Anasayfa / İMAN ESASLARI / Bilim ve din
imanilmihali.com
bilim ve din

Bilim ve din

Bilim ve din

BİLİM VE DİN

Bilim kabaca aşağıdaki şekillerde tanımlanır;

1. Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.

2. Türlü duygusal yaşantıların mantıkça bir örnek düşünce dizgesine uydurulması için gösterilen çabalara verilen ad.

3. Neden, merak ve amaç besleyen bir olgu olarak günümüze kadar birçok alt dala bölünmüş, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olan genelleme.

4. Sanat tarafından temelleri atılmış olup her aşamada sanat ve yaratıcılıkla beslenerek insanların hayat koşullarını iyileştirmek için yapılan çalışmaların bütünü.

5. Temelde, deney ve gözleme dayalı bilgi bütünü.

6. Araştırma bulgularına dayanarak, neden -sonuç niteliğinde ilişkiler bulmaya çalışan, olay ve olguları yöntemlere dayalı olarak çözümleyip genellemelere ulaşmaya çalışan sistematik bilgiler bütünüdür.

“Din” kavramı ise; “d-y-n” kökünden türeyen bir isimdir. Arap dilinde çok geniş bir anlamı vardır. Aynı zamanda bu kelime zıt anlamlı kelimelerdendir. Sözlükte “cezâ/mükafat, âdet/durum, itaat/isyân, hesap, zül, inkıyad, hüküm/kaza, galebe, kahr, isti’lâ, mülk, ferman, tevhît, ibâdet, millet, şeriat, vera’, takva, hizmet, ihsan, ikrah” gibi anlamlara gelir. Hamdi Yazır, “din” kelimesini tanımlarken “siyâset” anlamını da zikretmiştir. Terim olarak “din”; akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O’na ulaştıran bir yoldur. Îmân ve amel konusu olarak akıl ve ihtiyara (iradeye), teklif olunacak hak ve hayır kanunlarının bütününe denir. Din kelimesi ve türevleri Kur’ân’da 95 defa geçmiş ve; “din”, “dinu’l-hak” (hak din), “dinü’llah” (Allah’ın dini), “dinü’l-kayyîm” ve “dini kıyem” (doğru din), “dinü’l-hâlis” (halis din), “dinü’l-melik” (hükümdarların kanunu), ve “yevmü’d-din” (din-hesap günü) şeklinde yalın ve terkip olarak; ceza (sevap ve ikap) (Fâtiha, 1/4), hüküm, kanun (Yûsuf, 12/76), tevhit (A’râf, 7/29), din edinmek (Tevbe, 9/29), itaat (Nahl, 16/52), hesap, sayı (Tevbe, 9/36), şirk dini, ehl-i kitap dini, hak din, batıl din gibi meşhur manasıyla din (Kâfirûn, 109/6; Nisâ, 4/171-172; Âl-i İmrân, 3/19) anlamlarında kullanılmıştır. Din olgusu ilk insandan beri var olagelmiştir. Yüce Allah, hak dinin ilkelerini, ilk insan/ilk peygamber, Âdem (a.s.)’dan itibaren bütün insanlara “vahiy” yoluyla bildirmiştir. Allah, insanları “hak dine” zorlamadığı için (Bakara, 2/256) “hak dini” kabul eden de, hak dinden sapan ve “hak dini” tahrif eden insanlar da olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’e Kur’ân verilmeye başlandığı zaman Hicaz bölgesinde “şirk dini”, Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri vardı. Haniflerin (Allah’ı bir olarak kabul edenlerin) sayısı azdı. Müşrikler, Allah’ın varlığını, yaratıcı ve rızk verici olduğunu kabul ediyorlar (Yûnus, 10/31), fakat Ona başka ilahları ortak koşuyorlar (Nisâ, 4/51) ve âhireti inkâr ediyorlardı (A’râf, 7/45). Din kavramı, îmân ve uygulamadan oluşan bir bütündür: “Eğer (müşrikler şirkten) tevbe (edip îmân) ederler, namazı kılarlar ve zekatı verirlerse onlar da (ey müminler!) Sizin dinde kardeşlerinizdir…” (Tevbe, 9/11) âyeti bu gerçeğin ifadesidir. (DİB)

İlim ise; sözlükte “bilmek, şuurda hasıl olmak, sağlam ve kesin bir biçimde, bir şeyin gerçeğini bilmek” gibi anlamlara gelir. Kelâm ilminde, vakıaya uygun olan kesin inanç; aklın ve duyuların mevzuuna giren her şeyin tanınmasını sağlayan sıfat; zıttına ihtimal verilmeyecek şekilde mânaları birbirinden ayırdetme sıfatı şeklinde tanımlanmıştır.

Kur’an’da bilim kelimesi yerine ilim kullanılmakta, bilim yerine bilgi ve bilgin kelimeleri tercih edilmektedir. Emsal ve kıssalarda bilimsel gerçeklere (gemilerin yüzmesi, atom, kainat, iki denizin birleşmesi ancak karışmaması, gezegenlerin yörüngeleri, uzayın genişlemesi vb.) değinilmesine rağmen bilim veya teknoloji kelimeleri kullanılmamıştır.

İslam dini; son din olarak emredilen, kıyamete kadar geçerli olacak ve ahirette de yaşanacak dindir. Kur’an ise her geçen gün içerisindeki bazı manaları yeni yeni anlaşılacak şekilde tasarlanmış, içerisinde sosyoloji ve psikolojiden, savaş sanatı, felsefe, tarih ve teknolojiye kadar herşeyi barındıran, değişmeden kıyamete kadar tek kaynak olacak -hadislerle birlikte- Allah kelamıdır.

İnsanlığın elinde yaşadığı dünyaya ait yüzyıllar öncesine ve yüzyıllar sonrasına yönelik iki kaynak vardır. Bilim ve din. Bu işlerle uğraşanlara sorduğunuzda dünya meselelerinin cevaplarının kendilerinde olduğunu duyarsınız.

Ortada bir kainat, yaratılanlar ve atomlarla, hücrelerle bezenmiş muazzam bir eser vardır. Bu sanat şaheserlerinin bir yaratanı, bir idare edeni, bir geliştireni olmalıdır. Bu eserin oluşturulması için bir gaye gereklidir. Bu eserler rastgele veya oyun maksatlı yaratılamayacağına göre kim tarafından ve neden yaratılmıştır?

Bu yeryüzünde milyarlarca canlı, milyonlarca tür aynı anda yaşayıp nasıl rızk bulabilmekte, bu dünya kaç zamandır kara bir boşlukta asılı durmaktadır? Atom ve hücrelerin projesi ile uzayın en uzak yıldızındaki projeler nasıl aynı olabilmektedir? Bu eserin tam ortasındaki insan neden diğerlerinden farklıdır ve tüm kainat kendisine hizmet etmektedir? Yağmur nasıl yağmakta, yıldırım nasıl çarpmakta, ses telleri nasıl yayılmaktadır havada? Gemiler nasıl yüzmekte, kuşlar nasıl kanat çırpmakta, aynı tohumdan nasıl rengarenk, erkekli dişili çiçekler açmakta, canlılar nasıl doğup ölmektedir? Bunlar gibi milyonlarca soru dünyanın asılı durduğu kara boşluk gibi karşımızda durmaktadır. Her sorunun doğru bir cevabı olacaktır elbet. İki noktadan tek bir doğru geçtiğine göre bu soruların cevaplarınında iki yanıtı olsa da doğru cevabı tek olacaktır. O doğru cevap nedir?

Yaşam zaman içinde akıp giderken bilim dediğimiz araştırma ve öğrenme gayretleri ile ilim dediğimiz yani dini bilgileri içeren ilhamlar hep çatışma halinde olmuştur. Din daha ziyade geçmişle uğraşır ve geleceğe yön vermeye gayret ederken, bilim geçmişle çok ilgilenmeden geleceğe çevirmiştir gözünü. Her ikiside insana daha iyi bir yaşam sunmak gayretindedir. Her ikisinde de ulaşılan bilgi ve belgeler gelecek nesillere aktarılır ve her gün yeni bir gelişme yaşanır veya bir mana anlaşılır hale gelir.

Her ikisinde de dallar, kollar vardır, her ikisinde de yerli veya tercüme eserler vardır, her ikisi de dünyanın her noktasında karşı karşıyadır. Uzaktan bakıldığında bunlara arasında hiçbir sürtüşme yoktur ve birbirini tamamlar vaziyettedir. Ama gerçek biraz farklıdır.

Öncelikle bilimin doğru dediği sıklıkla değişir, dinin doğru dediği nadiren. Bilimin gerçekleri vardır, dinin değişmezleri. Bilimin çerçevesi vardır, dinin felsefesi. Bilim bugün dediğini yarın inkar edebilir, din buyruğunu değiştirmez. Bilimin emrine uyarsanız zengin, dinin emrine uyarsanız insan olursunuz. Bilim dışına çıkarsanız deli veya dahi, din dışına çıkarsanız kafir, bilimsiz kalırsanız barbar, dinsiz kalırsanız biçare olursunuz. Bilim geleceği aydınlatır, din tüm kainatı. Bilim görebildiğiniz mesafeye uzanır, din kainatın son noktasına. Bilim savaşları olmaz ama din savaşları olur. Bilim tıkanınca dine döner, din tıkanınca Allah’ın ilmine. Bu ayrılıkları değiştirip çoğaltmak mümkün.

Sonuçta biri sayısal biri sözel gibi basite indirebileceğimiz bu iki kavramın çatışması yüzyıllardır sürmüş, pekçok kitaplar, cadı diye pekçok insanlar vahşice öldürülmüştür. Bu mücadele bugünde vardır, gelecekte de olacaktır. Çünkü insan bu koca kainatta olan biteni öğrenmek hevesindedir ve aradığı cevaplar vardır. Bu cevapları kim verirse aksi ispatlanana kadar doğru onun dediğidir. Bu bazen bilim olur bazen din.

Dünya geneli imansızlığa yuvarlanıp gittikçe, yani teknoloji denen yeniliklere ve şirk koşmaya denk diyebileceğimiz şekilde tabiata dünyanın anası muamelesi yaptıkça kendisi kaybedecek ama her geçen gün din yerine bilime daha çok sarılacaktır. Çünkü dinleri ve imanları zayıftır. Bu yüzden güçlü olanı, bilimi tercih ederler. İslam dünyası ise dinen o kadar güçlüdür ki bu güce yaslanıp bilimi ikinci dereceye atar. meselelere Kur’an ve hadisler ışığında cevaplar arar ve mutlaka bulur. Buldukça ilmin, ilhamın, gücün Allah’tan olduğunu daha iyi anlar, bilimi icat eden değil keşfeden ve nedenini bulan olarak görür. Diğer din mensupları ise eski yaratılışları evrim teorisiyle, büyük patlamayla açıklamaya, gelecek kıyametleri saçma sapan gezegen çarpışmalarına bağlar. Kadere iman burada kendisini yine su üstüne çıkarmaktadır. İnsanlığın yaptığı ve yapacağı herşeyi yapan Allah’tır. “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”(Saffat 37/96) Zamanı gelince, dilediğini, dilediğine ilham eder ve o şey keşfedilir, nedeni anlaşılır hale gelir. Yoksa icat edilmez. Çünkü icat yaratmak demektir ve Allah’tan başka yaratan yoktur.

Sonuç itibarıyla hayata ait sorularda müslüman aleminde doğru cevap din, diğer dinlerde bilimdir. Bizler Yaratan ve ilham edenin Allah olduğuna ancak bilimin onu anlaşılır kılması yüzünden değerli olduğuna ve insanlığa fayda sağladığından faydalı olduğuna inanırız. Fakat bilim ve bilimi doğru cevap sayanlar, dini batıl inanış veya hobi durumunda gördüklerinden, dine değer vermezler ve görebildikleri kadar uzağa bakabildikleri halde görünmeyen mesafelere ait bie dine müracat etmek yerine varsayımlara dayanırlar. Bir yalan bir başka yalanı doğurduğu gibi bir varsayım da diğer varsayımları doğurur. Sonra fizikte olduğu gibi tıkanırlar ve kuantum fiziği diye yama götürmeyen yeni bir fizik inşa ederler. Eskiden peşinden koştukları fizik ilmini bir kenara kor, nano teknolojilerle, metafiziklerle, siber savaşlarla vs. ilgilenirler.

Din ise sabit ve mütevazidir. Yüce Allah, insanın yapmasını istediklerini, geçmiş hataları, eski kıssaları, cahillerin bile anlayacağı şekilde, basit dilde ve her kutsal kitapta deflarca anlattığı için anlaşılırdır. Az değiştiği için öğrenilince, (dualar ezberlenince), mantığı kavranılınca uzun yıllar unutulmaz. Bilimin değişenleri gibi dinin sahtekarları vardır. Bu sahte din adamları ve sahte peygamberler zaman zaman çıkar ancak foyası kısa zamanda anlaşılır ve yok olur gider. Çünkü Allah kelamı gibi bir sureyi ondört asırdır cihan bir araya getiremezken sahte bir din yapmak milyar insanın bile harcı değildir. Velhasıl bizler için ve akıllılar için doğru cevap dindir. Bilim onun yardımcısı ve hizmetçisidir. Çünkü yapan Allah, yapılanı anlayan insandır. Bilim insani yani beşeridir, din ise Ruhani. Bilim sadece bu dünya ile alakalıdır, din hem bu dünya hem kabir denen geçiş hem de ahiret denilen sonraki yaşamla. Geniş, güçlü, kutsal olanı bırakıp beşeri, aciz, kısa solukluyla yetinmek, Allah kelamını reddetmek, gökgürültüsünü elektriklenmeye bağlamak acizliktir, hatadır.Bu tartışmayı noktalıyor ve bilimin etkilerine geçiyoruz.

Bilim bir şeyi yapar, test eder ve ikna olunca piyasaya sürer. Bu teknoloji, aşı, makine, motor, silah veya malın alıcıları vardır. Bu alıcılar bu ürünü iyi veya kötü işlerde kullanırlar. Çünkü bilimin ahlakı zayıftır. Parayı veren malı alır. O malın nerede kullanılacağı çoğu zaman bilimadamını ilgilendirmez. Bilimi ilgilendiren proje maliyetinin karşılanmış olmasıdır.Ya da faydalı işlerde kullanılmak için üretilen şeyler bile bir zaman sonra tehlikeli bir silah haline gelebilir. Örneğin atomun yapısının ve parçalanmasının öğrenilmesi bir süre sonra bomba yapımına ve yüzbin insanın ölmesine yol açmıştır. Bilimin kendi içindeki bu işler dinin ilgi alanına girmediği sürece dini kesim bilime mesafelidir. Ancak dinin açıklama getirdiği bir şeyin hilafına bilim bir tereddüt bile telaffuz etse din hoşlanmaz ve cephe alır.

Sözgelimi; kainatın yaratılışı meselesinde big bang olayının dile getirilmesi dini kesimi rahatsız etmiş, uzun zaman bunun gerçek dışı olduğu söylenmiştir. Bilim kendi hatasını kendisi anlayana kadar yanlışından dönmemiş sonra zamanın başının olduğunu, tam bu andan önce de var olması gereken birşeyler bulunduğunu kendisi itiraf etmiştir.

Bilim malesef her zaman bu kadar masumane çalışmaz. Bazen bilerek veya bilmeden dine zarar verme veya dini boşa çıkarma noktasına gelir. Dünyanın düz veya yuvarlak oluşu, yerçekimi olayı, gel-git olayı, aya yolculuk, gezegenlerde yaşam, dünyanın sabit durması veya güneş etrafında dönmesi gibi konularda bilim bir arayış içindedir. Sağlık, sosyal yaşam, nüfus planlaması gibi konulara aktarılan ödeneklerin belkide yüzbin katı her yıl silah sanayine yatırılmaktadır. Uzay programlarına harcanan para ile dünyadaki açlar her yıl istisnasız doyurulabilecekken trilyon dolarlar uzayın karanlığındaki meçhul yaşamlara ve yaşayan arayışlarına feda edilmektedir.

Sinema sektörü bile bilim kurgu filmleriyle dine her vizyonda meydan okumaktadır. Şeytanın niceliğinden, yeraltından çıkacak dabbetül arz’ın niteliğine, kıyamet alametlerinden teslis inancına her alanda dini maksatlı olarak yaralayan filmler görmek mümkündür. Bunlarla din adamlarının veya müslüman ülkelerinin tamamının bile mücadele etmesi zordur ama yapılacak en iyi şey bunları seyretmemektir.

Medya ve özellikle TV kanalları bilim ve teknoloji adına her yayın ve belgeselde insanın hayvanlardan dönüştüğü, yaşamın milyonlarca yıldır devam ettiği gibi hususlarda ahkam kesmektedir. En başarılı karbon testi 7.500 yıl eskiye gidebildiği halde 30 milyon yıl öncelerine varan tahminler yapılamkta ve doğru diye insanlara telkin edilmektedir. Salgın hastalıklar, labaratuvar ürünü hastalıklar, hayvanlara bulaştırılan hastalıklar, biyolojik ve kimyasal silahlar maksat dışına çıkan diğer bilim uğraşlarıdır. Çevre kirliliği, yeraltı kaynaklarının tüketilmesi gibi pekçok zararlı yan etkisi de bulunan bilim ve teknoloji bu anlamda görüldüğü kadar masum değildir.

Din ile bilim arasındaki en temel tartışma alanlarında hep din kazanmıştır. (Evrim teorisi, maddenin tasarımı, big bang (yoktan yaratılış) vb.) Aksini ispatlamaya çalışan materyalist akımlar yerine dini temel varsayımlarla yola çıkılsa ve bu istikamette araştırmalara kaynak aktarılsaydı dünya bugün çok daha farklı bir noktada olurdu.

Din ve bilim çekişmesine bir de kara dini kesim diyebileceğimiz hazinecileri, sihircileri, deistleri, ateistleri koymak gerekir. Bu kesimde dinin temellerini sarsmaya, bilimsel değil fakat şeytani güçlere sahip olmaya çalışmaktadır.

Çok daha faydalı kullanılsın diye Allah tarafından ilham edilen bilgiler böyle kötü maksatlara yöneltilmektedir. Belki Yüce Allah’ın takdiri bu yöndedir bilemeyiz ama bildiğimiz bilimin yanlış ellerde yanlış yöne sevk edildiğidir.

Din ise dimdik ayakta ve dosdoğru yol üzerindedir. Bu yol diğer dinlerin yolu değil İslamın ve Allah’ın yoludur. Mümine düşen bilimi inkar etmeden etrafında olup biteni anlamaya çalışmak ama beşeri işlerde öncelikle Kur’an ve hadisleri esas almak, bilimin faydalarından yararlanırken dahi Allah’a şükretmek, zorunlu müdahaleler hariç estetik gibi şeylerden mümkünse kaçınmak, Allah’ı gücendirmemek, dinden uzaklaşmamak, zararlı akımlardan uzak durmak, kanmamak, hayrın da şerrin de Allah’tan olduğunu bilmektir.

İslam dini akıl ve vicdan dinidir. İnsan, aklı ile dinin bildirdiği gerçekleri, Allah’ın varlığının delillerini tüm açıklığı ile görebilir ve vicdanını kullanarak gördüklerinden sonuç çıkarır. Bu nedenle Allah, Kuran’da insanları çevrelerindeki yaratılış delillerini düşünmeye ve incelemeye çağırır. Allah insanları, gökyüzü, gökgürültüsü, zelzele, yağmur, bitkiler, hayvanlar, doğum, coğrafi özellikler gibi konularda araştırma ve inceleme yapmaya çağırmaktadır. Tüm bu varlıkları incelemenin ve araştırmanın yolu ise bilimdir. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler insanlara yaratılışın sırlarını, Allah’ın sonsuz ilmini, aklını ve gücünü tanıtır. Ve tarih boyunca insanlığa büyük hizmetler veren bilim adamlarının önemli bir bölümünün Allah’a inanan dindar kimseler olmasının nedeni de budur; bilimin Allah’ın kudretini takdir edebilmenin bir yolu olması… Bilimin yaptığı her yeni buluşta insanlığı Allah’a bir adım daha yaklaştırır. Tabi yanaşmak isteyeni.

Bu muhteşem yaşamda Allah insana muazzam hediyeler bahşetmiştir.

Kalemi; yani okumayı, yazmayı, öğrenmeyi ve anlamayı,

Demiri; yani sanayi, bilim ve teknolojiyi.

Akıl, ruh ve şuuru; yani düşünmeyi ve takdir edip şükretmeyi.

Mümin daha güzel, seksi olmak veya daha uzun yaşamaya çalışmaz. Daha mütevazi ve anlamlı yaşamayı diler. İnananlar Allah kelamı hilafına varsayımlara değer vermez, Allah’ın yarattıklarını bilimle anlamaya çalışır, bilimsel çalışmalarında dini hipotezlerle işe başlar, Allah’ın birliğine, gücüne bilimin zarar vermesine müsade etmez. Gökgürültüsü ve yağmuru tabiat anaya bağlamaz, zelzeleleri gaz sıkışması gibi bir bahaneyle daraltmaz, yerçekimi ve yörüngeler, hücreler ve atomlar gibi akıl ötesi hususlarda Kur’an kelamını esas alır.

Dinsiz bilim, bilimsiz din olmaz. Ancak Allah’ın ilhamlarını yanlış işlere kullanmamak, Allah’ın irademize-ilmimize müsade ettiği işleri haddi aşarak yanlış yorumlamamak, icat değil keşif yapabildiğimizi anlamak, bilimsel araştırmalarda bile inanan bilim insanlarının daha başarılı olduğunu görmek mecburiyetindeyiz.

Son söz; İmanın tezahürü kainatın muhteşemliğinde saklıdır. Bu muhteşemliği damarlarımızda hissedebilmek ise Allah’ı ve İslamı iyi anlamakla mümkündür. Kainatı ve en küçük zerreleri anlayabilmek te bilim sayesinde mümkündür.

NOT: Hastalığın da , iyileşmenin de Allah’tan olduğunu anlayamadıkça gerçek şifayı bulamayız.

Bilim ve din

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kaderin Türk Milletine yüklediği ilahi görev

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet Kader, kâinattaki ahenk ve ölçü, olan ve olacak her şey, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir