Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Bir hadis bir açıklama
imanilmihali.com
Bir hadis bir açıklama

Bir hadis bir açıklama

HADİS ne demektir, mahiyeti ve hükmü nedir

Hz. Peygamber (sav) dinin vahyine muhatap olmuş, örnek ve güzel ahlak sahibi, emin bir nebidir. O’nun, her insan gibi beşeri ve dini yanları vardır ve İslam alemi örf ve cografyadan, bedenden kaynaklanan insani vasıflarından ziyade, din adına getirdiklerine, öğretip duyurduklarına iman etmekle mükelleftir. Burada en kritik nokta zaman içinde tahrifata uğramış, yalanla bezenmiş, abartılmış yani kısaca yalan yere Peygamberimize atfedilen Kur’an’a uygunluğunu yitirmiş sünnet ve hadisleri ayıklamak ve sağlam olanlarını baş tacı etmektir. Peygamberimiz dini Kur’an’dan öğrenmiş ve sadece Kur’an’ı öğretmiştir. O, Kur’an’a göre yaşamış ve Kur’an ile ahlaklanmıştır. Dolayısıyla O’nun söz ve davranışları asla Kur’an hilafına olamaz. 

Bugün karşımıza çıkan hadis ve sünnetler Kur’an’a aykırıysa bu Peygamberimiz öyle dediği için değil birileri İslam’a kazık atmak istediği içindir ki israiliyatın, emeviciliğin, arabizmin ve örfi islamın gayesi budur. O’nun zamanında yazılmayan ve sayıları en çok otuz olan hadislerin bugün milyonlarla ölçülmesi bu ihbara mesnet teşkil eder. O’nun Kur’an’a uygun hadis ve sünnetleri ise bize rehberdir ve dikkate alınması gerekir.

Rabbim sahte hadis tüccarlarını helak eylesin. Rabbim dine ve Peygambere yalan söyletenleri rezil ve rüsva eylesin. Rabbim bizleri Peygamberimizin sünnetinden uzak eylemesin.

Peygamberimizin hadislerinden seçmeler

Aşağıda örnek verilen bazı hadisler bu tehlikeye de işaret eden ve  imanı yüceltirken, mü’minlere tembih ve nasihat görevi de üstlenen özlü sözlerdir.

  • “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır. (Süyuti, El-Camiu’s-Sagir)”

Kur’an dünya denen mucizevi güzellikteki mükemmel ortamı ve şartları değil ama insan eliyle kirlenen ve sınav gereği var edilen süslü aldatmacaları ve bunlara tamah edenleri lanetler. Dünya ile kast edilen yaşam elbette sevgi, mutluluk, zevk ile geçirilme hakkına sahiptir. İnsana süslü gösterilen mallar, evlatlar, servetler ve kadınlar şehvetin faydalı kısmına kadar elbette lazımdır. Umut, huzur ve güven için belli miktar nafakaya sahip olmak, çalışma zamanları dışında dinlenmek, güzel yemek, iyi giyinmek herkesin hakkıdır.

Lakin cimriliği, israfı, para tutkusunu özendiren, haksızlık ve haramı makulleştiren, ahireti ve dini unutturan his ve hırslar makul değil aksine zehirlidir. Dünya sevgisinin abartılarak ahiret sorgusunun önüne geçirilmesi veya dünya hırslarının Allah’ın sınırlarının yok sayılmasına mani olması durumunda o kul kaybetmiş ve sapmış demektir ki hadis buna işaret etmiştir.

  • “Allah’ım! Göz açıp kapayana kadar bile beni nefsimin eline bırakma. (Allahümme la tekilni ila nefsi tarfete aynin) (Kenzü’l-Ummal)”

Nefis terbiye edilmedikçe kötülüğü emreden ve Allah’tan razı olmayı imkansızlaştıran, sabrı ve sebatı engelleyip beden ve ruhu helal olmayan açlıklara sevk eden, sınırları unutturan, haksız ve batıl yollara rehberlik eden bir içsel güdüdür ki kul nefsi terbiyeye çalışmakla ve nefsini terbiye etmesi için Allah’a yakarmakla mükelleftir. İmanı veren ve nefsi temizleyen sadece Allah’tır. 

Kul, Hz. Yusuf (as) gibi Allah’tan korkmalı ve nefsini temize çıkarmak yerine Allah’a temiz nefis için dua etmelidir. Çünkü terbiye edilmeyen nefis imanın ve İslam’ın gerçeklerini saptıran ve batıla ve harama sevk eden en kötü yol göstericidir ki bir an olsun nefse tabi olup yenilmek çok kötü sonuçlar ve geri dönülmez yollar doğurabilir. Günah işlemekten sakınan kul, nefsine hakim olmak ve iman çizgisinden ayrılmamak zorundadır ve hadis buna işaret etmektedir.

  • “Kim bana bilerek“yalan (bir söz) isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın. (Taberani, el-Mu’cemu’l-Evsat)”

Giriş paragrafında bahsettiğimiz gibi Hz. Peygamberin Kur’an hilafına söz ve hareket üretmesi mümkün değildir. Kur’an ayetleriyle karışmasın diye uzun yıllar yazılması yasak olan hadislerin sayısı Peygamberimiz zamanında iki elin parmakları kadarken bugün bu sayı milyonlara varıyorsa ortada bir yanlış ve art niyet var demektir ki kul dikkatli olmalı ve o hadis ve sünneti Kur’an süzgecine tabi tutmalıdır.

O yalanı siyaset, servet veya makam için üretenler elbette bunun cezasını ödeyecektir. Ama bu aldatanlara aldanmamak da mü’minlerin can borcudur. Bu nedenle dinin tek kaynağı Kur’an’dır ve rahmet peygamberine yalan isnat eden soysuzlar lanete mazhardır. Peygamberimizin bu hadisi ileriki zamanlara yönelik bir ihbar ve mü’minlere bir uyarıdır.

  • “Kim Allah yolunda cihad eder de cihadında bir deve yuları (azıcık bir ganimet) elde etmeye niyet ederse ancak niyet ettiği şeye kavuşur. (Sünen-i Nesai)”

Cihadın Kur’an ile tasvir edilen şekli sadece zulümle savaştır (şirk de bir zulüm olduğundan afsızlığa mahkumdur) ve cihad tanım olarak Allah yolunda mücadelenin tamamıdır. Burada anılan ise savaşmak manasındaki cihaddır ve gayesi hakkı egemen kılmak, küfrü ve zulmü dize getirmektir. Bu cihad sonunda elde edilecek ganimetin pay şekli de ayetlerle zaten bellidir.

Kulun vazifesi, Allah yolunda savaşmak, canını ortaya koyup şehit olma arzusu ile kafir ve müşrike kilit olmaktır. Kamunun hakkı olan ganimeti veya başkaca intikam hırsı gibi illetleri hedef alan savaş cihad değildir. Hele ki ganimet veya servet için yapılanlar hiç değildir. Hadiste ihbar edilen de budur ve ameller niyete göre olduğundan ganimet için savaşanlar paraya ama Allah için savaşanlar rahmete kavuşur denmek istenmiştir.

  • Allah’ü Teala sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza itibar etmez ancak sizin kalplerinize ve amellerinize itibar eder. (Sahih-i Müslim)”

Niyetleri bilen sadece Allah’tır ve O kimseye gücünün üstünde yük yüklemez. İslam, şekilciliğe değil manaya ve ilkelere önem verir ki aslolan imandır. İmanın kimde olduğunu bilen de sadece Allah’tır ve bu yüzden takva sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir. Kılık kıyafetle İslam olunmaz. Zenginlikler ve süslü ziynetler ahiret yurdunda affı gerektiren mükafatlar değil sınav için verilen nimetlerdir. Hadis bize bir kez daha anlatır ki fani dünya malları geçici bir heves ama iman ve teslimiyet mükafata esas kazanımlardır. 

  • “Yarım hurma (sadaka) ile bile olsa cehennemden korununuz. Bunu bulamayan tatlı sözle olsun kendisini korusun. (Müttefekun aleyh)”

Tüm peygamberlerin ortak mesajı iman, namaz ve infaktır. Zekat, fitre veya sadaka şeklinde sayısız türü bulunan muhtaca maddi yardım demek olan infak ise özellikle varlıklıların ellerindeki imkanı paylaşmasını gerekli kılar ki İslam’da zenginleşmek yok, paylaşmak ve yardım etmek vardır. Bu nedenle komşusu açken tok yatan tam iman etmiş sayılamaz. Allah kimseye gücünün üstünde yüklemeyeceğine göre de serveti bulunmayanlar infaktan uzaklaşmak yerine neye gücü yetiyorsa onunla infak etmeli, hiç değilse tatlı söz, bedeni yardım, nasihat gibi ghüzellikleri sergilemelidir.

  • “İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.(Sahih-i Müslim) ”

Sevgi, iman kardeşliğinin başı, iman kardeşliği kurtuluşa götüren doğru taraftır. Servet kodamanlarına karşı muhtaçların, ezenlere karşı ezilenlerin cephesi olan iman kardeşliği sevgiyi, güvenmeyi ve destek olmayı emreder ki imanlı kimseleri yani mü’minleri sevmeyenler ya nefislerini henüz terbiye edemediklerinden ya da imanları diri ve gerçek olmadığından (riya ve gösterişle münafıklık ettiklerinden)  hala karanlık kalplere sahip olanlardır ki her iki durumda da zaten iman tam değil demektir.

  • “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerim öğrenen ve öğreteninizdir. (Sahih-i Buhari)”

İslam’a tabi olmak ve iman etmek yaratılış gayesi ve Allah’a borcumuzdur. Yüce Allah’ın katında tek din olan İslam, kıyamete kadar baki ve esas olandır. Din ve iman ise Kur’an’dadır ki dinin sahibi sadece Allah ve tartışma üstü tek dini kaynak sadece Kur’an’dır. Kur’an’ı anlayarak okumak ve hayata yansıtmak ise her mü’mine FARZ’dır. Bu nedenele kul, Kur’an’ı anlayarak okumalı, öğrenmeli ve ailesinden başlayarak erişebildiklerine de öğretmelidir ki burada anılan arapça kursları değil Kur’an’ın manasıdır.

Mükellefiyet arapça harfleri öğretmek değil ayetlerin emrettiği emir ve yasakları anlayarak öğrenmek, tatbik etmek ve öğretmektir. Ailelerin evlatlarına bırakacağı en büyük miras terbiyedir ve Kur’an’ın manasına ermiş evlatların terbiyesi tamama ermiş demektir. Bu nedenle din adına başkaca kaynak aramaya gerek yoktur ve dini sevap kazanmak veya dua için değil manayı ve ilkeleri öğrenmek için yaşamak gerekir.

  • “Sizden hiç biriniz, hevası (nefsi) benim getirdiklerime tabi olmadıkça (kamil) mü’min olamaz. (Mişkatü’l-Mesabih)”

Yukarıdaki nefisle alakalı hadise benzer mana taşıyan bu söz ile kast edilen kötülüğü emreden içsel arzuların terbiye edilmesine dair önemi vurgulamaktadır. İman, nefsin terbiyesindeki en büyük etkendir ve imana sahip olundukça nefis zayıflar ve sessizleşir. Kul, imandan uzaklaştıkça da nefis kabarır ve dizginlenemez hale gelir. Bu nedenle Kur’an’a tabi olmak yoluyla kul nefsini terbiyeye çalışmalı ve sabrı, affetmeyi, sadece helali, çalışarak kazanmayı esas almalıdır. Namahreme uzanan yollar, haram lokmalar, haksız ve hukuksuz kazanımlar beşeri galibiyetler sağlasa da aslında o kul kaybetmiş demektir ve ahiret yurdundaki azap ve vebal çok büyüktür.

  • “Mü’minlerin en akıllısı ölümü en çok hatırlayan ve ona en güzel şekilde hazırlık yapandır. (Beyhaki, Şuabü’l-İman)”

Kula nasihat olarak ölüm yeter demektir ki dünyanın ve yaşamın faniliğine, ahiret yurdunun ise bakiliğine işarettir. Ahiret hak ve ecel kaçınılmaz ise ki öyledir o halde bu şarta göre yaşamak lazım gelir. Bunun nasıl yapılması gerektiği ise ayetlerde buyrulmuştur. İmanlı kul, bu gerçeği sürekli hatırlayan ve buna göre sorumsuzluklara imza atmayandır.  Çünkü ahiret yurdunda her şey , zerrece unutma veya haksızlık yapılmadan amel defterlerine işlenmiş halde ortaya konacaktır. Bunu inkar veya bu gerçeği hafife almak aklın karı değildir ve bu yüzden aklını kullananlar kazanacak olanlardır.

  • “Münafıkın alameti üçtür. Konuşunca yalan söyler, vaad ettiğinde vaadinden döner, emanet edildiğinde ihanet eder. (Müttefekun aleyh)”

Münafık inanmadığı halde inanmış görünen ve mü’minlerin yüreğine hançer sokandır. Bu nedenle de münafıkların cehennemdeki yeri  kafirlerden de aşağıdadır. Münafık yalan ve riya ile aldattığından tespiti zordur. Allah kalpleri bilendir ve o münafık elbet azaba atılacaktır ama kul iman ettim diyene inanmak ve ona göre davranmak zorunda olduğundan ve imanın varlığını ispat edemediğinden herkesi inanmış sayabilir. Ancak hadis bize ipucu verir ki münafıkların alameti yalan, vadden dönem ve ihanettir. Bu huyların iblisin huyları da olduğu çok açıktır ve mü’minler samimiyetten uzak, ihsana ve iyiliğe düşman bu insanları tanımak ve onlara aldanmamak mecburiyetindedir.

  • “Kendisinde üç haslet bulunanı Allahü Teala cennetine koyar, ona muhabbetini gösterir ve o kimse Allah’ın himayesinde olur. Verildiği zaman şükreden, gücü yettiği halde affeden ve öfkelendiği zaman öfkesini yenen. (Beyhaki, Şuabü’l-İman)”

Şükür, affetmek ve sabrı/sebatı öven bu hadis bize bildirir ki insan nefsini terbiye etmek, Allah’a güvenmek, sevgi ve muhabbeti, güzel zannı ve barışı esas almakla mükelleftir. İslam’ın tanımında da yer alan bu hasletler imanın ve dinin gereğidir. Afsızlığı, öfkeyi, şiddeti, şükürsüzlük ve aç gözlülüğü esas alanlar ise imanı zayıf olanlardır ki bunlar kusana kadar yeseler de doymayanlar, helal haram ayırt etmeyenler, kaba kuvveti (kudreti) aklın ve hakikatin (hüccetin) üzerine çıkaranlardır ki bunların durumu içler acısıdır. Cennetlere girmek, Allah rızasına ermek, Allah’ın mükafatlarına mazhar olabilmek için insanca yaşamak ve dine muhabbetle sarılmak esastır ki huzur ve barış yaşamda olması gerekendir.

  • “Tedbir gibi akıl, nefsini tutmak gibi vera, güzel ahlak gibi asalet ve şeref yoktur. (Sünen-i İbn-i Mace)”

Tebdirin tevekküle mani olmadığını, nefse hakim olmanın kıymetini, güzel ahlakın değerini anlatan bu hadis de bizlere insan olmanın ve insanca yaşamanın gayelerini gösterir. Beşeri hayat ile içiçe olan din arasındaki denge hassastır ve dünya ile ahiret yaşamı kol kola gitmelidir. Yaşam güzellik ve ihsana hizmet ettiği sürece kıymetlidir ve asalet ve şeref mal ve servette değil iman ve terbiyededir. İman, ibadet, ahlak ve salih ameli doğuran, gerçek kazanç ve kurtuluşu getiren, hak ve hakikattir.  Kul, aklı kullanmak, tedbir almak, nefsine tabi olmamak, kötü yollara tamah etmemekle sorumludur. İman ve İslam bunu gerektirir ve kul ahiret sorgusunu aklından çıkarmayarak hesaptan korkmalı, Allah’tan korkmalıdır.

  • “Ümmetim üzerine korktuğum şeylerin en kötüsü Allah’a şirk koşmaktır. Dikkat edin güneşe, aya ve puta tapmak demiyorum velakin (bu şirk) Allah’tan başkası için yapılan ameller ve gizli şehvettir. (Sünen-i İbn-i Mace)”

Şirk, açık veya gizli olarak Yüce Allah’ın varlığında veya yönetiminde ortaklar atamak, eş, yardımcı, evlatlar atamaktır ki Allah tek Yaratan ve Malikimizdir. Bunun ötesi, istisnası ve yorumu yoktur. Şeytan bu hakikate düşman olan ve insanları kandırmaya ahdetmiş olandır. Bu nedenle şirk bir küfür değil isyandır ve afsızlığa da bu bilinç nedeniyle mahkumdur. Şeytanın dini şirk, ümmetin ahir zamandaki belası olacaktır ki yaşadığımız yüzyılda durum aynen hadisin işaret ettiği haldedir.

Bu kast edilen şirk elbette aya, yıldıza tapmak şeklinde değil ama nefse, şeytana, para ve makama, kişilere ve sapık ideolojilere tapmak biçimindedir ve o kimselerin memnuniyetini esas almak, başkalarının ilkelerine ve haramlarına uymak gibi sayısız türü vardır. Gizli şehvet ile kast edilen ise daha ziyade gözlerle haram işlemek, harama özenmek ve hırs/kibirlerdir. İçsel ve görünmeyen bu kötü haller gizli şirktendir ve afsızlığa mahkum bir diğer haldir.

  • “Mütevazi olmadıkça zahid (zühd ve takva ehli) olamazsınız. (Feyzu’l-Kadir)”

Kibir ve büyüklenme, servetle şımarma, ezme ve hak yeme illetlerini yasaklayan bu hadis ile kast edilen tevazu yani alçak gönüllü olmaktır. Tamamı yaratılmış ve eşit kılınmış insanlar arasında mal ve servetler üstünlük derecesi değildir. Ama iman ve takva, sabır ve erdem, şeref ve asalet gibi hasletlerdir ki kulu seçkin ve güzel yapar. Büyüklenmek ve kibir şeytanın en kuvvetli silahıdır ve kul şeytana tabi oldukça hak yoldan uzaklaşır. Tevazu ise dinin emridir ve affeden, paylaşan, yardım edenler mükafata mazhardır. Münafık ve müşriklerin ortak özelliği olan kibir yaşamı kirleten çekilmez kılan en büyük kötülüklerdendir ve mü’min kalbinde kibir ve hırslar yerine sevgi ve fedakarlık tohumları yeşerir.

Özetle

Bir hadis bir açıklama yazımızla kastımız kulları hadisler ışığında ikaz etmektir. Rahmet Peygamberinin söz ve davranışları Kur’an istikametindedir ve buna aykırı hadis ve sünnetler uydurma ve yalandır. Gerçek ve sahih olan hadislerden insanlığın alacak çok dersleri vardır ki Yüce Allah’tan hepimizden daha çok korkan Hz. Peygamber, hadis ve sünnetleriyle bizlere ışık tutmaya çalışmakta, bizleri Kur’an ve imana davet etmektedir.

Kul, Kur’an’a aykırı olmayan sünnetlere de itibar etmek, Peygamberimizin getirdiklerine ve özellikle ibadet ve din alanına ait olanlarına hürmet etmek zorundadır. Bu şart, hadis ve sünnet diye ortaya saçılan zırvaların tamamına inanmak mecburiyeti değildir. Aksine mü’min için Kur’an’a ahenk taşımayan hadisler nirengi değildir ve reddedilmelidir.

Allah’a ve Peygambere itaate çağrılan insanların davet noktası Allah kelamı Kur’an’dır ve din adına herşey Kur’an’dadır. Çünkü din Allah’ın, din günü Allah’ın, Kur’an Allah’ındır. O, tek Malik ve Yaratan’dır. O’ndan başka ilah yoktur.

Rabbim, Rahmet Peygamberinden (sav) razı olsun.  Bizi O’nun sünnetinden uzak eylemesin. Amin.

 

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 36 = 38