Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Beddua ve lanet etmek
imanilmihali.com
dua ve beddua

Beddua ve lanet etmek

Beddua ve lanet etmek

Beddua sözlük anlamı olarak; bir sebepten dolayı herhangi bir kimse hakkında kötümser istek ve temennîde bulunmaktır. Hayır duasının zıddı demektir. İnsanın, kendisi veya başkaları aleyhinde “Allah kahretsin, Allah belâsını versin” gibi ifadelerle yaptığı kötü sonuçlar dilemeye, şerre yönelik dualara denir.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarifi ise şu şekildedir; Farsça’da “kötü” anlamına gelen bed ile Arapça’da “isteme, dileme” gibi anlamlara gelen dua kelimelerinden oluşmuş bir bileşik isimdir. Bir kimsenin başına kötü şeylerin gelmesi için yapılan duaya beddua denilmektedir. Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmeleri İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz. Hz. Peygamber, genellikle İslâm’a düşmanlık gösterenlere beddua etmemiş, onların hidâyeti için dua etmiştir (Buhârî, Deavat, 59). Bununla birlikte zulme uğrayan kimsenin zalimler hakkında beddua etmesinin caiz olduğunu gösteren âyet (Nisâ, 4/148) ve hadisler de vardır. Nitekim Peygamber (a.s.) azılı İslâm düşmanlarından Ebû Cehil, Ümeyye ibn Halef ve benzerlerinin de içinde bulunduğu yedi kişiye beddua etmiş, bu kişilerin hepsi de Bedir Savaşında öldürülmüş, böylece Hz. Peygamber’in bedduası yerini bulmuştur (Ahmed, I, 393, 397). Ayrıca mü’minleri uyarmak amacıyla, paraya taparcasına düşkün olanlara (Buhârî, Cihad, 70; Rikâk, 10) ana-babaya karşı gelenlere (Müslim, Birr, 8; Müsned, II/346) ve benzerlerine ad vermeksizin beddua etmiştir. Mazlumun duasının mutlaka kabul olunacağını beyan etmiş (Buhârî, Mezalim, 9), bizzat kendisi de mazlümün bedduasına uğramaktan Allah’a sığınmıştır (İbn Mâce, Dua, 20; Müsned, V/82-83). (DİB)

İslâm, müslümanların kendileri ve diğer müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Kendi aleyhinize, evlâtlarınızın ve mallarınızın aleyhine sakın beddua etmeyiniz ki; duaların kabul olacağı bir saate rastlarsınız da bedduanız kabul olmuş olur.” (Riyazü’s-Sâlihin Tercümesi, III, 82) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi.

Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif’e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. O sırada Allah tarafından kendisine “onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği” bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz “Hayır, belki bunların sulbünden sana ibadet edecek çocuklar doğar, yâ Rabb!” demişti. Uhud’da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: “Allah’ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar” (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314) diye dua etmiştir. Bütün çalışmalara rağmen İslâmiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince: “Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat” diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)

Bununla beraber, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. Bi’r-i Mâûne’de yetmiş İslâm davetçisini şehît eden Kilab kabîlesine Resulullah (s.a.s.) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe’de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45) Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)

Denilebilir ki müslüman, günahkâr da olsalar, müslümanlara beddua etmekten sakınmalı, fakat gerektiğinde açıkça din düşmanlığı yapanlara beddua ve lânet etmeyi dini bir görev bilmelidir.

Lanet olsun demek, Allah’ın rahmetinden uzak olsun demektir.

İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.) [İbni Mace]

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.) [Tirmizi]

Diğer Peygamberler, kavimlerine lanet ettikleri halde, Peygamber efendimiz bir savaşta, kâfirlerin yok olması için dua etmesini istediklerinde, (Ben lanet etmek için, insanların azap çekmesi için değil, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim) buyurdu. Kur’an-ı kerimde de mealen, (Seni âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruluyor. (Enbiya 107)

Peygamber efendimiz, genel bir beddua, lanet etmedi. Ancak lanete müstahak olan bazı kimse ve gruplara lanet etmiştir. Hadis-i şeriflerde (Allah lanet etsin!) denilen zümrelerden bazıları şunlardır:

(Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!)[Hakim]

(Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!)[Buhari]

(Rüşvet alıp verenlere Allah lanet etsin!) [İbni.Mace]

(Eshabıma sövenlere Allah lanet etsin!) [Hakim]

(Zekât vermeyenlere Allah lanet etsin!) [Nesai]

(Ana-babasına lanet edene Allah lanet etsin!) [Müslim]

(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]

(Zalim âmirlere, fasıklara, sünnetimi yıkan bid’atçilere Allah lanet etsin!.) [Deylemi]

(Altın ve gümüşün kuluna [paraya tapana] lanet olsun!) [Tirmizi]

(Halkın işlerini üstlenip de onlara güçlük çıkarana lanet olsun!) [Ebu Avane]

(Hanımını anasından üstün tutana lanet olsun!) [Şir’a]

(Sadaka vermeye engel olana lanet olsun.) [İsfehani]

(Allah’tan ümit kestirip dinden nefret ettirenlere lanet olsun!) [Şir’a]

(Bid’atler çıkınca âlim ilmini açıklasın! İlmini açıklamayana lanet olsun!) [Deylemi]

(Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.)[Buhari]

(Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.) [İ.Mace]

(Kızını fasıkla evlendirene lanet olsun.) [Şir’a]

(Ölü için ağlayana lanet olsun.) [Ebu Davud]

Kur’an-ı kerimde, Ebu Leheb için, (Onun eli kurusun) buyuruldu. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, (Tebbet) suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Üzülen Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat eyle!) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece arkadaşlarının arasında yatarken, bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı.

Sol eliyle yemek yiyen birine de, (Sağ elin ile ye) buyurdu. (Sağ kolum hareket etmiyor) diye yalan söyledi. Bir Peygamber ile alay eden bu kimse için Resulullah efendimiz, (Sağ elin artık hareket etmesin) buyurdu. Peygamber efendimizin buna benzer bedduaları vardır. Diğer insanların ibret almaları ve hidayete kavuşmaları için böyle mucizeler vaki olmuştur.

Allahü teâlâ da lanet etmiştir.

(Allah’ın laneti inkâr edenlerine üzerine olsun.) [Bakara 89]

(Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bakara159]

(Âyetlerimizi inkar edip kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.) [Bakara 161]

(Allah inkârları yüzünden onlara [yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]

(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]

(Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik.) [Maide 13]

(Yahudiler, Allah’ın eli sıkı dedikleri için lanet onlara.) [Maide 64]

(Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

(Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. Allah lanet etsin! Onlara devamlı azap vardır.) [Tevbe 68]

(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]

(Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) [Ahzab 57]

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır!

Müminin görevi iyi, namuslu, mütevazi, adaletli ve ahlaklı yaşamaktır. Kimseye zulmetmeden, kul ve kamu hakkı yemeden, haksızlık yapmadan. Böyle davranınca zaten beddua alacak değildir. Birileri beddua etse de bundan hak etmediği için Allah’ın izniyle zarar görmez. Lakin münafık bir sahtekarsa, zulmederse, hak yerse beddua alır ve o beddualar haksız olduğu için de tutar.

Mümin başkalarının da iyiliğini istemelidir. Dolayısıyla kızdığı bir kimseye beddua ve lanet etmekten ziyade o kimse veya grubun ıslahı için Allah’a yalvarmalıdır.

Fakat herşeye rağmen zulüm gören kimse mümin de olsa, zulmeden sahte veya gerçek müslüman da olsa beddua etmek haklı olmak şartıyla mümkündür. Bu o kişinin yaptığı zulmün sesli söylenmesi, o kimsenin sonraki kötülüklerine engel olması ve kötülüklerinin cezasını çekmesi için Yüce Allah’a yapılan bir anlamda duadır.

Allah, beddualarını lanetleyerek ifade eder. Kur’an’da, Cenabı Hak kimi lanetlemişse, işte O’nun bedduasına maruz ve müstahak olan odur.

Allah’ın en büyük bedduasına maruz kalanlar zalimlerdir. İftiracılar ikinci sıradadır. Daha sonrakiler ise; Halkın malını, hakkını talan eden veya ettirenler; yalancılar, ikiyüzlüler; gizli veya açık şirke öncülük edenler; ticarete hile bulaştıranlar, anlaşmalarına ihanet edenler, yani insanları kandıran takiyyeciler; müminleri katledenler veya katledilmelerine sebep olanlar; azmış yöneticilerdir.

İslam Peygamberi’nin bütün hayatı boyunca yaptığı üç bedduası şöyledir:

1. Başkalarına her fırsatta zorluk çıkaranlara bedduası; “Allahım! Ümmetimin işlerini zora sokanların sen de işlerini zora sok!”

2. Yeryüzünün korunması gereken doğal değerlerini tahrip edenlere yaptığı beddua; “Yerkürenin belirgin alâmeti olan değerleri/yeryüzünün olmazsa olmazlarını yozlaştırıp bozanlara Allah lanet etsin!” (Zehebî, Kitabu’l-Kebâir ve Tebyînu’l-Mahârim, 148)

3. Parayı ilahlaştıranlara yaptığı beddua; Bu bedduanın sebebi olan aşağılık suç: ‘Paranın kulu – kölesi olmak’tır. Cenabı Peygamber, parayı baş amaç yapanlara, hayatında yaptığı en ağır bedduayı yapmıştır. Şöyle diyor: “Gümüş ve altın paranın, kadifenin, süslü giysilerin kulu – kölesi olan, yüzükoyun yere çakılıp gebersin! Yüzükoyun yere çakılsın da, yerlerde sürünsün! Vücudunun her yanına dikenler batsın da, o dikenleri çıkaramasın! O öyle biridir ki; bir şeyler verildiğinde hoşnut olur, bir şey verilmediği zaman ise asla vefa göstermez.” (Buharî, cihad 70, rikaak 10; İbn Mâce, zühd 8)

Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi. Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi. Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)

Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin anlamında söylenmelidir.

Kısacası beddua ve lanet dinen arzu edilen birşey değildir. İstisnası zulme uğramaktır. Bu durumda lanet ve beddua ile münafık, kafir ve müşriklerin ettiği haksızlık ya da zulüm sesli olarak dile getirilmiş olur. Bu Nisa suresinde de belirtilen haldir.

“Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Nisa 4/148)”

Beddua ve lanet etmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

Günün duası

Günün duası

Günün duası Ol deyince olduran, öl deyince öldüren Yüce Rabbim! Yalnız Sana sığınır, yalnız Sen’den ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir