Anasayfa / ALLAH (cc) / Biz Kuran’da eksik bırakmadık – Enam 38
imanilmihali.com
Biz Kuran’da eksik bırakmadık

Biz Kuran’da eksik bırakmadık – Enam 38

Biz Kuran’da eksik bırakmadık – Enam 38

Yüce Allah, en güzel isim ve sıfatların sahibi, ilim, kudret ve mülküm tek hükümdarı, noksanı olmayandır, Tek’tir, Bir’dir, Muktedir olandır.

Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.” (İsra 17/43)

“O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.” (Haşr 59/23)

O, biz insanlar için seçtiği İslam’ı tamamlayan, kıyamete dek baki kılan, Allah katında da muteber yapan, muazzez Peygamberi risaletinde bize kıymetli elçileriyle gönderendir.

“ .. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Maide 5/3)

Yani Yüce Allah noksansız, din tamdır.

Yüce Allah’ın dini İslam ise Kur’an ile vahyedilendir ki Kur’an’da noksansızdır. Aksi olsaydı din tamamlanmamış olur, ilahi olamaz, doğru cevaplar bulunamazdı. Kur’an’ın noksansızlığı ise başlığımıza esas ayet ile bildirilmiştir ki kıyamete dek baki kalacak dinin yazılı kaynağına eksiklik zaten yakıştırılamaz.

Ancak anılan bu ayet, Kur’an ve sünnet tartışmasının en hararetli ayetlerindendir ve sünneti dinleştirmek isteyenlerin karşı çıkışları bu gerçeği değiştirmemektedir.

“Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.” (En’am 6/38)

Keza, Hud suresinin ilk iki ayeti de nassların (muhkem ayetlerin, farzların) tamamlandığını ve açıklandığını duyurur. Keza vacipler, müteşabih ayetlerden çıkan farz olmayan hükümlerdir ama onlar da sonuçta Kur’an ile bildirilmiştir. Burada dışarıda kalan tek husus sünnettir ve tartışma da buradan kaynaklanmaktadır.

“Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (Hud 11/1,2)

Tartışma elbette Allah’ın ayetindeki manadan değil, insanların o ayetlere getirdiği yorumlar üzerindendir ve bir taraf Kur’an’ı asli ve tek kaynak, farzları din için yeterlilik şartı olarak görürken, diğer taraf, Kur’an’da yazılı olmayan bahislerin de dinden olduğunu gerekçe göstererek sünneti öne sürmekte ve dini bu sayede tamam saymaktadır. hatta bu sünnet icma ve içtihatlara kadar uzanmakta, nihayet rivayetlerin dinleştirilmesi ile sonlanmaktadır.

Konunun en kısa izahı ve en net cevabı ise şudur; “Din Allah’ındır, kutsaldır, Kur’an’da yazılı değilse o şey asla farz olamaz, vacip dahi olamaz. O halde din sadece Kur’an içindedir ve Kur’an’a uygun yaşayan birisinin diğer icabetlerden hesaba çekilmesi ve cezalandırılması zerrece haksızlık yapmayacak Yüce Allah için söz konusu değildir.”

Sünnet penceresi ile açılan yolda anılan söz ve davranışların, akıl yürütme ve yorumların tamamı beşeridir ve dinde beşeriyete asla yer yoktur. Çünkü hüküm(ranlık) sadece Allah’ındır. Kaldı ki din adına sarf edilen her söz ve üretilen her mana Kur’an’a uygun olmak mecburiyetindedir ve yine Hz. Peygamber örnek Kur’an ahlakıyla, Kur’an ile yaşamış ve vefat etmiş birisidir. O halde sünnet penceresinden içeri girebilecekler de sadece Kur’an’ın izahı, yorumu ve örneği olabilir.

Hz. Peygamber de dini Kur’an’dan öğrenmiştir ve O’na düşen sadece tebliğ, davet ve yaşayarak göstermektir. Hesap ise Allah’a aittir. 

İman ve ibadet alanlarının şekli formatlarını ileri sürenler, dini haklı olarak bunlarla izaha çalışmakta, peygamberin öğretilerini öne çıkarmaktadır. Lakin yine unutulmasın ki o elçi melekleri gönderip ibadet şekilleri öğreten de Yüce Allah’tır ve O, ibadete ait fıkhi meselelerin Kur’an’da yer almasını dilememiştir. Çünkü ibadet dinin sadece bir kısmıdır, din ise hayatın kendisidir.

Peygamberlerin tamamının ilk üç emrinin; iman, zekat ve salat (namaz ve Kur’an) olduğu da hatırlanırsa konu daha net anlaşılacaktır.

Konunun tam burasında çok mühim bir meseleyi vurgulamak lazım gelir ki Hz. Peygamber asla bir din postacısı değildir. Yani vahye aracılık etmekle yetindiğini iddia etmek O’na büyük saygısızlıktır. Çünkü O, Kur’an’dan en çok mana çıkarabilen olarak, anladığını da yani yorumunu da aktarmak ve öğretmek zorundadır ve öyle yapmıştır. Hz. Ali (ra)’ye öğrettikleri tefsir mahiyetindedir lakin ne yazık ki o musaf nüshası sonradan imha edilmiştir.

Hz. Peygamberin, söz ve davranışlarının Kur’an’a uygun olma mecburiyeti de yine nebilerin örnek olma görevinden kaynaklanmaktadır ve O’nun Kur’an dışı bir iş veya sözü sarf etmesi mümkün değildir. Bu nedenle Hz. Peygamberin, sahih olduğu kati, Kur’an’a uygun her davranışı bizim için emirdir. Çünkü O’na itaat Allah’a itaat demektir.

Ama insan; zalim, cahil ve nankördür. Sünnet savunucularının çuvalladığı nokta da budur.

Sünnet’e sonradan ilave olan hadis meselesi konunun en çok tarumar edildiği noktadır ve Peygamberin yazılmasına müsaade etmediği sözleri kendisinden yaklaşık yüz elli yıl sonra kitaplaşmış ve sayıları otuzu bulmayan hadisler bugün altı milyonlara ulaşmıştır. Bu şu demektir ki hadislerin muteberliklerinin senede göre yapılması yanlıştır, Kur’an’a uygunluk şartı maalesef aranmamıştır. Bu nedenle de ortalıkta milyonlarca sahte hadis, rivayet ve hurafe din adına dolaşmaktadır.

Sünnet ise aslen davranış, kıyafet anlamında öne çıkarılmakta ve maalesef şekli İslam’a temel yapılmaktadır. Bunda Kur’an’a uygunluk şartı varsa da en mühim nokta şudur ki hava durumu, coğrafya, yaşanan zaman ve alışkanlıklar, örfler de o kıyafete etki eden faktörlerdir. Unutulmasın ki Peygamberimizin giydiği kıyafetin aynısını kafir amcaları da giyiyordu. Yani o kıyafet asla dinin emri değil, örfün alışkanlığıydı. kaldı ki o coğrafya mesela Sibirya olsaydı Peygamberimiz kalın deri kabanlar giyecekti.

Arapçılık ve arap alfabesi maalesef bu sünnet arasına sokulan en zehirli yolandır ve Kur’an’ın manasına düşman bu hal, Allah emrinin anlaşılmasına manidir, kasıtlı bir ihanettir. Keza israiliyatta tefsire bu sayede girebilmiş, hadisler adeta silah gibi kullanılarak din beşerileştirilmeye çalışılmıştır.

Yüce Allah bunun böyle olacağını bildiği içindir ki Kur’an’ı yazılı vaziyette, tartışma üstü olarak yaratmış ve himayesine almıştır. Çünkü ilahi olan tek şey Kur’an’dır. Hz. Peygamberin Kur’an’a uygun söz ve davranışları dahi neticede beşeridir ve dinde beşeri temas ve müdahalelere asla yer yoktur.

“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf 18/27)

Yorum din değil diyanettir, şeriattır. Bunların dinin nüvesinden sayılmaması terklerini elbet gerektirmez ama din adına konuşuyorsak din sadece Allah’ındır. Diyanet ise içerindeki içtihat ve tecditlerle, icmalarla birlikte her daim vardır, güncellenir, zaman göre değişir ama Allah’ın dini İslam ve fıtrat ve tevhid asla değişmez.

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır..” (Zümer 39/3)

Beşeriliği ilahi olanın, sünneti farzların üzerine çıkarmaya çalışmak ise kabul edilir bir şey değildir ve hesap önce ve sadece farzlar iledir.

Konuya bir de tersten bakarsak, vehamet çok daha anlaşılır olacaktır; Kur’an’ı yetersiz veya takviyeye muhtaç görmek küfürdür. Ayetin işaretini inkar etmek küfürdür. Sünneti dini tamamlayan farz etmek, dini noksan kabul etmektir. Sünnetin ayeti nesh edebileceği iddiası ise katıksız şirktir.

Özetle, Kur’an, din tamamdır, tamamı Kur’an’dadır. Hz. peygamber örnek Kur’an mü’mini olarak din adına tek tartışma üstü kişidir ve Kur’an din adına tek tartışma üstü kaynaktır.

Sünneti inatla ortaya sürenlerin gayesi, geriden gelecek uydurmaları dinleştirmek ve dini hurafelere, emevi zihniyetine teslim etmektir. Sahabeleri günahsız saymaya çalışan da, arapçayı ilahileştiren de aynı zihniyettir.

Oysa Kur’an, yeterdir, Allah dinini tamamlamıştır, Kur’an noksansızdır.

Sünnet nimeti, bizler için Kur’an’ın nasıl yaşanacağını gösteren, hayata yansıtma şekil ve yordamını gösteren söz ve davranışlardan ibarettir, beşeridir, yorumsaldır, dine ve diyanete aittir ama dinin cevherinden değildir. Hele dinin tamamı asla değildir.

Kur’an’ı yetersiz sanmak, on dört asır öncesinin kıyafetlerini modern zamanlara dayatmak, İslam’ın evrenselliğine ve zaman ötesi oluşuna da zarar verir, inkardır.

Hele ve hele … Kur’an yeter diyenleri kafirlikle itham etmek, şeytanlaşıldığının ve din dışına çıkıldığının göstergesidir.

Kur’an’ın tartışılmaz kaynak olduğunu savunanlar sünneti asla reddetmemekte ama Kur’an’a uygunluk şartı aramaktadır. Sünnet’çiler ise bu şartı ortadan kaldırarak dini tatlı bir tevhid masalına, hurafelerle dolu beşeriyete teslim etmeye çalışarak şirke batmaktadır.

Tüm bunlar ise Kur’an, anlaşılmadan okunduğu ve Kur’an hayatın dışına itildiğinden şirk dini tanınamadığı içindir.

“Biz Kuran’da eksik bırakmadık” buyuran Enam 38 ayetini inkar etmek, Maide suresinin 3 ncü ayetini, Kur’an’ı ve dini inkardır, Allah’ı noksanlıkla itham etmektir. Haşa bu da kimsenin haddi değildir.

Çünkü Kur’an tam olmakla kalmaz aynı zamanda her şeyi de ayrı ayrı açıklar. 

Bu yazıyı okudunuz mu?

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri Muazzez Nebi, vahye muhatap olduktan sonra ve yakından başlayarak ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir