Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / ASHAB-I CAHİM (CEHENNEM HALKI)
imanilmihali.com
ASHAB-I CAHİM (CEHENNEM HALKI)

ASHAB-I CAHİM (CEHENNEM HALKI)

ASHAB-I CAHİM (CEHENNEM HALKI)

Kainatta görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen, gelmiş ve gelecek her şeyin bir yaratıcısı, bir sahibi vardır ve O sadece Yüce Allah’(cc)tır. Bu ilke en büyük hakikat ve istikamet göstericidir. O kadar ki tüm dinlerin, inançların hatta isyanların temelinde bu vardır.

Bu hakikat bilindiği sürece insan denen varlık fıtratına uygun yaşayacak, ahdine sadık her bir kul istisnasız olarak emanet aldığı ruhunu ve nefesini belli bir zaman sonra sahibine ecel ile birlikte iade edecek, o ruh ve nefesi nerelerde tükettiyse karşılığını da kısmen bu dünyada ama daha fazla olarak mahşerde ama mutlaka alacaktır.

Bu değişmez hakikatin, oynanacak ve kötüye kullanılacak bir tarafı yoktur ve herkesçe malumdur. Çünkü Yüce Allah’ın kelamı Kur’an değişmeden ve değişmeyecek olarak gözler önündedir ve tek bir noktası bile Yüce Allah’ın koruması altındadır.

O halde şu gerçek kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır ki; tek ve muktedir Yüce Allah’ın izni ve müsadesi olmadan bir yaprak bile yere düşemezse, bir gebe doğuramazsa, tüm yaşanan ve yaşanacaklar da Rabbimizin onayı ile hayat bulur.

O, dilediklerini, emrettiklerini, teşvik ettiklerini, yasakladıklarını, insanların nasıl yaşaması gerektiğine dair esaslarını ayetlerinde buyurmuş ve kıyamete kadar da bu esaslara razı olduğunu, değiştirmeyeceğini bildirmiştir.

Tüm insanlık bu ayetlere uymak, ona göre yaşamak ve aksine davranmamak, aksine davrananlarla bir araya gelmemek ve karşı tarafta olmamak mecburiyetindedir.

O halde bu karşı taraf nedir? Uymamak, aksine davranmak kimin ne haddinedir? İşte dünya üzerindeki acı ve gözyaşının sebebi bu sorunun cevabıdır ve cennetvari bir yaşamı miras almış insanlığın, bu dünyayı kan ve gözyaşına bulamasındaki neden de tam olarak budur.

Defalarca tekrar ettiğimiz halde bir kere daha burada özetlemek gerekirse kötülüğün Yüce Allah tarafından insanlığın bir sınav metası olarak yeryüzüne indirilmesinin safahatı Şeytanın Yüce Allah’a hem de huzurda emre itaatsizliğiyle, kibriyle, isyanıyla başlar. İnsanın yaratılışına dair Rabbimizin verdiği secde edin emrine cehalet ve kibirle karşı gelen şeytan Meclsi-i Ala’dan kovulmuş ve lanetlenmiştir. Daha sonra cennetlere konulan ilk insan ve eşini (Adem (as)) kandırmasıyla da hem kendisinin hem de insanlığın yeryüzüne indirilmesine ve sınava tabi tutulmasına sebep olmuştur.

Şeytanın isyan edeceğini Rabbimizin tahmin edememiş olması mümkün olmadığından bunda şaşılacak ve itiraz edilecek bir husus ta yoktur. Yüce Allah topraktan yarattığı kuluna ruhundan üfleyip, kendisine güvenmiş ve itaat ve şükür anlamında çok şey beklemiştir. O, insana değer vermiş, güven duymuş ve sınavı başarıyla geçeceğine dair emin olmuştur. Burada cümle aralarındaki detay gözden kaçmamalıdır o da şudur; tüm insanlığın selamete ermesi diye bir şey asla yoktur ve yaratılan akıllı varlıkların tamamı ikiye ayrılır ki bu ayraç iman ve tevekkül meselesidir. Bu, Yüce Allah’ın parçalanmamasını emrettiği dindir, tevhid’dir. Bu ayracın öte tarafında kalanlar ise sınavı kaybetmiş bahtsızlardır ki onların dini tevhid değil şirk’tir.

Yüce Allah, Kur’an’ın’da sadece bir tek günahı affetmeyeceğini buyurarak, şirki tüm kötülüklerin en uzak menziline yerleştirmiştir. maalesef başta emevilerin oyunlarıyla İslam’a gönül verenler yıllarca bilerek veya bilmeyerek tevhid peşinde koşarken şirk belasının varlığından bile habersiz yaşamaya mahkum edildiğinden bugün şirk sokakları doldurmuş haldedir.

Bunda imanlı kalpler açısından, Yüce Rabbimize yapılan sadakatsizlik ve İslam’ın aldığı ağır yara dışında, ilahi düzene dair üzülecek, endişe edilecek bir şey tabi ki yoktur. Çünkü Yüce Allah, kendisinin ve Peygamberinin mutlaka galip geleceğine dair and vermiş, sayısız ayettebu fitne ve fesat vurguncularının her türlü şirk belasını kullansalar da galip gelemeyeceklerini müjdelemiştir. Sonuçta Yüce Allah yaşananlardan ve yaşatanlardan elbette habersiz değildir ve olanı da, olacağı da tek bilen O’dur. Müsaade edip etmemesi tamamen kendi izniyledir ve dilese tüm kötülükleri bir saniyede silebileceği gibi, tüm kalpleri de saniye de imanla doldurabilecek güçtedir.

Ama şeytanın bir sınav vesilesi olarak yaratılması da yeryüzü sınavının adaleti için şarttır. Nihayetinde ahiret yurdundaki ayrımın en belirgin ölçüsü iman bahsidir ve Yaratan’ına küçük kusurlarına rağmen sevgi ve sadakatle bağlı olan kullar ile bu yolda zaafiyet göstermiş ve hatta bu yoldan ayrılmışlar arasında da elbet bir fark olacaktır. Bunun derece ve süresi Rabbimizin bilgisindedir. Ama biz şunu biliriz ki şeytan kandırmış ve kandıracaktır. O kadar ki Yüce Allah onun, insanlar hakkında haklı çıktığına dair ayetini buyurmuştur. Kurtulanlar ise sadece imanlı kullardır. Yine hatırlanması gereken bir nokta şudur ki; Yüce Allah cehennemi dolduracağına ahdetmiştir. Oysa O’nun cennetlerini doluracağına dair bir ahdi yoktur. Bu mesele çok iyi anlaşılmalıdır.

Bir diğer anlaşılması gereken husus ta şudur ve önemlidir; affedilmeyecek tek suç olan şirkin sahibi yayıcısı, bunu bir din haline getireni, savunucusu ve adi emellerine alet edeni şeytanın ta kendisidir ve insan ve cinlerden olan askerleridir. Bunun dışında kalan din adına kabahatleri genel olarak ikiye ayırmak mümkündür ki başlıca küfür ve münafıklık olarak tanımlanır. Bu şu demektir ki kafirin ve hatta münafığın salih ve doğru yola girmesi her zaman mümkündür. Çünkü inkar ve riya ile şahsi menfaatleri uğruna da nefesini tüketiyor olsa bu insanlar sadece nefislerine ve dünya malına yenilmiş haldedir ve bunların şeytanla işbirliği yoktur. Şeytanın bir harfi bile bu isyana girdiği anda olayın adı zaten münafıklık, mürailik veya küfür olmaz doğrudan şirk olur. Yani işin içinde şeytana biat etme veya şeytana yaranma hevesi olmadığı müddetçe Yüce Allah insanların zalim, cahil ve nankör oldukları için işledikleri günahların tamamında tövbe ve rahmete nail olma kapısını hep açık tutmaktadır. Ama şirk için aynı şey asla söz konusu değildir.

O halde şirki bir daha tanımlamak gerekirse şirk içinde şeytanın en ufak bir izi dahi bulunan tüm söz, amel, kasıt, niyet ve fitnelerdir. Bu cümleden olmak üzere rızkı, medeti, nimeti, sağlığı, şifayı akla gelebilecek her şeyi yaratan, kuluna musallat eden veya nimeti bahşeden, can dahil herşeyi alan ve veren, kulu şer ve müsibetlere karşı koruyan veya korumayan, nefsi temizleyen vey temizlemeyen, imanı veren veya vermeyen, sebepleri kul lehine veya aleyhine yaratan velhasıl herşeyin mülk ve kudret sahibi sadece ve sadece Allah’tır.

Şirk’in ise işi asla inkarla değildir ve tüm savaşı işte bu sadece kelimesiyledir. Şirkin tek düşmanı ise insan veya İslam değil … iman’dır. Çünkü şeytan arşı ve Yüce Allah’ı görmüş, huzura kabul edilmiş, mecliste görev almış, kısaca ilahi huzurun bizlerce malum olmayan tüm yanlarını gözleriyle görmüş ve hatta insnın ve kainatın yaratılışına bile şahitlik etmiştir. Bu yüzden şeytan asla küfre bulaşmaz ve inkar etmez. Münafık ta değildir. Mürailik yapıp menfaat için döneklik te yapma. Ama o yemin etmiştir …

Şeytanın yemini, iblisin ahdi adı altında ibretlik olması maksadıyla sayısız kez ayetlerde buyrulmuş ve sayfalarımızda da bu konu pek çok kere işlenmiştir. Çünkü dünya üzerinde yaşanan ve yaşanacak her şeyin sebebi sanıldığı gibi enerji, para, şehvet, makam filan değil sadece ve doğrudan dindir.

Tüm mesele işte iblisin bu ahdine kanıp, ilahi düzene karşı gelen soysuzların rahmet kapılarını tekmelemesinden kaynaklanmaktadır. Tüm yaratılışı sınava, dünyayı cehenneme, kulu asiliğe sevk eden ise kibir ve cehaletle ilk isyanı yapan şeytanın gayretidir. Yukarıda açıklandığı üzere bu husus Rabbimizin gücü dışında veya bilgisi haricinde değildir elbet ve Yüce Allah kulları kendisini bilerek, anlayarak, samimiyet ve muhabbetle sevsin, tanısın, anlasın, uysun, tabi olsun istemektedir.

Sınavın çetinliği ise şuradadır ki dünya malı, servetler, kadınlar, evlatlar insanlara hoş gelecek şekilde yaratılmış bir sınav vesilesidir. Yani nefis bunlara meyillidir ve terbiye edilemezse kolayca aldanabilir. Yanlış olan bu hoşluklara meyletmek değil, haksız olarak meyletmek daha doğrusu meylettirilmektedir. Açıklamak gerekirse kul kadınları sevebilir ama mahremiyete saygılı, zina ve fuhuşa mesafelidir. İffet ve namusa haksız yere dil uzatmaz. Taciz ve tecavüz etmez. Eşitlik ve iman kardeşliğinden yana bir kusur işlemez. Bunda bir kötülük yoktur. Keza servet sahibi olmak Rabbimizin bir lütfudur. Yanlış olan o nimet kendisinin başarısından dolayı takdim edildi diye düşünmek veya o para sadece kendisi için harcansın diye verildi diye düşünmektedir. Keza o para salih amel ve hayırlar uğruna harcanmak için o kulun sınavı dahilinde bahşedilmiştir ve o paranın içinde muhtaç olanların hakkı vardır. Yüce Allah dilese herkesi aynı ücret ve nimete bağlayabilecekken böyle yaparak fakirleri açlıkla, zenginleri de parayla sınav etmektedir. Yani infak (zekat) ve sabır sınavın sorusu olan iki önemli madde başlığıdır.

Özetle kötülük nimetlere kavuşmak veya kavuşmak için çalışmakta değil, hak ve adil bir şekilde buna layık olamamak ve gereğini yapmamaktadır. Dini tembih, teşvik ve yasakların tamamı insana o kadına nasıl yaklaşması gerektiğini veya o parayı nasıl harcaması gerektiğini anlatır. Zorlamaz. Ve Yüce Allah diler ki insan o kadına uygun muamele etsin, o parayı hayırlı işlerde harcasın.

Konu buraya gelince kaçınılmaz olarak zorlama bahsine de değinmek gerekir. Ne Yüce Allah ne de şeytan insanı zorlamaz. Bir kötülük veya iyiliği yapması için kolundan tutup götüremez. Ama vaad eder.

Yüce Allah sebepler yaratarak kuluna hayırlı ameller üretebilmesi için sayısız olanaklar sunar. Teşvik eder ve şahdamarından yakın olarak kötülüklere karşılığıyla ama iyiliklere misliyle sevap vererek mükafat sistemini ön plana alır. Çünkü sonsuz rahmet ve merhamet sahibi, mülk ve kudret sahibi sadece O’dur. Ama sınavın selameti, adaleti, eşitlik ilkesi gereği kulunu zorlamaz. Bilmediğimiz bir mahşyette kul zorlanıyorsa da zaten iradesi ve isteği ile o işi kendisi planlayıp icra etmediği için mesul değildir diye düşünürüz. (Doğrusunu Rabbimiz bilir)

Öte yandan şeytan da zorlamaz. Çünkü zorlarsa kandırmamış, fiilen icra etmiş olur ki bu takdirde insana düşmanlığının öcünü alamaz. Hakkaniyet bozulur ve suç onun hanesine yazılır. Oysa o ister ki kul kendisi bile bile kusur işlesin ve kendisine tabi olswun. Bu noktada Yüce Allah’ta, şeytanda vaad eder ama Allah vaadinden caymaz. Şeytan ise dönektir ve cayar.

Şeytan zorlamaz ama süslü gösterir, kışkırtır, cezbettirir, akıl karıştırır, pisliklerle nefislerin terbiyesini yerle bir eder, şehvetleri kontrolsüz biçimde doruğa taşır, hırs ve kibiri, yalan ve tuzakları kullanarak insan ve cinleri Allah aleyhine isyana teşvik eder. Parayı, teknolojiyi, medeniyeti, bombaları, bombaları fırlatacak insanları kullanarak acı ve göz yaşı yaratır sonra bundan medet umar.Ama asla işi kendisi yapmaz.

Ayetlerin şeytanla ilgili hükümleri hatırlanacak olursa mahşerde hesaba çekilirken şeytana uyan zavallıların düştüğü durum anlatılırken bu nokta özellikle vurgulanmaktadır.

O halde durum böyleyken, şeytan bu denli kötü ve çirkinken, kimse zorlanmadığı halde, dünya neden kan ve göz yaşı doludur ve her geçen gün iman cephesi enden sayı kaybetmektedir? Yazımıza başlık olmayı hak eden ASHAB-I CAHİM (CEHENNEM HALKI) kimdir?

Konunun şeytanla ve şirkle olan alakası ve süslü gösterme, tuzak ve yalanlar dikkate alındığında şeytanla işbirliği içindeki herkestir demek doğru cevap olacaktır. (Cehennemlik kafirler, münafıklar, mürailer ayrı bir konu olduğu için burada sadece müşriklerden bahsedilecektir. )

Müşriklerin insan olarak yaratılmış olmaları aslında dudak uçurtacak kadar ilginçtir. Yani bir insan fıtratta yemin etmişken, insan olmanın tüm nimet ve kabiliyetlerine sahipken bunu nasıl yapar doğrusu akıllara zarardır. Kendisi ile aynı soydan olan cinlerin ateşten yaratılmış olsalar da durumu aynıdır. Onlar da hakikati bilen ve görenler olarak isyana asla kalkışmamaları gerekirken içinde bulunduukları gafletin elle tutulacak bir tarafı yoktur.

Lanetlenen, huzurdan kovulan, cehenneme mahkum edilen şeytandır, soyu veya nesli değil. (Keza insan da ilk ataları yasak meyveyi yemiş bile olsa tevbeleri kabul edildiğinden affedilmişlerdir.) O halde cinlerden hele üst boyutlardayken (yani arş katında) isyana katılmış olanların bahanesi nedir? Şeytanın mağdur olduğunu mu düşünüp taraf değiştirmişlerdir, yoksa sınavın bir gereği olark mı böyle olması gerekmektedir? Yoksa potansiyel olarak veya ezeli gören Allah tarafından mı bunlar gönderilmiştir? Doğrusunu Allah bilir ama şeytan dışında huzurdaki cinlerden isyana katılan olmadığını düşünürüz ve fakat şeytanla birlikte cennetlerin bulunduğu kattan kovularak yere gönderilen cinlerin durumu hakkındaki bilgilerimiz de sınırlıdır.

Bizi asıl ilgilendiren tarafı şudur; insanların ve cinlerin yeni yaratılan yeryüzüne indirilmesi bir süre içindir ve bu bir sınavdır. Tekrar yukarıdaki güzel yaşama layık olacakların seçilebilmesi içindir. Çünkü insanda çoğunlukla ve cinlerde de (bildiğimiz kadarıyla) kısmen şuur vardır, irade ve istek vardır. Bu sınava tabi olmanın gereğidir. İrade varsa sınavda vardır. Doğru cevap ise doğru şıkkın rıza ile işaretlenmesidir. Zorlamayla değil. Şeytan bu yüzden zorlamaz, süslü gösterir.

Şeytan kibirlenmesine değil insana suç bulurken, büyük laflar etmiş ve kıyamete kadar dünyayı ve insanlığı kötü emelleri için kullanacağına ahdetmiştir. Ama diğer cin ve insanları hangi emelleriyle kandırmıştır? Yoksa bu emelini gizleyip, suni ve hayali hedefler belirleyerek ve olmadığı bir role soyunur gözükerek mi bunu yapmıştır? İnsan ve cinlerden biri çıkıp neden biz Yüce Allah dururken bunun peşinden gidiyoruz diye neden bir kişi ses etmemiştir?

Bu sorunun cevabı da bizi siyonizme götürür. Bununla alakalı diğer yazılarımız okunacak olursa konunun belkemiği tam burasıdır. Şeytan müşrikleri etrafına toplarken sizi Allah’a karşı isyana çağırıyorum veya ben de (haşa) Allah’ım diyemez. Başka şeyler söyler ve bu söylemi yüzyıllarca hatta kıyamete kadar sürsün ister.

O yalan da şudur; yani asıl hedef ve gayesi insanların tümünü Allah aleyhine kışkırtmak veya öldürmek yemininden farklı olarak insanlara üstünlük, kayıtsızlık, hesapsızlık, cezasızlık vaad eder ve nihayetinde de para, şehvet, ahlaksız ama yasaksız bir cinsel fantezi dünyası, dinsiz bir insanlık, akılla sıfırdan yazılacak bir dini yeryüzüne egemen kılmak gibi sahte senaryoları kullanır.

Bunu insanlığın en yüce değerleriyle oynayarak başlatır. Mesela Peygamberimize herkesçe duyulan sevgiyi abartarak (haşa) O’nu ilah mertebesine yükseltir. Mesela Kur’an’ı anlaşılan dille okumayı men ettirerek insanları dinden uzaklaştırıp, hurafelerle dolu bir beşeri dine tabi kılar. Kibir ve hırsları kullanarak savaşlar çıkartır, salgın hastalıklar yayar, uzayı fethetmeye milyarlarca dolarlar harcattırarak, Afrika’da sayısız insanın açlıktan ölmesine göz yumdurur. Yalan ve hileyi ahlak kurallarına leke gibi yamar, namus ve iffeti yerlerde süründürür, şarap ve kumarı topluma lanse eder, fallardan umut bekleyen bir müşrik ordusu yaratır, geleceği bildiğine dair kendisi veya askerlerince etrafa duyumlar yayar…vb.

Hayalsiz ve hedefsiz bir plan çalışmayacağı için de ortaya insanlar eliyle konulacak bir planın alt yapısını hazırlar. Bir ırkın üstünlüğüne dayalı, sahte, yanlış, beşeri bir dini hayata dayatır. Mevcut düzeni değiştirmeyi cazip hale getirmeye gayret eder. Alenen değil ama gizli olarak teşkilatlanmalarına imkan sağlar. Parayla, hileyle, teknolojik güçle bu fikri sabitlemeye ve yaymaya çalışır. Ama zorlamaz, öldürmez, adam kaçırmaz… bu pisliklerin hepsini de yapan o değil, ona kanan insanlardır. İnsan şeytanları bu yüzden vardır ve belki fiili olarak asıl şeytandan da daha kötüdürler.

Kanan insanlar ise bu sahte havuç maslının arkasından koşarken kraldan daha çok kralcı davranıp, zulümler, savaşlar üretirler. Sonuçta dünya bir topluluğun egemenliğine, diğerlerinin köleliğine ait bu masala inanır, bu uğurda yıllarca çalışır. Bu dünyaya ait beşeri muvaffakiyetlere sahip olmak için çalışanların da ancak % 1’i ilahi düzene isyan denen asıl gayeden haberdardır.

Yüce Kur’an’da bunlar bize çok önceden anlatılmış iken, sebep ve neticeleri gün gibi ortadayken insanların cinlerden medet umarak onlara tabi olmaları, medyumlara, falcılara koşmaları anlaşılır gibi değildir. Ayetler şeytanın kusurunu ve yeminini, akibetini bu denli açık anlatırken insanların neden o tarafa meylettiğini anlamak ta mümkün değildir.

Mesele tek bir noktada kilitlenmektedir ve o kelime iman kelimesidir. İmanı zayıf veya çok az olanların şeytana meyletmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Çünkü ilahi kudretin vaad ettiği cennet yaşamlarının (bu imanı zayıf kalpler için) nihayetinde ispatı yoktur, gidip te dönen yoktur. Oysa şeytan bu dünyada, kısa vadede, sınırsız kudret ve yasaksız bir yaşam, sahtede olsa hemen bir cennet vaad eder, ahiretteki sorguyu hafife alır ve Allah ile aldatır. Sabırsız, tahammülsüz, nankör, cahil ve zalim olan insan ise hemen dönüverir şayet iman nuru zayıfsa.

Direnen iman sahipleri, yani mü’minler, bu dünyada rahat, kolay yaşayamazlar. Çünkü kötülük, yalan, sahte, batıl olan o kadar çok şey vardır ki iman shaipleri göz yaşı dökmekten, sabretmekten, tevazu ile yaşamaktan, acıları paylaşmaktan, elindekini komşusu akrabası ile paylaşmaktan, dünyaya ait nimetlerin sözde zevkinden ve saltanatından mahrum kalır. İmansızlar cephesi ise hak olmayan yoldan elde ettikleri güç ve para ile asar keser, zulmeder, senaryolar üretir, liyakatsiz adamları başa geçirir, yasaklarla oynar … keyifle, günah işlemenin zevkini tadar. Etrafındaki soysuzlarda ona uyduğundan bir süre sonra doğru yolda olduğuna kanaat getirip daha çok azar. Bu tatlı yaşam o kadar cazip hale gelir ki her gün yeni kandırışmışlar eklenir bu çeteye. Bir süre sonra da iman sahiplerinden bile kalabalık olurlar.

hangi dine mensup olursa olsun insanlık bunlar için hedeftir ve tamamı köle olmaya veya öldürülmeye adaydır. Savunmasız, parasız, gariban yerliler, afrikalılar, ortadoğu halkı başta olmak üzere bir sıra izlenir ve sonra sıra diğer kuvvetlilere gelir. Başlangıçta kuvvet kullanmak yerine yönetimler ele geçirilir, yasalar değiştirilir, halk fakirleştirilir, anlaşmalar imza edilerek ülkenin geleceği bağlanır, suni tartışmalarla insanlar cephelere ayrıştırılır, ülke düşmanlıklar yaratılarak yalnızlaştırılır ve insanlar kötülükten bunalır hale gelince bu müşrik tohumlarıbir umut gibi kendilerini, ortaya servis ederler. Bu servisin en büyük tezgahçıları da maalesef o toplumun dinine, kültürüne, geleneklerine bağlı sanılan gizli hainlerdir ve bunlar din adına toplumu tek bir seçeneğe mahkum edip, kötülüğü kabule zorlarlar.

İmanı yeterince güçlü olmayan, Kur’an’dan habersiz yaşayan çoğu İslam alemi gibi ülkelerdeki zavallı insanlar da medeti bu kişi ve kuruluşlardan umdukları için (ki zaten bu haliyle bile şirktir) müşrikliğin doruklarına çıkarlar.

Bu gidişat ilk zamandan beri süregeldiği içindir ki Yüce Allah sürekli Peygamberlerini göndermiş ve o çok sevdiği insana hatırlatmalarda bulunmuştur. Keza kutsal kitaplarda bu yüzden vardır ve insanlık bunlara uymakla mükelleftir. Ama gelin görün ki şeytan cephesi o denli güçlü, planlı ve teşkilatlıdır ki her gelen Peygamber ve kitap ortadan kalktığı veya etkisi kaybolduğu halde bu şirk yuvaları hep durur. Rahmet Peygamberimiz ve Yüce Kur’an’a kadar durum böyleyken, İslam’la birlikte gidişat son kez değişmiş ve insanlık son iharını daha doğrusu son rahmet lokmasını almıştır. Yüce Allah kıyamete kadar buyurarak Kur’an’dan başka bir kitap ve Hz. Muhammed (sav)’den başka bir peygamber göndermeyeceğini de bildirmiştir.

Bu şirk yuvaları kutsal kitapları, eski alışkanlıkları, şeytana verdikleri söz, beşer, galibiyetlerden aldıkları cesaret ve azimle tahrif eder, Yüce Allah’a haşa kafa tutar haldedir. Hep böyle olmuş, nihayetinde peygamberler Allah’a dua edip bu zalim kavme söz geçiremediklerini dile getirdiklerinde de iyiler aradan sıyrılıp, helak o zalimleri saklandıkları yerde bulmuştur. Lakin ahir zamanda durum muhtemelen böyle olmayacak, başkaca belki helak yaşanmayacaktır. Artık insanlık kendisine tanınan on gün sürenin son demlerini yaşamakta ve kıyamete yaklaşmaktadır. Kaybedecek zaman ve insan yoktur.

Akıllarda tutulması gereken bir husus ta şudur ki şeytana tabi olan insan ve cinler işbirliği halindedir ve bu uğurda sihir ve büyü başlıca silahlarıdır. Sözüm ona haber alma kaynağı olarak cinlere adaklar adayan, kurbanlar verenler, cinler tarafından kendilerine verilecek birkaç çoğu yalan azı doğru bilgi kırıntısı için dünyalara zulmetmekteler. Oysa sihir ve büyü zaten dinden çıkmak için yeterli nedendir.

Bu insanlar için dinden çıkmak önemli olmasa da acaba hiç korkmamaktalar mıdır? Yoksa birileri şefaat masalıyla onları kandırmakta mıdır? Yoksa bunlar ahirete artık iman etmemekteler midir?

Sonuç olarak dünya şirk illetine bulanmış, karanlık günlere doğru sandal gibi sürüklenmekte, batıl dinler, tahrif edilmiş dinler, İslam’ın üzerine çıkarılmaya, Peygamber yalanlanmaya, Kur’an hafife alınmaya çalışılmaktadır. Yazık ki Müslümanım diyenler Kur’an’dan habersiz yaşarken, Kur’an’ı düşman bilenler O’nu satır satır okuyarak hem bilgi edinmekte, hem cahil toplulukları din silahı ile vurmak için talim yapmakta, hem Kur’an’ı çürütmeye yarayacak veri toplama gayretindedir.

Denilebilir ki bugün Kur’an’ı anlayarak okuyanların yarıdan fazlası müslüman olmayanlardır. Sadece sevap kazanmak maksadıyla anlamadan okunan Kur’an bu müşrik ordularının yenilmesi için yeterli değildir. Aksine kul, ayetleri anlayarak okudukça Allah’ı, kudreti, ahireti, yapılmaya çalışılanı ve şeytanı daha iyi tanıyacak ve mücadele etmek için kendisinde daha fazla güç bulacaktır. Ama okunmayan Kur’an duvara asılı durdukça şeytan her geçen gün daha çok güçleneecek ve taraftar toplayacaktır. Gün gelecek en derin ve fanatik Müslüman bile Kur’an okumadığı için kolayca şirke batıverecektir. Oysa şirkin affı yoktur ve cennetlere sadece iman edenler yani mü’minler girecektir.

İman etmenin şekil ve mahiyeti de bellidir.

İnsanlık tevhid yolunda yürürken, şirkten habersiz olduğundan boğazına kadar çukura düşmüş haldedir. Kahve falından, tarota, nazar boncuğundan, uğur ve uğursuzluklara, ruh çağırmadan kadere felek demeye kadar, muskadan türbelerden medet ummaya kadar şirk etrafımızda kol gezmektedir.

Hak dinden bu denli uzaklaşan bir müslüman camianın da ister yurt içi ister yurt dışı tekrar ayağa kalkması ve aydınlanması gayet zordur. Şu bilinmelidir ki bu iman cephesinin kurtuluşu duruma müdahale etmeyen din ahkamından değil, alim veya görevli olmadığı halde ayetleri anlayarak okuyan, aydın, din ve vatan severlerin elinden olacaktır.

Çünkü İslam, ne türbandır, ne namaz, ne zekattır, ne defalarca umreye gitmektir. Ama İslam, sadece Allah’a yönelip, yanına berisine kimseler koymamak, yapabildiğince Allah’a kul olmaya çalışmak, iman ve salih amel çizgisinden ayrılmamak, ibadet ve ahlakı bu iman çizgisine oturmaktır. İman olmadan ne kul olunur, ne ibadet ve salih amel işlenir, ne de şirk ordusu yenilir.

İman gönüllere yerleşirse ve iman cephesi en az hain müşrikler kadar cesur olursa ise; müşrikler kandıracak adam bulamaz, tuzakları ellerine dolaşır, korkar, zamanla kendilerini yer ve bitirirler. Doğru yolu bulamasalar da oyunları kendi aralarında sürer gider ve insanlık o zulümden kurtulmuş olur.

Mehdi gibi, isa (as)’ın yeniden yeryüzüne geleceği gibi yalanlarla müslümanları kandıranlar, Kur’an ana lisanla okunmaz diyenler, bunlardan ziyade toplumda yaygınlaşan hırsızlık, hortumculuk, ahlaksızlık, yalan, cephecilik, mezhepçilik, tarikatçilik, iffetsizlik, adam kayırma, adaletsizlik, iftira gibi illetlerle uğraşırsa hiç olmazsa topluma da bir faydaları dokunur.

İslam, dini, Peygamberi, Kur’an’ı ve nihayet Yüce Allah’ı ve sistemini anlamak, görmeden kalpten inanmak ve itimat etmektir. Hurafe, mişna, rivayet, içtihadlarla yön değiştiren bir İslam tevhidden çok şirke hizmet eder. Oysa Allah’ın yolu bir, dini tek’tir. Bu tevhiddir.

Tevhid ise şirk tanınmadan asla asıl değerine erişemez, kıymeti bilinemez.

İşte Ashab-ı Cahim dediğimiz cehennem halkı yukarıda bahsedilen şirk askerleri, şirke meydan bırakanlar, şirki gizleyenler, tevhidi yaralamaya çalışanlar, hak dine en temiz duygularla yönelenleri Kur’an’ı anlamayarak okumaya ve arapçaya mahkum edenler, şeytana asker olan zalimlerdir. Ve bunların akibeti zaten ayette yazılıdır.  Kurtuluşa erecekler ise ancak ve ancak iman edenlerdir.

Çok yakın zamanda hazırlana geldikleri son savaş ile dünyayı büyük bir savaşa sokmaya ve sınırları değiştirmeye kararlı bu şirk ordusunun karşısındaki iman cephesinde yer alabilmek her kulun kurtuluş umududur. Çünkü umut şeytana sığınmakta değil, tüm zorluklara rağmen şeytana karşı cephede durabilmektedir.

Rabbim tüm kullarını doğru yola kılavuzlasın, İslam alemini Kur’an’a tabi kılsın, münafık, kafir ve müşrikelerin oyunlarını başlarına geçirsin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir