dedi.
Süleyman Ateş 19. (Sonra Allah, Adem’e hitabetti): “Ey Adem, sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
Yaşar Nuri Öztürk 19 “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.”
Ali Bulaç 20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: ‘Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.’
Diyanet Vakfı 20. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Derken şeytan, kendilerine örtülmüş olan ayıp yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı yalnızca birer melek olmamanız yahut ölümsüzlüğe kavuşmamanız için yasak etti.” dedi.
Süleyman Ateş 20. Derken şeytan, onların, kendilerinden gizlenmiş olan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek, ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men’etti” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”
Ali Bulaç 21- Ve: ‘Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim’ diye yemin de etti.
Diyanet Vakfı 21. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Ve: “Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.” diye ikisine de yemin etti.
Süleyman Ateş 21. Ve onlara: “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye de yemin etti.
Yaşar Nuri Öztürk 21 Ve onlara, “ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.
Ali Bulaç 22- Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: ‘Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?’
Diyanet Vakfı 22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Bu şekilde onları kandırıp sarktırdı. Bunun üzerine o ağacın meyvesini tattıklarında, ikisine de ayıp yerleri açılıverdi ve üzerlerini üst üste cennet yapraklarıyla yamamaya başladılar. Rableri onlara: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı, haberiniz olsun bu şeytan size açık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.
Süleyman Ateş 22. Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, (önceki mevkilerinden indirdi). Ağac(ın meyvasın)ı tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeğe başladılar. Rableri onlara ünledi: “Ben sizi o ağaçtan men’etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?”
Yaşar Nuri Öztürk 22 Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”
Ali Bulaç 23- Dediler ki: ‘Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.’
Diyanet Vakfı 23. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Onlar: “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik; eğer Sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.” dediler.
Süleyman Ateş 23. Dediler: “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz!”
Yaşar Nuri Öztürk 23 “Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”
Ali Bulaç 24- (Allah) Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır.’
Diyanet Vakfı 24. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Allah: “Kiminiz kiminize düşman olarak ininiz! Size bir süreye kadar yeryüzünde yerleşmek ve bir nasip almak var kaderinizde.” buyurdu.
Süleyman Ateş 24. (Allah) buyurdu: “Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.”
Yaşar Nuri Öztürk 24 Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadan mekân tutmanız ve nimetlendirmeniz öngörülmüştür.”
Ali Bulaç 25- Dedi ki: ‘Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.’
Diyanet Vakfı 25. “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 25- “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız.” dedi.
Süleyman Ateş 25. Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız! dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”
Ali Bulaç 26- Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size ‘süs kazandıracak bir giyim’ indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.
Diyanet Vakfı 26. Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Ey Adem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek ve süs olacak giysi indirdik; fakat takva elbisesi hepsinden hayırlıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Gerek ki, düşünüp ibret alırlar.
Süleyman Ateş 26. Ey Adem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Korunma giysisi, en iyisidir. İşte bu(nlar), Allah’ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Ey âdemoğulları! Şu bir gerçek ki size, edep yerlerinizi örtecek giysi de indirdik, süs ve gösterişe yarayacak giysi de… Ama korunup sakınmaya yarayan giysi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.
Ali Bulaç 27- Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.
Diyanet Vakfı 27. Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Ey Adem oğulları, şeytan nasıl ki, anne-babanızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için cennetten çıkardıysa sakın sizi de belaya uğratmasın! Çünkü o ve yandaşları sizleri, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yönden görürler. Biz, o şeytanları imana gelmeyenlerin dostları kılmışızdır.
Süleyman Ateş 27. Ey Adem oğulları, şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Ey âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, edep yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz o şeytanları, inanmayanlara dostlar yaptık.
Ali Bulaç 28- Onlar, ‘çirkin bir hayasızlık’ işlediklerinde: ‘atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti’ derler. De ki: ‘Şüphesiz Allah, ‘çirkin hayasızlıkları’ emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?’
Diyanet Vakfı 28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Onlar bir edepsizlik yaptıkları zaman da: “Atalarımızı böyle bulduk ve bize bunu Allah emretti.” derler. De ki: “Allah, edepsizliği emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”
Süleyman Ateş 28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti.” dediler. “Allah kötülüğü emretmez, de, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”
Yaşar Nuri Öztürk 28 Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
Ali Bulaç 29- De ki: ‘Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O’na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na dua edin. ‘Başlangıçta sizi yarattığı’ gibi döneceksiniz.’
Diyanet Vakfı 29. De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her mescitte yüzleriniz doğru tutun ve O’na dininizde samimi olarak ibadet edin! Sizi ilkin O yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.
Süleyman Ateş 29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her mescidde yüzlerinizi O’na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na yalvarın (Allah’a hiçbir benzer, eş, ortak koşmadan, gönlünüze başka tanrılar getirmeden sırf Allah’a yönelerek O’na kulluk edin). İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.”
Yaşar Nuri Öztürk 29 Şunu da söyle: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini yalnız O’na özgüleyerek O’na yakarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”
Ali Bulaç 30- Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.
Diyanet Vakfı 30. O, bir gurubu doğru yola iletti, bir guruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-O, bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler. Bir de kendilerini doğru yolda sanırlar.
Süleyman Ateş 30. (O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah’tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.
Ali Bulaç 31- Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
Diyanet Vakfı 31. Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Ey Adem oğulları, her mescide gittiğinizde süzünüzü tutunun, yiyin, için; ancak israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.
Süleyman Ateş 31. Ey Adem oğulları, her mesci(de gidişiniz)de süs(lü, güzel giysiler)inizi alın; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Ey âdemoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.
Ali Bulaç 32- De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?’ De ki: ‘Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.’ Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
Diyanet Vakfı 32. De ki: Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı zineti ve temiz hoş rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “Onlar, kıyamet gününde sadece kendilerinin olmak üzere, dünya hayatında iman edenler içindir.” İşte bu şekilde ayetleri, ilim sahibi olanlar için ayrıntılarıyla açıklıyoruz.
Süleyman Ateş 32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti?” De ki: “O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet günü de yalnız onlarındır.” İşte biz, bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk 32 De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü, güzel, temiz ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “Dünya hayatında onlar, inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindir onlar.” Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz.
Ali Bulaç 33- De ki: ‘Rabbim yalnızca çirkin-hayasızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi, haksız yere ‘isyan ve saldırıyı’ kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.’
Diyanet Vakfı 33. De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-De ki: “Rabbim, ancak açık, gizli bütün hayasızlıkları, her türlü günahı, haksız yere isyanı ve Allah’a, hiçbir zaman bir delil indirmediği herhangi birşeyi ortak koşmanızı ve Allah’a bilmediğiniz şeyler yakıştırmanızı yasakladı.”
Süleyman Ateş 33. De ki: “Rabbim, fuhuşları, gerek açığını, gerek kapalısını; günahı ve haksız yere saldırmayı; hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah’a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi kesinlikle haram etmiştir.”
Yaşar Nuri Öztürk 33 De ki: “Rabbim, ancak şunları haram kıldı: “İğrençlikleri-görünenini, gizli olanını-günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeyi.”
Ali Bulaç 34- Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.)
Diyanet Vakfı 34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Her milletin bir sonu vardır ve o son gelince bir an geri de kalmazlar öne de geçemezler.
Süleyman Ateş 34. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince (onlar), ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçerler, (tam vaktinde batıp giderler).
Yaşar Nuri Öztürk 34 Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.
Ali Bulaç 35- Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır.
Diyanet Vakfı 35. Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Ey Adem oğulları, size her ne zaman içinizden benim ayetlerimi açıklayan peygamberler gelir de her kim onlara karşı gelmekten sakınır ve davranışlarını düzeltirse, artık onlara korku yoktur ve üzülecek olanlar da onlar değildir.
Süleyman Ateş 35. Ey Adem oğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size ayetlerimi anlattıkarı zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 35 Ey âdemoğulları! İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiğinde, korunup hallerini düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacaktır. Onlar tasalanmayacaklardır da.
Ali Bulaç 36- Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır; onda sonsuz olarak kalacaklardır.
Diyanet Vakfı 36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara inanmayı kibirlerine yediremeyenler ise cehennemin sakinleridir ve sonsuza dek orada kalacaklardır.
Süleyman Ateş 36. Ayetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş halkıdır; onlar orada sürekli kalacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 36 Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.
Ali Bulaç 37- Öyleyse, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Kitap’tan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: ‘Allah’tan başka taptıklarınız nerede?’ ‘Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular’ diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler.
Diyanet Vakfı 37. Allah’a iftira eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?” derler. (Onlar da) “Bizden sıvışıp gittiler” derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Çünkü bir yalanı Allah’a iftira eden veya onun ayetlerine yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Bunlara kitaptan nasipleri erişir ve sonunda kendilerine göndereceğimiz melekler gelip canlarını alırken: “Hani o, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede?” dediklerinde: “Onlar bizi bırakıp kayboldular!” derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik ederler.
Süleyman Ateş 37. Allah’a yalan uyduran, ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitaptan nasipleri erişir (ezelde kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar); nihayet (ömürleri tükendiğizaman) melek elçilerimiz gelip canlarını alırken: “Hani Alah’tan başka yalvardıklarınız nerede?” dediklerinde: “Bizden sapıp, kayboldular” dediler ve kendi aleyhlerine, kendilerinin kafir olduklarına şahidlik ettiler.
Yaşar Nuri Öztürk 37 Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? İşte bunların Kitap’tan nasipleri kendilerine ulaşır, nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler: “Allah’ın berisinden yakardıklarınız nerede?” Şu cevabı verirler: “Bizden uzaklaşıp kayboldular.” Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kâfir olduğuna tanıklık ettiler.
Ali Bulaç 38- (Allah) diyecek: ‘Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin.’ Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: ‘Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:) ‘Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz’ diyecek.
Diyanet Vakfı 38. Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 38-“Girin bakalım cinlerden ve insanlardan sizden önce geçen milletlerin arasında ateşe!” der. Her millet girdikçe, kendilerine uyup sapıklığa düştüğü hemşiresine (dindaşına) lanet eder. Sonunda hepsi orada birbirlerine ulanırlar. Sonrakileri, öndekileri göstererek: “Ey Rabbimiz, işte şunlar bizi yoldan çıkardılar; onun için onlara ateşten iki katlı azap ver!” derler. Allah: “Her birinize iki katlı, fakat bilmiyorsunuz.” der.
Süleyman Ateş 38. (Allah) buyurdu: “Sizden önce geçen cin ve insan topluluklariyle beraber ateşin içine girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşına la’net etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: “Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar.Bunlara ateşten bir kat daha azab ver!” (Allah): “Hepsi için bir kat fazla (azab) vardır, ama siz bilmezsiniz.” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla iç içe girin bakalım ateşe.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına/kızkardeşine lanet eder. Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz!”
Ali Bulaç 39- (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: ‘Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın.’
Diyanet Vakfı 39. Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Öndekiler de sonrakilere: “Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz olmadı. Artık kendi kazancınızın cezası olarak tadın azabı.” derler.
Süleyman Ateş 39. Öncekiler de sonrakilere dediler ki: “Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın!”
Yaşar Nuri Öztürk 39 Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuşurlar: “Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”
Ali Bulaç 40- Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız.
Diyanet Vakfı 40. Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara imanı kibirlerine yediremeyen kimselere kesinlikle gök kapıları açılmayacak ve deve iğnenin deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte Biz suçluları böyle cezalandırırız.
Süleyman Ateş 40. Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmağa tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir! İşte suçluları böyle cezalandırırız.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılamayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.
Ali Bulaç 41- Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız.
Diyanet Vakfı 41. Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Onlara cehennemden bir döşek, üstlerinden örtüler vardır. İşte Biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
Süleyman Ateş 41. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde de (yine ateşten) örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!
Yaşar Nuri Öztürk 41 Onlar için cehennemden bir döşek/beşik ve üstlerinde kılıflar vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz.
Ali Bulaç 42- İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.
Diyanet Vakfı 42. İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-İman edip iyi işler yapan kimseler ise, -Biz kişiye gücünün üstünde birşey yüklemeyiz.- cennetin sakinleridirler ve orada sonsuza dek kalacaklardır.
Süleyman Ateş 42. İnanıp iyi işler yapanlar, -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemeyiz- İşte onlar cennet halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 42 İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar -ki biz, her benliğe ancak yaratılış kapasitesi ölçüsünde görev yükleriz- ise cennetin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.
Ali Bulaç 43- Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: ‘Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri hak ile geldiler.’ Onlara: ‘İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir’ diye seslenilecek.
Diyanet Vakfı 43. (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Onların içlerinde kin namına ne varsa hepsini söküp atmışızdır, altlarından ırmaklar akar. Onlar: “Hamdolsun bizi buna eriştiren Allah’a. O, bize doğru yolu göstermeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamız mümkün değildi. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirdiler!” demektedirler. Onlara: “İşte bu gördüğünüz, yaptığınız iyi işler karşılığında mirasçısı olduğunuz cennettir.” diye seslenilmektedir.
Süleyman Ateş 43. Göğüslerinden kinden (tasadan) ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. “lutfedip bizi buraya getiren Allah’a hamdolsun, Allah bizi getirmeseydi, biz bunu bulamazdık! Rabbimizin elçileri, gerçeği getirmişler (söyledikleridoğruymuş).” dediler. Onlara: “İşte size cennet; yaptıklarınıza karşılık o size miras verildi” diye seslenildi.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Göğüslerinde düşmanlıktan ne varsa söküp atmışızdır. Irmaklar akar altlarından. Şöyle derler: “Hamt olsun bizi buraya ulaştıran Allah’a. Eğer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaşamazdık. Yemin olsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler.” Şöyle seslenilir: “İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet!”
Ali Bulaç 44- Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: ‘Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?’ Onlar da: ‘Evet’ derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: ‘Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.’
Diyanet Vakfı 44. Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. “Evet!” derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Bir de cennetlikler, cehennemliklere şöyle seslenirler: “Gerçekten biz, Rabbimizin bize vadettiğinin gerçek olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin size vadettiğinin gerçek olduğunu buldunuz mu?” Onlar da: “Evet” derler. Derken aralarında bir çağırıcı şöyle bağırmaya başlar: “Allah’ın laneti o zalimlerin üstüne olsun!
Süleyman Ateş 44. Cennet halkı, ateş halkına seslendi: “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” (Onlar da): “Evet”, dediler ve aralarından bir ünleyici: “Allah’ın la’neti zalimlerin üzerine olsun!” diyeünledi.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Cennet halkı ateş halkına şöyle seslenir: “Biz, Rabbimiziin bize vaat ettiğini gerçek bulduk. Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?” Onlar, “Evet!” derler. Aralarından bir duyurucu şunu ilan eder: “Allah’ın laneti, zalimlerin üzerine olsun!”
Ali Bulaç 45- ‘Ki onlar Allah’ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır.’
Diyanet Vakfı 45. Onlar, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Ki, Allah’ı yolundan alıkoyarlar ve onu eğip bükmek isterler ve onlar ahireti de inkar eden kafirlerdi.”
Süleyman Ateş 45. Onlar ki Allah’ın yolundan menedip, onu eğriltmek isterler, ahireti de inkar ederlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 45 Onlar ki, Allah’ın yolundan geri çevirip yolun eğri-büğrüsünü isterler, onlar âhireti de inkâr edenlerdir.
Ali Bulaç 46- İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A’raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: ‘Selam size’ derler, ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) ‘şiddetle arzu edip umanlardır.’
Diyanet Vakfı 46. İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A’râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: “Selâm size!” diye seslenirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Artık iki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan bir takım kimseler bulunacaktır. Ümit etmekle birlikte henüz cennete girmemiş olan bu kimseler, cennetliklere: “Selam size!” diye seslenmektedirler.
Süleyman Ateş 46. İki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: “selam size!” diye seslendiler.
Yaşar Nuri Öztürk 46 İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: “Selam size!”
Ali Bulaç 47- Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: ‘Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma’ derler.
Diyanet Vakfı 47. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği vakit de: “Ey Rabbimiz, bizleri o zalimler güruhu ile birlikte bulundurma!” demektedirler.
Süleyman Ateş 47. Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiği zaman da; “Rabbimiz, bizi şu -zalim toplulukla beraber bulundurma!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiğinde de şöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluğuyla birleştirme!”
Ali Bulaç 48- Burcun üstündeki adamlar, yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: ‘Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı.’
Diyanet Vakfı 48. (Yine) A’râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: “Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-O A’raf sakinleri, simalarından tanıdıkları bir takım kimselere şöyle seslenirler: “Gördünüz mü, cemiyetinizin ve kibirli davranmanızın size hiçbir yararı olmadı!
Süleyman Ateş 48. A’raf halkı, yüzlerindeki işaretleriyle tanıdıkları birtakım adamlara da ünleyerek dediler ki: “Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiçbir yarar sağlamadı.”
Yaşar Nuri Öztürk 48 A’raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: “Bir araya gelmeniz de büyüklük taslamanız da size hiçbir yarar sağlamadı.”
Ali Bulaç 49- ‘Kendilerine Allah’ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız.’
Diyanet Vakfı 49. Allah’ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (ve cennet ehline dönerek): “Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz” (derler).
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Allah’ı kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettikleriniz şunlar mıydı?” dedikten sonra berikilere dönüp: “Girin cennete size korku yok, artık asla üzülmeyeceksiniz de.” demektedirler.
Süleyman Ateş 49. Allah onları hiçbir rahmete erdirmeyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennetliklere dönerek): “Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 49 “Şunlar mıydı o, ‘Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek’ diye yemin ettikleriniz?” Ey cennetliler! Siz de girin cennete. Ne bir korku var size ne de kederleneceksiniz.
Ali Bulaç 50- Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler ki: “Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere haram (yasak) kılmıştır.”
Diyanet Vakfı 50. Cehennem ehli, cennet ehline: Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bize verin! diye seslenirler. Onlar da: Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır, derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Cehennem sakinleri, cennet sakinlerine: “Lütfen suyunuzdan veya Allah’ın size rızık olarak verdiği nimetlerden biraz da bize dökün!” diye bağrışmaktadırlar. Onlar da: “Doğrusu Allah, bunları kafirlere haram etti.” demektedirler.
Süleyman Ateş 50. Ateş halkı, cennet halkına: “Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın (ne olur)!” diye seslendiler. (Onlar da) dediler ki; “Allah, bu ikisini kafirlere haram etmiştir.”
Yaşar Nuri Öztürk 50 Ateş halkı, cennet halkına seslenir: “Şu sudan yahut Allah’ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın.” Şu cevabı verirler: “Allah, o ikisini de, küfre sapanlara haram kılmıştır.”
Ali Bulaç 51- Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ‘yok sayarak tanımadıkları’ gibi, biz de bugün onları unutacağız.
Diyanet Vakfı 51. O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-O kafirlere ki, oyunu ve eğlenceyi kendilerine din edindiler ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Nasıl ki, onlar bu günlerine kavuşacaklarını unutup ayetlerimizi inkar ettilerse Biz de bugün onları öyle unutacağız.
Süleyman Ateş 51. Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı, kendilerini aldattı. Onlar, bu günleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi bile bile nasıl inkar ediyor idilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz!.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Onlar kendi dinlerini eğlence ve oyun haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz.
Ali Bulaç 52- Andolsun, biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.
Diyanet Vakfı 52. Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Muhakkak biz onlara, inanacak herhangi bir kavme hidayet ve rahmet olması için, tam bir bilgi ile bölüm bölüm açıkladığımız bir kitap gönderdik.
Süleyman Ateş 52. Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 52 Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o.
Ali Bulaç 53- Onun tevilinden başkasına bakmazlar mı? Onun tevilinin geleceği gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler ki: ‘Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Veya geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak.’ Gerçek şu ki onlar, kendilerini hüsrana uğratmışlardır, uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
Diyanet Vakfı 53. (Fakat onlar), Onun tevilinden başka bir şey beklemiyorlar. Tevili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi bizim şefaatçılarımız var mı ki bize şefaat etsinler veya (dünyaya) geri döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapalım? Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitti.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Onlar, bakalım sonu nereye varacak diye ancak onun tehditlerinin gerçekleşmesini bekliyorlar. Onun tehditlerinin geleceği gün önceden onu unutmuş olanlar: “Muhakkak ki, Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişlermiş. Bak şimdi bizim şefaatçılardan hiçbiri var mı ki, bize şefaat etsinler? Veya geri döndürülsek de yaptığımız işlerden başkasını yapsak?” diyecekler. Doğrusu onlar, kendilerine yazık ettiler ve uydurup güvendikleri şeyler yanlarından kaybolup gitmiş olacaktır.
Süleyman Ateş 53. İlle onun te’vilini mi gözetiyorlar? Onun te’vili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefa’atçilerimiz var mı ki bize şefa’at etsinler, yahut tekrar geri döndürül(üp dünyaya gönderil)memiz mümkün mü ki, (orada eski) yaptıklarımızdan başkasını yapalım?” Onlar, kendilerini ziyana soktular ve uydurdukları şeyler, kendilerinden saptı (kaybolup gitti).
Yaşar Nuri Öztürk 53 Onun yalnız tevilini gözetirler. Onun tevili geldiği gün, daha önce onu unutanlar şöyle derler: “İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler! Acaba bizim için şefaatçılar var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan başkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?” Öz benliklerini hüsrana ittiler. İftiralarına âlet ettikleri, onlardan uzaklaşıp kayboldu.
Ali Bulaç 54- Gerçekten Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
Diyanet Vakfı 54. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Gerçekte Rabbiniz gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan sonra Arş üzerinde hükümran olan Allah’tır, geceyi gündüze bürür; o onu kışkırtarak takip eder. Güneş, ay ve yıldızlar O’nun emrine baş eğmiştir. İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’na aittir. Ne ulu, o alemlerin Rabbi olan Allah!
Süleyman Ateş 54. Rabbiniz o Allah’tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istiva etti (tahta kuruldu. O), geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O’dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne uludur!
Yaşar Nuri Öztürk 54 Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O’nundur, emir veriş de/yaratış da O’nun içindir, emir veriş de. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.
Ali Bulaç 55- Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.
Diyanet Vakfı 55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin! Gerçek şu ki, Allah sınırı aşanları sevmez.
Süleyman Ateş 55. Rabbinize yalvararak ve gizlice du’a edin, çünkü O, haddi aşanları sevmez.
Yaşar Nuri Öztürk 55 Rabbinize; boyun bükerek, gizlice/ürpererek yakarın. O, haddi aşanları/azmışları sevmez.
Ali Bulaç 56- Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.
Diyanet Vakfı 56. Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-Yeryüzünde, düzeni kurulduktan sonra, bozgunculuk yapmayın ve O’na korku ve ümit ile kulluk edin! Şüphe yok ki, Allah’ın rahmeti, iyilik yapanlara yakındır.
Süleyman Ateş 56. Yeryüzü düzeltildikten sonra onda bozgunculuk yapmayın, korkarak ve umarak O’na du’a edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O’na. Hiç kuşkusuz, Allah’ın rahmeti, güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.
Ali Bulaç 57- Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O’dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleriz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız.
Diyanet Vakfı 57. Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O’dur. Sonunda onlar (o rüzgârlar), ağır bulutları yüklenince onu ölü bir memlekete sevkederiz. Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 57-O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak yollayan Allah’tır. Nihayet onlar, yağmur yüklü ağır ağır bulutları hafif birşey gibi kaldırıp yüklendiklerinde, bakarsın Biz onları ölü bir memlekete gönderip oraya su indirmiş ve orada her türlüsünden ürün çıkarmışızdır. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Gerek ki düşünüp ibret alasınız.
Süleyman Ateş 57. O ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderir. Nihayet onlar, ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir ülkeye yollarız; onunla su indirir ve türlü türlü meyvalar çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde bundan ibret alırsınız.
Yaşar Nuri Öztürk 57 Rüzgârları, rahmetinin önünden müjdeci gönderen O’dur. Nihayet onlar, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyveyi çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle çıkarırız. Düşünüp ibret almanız umuluyor.
Ali Bulaç 58- Güzel şehrin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise kavruktan başkası çıkmaz. İşte biz, şükreden bir topluluk için ayetleri böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz.
Diyanet Vakfı 58. Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar. Kötüsünün ise çıkmaz, çıkan da birşeye yaramaz. Biz, şükreden bir topluluğa ayetlerimizi böyle türlü şekillerle açıklıyoruz.
Süleyman Ateş 58. Güzel olan ülkenin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için ayetleri böyle döndürüp (tekrar tekrar) açıklarız.
Yaşar Nuri Öztürk 58 Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden başkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde sergiliyoruz.
Ali Bulaç 59- Andolsun biz Nuh’u kendi kavmine (halkına bir elçi olarak) gönderdik. Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.’
Diyanet Vakfı 59. Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Andolsun ki, Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da varıp: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Gerçekten ben, üzerinize büyük bir günün azabının inmesinden korkuyorum.” dedi.
Süleyman Ateş 59. Andolsun Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, size büyük bir günün azabın(ın inmesin)den korkuyorum.”
Yaşar Nuri Öztürk 59 Yemin olsun ki biz, Nûh’u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum.”
Ali Bulaç 60- Kavmimin önde gelenleri: ‘Gerçekte biz seni açıkça bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görüyoruz’ dediler.
Diyanet Vakfı 60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Kavminden cumhur cemaat =ileri gelenler: “Şüphesiz ki, biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” dediler.
Süleyman Ateş 60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz!”
Yaşar Nuri Öztürk 60 Toplumunun kodamanları dediler ki: “Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
Ali Bulaç 61- O: “Ey kavmim, bende bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık’ yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim.” dedi.
Diyanet Vakfı 61. Dedi ki: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
Elmalılı Hamdi Yazır 61-Nuh: “Ey kavmim, bende hiçbir sapıklık yoktur; ancak ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” dedi.
Süleyman Ateş 61. Dedi ki: “Ey kavmim, bende bir sapıklık yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
Yaşar Nuri Öztürk 61 Nûh dedi: “Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, âlemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”
Ali Bulaç 62- ‘Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum.
Diyanet Vakfı 62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan (gelen vahiy ile) biliyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır 62-“Size, Rabbimin mesajlarını iletiyorum, size öğüt veriyorum ve ben Allah’tan gelen vahy ile sizin bilmeyeceklerinizi biliyorum.
Süleyman Ateş 62. Size Rabbimin mesajlarını duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
Yaşar Nuri Öztürk 62 “Size Rabbimin vahiylerini tebliğ ediyorum, size öğüt veriyorum. Allah’ın yardımıyla, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”
Ali Bulaç 63- ‘Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?’
Diyanet Vakfı 63. (Allah’ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?”
Elmalılı Hamdi Yazır 63-Size o korkunç akibeti bildirmek için, korunmanız için belki de rahmete kavuşturulmanız için sizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir uyarının gelmesine inanmıyor da şaşıyor musunuz?” dedi.
Süleyman Ateş 63. Korunup da merhamete uğramanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam aracılığı ile bir Zikir (sizi ikaz eden bir Kitap, size şan ve şeref verecek bir kanun) gelmesine şaştınız mı?
Yaşar Nuri Öztürk 63 “Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir öğüt gelmesine şaştınız mı?”
Ali Bulaç 64- Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
Diyanet Vakfı 64. Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Bunun üzerine ona yalan söylüyorsun, dediler. Biz de onu ve beraberinde iman edenleri gemide kurtuluşa erdirdik ve ayetlerimize yalan diyenleri suda boğduk. Çünkü onlar basiretleri körelmiş bir toplum idiler.
Süleyman Ateş 64. O’nu yalanladılar, biz de O’nunla berebar gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
Yaşar Nuri Öztürk 64 Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.
Ali Bulaç 65- Ad (halkına da) kardeşleri Hud’u (bir elçi olarak gönderdik.Hud, kavmine:) ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak mısınız?’ dedi.
Diyanet Vakfı 65. Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?”
Elmalılı Hamdi Yazır 65-Ad kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, ondan başka hiçbir ilahınız yoktur! Hala siz O’nun azabından sakınmayacak mısınız?” dedi.
Süleyman Ateş 65. Ad(kavmin)e de kardeşleri Hud’u (gönderdik): “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’dan başka tanrınız yoktur. (O’na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 65 Âd’a da kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Hâlâ sakınmıyor musunuz?”
Ali Bulaç 66- Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: ‘Gerçekte biz seni ‘aklî bir yetersizlik’ içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.’
Diyanet Vakfı 66. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 66-Kavminden o küfre dalmış olan cumhur cemaat =ileri gelenler: “Gerçekten biz, seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve muhakkak seni yalancılardan biri sanıyoruz.” dediler.
Süleyman Ateş 66. Kavminden ileri gelen inkarcılar dediler ki: “Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz!”
Yaşar Nuri Öztürk 66 Toplumunun inkârcı kodamanları dediler ki: “Biz seni bir beyinsizliğe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”
Ali Bulaç 67- (Hud:) ‘Ey kavmim’ dedi. ‘Bende ‘akıl yetersizliği’ yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim’ dedi.
Diyanet Vakfı 67. “Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz değilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.
Elmalılı Hamdi Yazır 67-Hud: “Ey kavmim, bende hiçbir çılgınlık yok, fakat ben alemlerin Rabbi tarafından bir peygamberim!” dedi.
Süleyman Ateş 67. Ey kavmim, bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 67 Hûd dedi: “Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”
Ali Bulaç 68- ‘Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.’
Diyanet Vakfı 68. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
Elmalılı Hamdi Yazır 68-Size Rabbimin mesajlarını iletiyorum ve ben sizler için güvenilir bir öğütçüyüm.
Süleyman Ateş 68. Size Rabbimin mesajlarını duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
Yaşar Nuri Öztürk 68 “Rabbimin mesajlarını size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”
Ali Bulaç 69- ‘Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr’in gelmesine mi şaşırdınız? (Allah’ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah’ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız.’
Diyanet Vakfı 69. Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki O sizi, Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 69-Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığı ile size Rabbinizden bir ihtar geldiğine inanmayıp da şaşıyor musunuz? Düşünün ki, O, sizi Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi iri kıyım yaptı. O halde Allah’ı nimetlerini unutmayıp onları anın ki kurtuluşa erdirilesiniz.” dedi.
Süleyman Ateş 69. Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir Zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nuh kavminden sonra, onların yerine hakimler yaptı. Üstelik, yaratılışta, size irilik verdi (sizi daha iri yapılı yarattı).Allah’ın ni’metlerini hatırlayın ki başarıya eresiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 69 “Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nûh toplumundan sonra halefler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah’ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz.”
Ali Bulaç 70- Dediler ki: ‘Sen bize yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım.’
Diyanet Vakfı 70. Dediler ki: Sen bize tek Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir.
Elmalılı Hamdi Yazır 70-“Sen bize yalnız Allah’a tapalım ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi korkuttuğun o azabı başımıza getir de görelim!” dediler.
Süleyman Ateş 70. Dediler ki; “Ya, demek sen, tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdidettiğin(o azab)ı bize getir!”
Yaşar Nuri Öztürk 70 Dediler ki: “Sen, yalnız Allah’a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? Eğer doğru sözlü isen hadi bizi tehdit ettiğini bize getir.”
Ali Bulaç 71- ‘Andolsun’ dedi. ‘Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azab ve gazab gerekli kılındı. Allah’ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.’
Diyanet Vakfı 71. (Hûd) dedi ki: “Üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Hud: “İşte üzerinize Rabbinizden bir azap fırtınası ve bir öfke indi. Siz, benimle sizin ve atalarınız taktığı kuru adlar hakkında mı tartışıyorsunuz? Oysa Allah onlara hiçbir zaman saltanat indirmedi. Artık gözetin, ben de sizinle birlikte gözetenlerdenim” dedi.
Süleyman Ateş 71. Dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir rics (pislik) ve gazab inmiştir. Allah’ın, kendileri için hiçbir delil indirmediği (ve hiçbir güç vermediği), sadece sizin ve atalarınızın taktığı (boş) isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyle ise, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”
Yaşar Nuri Öztürk 71 Hûd dedi: “Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya! Haklarında Allah’ın hiçbir kanıt indirmediği, sadece atalarınızın ve sizin uydurduğunuz birtakım isimler hakkında mı benimle çekişiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”
Ali Bulaç 72- Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk.
Diyanet Vakfı 72. Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
Elmalılı Hamdi Yazır 72-Bunun üzerine kendisini ve beraberindekileri, yalnız katımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayetlerimize yalan deyip iman etmeyenlerin kökünü kestik.
Süleyman Ateş 72. O’nu ve O’nunla beraber olanları, bizden bir rahmetle kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanların ve inanmayacak olanların ardını kestik.
Yaşar Nuri Öztürk 72 Nihayet onu ve beraberindekileri bizden bir rahmetle kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanların da kökünü kestik. İnanan kişiler değillerdi onlar.
Ali Bulaç 73- Semud (halkına da) kardeşleri Salih’i (elçi olarak gönderdik. Salih:) ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah’ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah’ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar’ dedi.
Diyanet Vakfı 73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah’ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah’ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Salih onlara: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. İşte size Rabbinizden açık bir mucize geldi. Bu size bir delil olmak üzere Allah’ın dişi devesidir, bırakın Allah’ı toprağında otlasın, ona bir fenalıkla dokunmayın; yoksa acı bir azaba uğrarsınız!” dedi.
Süleyman Ateş 73. Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih’i (gönderdik): “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık delil geldi. İşte şu, Allah’ın devesi, size bir mu’cizedir; bırakın onu Allah’ın arzından yesin (içsin),sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azab yakalar.”
Yaşar Nuri Öztürk 73 Semûd’a da kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine/açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu; Allah’ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi.”
Ali Bulaç 74- ‘(Allah’ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.’
Diyanet Vakfı 74. Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
Elmalılı Hamdi Yazır 74-Ve düşünün ki, O, sizi Ad kavminden sonra onların yerine getirdi; sizi bu topraklarda yerleştirdi ovalarında köşkler kuruyor, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık hep, Allah’ın nimetlerini anın yeryüzünü bozgunculuk yaparak berbat etmeyin!” dedi.
Süleyman Ateş 74. Düşünün ki (Allah), Ad’dan sonra sizi hükümdarlar yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar ediniyorsunuz, dağlarını yontup evler yapıyorsunuz, artık Allah’ın ni’metlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklıkçıkarmayın. And remember how He made you viceroys after ‘Aad and gave you station in the earth. Ye choose castles in the plains and hew the mountains into dwellings. So remember (all) the bounties of Allah and do not evil, making mischief in the earth.
Yaşar Nuri Öztürk 74 “Hatırlayın ki, Allah sizi Âd’dan sonra halefler yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi. O’nun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, dağlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin.”
Ali Bulaç 75- Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz’aflara) dediler ki: ‘Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?’ Onlar: ‘Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız.’ dediler.
Diyanet Vakfı 75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler ki: Siz Salih’in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Kavminin içinde kibirlerine yediremeyen cumhur cemaat =ileri gelenler, hırpalanmakta olanlardan iman etmiş olanlara: “Siz, Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş olduğunu biliyor musunuz?” dediler. Onlar: “Doğrusu biz, onun gönderildiği şeye inanıyoruz!” dediler.
Süleyman Ateş 75. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görülen inananlara: “Siz, dediler, Salih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Onlar da): “(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 75 Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler: “Siz Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz.” dediler.
Ali Bulaç 76- Büyüklük taslayanlar (müstekbirler şöyle) dedi: ‘Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız.’
Diyanet Vakfı 76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: “Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 76-O kibirlerine yediremeyenler: “Doğrusu biz, sizin inandığınız şeye inanmıyoruz!” dediler.
Süleyman Ateş 76. Büyüklük taslayanlar: “Biz, sizin inandığınızı inkar edenleriz!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 76 Kibre sapanlar şöyle konuştu: “Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz.”
Ali Bulaç 77- Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih’e şöyle) dediler: ‘Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vaadettiğin şeyi getir, bakalım.’
Diyanet Vakfı 77. Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Derken o dişi deveyi tepelediler, ayaklarını keserek öldürdüler, Rablerinin emrine baş kaldırdılar ve: “Hey Salih, sen gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit etmekte olduğun azabı getir de görelim!” dediler.
Süleyman Ateş 77. Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğu dışına çıktılar; “Ey Salih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdidettiğin (azab)ı bize getir!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 77 Bu arada dişi deveyi boğazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler: “Ey Sâlih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi önümüze getiriver.”
Ali Bulaç 78- Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
Diyanet Vakfı 78. Bunun üzerine onlarrı o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Bunun üzerine kendilerini o şiddetli sarsıntı tutuverdi ve yurtlarında çöküp kaldılar.
Süleyman Ateş 78. Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Yaşar Nuri Öztürk 78 Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı/o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.
Ali Bulaç 79- O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: ‘Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz.’
Diyanet Vakfı 79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 79-O, onlardan döndü ve: “Ey kavmim, ben size Rabbimin mesajını tamamen ilettim ve öğüt verdim; ancak siz öğüt verenleri sevmezsiniz!” dedi.
Süleyman Ateş 79. (Salih), onlardan öteye döndü de: “Ey kavmim, ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Nihayet, Sâlih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
Ali Bulaç 80- Hani Lut kavmine şöyle demişti: ‘Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?
Diyanet Vakfı 80. Lût’u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: “Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Lut’u da gönderdik. O, kavmine: “Sizden önce alemlerden hiçbirinin yapmadığı hayasızlığı siz mi yapıyorsunuz?
Süleyman Ateş 80. Lut’u da (gönderdik). Kavmine dedi ki: “Siz, sizden önce dünyalarda hiç kimsenin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?”
Yaşar Nuri Öztürk 80 Ve Lût… Toplumuna şöye demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”
Ali Bulaç 81- ‘Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.’
Diyanet Vakfı 81. Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz. Hayır, siz pek haddi aşan bir topluluksunuz!” dedi.
Süleyman Ateş 81. Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz ha! Doğrusu siz, israfçı (aşırı) bir kavimsiniz!
Yaşar Nuri Öztürk 81 “Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”
Ali Bulaç 82- Kavminin cevabı: ‘Bunları yurdunuzdan sürüp çıkarın, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!’ demekten başka olmadı.
Diyanet Vakfı 82. Kavminin cevabı: Onları (Lût’u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! demelerinden başka bir şey olmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır 82-Kavminin cevabı ise: “Çıkarın şunları memleketinizden; çünkü onlar, eteklerini çok temiz tutan insanlardır!” demelerinden başka birşey değildi.
Süleyman Ateş 82. Kavminin cevabı: “Onları (şu Lut taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış!” demelerinden başka olmadı.
Yaşar Nuri Öztürk 82 Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.”
Ali Bulaç 83- Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı.
Diyanet Vakfı 83. Biz de onu ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.
Elmalılı Hamdi Yazır 83-Biz de onu ve ailesini kurtardık; ancak karısı kalıp yere geçenlerden oldu.
Süleyman Ateş 83. Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı geride kalanlardan oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 83 Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, geriye kalıp yere geçenlerden oldu.
Ali Bulaç 84- Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte.
Diyanet Vakfı 84. Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır 84-Onların üzerine bir azap yağmuru yağdırdık. İşte bak mücrimlerin sonu nasıl oldu!
Süleyman Ateş 84. Ve üzerlerine bir (taş) yağmur(u) yağdırdık; bak, işte suçluların sonu nasıl oldu!
Yaşar Nuri Öztürk 84 Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!
Ali Bulaç 85- Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb’ı (elçi olarak gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız.’
Diyanet Vakfı 85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka hiçbir tanrınız yoktur. İşte size Rabbinizden açık bir delil geldi; artık ölçeği ve teraziyi tam tutun, insanların eşyasına haksızlık etmeyin, yeryüzünde, düzeni sağlandıktan sonra, yine bozgunculuk etmeyin! Eğer bana inanırsanız bu söylediklerim sizin için hayırlıdır.
Süleyman Ateş 85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i (gönderdik): “Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inananlar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!”
Yaşar Nuri Öztürk 85 Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Size O’ndan başka ilah yok! Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartıda dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”
Ali Bulaç 86- ‘O’na iman edenleri tehdit ederek, Allah’ın yolundan alıkoymak için ve onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı. Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın.’
Diyanet Vakfı 86. Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki, bozguncuların sonu nasıl olmuştur!
Elmalılı Hamdi Yazır 86-Bir de öyle tehdit ederek her caddenin başına oturup da Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmeyin ve yolun çarpıklığını arzu etmeyin. Düşünün ki, siz azlıktınız, O, sizi çoğalttı ve bakın o bozguncuların sonu ne oldu!
Süleyman Ateş 86. Ve her yolun başına oturup da tehdidederek inananları Allah yolundan çevirmeğe ve o(Hak yolu)nu eğriltmeğe çalışmayın; düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!
Yaşar Nuri Öztürk 86 “Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O’na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoğalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!”
Ali Bulaç 87- ‘İçinizden bir grup, kendisiyle gönderildiğim şeye inanmışken diğer bir grup inanmadığına göre, artık Allah, aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.’
Diyanet Vakfı 87. Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da inanmazsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 87-Eğer içinizden bir kısmı, benim gönderilmiş olduğum gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
Süleyman Ateş 87. Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin; O, hükmedenlerin en iyisidir!
Yaşar Nuri Öztürk 87 “İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir başka grup da inanmamışsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun. O, yargıçların en hayırlısıdır.
Ali Bulaç 88- Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: ‘Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz.’ (Şuayb:) ‘Biz istemesek de mi?’ dedi.
Diyanet Vakfı 88. Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz” (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Kavminden büyüklenmek isteyen cumhur cemaat dediler ki: “Ey Şuayb, mutlaka seni ve seninle birlikte iman edenleri memleketimizden çıkaracağız, ya da muhakkak dinimize döneceksiniz.” Dedi ki: “İstemesek de mi?”
Süleyman Ateş 88. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb, mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!” Dedi ki: “İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz)?
Yaşar Nuri Öztürk 88 Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: “Ey Şuayb! Ya kesinlikle milletinize dönersiniz yahut da seni ve seninle birlikte inananları kentimizden mutlaka çıkarırız.” Dedi ki: “Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı?”
Ali Bulaç 89- ‘Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah’a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik. ‘Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında ‘Sen hak ile hüküm ver,’ Sen ‘hüküm verenlerin’ en hayırlısısın.’
Diyanet Vakfı 89. Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah’a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
Elmalılı Hamdi Yazır 89-Doğrusu Allah bizi ondan kurtarmış iken sizin dininize dönecek olursak bir yalan söyleyerek Allah’a iftira etmişiz demek olur. Ona tekrar dönmemiz bizim için olacak şey değildir, meğer ki, Rabbimiz olan Allah dilemiş olsun! Rabbimiz herşeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz Allah’a güvenmişiz. Ey, bizim Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın!”
Süleyman Ateş 89. Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah’ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabbimiz Allah, dilemedikten sonra o(sizin dediğiniz di)ne dönmemiz, bizim için olur şey değildir. Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır.Biz Allah’a dayanmışız. (Ey) Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasın(daki iş)i gerçekle aç(ığa çıkar). Muhakkak ki sen (gerçekleri) aç(ığa çıkar)anlanın en iyisisin!”
Yaşar Nuri Öztürk 89 “Allah bizi, milletinizden kurtardıktan sonra tekrar o millete dönersek yalan düzüp Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah istemediği sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez. Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır. Allah’a dayanıp güvendik biz! Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen, çözüm getirenlerin en hayırlısısın.”
Ali Bulaç 90- Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler, dediler ki: ‘Andolsun, Şuayb’a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz.’
Diyanet Vakfı 90. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eğer Şuayb’e uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: “Eğer Şuayb’a uyarsanız andolsun ki, o takdirde mutlaka zarara düşersiniz.”
Süleyman Ateş 90. Kavminden inkar eden ileri gelenler dediler ki: “Eğer Şu’ayb’e uyarsanız muhakkak siz ziyana uğrarsınız!”
Yaşar Nuri Öztürk 90 Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki: “Eğer Şuayb’ın ardı sıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz.”
Ali Bulaç 91- Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da, kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
Diyanet Vakfı 91. Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 91-Derken onları o dehşetli sarsıntı yakalayıverdi ve hemen yurtlarında çökekaldılar.
Süleyman Ateş 91. Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Yaşar Nuri Öztürk 91 Bunun üzerine o şiddetli sarsıntı/o korkunç titreşim onları yakalayıverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler.
Ali Bulaç 92- Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada ‘hiç refah içinde yaşamamışlar’ gibi oldular: Şuayb’ı yalanlayanlar, asıl büyük hüsrana uğradılar.
Diyanet Vakfı 92. Şuayb’ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibiydiler. Asıl ziyana uğrayanlar Şuayb’ı yalanlayanların kendileridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 92-Şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç safa sürmemiş gibi oldular. Asıl zarara düşenler, Şuayb’ı yalanlayanlar olmuşlardı.
Süleyman Ateş 92. Şu’ayb’i yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şu’ayb’i yalanlayanlar… işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 92 Şuaybı yalanlayanlar sanki o yerde hiç şenlik kurmamışlardı. Şuayb’ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi.
Ali Bulaç 93- O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: ‘Ey kavmim andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?’
Diyanet Vakfı 93. (Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: “Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!”
Elmalılı Hamdi Yazır 93-Şuayb onlardan öteye döndü ve: “Ey kavmim, Allah biliyor ki, size Rabbimin mesajlarını ilettim, size öğüt de verdim; şimdi kafir kavme nasıl acırım?” dedi.
Süleyman Ateş 93. (Şu’ayb), onlardan öteye döndü de: “Ey kavmim dedi, ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim, artık kafir bir kavme nasıl acırım?”
Yaşar Nuri Öztürk 93 Şuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: “Yemin olsun, ben size Rabbimin gönderdiklerini ilettim. Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluğa nasıl acırım?”
Ali Bulaç 94- Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.
Diyanet Vakfı 94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, (peygambere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 94-Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek önce halkını sıkıntı ve darlıkla sıkmışızdır ki, yalvarıp yakarsınlar.
Süleyman Ateş 94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye- mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
Yaşar Nuri Öztürk 94 Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.
Ali Bulaç 95- Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: ‘Atalarımıza da (bazan) şiddetli sıkıntılar (bazan da) refah ve genişlikler dokunmuştu’ dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.
Diyanet Vakfı 95. Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: “Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı” dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.
Elmalılı Hamdi Yazır 95-Sonra da kötülük yerine güzellik getirmişizdir. Nihayet çoğalmışlar ve: “Doğrusu atalarımızın sıkıntılı halleri de neşeli zamanları da olmuştu.” demişlerdi. O zaman Biz de kendilerini -hatırlarından geçmezken- ansızın tutmuş bastırıvermiştik.
Süleyman Ateş 95. Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de (insanlar) çoğaldılar ve: “Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu (onlar da üzüntülü ve sevinçli günler geçirmişlerdi).” dediler (de olaylardan ibret alıp şükretmediler). Biz de onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürk 95 Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getirmişiz de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir: “Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi.” Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakalayıverdik.
Ali Bulaç 96- Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
Diyanet Vakfı 96. O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 96-Oysa o ülkelerin halkı iman edip Allah’tan korksaydılar, elbette üzerlerine yerden ve gökten bereketler açardık. Fakat yalanladılar, biz de kendilerini kazandıklarıyla yakalayıverdik.
Süleyman Ateş 96. (O) ülkelerin halkı inanıp (kötülüklerden) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyle yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürk 96 O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardık. Ama yalanladılar, biz de onları, kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.
Ali Bulaç 97- O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Diyanet Vakfı 97. Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Elmalılı Hamdi Yazır 97-Şimdi şu köy-kasaba halkı geceleyi uyurlarken, kendilerine azabımızın baskın halinde gelmeyeceğinden emin miydiler?
Süleyman Ateş 97. Peki (o) ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
Yaşar Nuri Öztürk 97 O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin mi idiler?
Ali Bulaç 98- Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
Diyanet Vakfı 98. Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Elmalılı Hamdi Yazır 98-Yine o köy-kasaba halkı, kuşluk vakti oynayıp eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelivermeyeceğinden emin miydiler?
Süleyman Ateş 98. Ya da (o) ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin midirler?
Yaşar Nuri Öztürk 98 Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir garantileri mi vardı?
Ali Bulaç 99- (Veya) Onlar, Allah’ın tuzağından güvende mi idiler? Allah’ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz.
Diyanet Vakfı 99. Allah’ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 99-Yoksa Allah’ın azabından emin mi oldular? Ancak, kendilerine yazık eden topluluktan başkası Allah’ın azabından emin olmaz!
Süleyman Ateş 99. Allah’ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın tuzağın(a yakalanmayacağın)dan emin olamaz.
Yaşar Nuri Öztürk 99 Allah’ın tuzağından emin miydiler? Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.
Ali Bulaç 100- (Bütün bunlar,) Sakinlerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya ortaya çıkarmaya yetme)z mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
Diyanet Vakfı 100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 100-Eski sahiplerinden sonra bu toprağa varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer dilemiş olsaydık onların da günahlarını başlarına çarpardık! Kalplerinin üzerini mühürleriz de onlar gerçeği işitmezler.
Süleyman Ateş 100. (Geçmiştekilerin başlarına gelenler), sahiplerinden sonra şu toprağa varis olanları yola getirmedi mi (hala anlamadılar mı) ki biz dilesek, kendilerini de günahlarıyle cezalandırırız ve kalblerini mühürleriz, artık hiç işitmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 100 Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sona yeryüzüne mirasçı olanlara şunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırız, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar.
Ali Bulaç 101- İşte bu ülkeler, sana onların ‘haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.’ Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. İşte Allah, inkâr edenlerin kalplerini böyle damgalar.
Diyanet Vakfı 101. İşte o ülkeler… Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
Elmalılı Hamdi Yazır 101-İşte o ülkeler -ki, sana bunların başlarına gelenlerden bazılarını naklediyoruz- andolsun ki, onlara peygamberleri açık deliller ile geldiler. Daha önce inkar etmeyi adet edindikleri için, iman etmek istemediler. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler!
Süleyman Ateş 101. İşte o ülkeler; sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, elçileri onlara açık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından ötürü, inanmak istemediler. İşte Allah, kafirlerin kalblerini böyle mühürler.
Yaşar Nuri Öztürk 101 İşte o kentler/medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Yemin olsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanamadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.
Ali Bulaç 102- Onların çoğunda ‘verdikleri söze bağlılık’ görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan çıkanlar) olarak gördük.
Diyanet Vakfı 102. Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 102-Çoğunda verdikleri söze bağlılık görmedik. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış fasıklar gördük.
Süleyman Ateş 102. Onların çoklarını yoldan çıkmış bulduk ama, çoklarında sözde durma diye bir şey bulmadık.
Yaşar Nuri Öztürk 102 Onların birçoğunda ahde vefadan eser bulmadık. Onların birçoğunu tam sapıklar olarak bulduk.
Ali Bulaç 103- Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Diyanet Vakfı l03. Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama, bak ki, fesatçıların sonu ne oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır 103-Sonra onların arkasından Musa’yı ayetlerimizle, Firavun ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o ayetlere karşı çıkarak zulmettiler. Artık bir bak o bozguncuların sonu ne oldu?
Süleyman Ateş 103. Onlardan sonra Musa’yı ayetlerimizle Fir’avn’a ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik, ayetlerimize haksızlık ettiler; fakat bak, bozguncuların sonu nasıl oldu!
Yaşar Nuri Öztürk 103 Onların ardından Mûsa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zulme saptılar. Bir bak, nasıl olmuştur bozguncuların sonu!
Ali Bulaç 104- Musa dedi ki: ‘Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim.’
Diyanet Vakfı 104. Musa dedi ki : “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.
Elmalılı Hamdi Yazır 104-Musa: “Ey Firavun, ben alemlerin Rabbi tarafından bir peygamberim.
Süleyman Ateş 104. Musa dedi ki: “Ey Fir’avn, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
Yaşar Nuri Öztürk 104 Mûsa dedi ki: “Ey Firavun! Kuşkun olmasın ki ben, âlemlerin Rabbi’nin bir resulüyüm.”
Ali Bulaç 105- ‘Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah’a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.’
Diyanet Vakfı 105. Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!”
Elmalılı Hamdi Yazır 105-Allah’a karşı birinci görevim, gerçekten başka birşey söylememektir. Gerçekten ben size Rabbinizden apaçık bir delil ile geldim. Artık İsrail oğullarını benimle beraber gönder.” dedi.
Süleyman Ateş 105. Allah’a karşı gerçekten başkasını söylememek, benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim, artık İsrail oğullarını benimle gönder!
Yaşar Nuri Öztürk 105 “Allah hakkında gerçek dışında bir şey söylememek benim üzerimde bir varoluş borcudur. Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.”
Ali Bulaç 106- (Firavun) Dedi ki: ‘Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru söylüyrsan, bu durumda onu getir (bakalım).’
Diyanet Vakfı 106. (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.
Elmalılı Hamdi Yazır 106-Firavun: “Eğer bir delil ile geldinse, getir onu bakalım, doğru söyleyenlerden isen!” dedi.
Süleyman Ateş 106. (Fir’avn) dedi. “Eğer bir ayet (mu’cize) getirmiş isen, hakikaten doğru söylüyorsan göster onu bakalım!”
Yaşar Nuri Öztürk 106 Firavun dedi: “Bir mucize getirdinse, doğru sözlülerden isen onu ortaya çıkar!”
Ali Bulaç 107- Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
Diyanet Vakfı 107. Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
Elmalılı Hamdi Yazır 107-Bunun üzerine asasını bırakıverdi. Bir de ne görsün; koskoca bir ejderha kesiliverdi.
Süleyman Ateş 107. Bunun üzerine (Musa), asasını attı, birden o, açıkça bir ejderha (oluverdi).
Yaşar Nuri Öztürk 107 Bunun üzerine Mûsa, asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o.
Ali Bulaç 108- (Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).
Diyanet Vakfı 108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 108-Elini sıyırıp çıkardı, ne baksın; o seyredenlere ışık saçan bembeyaz bir el!
Süleyman Ateş 108. Ve elini (böğründen) çıkardı, birden o, bakanlar için, bembeyaz parlayan bir şey oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 108 Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.
Ali Bulaç 109- Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: ‘Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.’;
Diyanet Vakfı 109. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 109-Firavun’un kavminden ileri gelenler: “Şüphesiz bu çok bilgili bir sihirbaz!
Süleyman Ateş 109. Fir’avn kavminden ileri gelen bir topluluk dediler ki: “Bu, çok bilgili bir büyücüdür!”
Yaşar Nuri Öztürk 109 Firavun toplumunun kodamanları şöyle konuştular: “Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü.”
Ali Bulaç 110- ‘Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu duruma ne buyuruyorsunuz?’
Diyanet Vakfı 110. O,sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 110-Sizi yerinizden çıkarmak istiyor. O halde ne emredersiniz?” dedi.
Süleyman Ateş 110. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 110 “Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne diyorsunuz?”
Ali Bulaç 111- Dediler ki: ‘Onu ve kardeşini şimdilik beklet (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla’;
Diyanet Vakfı 111. Dediler ki: Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar (memurlar) yolla.
Elmalılı Hamdi Yazır 111-Onlar: “Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere de toplayıcılar gönder,
Süleyman Ateş 111. Onu da kardeşini de beklet, dediler, şehirlere toplayıcılar yolla.
Yaşar Nuri Öztürk 111 Dediler ki: “Onu kardeşiyle birlikte alıkoy. Ve şehirlere, toplayıcılar gönder.”
Ali Bulaç 112- ‘Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.’
Diyanet Vakfı 112. Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.
Elmalılı Hamdi Yazır 112-Usta sihirbazların hepsini sana getirsinler.” dediler.
Süleyman Ateş 112. Bütün bilgili büyücüleri (toplayıp) sana getirsinler.
Yaşar Nuri Öztürk 112 “Her bilgin büyücüyü sana getirsinler.”
Ali Bulaç 113- Sihirbazlar Firavun’a gelip dediler ki: ‘Eğer üstün gelen biz olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?’
Diyanet Vakfı 113. Sihirbazlar Firavun’a geldi ve: Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mı? dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 113-Bütün sihirbazlar Firavun’a geldiler: “Galip gelirsek elbette bize mükafat var değil mi?” dediler.
Süleyman Ateş 113. Büyücüler Fir’avn’a gelip: “Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mükafat var, değil mi?” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 113 Büyücüler Firavun’a gelip dediler ki: “Eğer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?”
Ali Bulaç 114- ‘Evet’ dedi. ‘(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız.’
Diyanet Vakfı 114. (Firavun): Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 114- “Evet, o zaman siz elbette gözdelerden olacaksınız.” dedi.
Süleyman Ateş 114. (Fir’avn): “Evet, dedi, hem de siz (benim) yakınlar(ım)dan(olacak)sınız!”
Yaşar Nuri Öztürk 114 “Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız.”
Ali Bulaç 115- Dediler ki: ‘Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?’
Diyanet Vakfı 115. (Sihirbazlar), Ey Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım? dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 115-Ey Musa, önce sen mi hünerini ortaya atacaksın, yoksa biz mi?” dediler.
Süleyman Ateş 115. Dediler ki “Ey Musa, sen mi (önce hünerini ortaya) atacaksın, yoksa (önce) atanlar biz mi olalım?”
Yaşar Nuri Öztürk 115 Sihirbazlar şöyle dediler: “Ey Mûsa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi sergileyelim?”
Ali Bulaç 116- (Musa:) ‘Siz atın’ dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.
Diyanet Vakfı 116. “Siz atın” dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 116-“Siz atın.” dedi. Atacaklarını atınca halkın gözlerini büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Kısacası büyük bir sihir gösterdiler.
Süleyman Ateş 116. Siz atın dedi. (Hünerlerini ortaya) atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları ürküttüler ve büyük bir büyü (ortaya) getirdiler.
Yaşar Nuri Öztürk 116 “Siz sergileyin.” dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler.
Ali Bulaç 117- Biz de Musa’ya: ‘Asanı fırlat’ diye vahyettik. (O da fırlatınca) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını toplayıp yutuyor.
Diyanet Vakfı 117. Biz de Musa’ya, “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 117-Biz de Musa’ya: “Asanı bırakıver!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, o onların bütün uydurduklarını yalayıp yutuyor!
Süleyman Ateş 117. Biz de Musa’ya: “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de baktılar ki o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. (Musa’nın ejderha olan değneği, büyücülerin büyülerini yutup yok etmişti).
Yaşar Nuri Öztürk 117 Biz de Mûsa’ya şöyle vahyettik: “Hadi at asanı!” Bir ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.
Ali Bulaç 118- Böylece hak yerini buldu, onların bütün yaptıkları geçersiz kaldı.
Diyanet Vakfı 118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
Elmalılı Hamdi Yazır 118-Artık gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları hiçe gitti.
Süleyman Ateş 118. Gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları batıl oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 118 Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri, işe yaramaz hale geldi.
Ali Bulaç 119- Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.
Diyanet Vakfı 119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
Elmalılı Hamdi Yazır 119-Artık orada yenilmişlerdi ve küçük düşmüşlerdi.
Süleyman Ateş 119. Orada yenildiler, küçük düştüler.
Yaşar Nuri Öztürk 119 Orada mağlup oldular, küçük düştüler.
Ali Bulaç 120- Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.
Diyanet Vakfı 120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 120-Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
Süleyman Ateş 120. Ve büyücüler secdeye kapandılar:
Yaşar Nuri Öztürk 120 Ve büyücüler secdeye kapandılar.
Ali Bulaç 121- ‘Alemlerin Rabbine iman ettik’ dediler.
Diyanet Vakfı 121.”Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 121- “Alemlerin Rabbine,
Süleyman Ateş 121. Alemlerin Rabbine inandık! dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 121 “Âlemlerin Rabbi’ne iman ettik, dediler;
Ali Bulaç 122- ‘Musa’nın ve Harun’un Rabbine…’
Diyanet Vakfı 122. “Musa’nın ve Harun’un Rabb’ine ” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 122-Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik.” dediler.
Süleyman Ateş 122. Musa ve Harun’un Rabbine!
Yaşar Nuri Öztürk 122 Mûsa’nın ve Hârun’un Rabbi’ne!”
Ali Bulaç 123- Firavun: ‘Ben size izin vermeden önce O’na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz.’
Diyanet Vakfı 123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!
Elmalılı Hamdi Yazır 123-Firavun: “Ben size izin vermeden O’na iman ettiniz öyle mi? Muhakkak bu, yerli halkı şehirden çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir hiledir. Yakında anlarsınız.
Süleyman Ateş 123. Fir’avn: “Ben size izin vermeden ona inandınız mı?” dedi. “Bu, bir tuzaktır, şehirde bu tuzağı kurdunuz ki, halkını oradan çıkarasınız, ama yakında (başınıza gelecekleri) bileceksiniz!”
Yaşar Nuri Öztürk 123 Firavun dedi ki: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgâhladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlarsınız.”
Ali Bulaç 124- Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim.’
Diyanet Vakfı 124. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!”
Elmalılı Hamdi Yazır 124-Mutlaka sizin ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim.Mutlaka hepinizi birden asacağım!”
Süleyman Ateş 124. Elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi (hurma dallarına) asacağım!
Yaşar Nuri Öztürk 124 “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım.”
Ali Bulaç 125- (Onlar da:) ‘Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz’ dediler.
Diyanet Vakfı 125. Onlar da : ”Biz zaten Rabbimize döneceğiz”.dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 125-Onlar: “Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz!
Süleyman Ateş 125. Dediler ki: “Biz zaten Rabbimize döneceğiz!”
Yaşar Nuri Öztürk 125 “Biz, dediler, doğruca Rabbimize varacağız.”
Ali Bulaç 126- Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. ‘Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.’
Diyanet Vakfı 126. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 126-Senin bize kızman da sırf Rabbimizin ayetleri gelince onlara iman etmemizden ötürü. Ey bizim Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve canımızı iman selametiyle al!” dediler.
Süleyman Ateş 126. Rabbimizin, bize gelmiş olan ayetlerine inandığımız için bizden öc alıyorsun. (Ey) Rabbimiz, üzerimize sabır boşalt ve bizi müslümanlar olarak öldür!
Yaşar Nuri Öztürk 126 “Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiğimizden ötürü intikam alıyorsan. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Canımızı müslümanlar olarak al.”
Ali Bulaç 127- Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: ‘Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır’da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?’ (Firavun) Dedi ki: ‘Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.’
Diyanet Vakfı 127. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa’yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız? (Firavun): “Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 127-Firavun kavminin yine ileri gelenleri: “Seni ve ilahlarını terk etsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavimini serbest bırakacaksın?” dediler. O da: “Oğullarını öldürür, kadınlarını sağ bırakırız. Yine tepelerinde kahrımızı yürütürüz.” dedi.
Süleyman Ateş 127. Fir’avn kavminden ileri gelen bir topluluk dedi ki: “Musa’yı ve kavmini bırakıyorsun ki, seni ve tanrılarını terk edip yeryüzünde bozgunculuk mu yapsınlar?” (Fir’avn): “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz daima onların üstünde eziciler olacağız!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 127 Firavun kavminin kodamanları dediler ki: “Mûsa’yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” Dedi ki Firavun: “Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını diri bırakacağız/kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız/kadınlarına utanç duyulacak şeyler yapacağız. Üstlerine sürekli kahır yağdıracağız.”
Ali Bulaç 128- Musa kavmine: ‘Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.’ dedi.
Diyanet Vakfı 128. Musa kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona vâris kılar. Sonuç (Allah’tan korkup günahtan) sakınanlarındır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 128-Musa kavmine: “Allah’ın yardımını ve lütfunu isteyin ve acıya tahammül edip dayanın. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. O’na kullarından dilediğini mirasçı kılar, mutlu son, Allah’tan korkanlarındır.” dedi.
Süleyman Ateş 128. Musa, kavmine; “Allah’tan yardım isteyin, sabredin!” dedi; yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır!”
Yaşar Nuri Öztürk 128 Mûsa kendi toplumuna şöyle dedi: “Allah’tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah’ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.”
Ali Bulaç 129- Dediler ki: ‘Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık.’ (Musa:) ‘Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek’ dedi.
Diyanet Vakfı 129. Onlar da, sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi, dediler. (Musa), “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 129-Kavmi de ona: “Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da işkenceye uğratıldık.” dediler. O da: “Umulur ki, Rabbiniz hasımınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacak ve sizin nasıl işler yapacağınıza bakacaktır.”
Süleyman Ateş 129. (Ey Musa), sen bize gelmezden önce de, sen bize geldikten sonra da bize işkence edildi. dediler. (Musa) dedi: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı yok eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar.”
Yaşar Nuri Öztürk 129 Dediler ki: “Senin bize gelişinden önce de işkenceye uğratıldık, gelişinden sonra da.” Mûsa dedi: “Rabbinizin, düşmanınızı yok etmesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere yeryüzünde sizi yöneticiler yapması umulabilir.”
Ali Bulaç 130- Andolsun, biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
Diyanet Vakfı 130. Andolsun ki, biz de Firavun’a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır 130-Gerçekten biz, Firavun’a bağlı onları senelerce kıtlık ve hasılat eksikliği ile kıvrandırdık, gerektir ki, düşünüp ibret alsınlar!
Süleyman Ateş 130. Andolsun biz, Fir’avn ailesini tuttuk, öğüt alsınlar diye yıllarca kıtlıkla ve ürünleri azaltmakla sıktık.
Yaşar Nuri Öztürk 130 Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalıp ürün eksikliğiyle senelerce sıktık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Ali Bulaç 131- Onlara bir iyilik geldiği zaman ‘Bu bizim için’ dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.
Diyanet Vakfı 131. Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, “Bu bizim hakkımızdır” derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 131-Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman: “İşte bu bizim hakkımızdır.” dediler. Başlarına bir kötülük gelirse Musa ile yanındakilerin uğursuzluğuna verirlerdi. Uğursuzluk kuşları ise Allah’ın yanındadır. Fakat çoğu bilmezlerdi.
Süleyman Ateş 131. Onlara bir iyilik geldiği zaman: “Bu, bizimdir (kendi becerimizle bunu elde ettik)” derler; kendilerine bir kötülük ulaşırsa, Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlar(onların yüzünden belaya uğradıklarını sanırlar)dı. İyi bilinki, onların uğursuzluğu Allah katındadır, fakat çokları bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 131 Onlara bir iyilik geldiğinde, “Bu bizimdir!” derlerdi. Kendilerine bir kötülük dokunduğunda ise Mûsa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. Gözünüzü açın! Onların uğursuzluk kuşu, Allah katındadır, fakat çokları bilmiyorlar.
Ali Bulaç 132- Onlar: ‘Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz’ dediler.
Diyanet Vakfı 132. Ve dediler ki: “Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 132-Ve: “Sen bizi büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, asla sana inanacak değiliz.” derlerdi.
Süleyman Ateş 132. Ve dediler ki: “bizi büyülemek için ne kadar mu’cize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz!”
Yaşar Nuri Öztürk 132 Şunu da söylediler: “Bizi büyülemek için, bize istediğin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız.”
Ali Bulaç 133- Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat ettik. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
Diyanet Vakfı 133. Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır 133-Biz de kudretimizin ayrı yarı mucizeleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik. Yine inat ettiler ve çok suçlu bir toplum oldular.
Süleyman Ateş 133. Biz de onların üzerine ayrı ayrı mu’cizeler olarak Tufan, Çekirge, Kımıl (haşerat), Kurbağalar ve Kan gönderdik; ama yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 133 Biz de onlar üzerine, açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler.
Ali Bulaç 134- Başlarına iğrenç bir azab çökünce, dediler ki: ‘Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz.
Diyanet Vakfı 134. Azap üzerlerine çökünce, “Ey Musa! sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 134-Üzerlerine azap çöktüğü vakit dediler ki: “Ey Musa sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et! Eğer bu azabı bizden sıyırırsan, andolsun ki, sana kesinlikle iman eder ve İsrail oğullarını seninle birlikte muhakkak göndeririz.”
Süleyman Ateş 134. Üzerlerine azab çökünce: “Ey Musa, dediler, sana verdiği söz uyarınca bizim için Rabbine du’a et; eğer bizden azabı kaldırırsan, muhakkak sana inanacağız ve mutlaka İsrail oğullarını seninle beraber göndereceğiz!”
Yaşar Nuri Öztürk 134 Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: “Ey Mûsa! Sana verdiği söze dayanarak Rabbine bizim için dua et! Şu pisliği üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte mutlaka göndereceğiz.”
Ali Bulaç 135- Ne zaman ki, erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı üzerlerinden çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular.
Diyanet Vakfı 135. Biz, ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca hemen sözlerinden dönüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 135-Erişecekleri belirli bir süreye kadar azabı kendilerinden sıyırdığımız zaman, derhal yeminlerini bozdular.
Süleyman Ateş 135. Biz onlardan, geçirecekleri bir süreye kadar azabı kaldırınca, hemen yeminlerini bozmağa başladılar.
Yaşar Nuri Öztürk 135 Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular.
Ali Bulaç 136- Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.
Diyanet Vakfı 136. Biz de âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 136-Biz de ayetlerimize yalan dedikleri ve onlara kulak asmadıkları için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.
Süleyman Ateş 136. Biz de onlardan öc aldık, onları yemm(su)da boğduk! Çünkü onlar, ayetlerimizi yalanlamışlardı ve onları umursamaz olmuşlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 136 Bunun üzerine biz de onlardan öc aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda boğduk.
Ali Bulaç 137- Bereketler kıldığımız yerin doğusuna ve batısına o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz’afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yaptıklarını ve yükselttiklerini (iktidarlarını ve saraylarını) da yerle bir ettik.
Diyanet Vakfı 137. Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 137-Ve o hırpalanıp ezilmekte bulunan kavmi yeryüzünün, bereketlerle donattığımız doğusuna, batısına mirasçı kıldık. Ve Rabbinin İsrail oğullarına olan o güzel va’di, sabretmeleri sebebiyle tamamen tahakkuk etti ve Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve yükselttikleri binaları yere serdik.
Süleyman Ateş 137. Hor görülüp ezilmekte olan milleti de içini bereketlerle donattığımız yerin, doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrail oğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden tam yerine geldi. Fir’avn’ın ve kavminin yapageldiği şeyleri veyükseltmekte oldukları sarayları (ve bahçeleri) de yıktık.
Yaşar Nuri Öztürk 137 Ezilip itilmekte olan topluluğu da içine bereketler doldurduğumuz toprağın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin, İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik.
Ali Bulaç 138- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmen bir topluluğa rastladılar. Musa’ya dediler ki: ‘Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap.’ O: ‘Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz’ dedi.
Diyanet Vakfı 138. İsrailoğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine: Ey Musa! Onların tanrıları olduğu gibi, sen de bizim için bir tanrı yap! dediler. Musa: Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 138-139-Ve İsrail oğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: “Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!” Dedi ki: “Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!”
Süleyman Ateş 138. İsrail oğullarını denizden geçirdik, kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar: “Ey Musa, dediler, (bak) bunların nasıl tanrıları var, bize de öyle bir tanrı yap!” (Musa) dedi: “Siz, gerçekten cahil bir toplumsunuz.”
Yaşar Nuri Öztürk 138 İsrailoğullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar. Bunun üzerine: “Ey Mûsa, dediler, bunların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah belirle!” Mûsa dedi: “Siz cahilliği sürdürmekte olan bir toplumsunuz.”
Ali Bulaç 139- Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.’
Diyanet Vakfı 139. Şüphesiz bunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır, yapmakta oldukları da bâtıldır.
Elmalılı Hamdi Yazır 138-139-Ve İsrail oğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: “Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!” Dedi ki: “Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!”
Süleyman Ateş 139. Şunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır ve yaptıkları şeyler boşa çıkmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 139 “Şu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır.”
Ali Bulaç 140- ‘O sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah’tan başka bir ilah mı arayacağım?’
Diyanet Vakfı 140. Musa dedi ki: Allah sizi âlemlere üstün kılmışken ben size Allah’tan başka bir tanrı mı arayayım?
Elmalılı Hamdi Yazır 140- “Ben size Allah’tan başka bir ilah mı isterim? O, sizi bütün alemlerin üstüne geçirdi!” dedi.
Süleyman Ateş 140. Allah, sizi alemlere üstün yapmış iken size Allah’tan başka bir tanrı mı arayayım? dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 140 Şunu da söyledi: “Size Allah’tan başa bir ilah mı arayayım? O sizi âlemlere üstün kılmıştır.”
Ali Bulaç 141- ‘Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı.’
Diyanet Vakfı 141. Hatırlayın ki, size işkencenin en kötüsünü yapan Firavun’un adamlarından sizi kurtardık. Onlar oğullarınızı öldürüyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 141-Hem düşünseniz ya, sizi Firavun’un adamlarından kurtardığımız zaman, size işkencenin kötüsünü peyliyorlardı, oğullarınızı boyuna öldürüyor, kadınlarınızı diri tutuyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Süleyman Ateş 141. (Ey İsrail oğulları), hatırlayın o zamanı ki biz sizi Fir’avn ailesinden kurtarmıştık. Onlar size azabın en kötüsünü yapıyorlardı: “Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda,size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Yaşar Nuri Öztürk 141 Şunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsü ile işkence ediyorlardı: Oğlanlarınızı katlediyorlar, kadınlarınıza hayasızca davranıyorlar/kadınlarınızın rahimlerini yokluyorlar/kadınlarınızı hayata salıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiş büyük bir imtihan vardı.
Ali Bulaç 142- Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a ‘Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma’ dedi.
Diyanet Vakfı 142. (Bana ibadet etmesi için) Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.
Elmalılı Hamdi Yazır 142-Bir de Musa’ya geceye va’d verdik ve ona bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin tayin ettiği vakit tam kırk gece oldu. Musa kardeşi Harun’a şöyle dedi: “Kavmim içinde benim yerime geç ve ıslaha çalış da bozguncuların yoluna gitme!”
Süleyman Ateş 142. Musa ile otuz gece (bana ibadet etmesi için) sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.”
Yaşar Nuri Öztürk 142 Mûsa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Mûsa, kardeşi Hârun’a dedi ki: “Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme!”
Ali Bulaç 143- Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi O’nunla konuşunca: ‘Rabbim, bana göster, Seni göreyim’ dedi. (Allah:) ‘Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de beni göreceksin.’ Rabbi dağa tecelli edince, onu param parça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: ‘Sen yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim’ dedi.
Diyanet Vakfı 143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
Elmalılı Hamdi Yazır 143-Musa tayin ettiğimiz özel vakitte gelip Rabbi O’na kelamiyle iltifatta bulununca: “Ey Rabbim, göster bana kendini, Sana bakayım.” dedi. O da buyurdu ki: “Beni katiyyen göremezsin, ancak dağa bak, eğer yerinde durursa demek beni görebileceksin” Derken Rabbi dağa tecelli buyurunca onu un ufra (toz duman) ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca: “Münezzehsin, Sana tevbe ile döndüm ve ben mü’minlerin ilkiyim.” dedi.
Süleyman Ateş 143. Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmağa gelip de Rabbi ona konuşunca: “Rabbim, bana görün, sana bakayım!” dedi. (Rabbi) buyurdu ki: “Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!” Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü. Ayılınca: “Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 143 Mûsa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: “Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni!” Dedi: “Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin!” Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: “Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim! İman edenlerin ilkiyim ben.”
Ali Bulaç 144- (Allah:) ‘Ey Musa’ dedi. ‘Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol.’
Diyanet Vakfı 144. (Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.
Elmalılı Hamdi Yazır 144-Allah buyurdu ki: “Ey Musa, haberin olsun, Ben, mesajlarımla ve kelamımla seni o insanların üzerine seçtim. Şimdi şu sana verdiğimi al ve şükrünü bilenlerden ol!”
Süleyman Ateş 144. (Allah) buyurdu ki: “Ey Musa, Ben mesajlarımla ve konuşmamla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!”
Yaşar Nuri Öztürk 144 Allah buyurdu: “Ey Mûsa! Ben, gönderdiğim vahiylerle, konuşmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!”
Ali Bulaç 145- Biz ona Levhalar’da her şeyden bir öğüt ve her şeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) ‘Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle (buna) sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim’ (dedik).
Diyanet Vakfı 145. Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.
Elmalılı Hamdi Yazır 145-Ve onun için levhalarda herşeyden yazdık; öğüt ve hükümlerin ayrıntılarına dair herşeyi. Dedik ki: “Haydi bunları sıkı tut, kavmine de emret, onları ne güzeliyle tutsunlar! İleride sizi o fasıkların yurduna göndereceğim!”
Süleyman Ateş 145. Öğüte ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalara yazdık: “Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar (bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler); size, yoldan çıkmışların yurdunu (nasıl tarumarettiğimi) göstereceğim!”
Yaşar Nuri Öztürk 145 Biz Mûsa için levhalarda her şeyi yazdık: Öğüt olarak, her şeyin ayrıntısı olarak. “Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel şekliyle tutsunlar. Sapıklar yurdunu göstereceğim size.”
Ali Bulaç 146- Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır.
Diyanet Vakfı 146. Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 146-Yeryüzünde haksızlıkla büyüklenenleri, ayetlerimden uzaklaştıracağım. Bütün mucizeleri görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler de onu yol tutmazlar. Eğer sapıklık yolunu görürlerse onu yol edinirler. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanlamayı adet edinmişler ve onlardan gafil olagelmişlerdir.
Süleyman Ateş 146. Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her ayeti görseler de yine ona inanmazlar. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler, ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Çünkü onlar, ayetlerimizi yalanladılar veonları umursamaz oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 146 Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.
Ali Bulaç 147- Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
Diyanet Vakfı 147. Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar!
Elmalılı Hamdi Yazır 147-Ayetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı yalanlayanların bütün işledikleri boşa gitmiştir. Herhalde çekecekleri sırf kendi yaptıklarının cezasıdır.
Süleyman Ateş 147. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların eylemleri boşa çıkmıştır. Onlar, yalnız yaptıklarıyle cezalanmıyorlar mı?
Yaşar Nuri Öztürk 147 Ayetlerimizi ve âhirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır.
Ali Bulaç 148- (Tura gitmesinin) Ardından Musa’nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.
Diyanet Vakfı 148. (Tûr’a giden) Musa’nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır 148-Musa’nın arkasından kavmi tutmuş takılarından bir dana, böğüren bir heykel edinmişlerdi. Onun kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol göstermediği görmemişler miydi? Fakat onu tanrı edindiler ve zalimdiler.
Süleyman Ateş 148. Musa kavmi, kendisin(in, Rabbi ile mülakata gitmesin)den sonra kendilerinin zinet takımlarından yapılmış, böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tanrı diye) benimsediler. Görmediler mi ki o, ne kendilerine söz söylüyor, ne de onlara yol gösteriyor? Onubenimsediler ve zalimler(den) oldular.
Yaşar Nuri Öztürk 148 Mûsa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.
Ali Bulaç 149- Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: ‘Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız’ dediler.
Diyanet Vakfı 149. Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!
Elmalılı Hamdi Yazır 149-Ne zaman ki ellerine kırağı düşürüldü (şiddetli bir pişmanlığa düştüler), gerçekten sapıtmış olduklarını görünce: “Andolsun ki, Rabbimiz merhamet etmez ve bağışlamazsa muhakkak hüsranda kalanlardan olacağız!” dediler.
Süleyman Ateş 149. Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gör(üp anla)dılar, dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!”
Yaşar Nuri Öztürk 149 Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: “Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşünlerden olacağız.”
Ali Bulaç 150- Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: ‘Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?’ dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) ‘Annemin oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi), neredeyse beni öldürecektiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)’ dedi.
Diyanet Vakfı 150. Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun’un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!” dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 150-Musa kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğü vakit: “Bana arkamdan ne kötü halef oldunuz. Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi ve levhaları bırakıp kardeşinin başından tuttu ve kendine doğru çekmeye başladı. Harun: “Anamın oğlu! İnan ki, bu adamlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. Sen de benimle düşmanları sevindirecek bir harekette bulunma ve beni bu zalim kavimle bir tutma.” dedi.
Süleyman Ateş 150. Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!”
Yaşar Nuri Öztürk 150 Mûsa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?” Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: “Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Nerdeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma.”
Ali Bulaç 151- (Musa yalvarıp) Dedi ki: ‘Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.’
Diyanet Vakfı 151. (Musa da) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 151-Musa dedi: “Ey Rabbim beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetinin içine koy; merhamet edenlerin en merhametlisisin Sen!”
Süleyman Ateş 151. (Musa): “Rabbim, dedi, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine sok, merhametlilerin en merhametlisi sensin!”
Yaşar Nuri Öztürk 151 Mûsa şöyle yakardı: “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin.”
Ali Bulaç 152- Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte biz, ‘yalan düzüp-uyduranları’ böyle cezalandırırız.
Diyanet Vakfı 152. Buzağıyı (tanrı) edinenler var ya, işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır 152-Şüphesiz o danayı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında da bir zillet erişecektir. İşte iftira edenleri böyle cezalandırırız.
Süleyman Ateş 152. Buzağıyı (tanrı diye) benimseyenlere, muhakkak Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir! İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
Yaşar Nuri Öztürk 152 Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz!
Ali Bulaç 153- Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.
Diyanet Vakfı 153. Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 153-O kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tevbekar olup iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de af ve merhamet edicidir.
Süleyman Ateş 153. Ama kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip inananlar(a karşı), muhakkak ki Rabbin, o(tevbe ve ima)ndan sonra, elbette bağışlayandır, esirgeyendir.
Yaşar Nuri Öztürk 153 Günahlar işledikten sonra tövbe ile iman edenlere gelince, o tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.
Ali Bulaç 154- Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhalar’ı aldı. (Onlardan bir) Nüshasında ‘Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır’ (yazılıydı.)
Diyanet Vakfı 154. Musa’nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet (haberi) vardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 154-Musa’nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda sırf Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
Süleyman Ateş 154. Öfkesi dinince Musa, levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve rahmet vardı.
Yaşar Nuri Öztürk 154 Öfke, Mûsa’yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.
Ali Bulaç 155- Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları da ‘dayanılmaz bir sarsıntı’ tutuverince, dedi ki: ‘Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın.’
Diyanet Vakfı 155. Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! (Hz. Musa’nın, kavmini temsilen seçip Al lah’ın huzuruna getirdiği kimseler, Allah ile kendi arasındaki konuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve: “”Ey Musa, Allah’ı açıkca görmedikçe sana asla inanmayacağız”” dediler. Bunun üzerine orada şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, Allah’a yalvardı da bu afet kaldırıldı.)
Elmalılı Hamdi Yazır 155-Bir de Musa tayin ettiğimiz vakitte huzurumuzda bulunmak üzere kavminden yetmiş er seçmişti. Ne zaman ki bunları o sarsıntı yakaladı. Musa dedi ki: “Rabbim, dileseydin bunları ve beni daha önce helak ederdin. Şimdi bizi ,içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helak mı edeceksin? O da sırf Senin imtihanın; Sen bununla dilediğini sapıklığa bırakır, dilediğine hidayet kılarsın! Bizim velimiz Sensin; artık bizi bağışla, bize merhamet eyle; bağışlayanların en hayırlısı Sensin!
Süleyman Ateş 155. (Allah, Musa’ya kırk gece ibadetten sonra buluşma va’detmiş ve kavminden yetmiş kişiyi de seçip o huzura getirmesini emretmişti). Musa, bizimle buluşma vakti için kavminden yetmiş adam seçti (huzura getirdi. Gelenler, Musa ile Allah arasındaki o yücekonuşmayı işitmekle yetinmeyip Allah’ı açıkça görmedikçe inanmayacaklarını söylediler. Bunun üzerine) onları sarsıntı yakalayınca (Musa) dedi ki: “Rabbim, dileseydin bunları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bazı beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helak mı edeceksin? Bu (iş), senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini şaşırtırsın, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin!”
Yaşar Nuri Öztürk 155 Mûsa, bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti. O şiddetli sarsıntı/korkunç titreşim onları yakalayınca Mûsa şöyle dedi: “Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Velî’mizsin! O halde affet bizi, acı bize! Sen affedenlerin en hayırlısısın!”
Ali Bulaç 156- Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: ‘Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım.’
Diyanet Vakfı 156. Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.” Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.
Elmalılı Hamdi Yazır 156-Ve bize bu dünyada da, ahirette de bir iyilik yaz! Biz gerçekten tevbe edip sana yöneldik!” Buyurdu ki: “Azabıma, kimi dilersem onu uğratırım; rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. İleride onu özellikle, kötülükten sakınanlara, zekatını verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.
Süleyman Ateş 156. Bize bu dünyada da iyilik yaz, ahirette de. Biz sana yöneldik. (Alah) buyurdu ki: “Azabıma, dilediğimi uğratırım; rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.”
Yaşar Nuri Öztürk 156 “Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de âhirette! Dönüp dolaşıp sana geldik.” Buyurdu ki: “Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekâtı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım.”
Ali Bulaç 157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Diyanet Vakfı 157. Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 157-Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları elçiye, o okuyup yazma bilmeyen peygambere uyarlar. O, onlara iyilik emreder ve onları kötülükten alıkoyar, temiz, hoş şeyleri kendileri için helal, murdar şeyleri üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yüklerini, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indirir atar. İşte o zaman ona iman eden, ona tam saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile brlikte indirilen nuru izleyen kimseler; işte o asıl maksada ulaşan kurtulmuşlar, onlardır.
Süleyman Ateş 157. Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmi Peygamber’e uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanan, destekleyerek O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 157 Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ali Bulaç 158- De ki: ‘Ey insanlar, ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
Diyanet Vakfı 158. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah`a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, Allah’a ve onun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 158-De ki: “Ey insanlar, biliniz ki, ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği peygamberiyim. O Allah ki bütün göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Hem diriltir, hem de öldürür. Onun için gelin Allah’a ve peygamberine iman edin. Allah’a ve Allah’ın bütün kelamlarına inanan o okuyup yazması olmayan peygambere de. Uyun ona ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Süleyman Ateş 158. De ki: “Ey insanlar, ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka tanrı bulunmayan, yaşatan, öldüren Allah’ın Elçisiyim. Gelin Allah’a ve O’nun ümmi peygamberi olan Elçisine inanın -ki o (peygamber) de Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır,-O’na uyun ki doğru yolu bulasınız!”
Yaşar Nuri Öztürk 158 De ki: “Ey insanlar! Ben sizin tümünüze Allah’ın resulüyüm! Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır! İlah yoktur O’ndan başka! O diriltir, O öldürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmî peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz.”
Ali Bulaç 159- Musa’nın kavminden hakka yönelten ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.
Diyanet Vakfı 159. Musa’nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 159-Evet! Musa’nın kavminden bir topluluk vardır ki, doğruya yöneltirler ve onunla hükmedip adalet gösterirler.
Süleyman Ateş 159. Musa kavmi içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir topluluk da vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 159 Mûsa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk/hak ile kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak adaleti gözetir.
Ali Bulaç 160- Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa’ya: ‘Asan’la taşa vur’ diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) ‘Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.’ Onlar bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Diyanet Vakfı 160. Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa’ya, “Asanı taşa vur!” diye vahyettik. Derhal ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki) “Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yeyin. “Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 160-Bununla beraber Biz onları oniki kabileye, o kadar ümmete ayırdık ve Musa’ya -kavmi kendisinden su istediği vakit- şöyle vahyettik: “Vur asan ile taşa!” O zaman ondan on iki pınar akmaya başladı. Halkın her kesimi kendi su alacağı yeri belirledi. Bulutu da üzerlerine gölgelik çektik, kendilerine kudret helvası ile bıdırcın indirdik ve: “Size rızık olarak verdiğimiz nimetlerin temizlerinden yiyin!” dedik. Bununla beraber onlar zulmu Bize yapmadılar, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Süleyman Ateş 160. Biz onları (Ya’kub’un oniki oğlundan gelen) oniki torun kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa’ya: “Asanla taşa vur!” diye vahyettik. Taştan oniki göze fışkırdı. Her kabile içeceği yeri bildi. (Ayrıca) üzerlerine bulutla gölge yaptıkve onlara kudret helvasıyle bıldırcın eti indirdik: “Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin!” (dedik). Ama onlar (saptılar, haksızlık ettiler. Böylece onlar) bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 160 Biz onları, on iki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su istediğinde de Mûsa’ya, “Asanı taşa vur!” diye vahyettik. Taştan, on iki göze fışkırdı. Her oymak, su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Yiyiniz size verdiğimiz rızıkların temizlerinden.” Onlar bize zulmetmediler, ama öz benliklerine zulmediyorlardı.
Ali Bulaç 161- Onlara: ‘Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, ‘dileğimiz bağışlanmadır’ deyin ve kapısından secde ederek girin, (biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) arttıracağız’ denildiğinde,
Diyanet Vakfı 161. Onlara denildi ki : Şu şehirde (Kudüs’te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediğiniz gibi yeyin, “bağışlanmak istiyoruz” deyin ve kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 161-Ve o vakit onlara denilmişti ki: “Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz yerde yiyin, “Bağışla bizi!” deyin ve secde ederek kapıya girin ki size suçlarınızı bağışlayalım, iyilere ileride daha fazlasını vereceğiz.”
Süleyman Ateş 161. Onlara: “Şu kentte oturun. Orada dilediğiniz yerden yeyin, (Allah’a niyaz edip bizi) affet deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı bağışlayalım; biz iyilik edenlere daha fazlasını da vereceğiz.” denildi.
Yaşar Nuri Öztürk 161 Onlara şöyle denildi: Şu kentte oturun, orada istediğiniz yerden yiyin. ‘Affet!’ diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düşünüp güzel iş yapanlara daha fazlasını da vereceğiz.
Ali Bulaç 162- Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten ‘iğrenç bir azab’ indirdik.
Diyanet Vakfı 162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 162-Derken içlerinden zulmedenler, sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka bir şekle soktular; zulmu adet haline getirmeleri sebebiyle, Biz de üzerlerine gökten azap salıverdik.
Süleyman Ateş 162. İçlerinden zulmedenler, (söylediğimiz) sözü, kendilerine söylenmeyen bir sözle değiştirdiler. Biz de haksızlık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten bir azab gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk 162 Onların zulme sapanları, bir sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine biz de üzerlerine gökten bir pislik azabı saldık; çünkü zulmediyorlardı.
Ali Bulaç 163- Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında’, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, ‘cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında’ ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.
Diyanet Vakfı 163. Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 163-Onlara, o denizin bir iskelesi olan o şehrin başına gelenleri sor! O vakit cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün balıklar, yanlarına akın akın geliyorlardı. Cumartesi tatili yapmayacakları gü ise gelmiyorlardı. İşte Biz onları günah işlemeleri sebebiyle böyle sınava çekiyorduk!
Süleyman Ateş 163. Onlara, deniz kıyısında bulunan kent(halkın)ın durumunu sor. Hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları yoldan çıkmalarından ötürü böyle sınıyorduk.
Yaşar Nuri Öztürk 163 Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelindi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.
Ali Bulaç 164- Onlardan bir topluluk: ‘Allah’ın helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dediğinde ‘Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler, diye’ dediler.
Diyanet Vakfı 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).
Elmalılı Hamdi Yazır 164-Ve içlerinden bir topluluk: “Ne diye Allah’ı helak edeceği veya çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme nasihat veriyorsunuz?” dediği vakit onlar dediler ki: “Rabbiniz tarafından mazur sayılmamız için, bir de bakarsınız belki Allah’tan korkar sakınırlar diye.”
Süleyman Ateş 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azabedeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Dediler ki: “Rabbinize ma’zeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz).”
Yaşar Nuri Öztürk 164 İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle.”
Ali Bulaç 165- Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab ile yakaladık.
Diyanet Vakfı 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.
Elmalılı Hamdi Yazır 165-Kendilerine yapılan nasihatları unuttukları vakit, o kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulmedenleri de yaptıkları kötülükler sebebiyle şiddetli bir azaba uğrattık.
Süleyman Ateş 165. Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azab ile yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürk 165 Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla yakalayıverdik.
Ali Bulaç 166- Onlar, sakındırıldıkları ‘şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca’ onlara: ‘Aşağılık maymunlar olunuz’ dedik.
Diyanet Vakfı 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık maymunlar olun! dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır 166-Artık o yasaklandıkları şeylerden dolayı kızıp haddi aşmaya başladıkları zaman Biz de onlara: “Aşağılık maymun olun keratalar!” dedik.
Süleyman Ateş 166. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.
Yaşar Nuri Öztürk 166 Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelendiler, onlara şöyle dedik: “Aşağılık, maskara maymunlar olun!”
Ali Bulaç 167- İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir.
Diyanet Vakfı 167. Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti yapacak kimseler göndereceğini ilân etti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 167-Ve o zaman Rabbin şu ahdi ilan edip buyurdu ki: “Mutlaka kıyamet gününe kadar onlara hep o kötü azabı peyleyecek kimseleri gönderecek!” Şüphesiz ki Rabbin cezayı çok çabuk veren, yine şüphesiz ki O, çok bağışlayan, merhamet edendir.
Süleyman Ateş 167. Rabbin, “Elbette ta kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir!” diye ilan etmişti. Doğrusu, Rabbin çabuk ceza verendir ve O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Yaşar Nuri Öztürk 167 Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır; ama çok affedici, çok merhametlidir de.
Ali Bulaç 168- Onları yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, ki dönsünler.
Diyanet Vakfı 168. Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 168-Ve onları yeryüzünde birçok milletlere parçaladık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin altında olanları da. Onları bazan nimet, bazan da musibet ile imtihan ettik ki, döneler.
Süleyman Ateş 168. Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi, kimi de alçak! Belki dönerler diye onları iyiliklerle de, kötülüklerle de sınadık.
Yaşar Nuri Öztürk 168 Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar dı vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzeliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.
Ali Bulaç 169- Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: ‘Yakında bağışlanacağız’ diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?
Diyanet Vakfı 169. Onların ardından da (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab’a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap’ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap’takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 169-Derken, arkalarından Kitab’ı (Tevrat’ı) miras alan bozuk bir nesil bunların yerine geçti. Onlar şu alçak dünya malını alırlar, bir de: “Biz nasıl olsa bağışlanacağız!” derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle birşey gelse, onu da alırlar. Allah’a karşı yalnız hakkı söyleyeceklerine dair kendilerinden Kitapta söz alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri durmadan okumadılar mı? Halbuki ahiret yurdu Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacak mısınız?
Süleyman Ateş 169. Onların ardından, yerlerine geçip Kitaba varis olan birtakım insanlar geldi ki, onlar, şu alçak(dünyan)ın menfaatini alıyorlar: “Biz nasıl olsa bağışlanacağız!” diyorlar. Kendilerine, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki “Allah hakkında, gerçekten başkasını, söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misakı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Âhiret yurdu, korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 169 Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, kitaba vâris olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Biz zaten bağışlanacağız!” Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söymemelerine ilişkin kitap mîsakı alınmamış mıydı? O kitabın içindekileri okuyup incelemediler mi? Âhiret yurdu, takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?
Ali Bulaç 170- Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.
Diyanet Vakfı 170. Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 170-Kitab’a sarılan ve namazı kılan o ıslahatçı kimselerin mükafatını Biz hiçbir zaman zayi etmeyiz!
Süleyman Ateş 170. O(koruna)nlar ki Kitaba sımsıkı sarılırlar ve namazı kılarlar; elbette biz, iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.
Yaşar Nuri Öztürk 170 Kitaba sarılanlar ve namazı/duayı yerine getirenlere gelince, biz, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz.
Ali Bulaç 171- Bir zamanlar dağı, sanki bir gölgelikmiş gibi üstlerine yükseltmiştik. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) ‘Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki sakınasınız.’
Diyanet Vakfı 171. Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. “Size verdiğimi (Kitab’ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız” dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır 171-Hani bir zamanlar Biz o dağı bir gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannetikleri bir sırada demiştik ki: “Size verdiğimiz Kitabı sıkıca tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz!”
Süleyman Ateş 171. Bir zaman da üzerlerine dağı, bir gölge gibi kaldırmıştık, üstlerine düşecek sanmışlardı: “Size verdiğim(Kitap)ı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlay(ıp yap)ın ki (azabımızdan) korunasınız!” (demiştik).
Yaşar Nuri Öztürk 171 Bir zaman, dağı tepelerine bir gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz.”
Ali Bulaç 172- Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahid olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.
Diyanet Vakfı 172. Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 172-Hem Rabbin Ademoğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine karşı şahit tutarak: “Rabbiniz değil miyim?” diye şahit gösterdiği zaman “Evet Rabbimizsin, şahidiz !” dediler. Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz,
Süleyman Ateş 172. Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendilerine şahid tutmuştu. “Evet, (buna) şahidiz!” dediler. kıyamet günü “Biz bundan habersizdik!” demeyesiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 172 Hani, Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz.
Ali Bulaç 173- Ya da: ‘Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir nesiliz; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?’ dememeniz için.
Diyanet Vakfı 173. Yahut “Daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?” dememeniz için (böyle yaptık).
Elmalılı Hamdi Yazır 173-Yahut, “Ancak, atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik; şimdi o batılı tesis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksiniz?” demeyesiniz diye.
Süleyman Ateş 173. Yahut: “(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah’a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?” demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğumhakkında sizleri şahid tutmuştuk).
Yaşar Nuri Öztürk 173 Şöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?”
Ali Bulaç 174- İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.
Diyanet Vakfı 174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 174-İşte ayetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz, olur ki dönerler.
Süleyman Ateş 174. İşte biz, ayetleri böyle açıklıyoruz, artık herhalde döner(yola gelir)ler.
Yaşar Nuri Öztürk 174 Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.
Ali Bulaç 175- Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.
Diyanet Vakfı 175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.
Elmalılı Hamdi Yazır 175-Onlara o herifin kıssasını da anlat ki, ona ayetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrılıp çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı da yolunu şaşırmışlardan oldu.
Süleyman Ateş 175. Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 175 Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.
Ali Bulaç 176- Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
Diyanet Vakfı 176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.
Elmalılı Hamdi Yazır 176-Eğer dileseydik Biz onu ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere alçaklığa saplandı ve hevasının ardına düştü. Artık onun hali, o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan dilini sarkıtıp solur! İşte böyledir ayetlerimizi inkar eden o kimselerin durumu; kıssayı kendilerine bir naklet, belki biraz düşünürler.
Süleyman Ateş 176. Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.
Yaşar Nuri Öztürk 176 Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, sonsuza dek kalacakmış gibi,yerküreye bağlandı; iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.
Ali Bulaç 177- Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin örneği ne kötüdür.
Diyanet Vakfı 177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!
Elmalılı Hamdi Yazır 177-Ne kötü misaldir ayetlerimizi yalanlayan ve sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu!
Süleyman Ateş 177. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine de zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür!
Yaşar Nuri Öztürk 177 Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.
Ali Bulaç 178- Allah kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmuştur; kimi şaşırtıp-saptırırsa artık onlar da hüsrana uğrayanlardır.
Diyanet Vakfı 178. Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 178-Allah kime hidayet ederse, o doğru yolu bulur; kimi de saptırırsa, hüsrana düşenler de işte onlardır.
Süleyman Ateş 178. Allah kime yol gösterirse, işte yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, işte ziyana uğrayanlar onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 178 Allah’ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır; saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.
Ali Bulaç 179- Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.
Diyanet Vakfı 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 179-Andolsun ki, cin ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkındırlar. İşte o gafiller ancak bunlardır.
Süleyman Ateş 179. Andolsun, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık ki kalbleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapık… Ve işte gafiller onlardır!
Yaşar Nuri Öztürk 179 Yemin olsun ki, biz, cehennem için, cinlerden ve insanlardan, birçok kişiye vücut verdik/birçoğunu döllendirip yaydık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar.
Ali Bulaç 180- İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde ‘aykırılığa (ve inkâra) sapanları’ bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.
Diyanet Vakfı 180. En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 180-Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Onun için siz O’nu onlarla çağırın ve O’nun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın. Yarın onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
Süleyman Ateş 180. En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na o (güzel isim)lerle du’a edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 180 En güzel isimler/Esmâül Hüsna Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettikleinin cezasını çekeceklerdir.
Ali Bulaç 181- Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.
Diyanet Vakfı 181. Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.
Elmalılı Hamdi Yazır 181-Yine bizim yarattıklarımızdan öyle bir topluluk vardır ki, hakka rehberlik ederler ve onunla adaleti yerine getirirler.
Süleyman Ateş 181. Yarattıklarımız içinde, doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir ümmet de vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 181 Bizim yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hak ile kılavuzlar ve yalnız onunla adalet sunarlar.
Ali Bulaç 182- Ayetlerimizi yalanlayanları ise, onları bilmiyecekleri bir yönden derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.
Diyanet Vakfı 182. Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 182-Ayetlerimizi yalanlamakta olanları ise, bilemeyecekleri yönlerden yavaş yavaş yuvarlayacağız.
Süleyman Ateş 182. Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helake yaklaştıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk 182 Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz.
Ali Bulaç 183- Onlara bir süre tanıyorum. Hiç şüphesiz benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
Diyanet Vakfı 183. Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir.
Elmalılı Hamdi Yazır 183-Ve Ben onlara mühlet de veririm, çünkü benim kahrım çok çetindir.
Süleyman Ateş 183. Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım sağlamdır.
Yaşar Nuri Öztürk 183 Süre tanıyorum onlara. Çünkü benim tuzağım pek yamandır.
Ali Bulaç 184- Sahiplerinde (ya da arkadaşları olan peygamberde) delilikten hiç bir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir.
Diyanet Vakfı 184. Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (Muhammed’de) delilik yoktur? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 184-Bunlar hiç düşünmediler mi ki, kendilerine söz söyleyen zatta cinnetten bir eser yoktur. O, ancak ilerideki tehlikeyi açık bir şekilde haber veren bir uyarıcıdır.
Süleyman Ateş 184. Düşünmediler mi ki arkadaşlarında hiçbir delilik yoktur, o apaçık bir uyarıcıdır?
Yaşar Nuri Öztürk 184 Düşünmediler mi ki, o arkadaşlarında cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.
Ali Bulaç 185- Onlar, göklerin ve yerin ‘bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah’ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
Diyanet Vakfı 185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur’an’dan sonra hangi söze inanacaklar?
Elmalılı Hamdi Yazır 185-Bunlar göklerin, yerin ve Allah’ın yarattığı her hangi birşeyin tedbir ve tasarrufu hakkında hiçbir fikir yürütemediler mi? Ve bir de şu ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini hiç düşünmediler mi? O halde buna inanmadıktan sonra hangi söze inanırlar.
Süleyman Ateş 185. Göklerin, yerin melekutuna ve Allah’ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bak(ıp ibret al)madılar mı? Peki bun(a inanmadık)dan sonra hangi söze inanacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk 185 Göklerin ve yerin melekûtuna, Allah’ın yarattıığı herhangi bir şeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?
Ali Bulaç 186- Allah’ın saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakır.
Diyanet Vakfı 186. Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.
Elmalılı Hamdi Yazır 186-Allah kimi saptırırsa, artık onu yola gerirecek bir kimse yoktur. O, onları bırakır taşkınlıkları içinde, körü körüne yuvarlanıp giderler.
Süleyman Ateş 186. Allah kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren olmaz. Ve bırakır onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
Yaşar Nuri Öztürk 186 Allah’ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.
Ali Bulaç 187- Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir.’ Sanki ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Allah’ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.’
Diyanet Vakfı 187. Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 187-“Ne zaman demir atacak?” diye sana kıyametten soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi yalnız Rabbimin katındadır. Onu vakti vaktine meydana getirecek O’dur! O öyle ağır bir meseledir ki, bütün göklerde ve yerde ona dayanacak bir kimse yoktur. O size ancak ansızın gelecektir.” Sanki sen onun hakkında bilgi edinip haberdar olmuşsun gibi senden soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Süleyman Ateş 187. Sana (Duruşma) sa’at(in)den soruyorlar: Gelip çatması ne zaman diye. De ki: “Onun bilgisi, ancak Rabbimin yanındadır. Onu tam zamanında açığa çıkaracak olan, yalnız O’dur. O, göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.” Sanki sen,onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi, Allah’ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Yaşar Nuri Öztürk 187 Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: “Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız O’dur. Göklere de yere de ağır gelmiştir o. O, size ansızın gelecektir, başka değil.” Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: “O’na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar.”
Ali Bulaç 188- De ki: ‘Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.’
Diyanet Vakfı 188. De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
Elmalılı Hamdi Yazır 188-De ki: “Ben kendi kendime Allah’ı dilediğinden başka herhangi bir yarar ya da zarar sağlamaya malik değilim. Eğer ben bütün gaybı bilseydim, daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben ancak iman edecek bir kavmi uyarmak ve müjdelemek için görevli bir peygamberim.”
Süleyman Ateş 188. De ki: “Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavimiçin bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Yaşar Nuri Öztürk 188 De ki: “Ben kendi nefsime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım iyilik ve güzelliği elbette çoğaltırdım. Bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim.”
Ali Bulaç 189- O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah’a dua ettiler: ‘Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.’
Diyanet Vakfı 189. Sizi bir tek candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva’yı) yaratan O’dur. Eşi ile (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah’a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 189-O, o zattır ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yarattı ki gönlü buna ısınsın. Onun için eşine yaklaşınca o hafif bir yükle hamile kaldı, bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden kendilerini yetiştiren Allah’a şöyle dua ettiler: “Bize salih yaraşıklı bir çocuk ihsan edersen, yemin ederiz ki, kesinlikle şükreden kullarından oluruz!”
Süleyman Ateş 189. O’dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var eti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah’a du’a ettiler: “Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!” (dediler).
Yaşar Nuri Öztürk 189 O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.”
Ali Bulaç 190- Ama O, onlara (Adem’in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
Diyanet Vakfı 190. Fakat (Allah) onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında (sonradan insanlar) Allah’a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 190-Fakat Allah kendilerine yaraşıklı bir çocuk verince, tuttular O’na kendilerine vergisi üzerine bir takım ortaklar koşmaya başladılar. Allah ise onların koştukları şirkten yücedir.
Süleyman Ateş 190. Fakat (Allah) onlara iyi, güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah’a ortaklar koşmağa başladılar. Allah ise onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Yaşar Nuri Öztürk 190 Allah onlara iyi huylu, barışçıl bir çocuk verince, kendilerine verdiği nimette ikisi birden Allah’a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır.
Ali Bulaç 191- Kendileri yaratılıp dururken, hiç bir şeyi yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
Diyanet Vakfı 191. Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (Allah’a) ortak mı koşuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 191-O’na, hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılıp durmakta olan yaratıkları mı ortak koşuyorlar?
Süleyman Ateş 191. Hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah’a) ortak mı koşuyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 191 Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri/kişileri mi ortak koşuyorlar?
Ali Bulaç 192- Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe.
Diyanet Vakfı 192. Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur.
Elmalılı Hamdi Yazır 192-Halbuki onlar, onların imdadına yetişmezler, hatta kendilerini bile kurtaramazlar.
Süleyman Ateş 192. (O putlar), ne onlara bir yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım ederler?
Yaşar Nuri Öztürk 192 Onlar, ne bunlara bir yardım sağlayabilirler ne de kendi benliklerine yardımcı olabilirler.
Ali Bulaç 193- Onları hidayete çağırırsanız size uymazlar. Onları çağırırsanız da, suskun durursanız da size karşı (tutumları) birdir.
Diyanet Vakfı 193. Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar; onları çağırsanız da, sukût etseniz de sizin için birdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 193-Eğer siz onları doğru yola çağıracak olsanız, size uymazlar; onları ha çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, aleyhinizde sizin için aynıdır.
Süleyman Ateş 193. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Ha onları çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, sizin için birdir.
Yaşar Nuri Öztürk 193 Onları, iyiye ve güzele çağırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmişsiniz ha sus-pus oturmuşsunuz; sizin için aynıdır.
Ali Bulaç 194- Allah’tan başka taptıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler.
Diyanet Vakfı 194. (Ey kâfirler!) Allah’ı bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların tanrılığı hakkında iddianızda) doğru iseniz, onları çağırın da size cevap versinler!
Elmalılı Hamdi Yazır 194-Çünkü Allah’tan başka taptıklarınızın hepsi sizin gibi kullardır. Eğer davanızda doğru iseniz haydi, onları çağırın da size cevap versinler!
Süleyman Ateş 194. Allah’tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddianızda) doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.
Yaşar Nuri Öztürk 194 Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.
Ali Bulaç 195- Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: ‘Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın.’
Diyanet Vakfı 195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var (neleri var)? De ki: “Ortaklarınızı çağırın, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!”
Elmalılı Hamdi Yazır 195-Onları yürüyecek ayakları veya tutacak elleri yahut görecek gözleri ya da işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi çağırın ortak koştuklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun, elinizden gelirse bana bir an bile göz açtırmayın!
Süleyman Ateş 195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var, yoksa görecekleri gözleri mi var, yahut işitecekleri kulaklarımı var? De ki: “(Allah’a) ortak(koştuk)larınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, haydi (elinizden geliyorsa) hiç gözaçtırmayın bana!”
Yaşar Nuri Öztürk 195 Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; ellerimi mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulaklarımı var onların ki, onlarla işitsinler!? De ki: “Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!”
Ali Bulaç 196- Hiç şüphesiz, benim velim Kitabı indiren Allah’tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.
Diyanet Vakfı 196. Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab’ı indiren Allah’tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.
Elmalılı Hamdi Yazır 196-Zira benim koruyucum o Kitab’ı indiren Allah’tır. Ve O, hep salih kullarına sahip çıkar.
Süleyman Ateş 196. Benim velim, Kitabı indiren Allah’tır. O, iyileri yönetir (korur).
Yaşar Nuri Öztürk 196 “Benim Velî’m, o Kitap’ı indiren Allah’tır. O, hayır ve barışı seven kulları koruyup gözetir.”
Ali Bulaç 197- O’ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetiremezler, kendilerine de.
Diyanet Vakfı 197. Allah’ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 197-Sizin O’ndan başka taptıklarınız ise, ne size yardım edebilir, ne de kendilerine yardımları dokunur!”
Süleyman Ateş 197. O’ndan başka yalvardıklarınız ise, ne size yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım ederler.
Yaşar Nuri Öztürk 197 O’nun dışında yakardıklarınız, size yardım edemezler. Kendilerine de yardımcı olamazlar.
Ali Bulaç 198- Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa görmezler bile.
Diyanet Vakfı 198. Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 198-Siz onları doğru yolu göstermeye çağıracak olsanız işitmezler. Onların sana baktıklarını görürsün, ama görmezler.
Süleyman Ateş 198. Onları hidayete çağırırsanız, işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
Yaşar Nuri Öztürk 198 Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysaki, onlar görmezler.
Ali Bulaç 199- Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, örf ile emret ve cahillerden yüz çevir.
Diyanet Vakfı 199. (Resûlüm!) Sen afyolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır 199-Sen af yolunu tut, iyilikle emret ve kendilerini bilmezlerden yüz çevir!
Süleyman Ateş 199. Affı al, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.
Yaşar Nuri Öztürk 199 Affetmeyi esas al! İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir!
Ali Bulaç 200- Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Diyanet Vakfı 200. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 200-Her ne zaman şeytandan bir gıdık seni gıdıklayacak olursa =şeytan san bir fit verirse, hemen Allah’a sığın! O, şüphesiz işiten ve bilendir.
Süleyman Ateş 200. Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk 200 Şeytandan bir dürtük seni dürtüklediğinde, Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Ali Bulaç 201- (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilirler.
Diyanet Vakfı 201. Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.
Elmalılı Hamdi Yazır 201-Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese geldiği zaman, durup düşünürler ve derhal gerçeği görmeye başlarlar.
Süleyman Ateş 201. Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman düşünür, (gerçeği) görürler.
Yaşar Nuri Öztürk 201 Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah’ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.
Ali Bulaç 202- (Şeytan’ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.
Diyanet Vakfı 202. (Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 202-Şeytanların kardeşleri ise, bunları sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
Süleyman Ateş 202. Kardeşleri ise onları, azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 202 Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
Ali Bulaç 203- Onlara bir ayet getirmediğin zaman: ‘Sen Onu (inmeyen ayeti) derleyip-toplasana’ derler. De ki: ‘Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir.’
Diyanet Vakfı 203. Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.
Elmalılı Hamdi Yazır 203-Sen onlara bir ayet getirmediğin zaman “Derleyip toplasaydın ya!” derler. De ki: “Ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım! Bütünüyle bu Kur’an Rabbinizden gelen kalp gözlerinizi açacak delillerdir. İman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
Süleyman Ateş 203. Onlara bir ayet getirmediğin zaman: “Bunu da derleseydin ya!” derler. De ki: “Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen basiretler(gönül gözlerini açan nurlar, gerçeğe ileten kanıtlar)dır ve inanan bir toplum içinyol gösterici ve rahmettir!”
Yaşar Nuri Öztürk 203 Onlara bir ayet getirmediğinde, “Onu da şuradan buradan derleseydin ya!” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir.”
Ali Bulaç 204- Kur’an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.
Diyanet Vakfı 204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır 204-Kur’an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun! Umulur ki, rahmete erdirilirsiniz!
Süleyman Ateş 204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.
Yaşar Nuri Öztürk 204 Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.
Ali Bulaç 205- Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.
Diyanet Vakfı 205. Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.
Elmalılı Hamdi Yazır 205-Sabah ve akşamları içinden yalvararak, gizlice ve kendin işitecek kadar bir sesle Rabbini zikret de gafillerden olma!
Süleyman Ateş 205. Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma!
Yaşar Nuri Öztürk 205 Rabbini, öz benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma!
Ali Bulaç 206- Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.
Diyanet Vakfı 206. Kuşkusuz Rabbin katındakiler O’na kulluk etmekten kibirlenmezler, O’nu tesbih eder ve yalnız O’na secde ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır 206-Zira Rabbinin yanında olanlar, O’na ibadet etmekten asla kibirlenmezler. Hep O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler!
Süleyman Ateş 206. Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan geri kalmazlar, (daima) O’nu tesbih ederler ve O’na secde ederler.
Yaşar Nuri Öztürk 206 Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na ibadetten yüz çevirmezler; O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

A’raf suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir