Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Bir Müslüman bunu nasıl yapar
imanilmihali.com
Bir Müslüman bunu nasıl yapar

Bir Müslüman bunu nasıl yapar

Bir Müslüman bunu nasıl yapar

Bazen ekranlarda veya hayatın içinde öyle haller görürüz ki aklımıza yukarıdaki soru gelir. ‘Bir Müslüman bunu nasıl yapar?’

Kalplerdeki imanı, akıllardaki zihniyeti, amellerdeki niyetleri bilemediğimiz için çoğu zaman o kimseyi, nüfusun ortalamasına veya bizzat o kişinin söz ve hareketlerine bakarak bizden sandığımız içindir bu.

Müslümanlar da hata yapar, günah işler ancak bir Müslüman bunu nasıl yapar dedirtecek kadar vahim konuları emin olun zihin yerindeyse veya öfke gözleri kör etmemişse kimse yapmaz. Zaten bu nüans haller bellidir ve gerçek kısa sürede anlaşılır.

Vahim olan o Müslümana yakışmayan haram veya günah hali, Allah’tan korkmadan veya dine saygı duymadan işleyenlerin halidir. Bizde hayret uyandıran bu durum o denli sarsıcıdır ki bizler bunu adı Müslüman manası Allah’a teslim olmuş olan birine yakıştıramayız.

Bu acı gerçek ise bize gösterir ki bugün toplumda bu hayrete yakışır kimseler aslında bizden değildir!

Bizler gibi görünseler de münafık, mürai, kafir veya müşrik kokulu bu halleri onları ele verir ve çoğu zaman refleksle, yahut düşünmeden sergiledikleri bu haller onların gerçek niyetini ortaya koyar ve maskesini düşürür.

Söz gelimi bir Müslüman dini akaidi ne kadar zayıf olsa da asla Kur’an’ı arkasına dönüp masanın üzerine fırlatmaz, milyonlarca kimseye yalan söylemez, iftira atmanın vebalinden dahi çekinmezlik etmez, hak yemekten utanır, çocuklara tecavüz etmez, bebek kızları kendisine karı almaz, emanete ihanet etmez, tabiatı katletmez, adaletsizliklerden hesap korkusuyla titrer.

Bu davranışlar onların evvela imanlarına daha doğrusu zayıf veya sıfır imanlarına delildir zaten mü’min olamayışları bu yüzdendir (sadece Müslüman kalmayı tercih etmişlerdir) ve sonra bu halleri dinde olmadıklarına ispattır.

Sayısız cinayete imza atan, arabayla çarpıp kaçan, bebek kızlara tecavüz eden, ormanları yakan, ağaçları gereksiz yere eksen, yaşlı anne babasını maaşı için öldüren, savaşlar-açlıklar-fakirlikler yaratan, kaosa sebep olan, iman edenlerle alay eden, ehliyetsiz ve liyakatsizleri baç tacı eden, israfa yelken açan, haksız kazanç elde eden, çalan, iftira ve yalanla servetler biriktirip büyüklenen böyleleri için maskeyle dolaşmak zorunluluktur. Çünkü kandırmak istedikleri kesin öyle cahil ve uykuludur ki maskelerin farkına dahi varmaz.

Ama onlar da doğrudan inkârı dillendirecek kadar enayi değildir.

Bu maske ile dolaştıkları içindir ki mü’minlerin sırtından hançerlerler, dindenmiş gibi görünüp dine en büyük zararı verirler.

Toplum çoğu zaman bu başlığımıza esas refleksi gösterse de onlarca sergilenen bu durumu iyi zan ile kıymetlendirip gaflet olarak nitelendirir ve onların aslında din düşmanı olduklarına ilk defada asla kanaat getirmez. Yani hoşgörü ve zan ile yanılır.

Sonra aynı kimseler bir kez daha hayret uyandırıcı bir hal sergiler ve toplum yine hoşgörü ile gaflet diye niyeler. Sonra onlar yine dine ihanet eder ve toplum yine gaflet diye değerlendirir.

Bunun adı ise kanma ve aldanmadır.

Bu gaflet uykusu ise kandırmak kadar vahim ve vebal getiren bir durumdur.

Peygamberimizin buyurduğu gibi (mealen) iki kere aldanan bizden değildir. Çünkü Müslüman, şayet adının anlamı gibi Allah’a teslim olmuş bir kul ise Allah’ın emirlerini yerine getirecek, kendisine bahşedilen kabiliyet ve üstünlüklerin hakkını vererek sorgulayacaktır, Kur’an’a müracat edecektir.

İlk defada gaflet zannı kabul edilebilirse de sonraki gafletler artık şüphe uyandırmalı hele ki üçüncü ve sonraki defalar artık sorgulamayı mecbur bırakmalıdır.

Etrafımızdaki, ekranlardaki kimselerin şaibeli halleri defalarca tekrar ettiği için şu rahatlıkla söylenebilir ki bu gaflet halleri öyle ikiyle, üçle sınırlı değil, yüzlerce yalanla bezelidir. Acı olan ise bu yüzlerce gaflete rağmen birilerinin hala hoşgörü (sözde) zannıyla onlara münafık yapıştırması yapmaktan çekinmesi ve en acısı ise hala o kimseleri takip etmeye (Müslüman zannıyla) devam etmeleridir.

Bu aldatmak ve aldanmak kurgusu ise tamamen şeytani bir melekedir ve aldatan o denli mahir, aldanan o denli dinden habersizdir ki bu süreç asırlarca devam eder gider.

İslam toplumlarının bir türlü uyanamayışı da bu yüzdendir.

Oysa Müslüman kendisine yakışmayanı, dinen yasak olanı, günah ve haram olanı yapmaz, demez, sergilemez. Gaflet ve cehaletle yapar ise de derhal tevbe eder, dua ile affını ister.

Oysa münafıklar tevbeden uzaktır, hata yaptığını kabul etmeyecek kadar kibirli, kendisinden tevbe bekleyenleri veya kendisini sorgulayanları alçaklıkla itham edecek kadar büyüklenmiş vaziyettedir.

Toplum bundan bile uyanmaz ve uyumaya devam eder.

Çünkü şeytanların kulaklara üfürmeleri aynı zamanda uyuşturucu etkiye sahiptir ve narkoz gibi akılları sarıverir. Aynı sese, aynı ortama, aynı yoruma mahkûm edilenler gerçeği yakalayamayacakları ve Kur’an’a müracatı düşünmedikleri için de gerçek onlara hep yabancı kalır.

Gerçek ise gayet açıktır; bir Müslüman infial yaratacak derecede büyük hataları bilerek ve isteyerek yapmaz, yalan söylemez, söylerse de utanır, dinin kutsallarına asla ihanet etmez, hak ve adaletten sapmaz, saptığı anda hemen pişman olur ve nasuh tevbe ile Rab’bine yönelir.

Bu da demektir ki ‘Bir Müslüman bunu nasıl yapar’ dediklerimizin çoğu aslında Müslüman değildir.

İnsandır, adamdır, patrondur, babadır, ninedir, zengindir, padişahtır … ama Müslüman değildir.

Şunu ise bir dip not olarak sakın atlamayalım; imanı veren ve bilen sadece Allah’tır. Bu nedenle haddi aşmak hatadır ve aşırı-kötü zan yanlıştır. Ama bu utanmadan münafıklık edenleri hayatımızdan çıkarmamıza engel değildir. En azından onlar kendilerinin dinde olduğunu bizlere ispat edene kadar!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir